YAZ DEDİ İÇİMDEKİ SES

Neden oldu, nasıl oldu bilmem birden bire aklıma blogum düştü daha doğrusu bir boşluk düştü ve eskiden yazarken ne kadar mutlu olduğumu hatırladım. önce tumblr hesabımı açmayı bıraktım çünkü çok vakit harcıyordum ve zaman kıymetliydi. çok sevdiğim tumblr dan uzaklaşınca twitter a sıra geldi ve onu da aramaz oldum. ama ne ara böyle yoğun olup da blogumu boşladım bilmiyorum. zaman istiyor yazmak .öyle keyifliydi ki her şeyi yazıp dökmek ,paylaşmak ,heyecanını, üzüntüyü atmak . şimdi yine o günleri arar olduysam özlemekten sanırım.

uzun lafın kısası ben özledim .

ya siz ?

Reklamlar

FOTOĞRAF (ONE SHOT )

O eski püskü masanın üzerinde parıldayan çerçeve dikkatimi çekti tekrar. Benim fotoğraflarımdan biriydi ama tek göz önünde olanı çünkü diğerleri her zaman  olduğu gibi kötü çıkmıştı. Kendimi bildim bileli bu böyle olmuştur.  Ben fotojenik biri değildim. Bunun da farkındaydım fakat her nasılsa bu fotoğraf diğerlerinden farklıydı oldukça güzel çıkmıştım belki bu yüzden hemen dikkat çekiyordu ve ben onu herkesin görebileceği bu eski püskü masanın üzerine yani salonun en dikkat çeken köşesine görünür bir şekilde yerleştirmiştim.  Maksadım neydi bilmiyorum insanların görüp güzelliğimi fark etmesi mi yoksa övgüyle ne güzel çıkmış demesi mi belki sadece bir sohbet başlangıcı olsun diyedir. Hani söyleyecek hiç bir şey bulamadığınız ağır sessizlikler olur ya,  çıt çıkmaz işte o zamanlar için bir kurtarıcı, bilemiyorum,  hala emin değilim ama o masanın tam karşısında oturulan koyu kahverengi sofaya her geçişimde insanların söylediklerini anımsarım. Bu gün neden dikkatini çekmişti bu fotoğraf?  Çerçevenin dışarıdan sızan güneş ışığından parlaması değildi,  hayır, gümüş ve de çok çekici bu çerçevenin dışında bir şeyler çekmişti beni. elime alıp resmi ilk defa görüyormuş  gibi inceledim sahi daha önce hiç dikkat etmemişim ama ben bu resme olduğu gibi bakmamışım hiç. İlk defa görmüş gibiydim. Sonra o ışıl ışıl gözleri, hallinden memnun halimi, parıldayan gülümsememi   fark ettim. Yüzümde gençlikten başka bir şey yoktu. Her yanımda canlılık akıyordu. Bu resim belki gençlik yıllarında çekilmişti ama bunun ötesinde bu resimdeki insan gerçekten de genç hissediyordu . Benim hiç olmadığım kadar genç ya da hissettiğimi unuttum kadar genç sahi hiç öyle hissetmiş miydim? Yıllardır sanki hep böyle yaşlı doğmuşum gibi geliyor bana. Geçmiş anılar, hatıralar hepsi izlediğim bir film gibi, yaşananlar hep başkasının hayatı gibi, o karakterler gibi bana yabancı, o hayatın baş kahramanı ben değilim. O yaşamın sahibi ben değilim gibi, hep yabancı birinin anıları gibi hayal meyal ve mesafeliydi.

Neyse resimden bahsediyordum o güzel resimde sonra büyük bir kızgınlık fark ettim . Bana bakarken sanki kaşları çatıldı . Sen diyordu benim kadar güzel değilsin. Benim kadar genç değilsin. Ben böyle canlıyken beni buraya nasıl hapsedebildin . Bu çerçevenin içinde olması gereken ben değilim. Böyle güzel böyle canlıyken burada hapsedilmişim. Sonra resme bakmayı bir anlığına bırakır gibi oldum ve asıl kızması gereken bendim. Bana en güzel en canlı hallerimi hatırlatıyordu bu resim. Asla ama asla böyle olamayacaktım . Hiç bir zaman eskisi gibi olamayacağımı yüzüme vuruyordu bu resim . Bir zamanlar elimden kayıp gidenleri hatırlatıyordu. Kaybettiklerimi hatırlatıyordu. İçimi pişmanlıkla dolduruyordu. Asıl ben kızmalıydım, haklıydım fakat fark ettim ki yine kızmam gereken kişi de bendim . Onu buraya koyan kişi bendim,  hem de böbürlenmek için . O resimdeki insan olmadığımı bile bile nasıl onunla övünür olmuştum ki. O  yabancı biriydi artık bense bambaşka biri üstelik onu görmek bana derin bir acı veriyordu. Resme tekrar baktım,  o kızgınlığı geçmemişti yine çatık kaşlarla beni süzüyordu. Ben canlıyım , güzelim,  senden daha gencim,  ben buraya ait değilim diye haykırıyordu. Sen hak etmiyorsun,  bu övgüler bana,  bunları ben hak ediyorum,  sesi daha gür daha güçlü daha emin çıkıyordu . Bir an kızgınlıktan kendimi kaybettim ve çerçeveyi duvara fırlattım her taraf cam kırıklarıyla dolmuştu. İçeri giren birinin ayak  sesleri ile irkildim.  Hemen camları toplamaya başladım. . Tok bir ses ‘’ ne oldu burada’’ dedi. Kanayan ellerime bakarken cevapladım’’ Hiç’’ .   Resim kandan mahvolmuştu artık sadece gözler seçilebiliyordu ama o bile öfkesini anlamama yetiyordu. Son bir kez hayal ettim o resmi,  mutlu gülümseyen güzel bir kız.  Gerçekten o kadar mutlu olmuş muydum ? Cevabını hiç öğrenemeyeceğim o soruyla camları toplamaya devam ettim .

SONBAHAR ESİNTİSİ 15.BÖLÜM ”FİNAL”

” BİR PARÇA MUTLULUK”

Seni öyle sevdim ölürcesine 
Tanrının yazdığı şiircesine 

Cat STEVENS – Lady d’Arbanville

Bir yıl sonra  bir sonbahar günü….

Tae Jun uçaktan inince şimdi anlıyorum toprağı öpmek isteyenleri dedi. Daha önce yıllarca bu ülkeden uzak kalmıştı ama hiç biri bu kadar koymamıştı işte. Hiçbir zaman bu kadar özlememişti. Burnunda tüten içini sızlatan bu ülke miydi yoksa sevdiği kadın mıydı bilemiyordu. Tek emin  olduğu şey şimdi çok mutlu olduğuydu. Her şeyi düzene oturmuştu. Şirkette de çalışmayacaktı artık bu işler ona göre değildi. Hoşlanmıyordu. Şimdi kendisine yapacak bir iş bulana kadar işsiz fakat özgür bir adamdı.

Hae Min telaşla telefonda Hye Jin ‘e pasaportunu unuttuğu masayı  tarif ediyordu masanın  üstünde çabuk ol. Uçak kalkmadan yetiş lütfen.  Nasılda dalgındı. Her şeyi tekrar tekrar kontrol etmişti ama pasaportunu unutmuştu. Şirketi için yurt dışında ki bir firma ile görüşmeye gidiyordu. Hae Min arkadaşının pasaportu yetiştirdiğini öğrenince hızla koştu geliyorum bekle diyerek çıkışa doğru koşarken biriyle çarpıştı. Hye Jin de aynı anda koşturuyordu . Uçağın kakmasına çok az kalmıştı. Hae Min elinden düşenleri toplamak için eğildiğinde Tae  Jun ile yüz yüze geldi. İkisi birden gülümsemeye başladı.  Hye Jin gördüğü bu manzara karşısında afalladı . Pasaportu çantasına koyup artık gerek kalmadı dedi. Uçak havalandı ama Hae Min içersinde değildi. Eve giderken ılık bir sonbahar esintisi sardı etrafını sonra bir mutluluk kokusu …

Hae Min yurt dışına gitmediği ve iş yerine bir açıklama da yapamadığı için kovulmuştu. Madem işsizsim diye geç saatlere kadar uyumayı planlarken Tae Jun kapısına dayanmıştı. Hae Min kapıyı açıp yatağına yattı,  Tae Jun da içeri girip Hae Min in yatağına girdi. Hae Min şaşkınca hey ne oluyor diyecek oldu. Tae Jun onu susturdu. ‘’Baksana bu kadar uyunur mu hiç .’’

Hae Min’’ senin yüzünden işsiz kaldım uyumayıp da ne yapacağım ‘’dedi.

Tae Jun ‘’gel beraber çalışalım .’’

Hae Min ‘’ yönetici asistanlığı  mı kalsın senin kölen olmaya hiç niyetim yok. ‘’

Tae Jun ‘’hayır ‘’dedi ve ona sarıldı ‘’kölem olacaksın ama bu iş yerinde olmayacak inan bana tatlım buna gönüllü olacaksın.’’

Hae Min ‘’çıldırmışsın sen diye bağırdı.’’

Tae Jun ‘’evet ama bu senin suçun’’

Sonra Tae Jun ‘’şşı uykum var’’  dedi, Hae Min elini dudaklarına koyup sessiz işareti yapan Tae’ ye hayran hayran baktı , o parmak gibi dudaklarına dokunmak istedi .

Tae Jun   gözler kapalı  ‘’ağzının kenarındaki suyu sil şimdilik sadece uyuyacağız ‘’dedi  ve  kıza daha sıkı sarıldı .

Hae Min ‘’ gulyabani olmalı ‘’dedi .Aklımı bile okuyor gözleri kapalı hem de.

Tae Jun  kızı kendine çekti.  göğsü sıcacıktı. Hae Min onun Göğsüne kafasını koymuş kolları arasında sıcak.

Tae Jun’’ istifa ettim artık meteliksizin biriyim’’ dedi.’’ Yine de beni istiyor musun’’

Hae Min’’ evet ‘’dedi.

Tae Jun’’  Param yok . Neden ben . Artık züğürdün biriyim .Beni neden isteyesin ki.’’

Hae Min ‘’ çünkü çeyrek asırda ilk defa böyle mutlu oldum. Bir çeyrek asır daha yaşar mıyım bilmiyorum. Bu duyguyu bulur muyum bilmiyorum.’’

Sora hamile kalınca Kadimle geri dönmeye karar vermişlerdi.  Sora , hae min ‘e gitme nedenlerini anlatıyordu ‘’Kadim çocuğumuzu kendi ülkemizde yetiştirmek istiyor.’’

Kadim ‘’  Sano  küçük Kadim ‘i kendi gibi romantik yetiştirir müstakbel damadımın yanında olup onu yetiştirmeliyim değil mi .’’ dedi o güven veren gülüşü ile.

Hae Min kafeyi bana devretsenize dedi. Bu fikir çok hoşuna gitmişti . Kadim ve Sora da bundan hoşlandı sonra hummalı bir hazırlıkla Hae Min kafeyi devraldı. Tae Jun ile birlikte işleteceklerdi.

Tae Jun ” tabelayı değiştirmiyor muyuz ”dedi.

Hae Min ”hayır kalsın Kadim ‘in Yeri çok güzel bir isim ama belki altına Güzin abla diye ekleme yaparız ”dedi. Tae jun bir şey anlamadı Hae Min ise kendi kendine gülüyordu. Garsonlar için değişen hiçbir şey yoktu. Hae Min ile Tae Jun da Sora ve Kadim gibi durmadan didişiyordu.

*************************************

Frank Sinatra – Fly me to the moon

Young Jae sonunda bulmacasını çözmüştü. Neden Hae Min i öpmediği halde o kadar heyecanlandığını çözmüştü. Suçluluk hissinden böyle olmuştu. Bu heyecanın sebebi onun kendisine yasak olmasıydı. Şimdi içi rahatlamıştı. Evet onu seviyorum yanımda olsun istiyorum dostlarını kıskanıyorum ama bu aşk değil ben Hye Jin e aşığım Hae Min ise paylaşmak istemediğim kardeşim gibi. O  çok kıymetli bir dost. Young Jae ‘nin ona sevgisi de bundan ibaretti.

Tae Jun’ a  bir gün şunları söyledi ‘’ bir keresinde nerdeyse onu öpüyordum biliyor musun . hatta ona Aşık olduğumu sandım ama sonra bunun sebebini anladım” dedi.

Tae Jun eğer ona aşık olsaydın seni geberttirdim diyerek güldü.

Young Jae eğer öyle olsaydı onu sana bırakır mıydım diye karşılık verdi Young Jae. ikili şakayla karışık  bir birlerine vurmaya başladığında kafedekiler onlara tuhaf tuhaf bakıyordu.

*****************************************

Young Jae , Hye Jin’ i bir türlü evlenmeye ikna edemiyordu.   Sürpriz nikah hazırlamış kızı nikah salonuna bir bahane ile götürmüştü. Olanları anlayan  Hye Jin şaşkındı .

Young Jae’’ kimlik bilgilerine ulaşamam  mı sandın benim şirketim de çalışıyorsun.’’

Tae Jun ve Hae Min vardı bir tek nikahta .’’ Şahitler yeter  ‘’dedi  Young Jae ‘’sana muhteşem bir düğün yapacağım ama kaçmaman için önce nikah kıyacağız . ‘’‘’Nikahtan sonra balayına gidiyoruz.’’

Hye Jin ‘’hani düğün?  düğün olmadan balayı olmaz ‘’

Young Jae  ‘’tamam dönünce yaparız ‘’.

Tae Jun,  Hae Min ‘e  ‘’ acaba balayına nereye gittiklerini öğrendiğinde nasıl tepki verecek. ‘’

Hae Min  ‘’tabi ki şoka girecek .’’

Tae Jun ‘’ ona üzülmüyor musun’’

Hae Min’’ hayır hem de hiç.’’ Derken sırıtıyordu.

Young  Jae,   Jon Won  iş teklif etti . Tae Jun’ un yerine işlerin başına geçmesini istedi . Dayak yese de işlerde iyiydi Jon Won.   Young Jae bu fırsatı kaçırmak istemiyordu . Tae Jun ‘un yerine geçebilecek güvenilir birine ihtiyacı vardı. Jon Won da zaten uzaklaşmak istiyordu . Tam da zamanında böyle bir iş fırsatı kaçmazdı yalnız Young  Jae ‘nin ona böyle bir iş teklif etmesinin altında bir bit yeniği olduğunu düşünmeden de edemiyordu.

*****************************************

Su Ri , ‘’ duydun mu anne  bizimkiler aşık olmuşlar. Geçen şirkete gittiğimde herkes bu konuyu konuşuyordu. Dedikodular almış başını gitmiş. Galiba yakında düğün var’’ dedi kıkırdayarak.

Yaşlı kadın ‘’ne diyorsun sen. Olur mu öyle şey. Bizim onayımız olmadan kesinlikle olmaz. Hem kimlerdenmiş,  bilmemiz lazım bize denkler mi.’’

Su Ri ‘’ aman , kaldı mı öyle şeyler . artık aşk yetiyor gerisi yalan’’ dedi.

Kadın ise  genç kızının aklı başında hallerinden sıkılmıştı. ‘’Öyle şey olmaz Su Ri aşk yeterli değildir. Kim demiş bunu. Eğer uygun değilse ben izin vermem ‘’dedi.

Yaşlı adam sabahtan beri dinlediği muhabbete artık dayanamadı.’’ Sus bakalım gelin’’ diye köpürdü. ‘’Aşk zaten çok zor bir iş. Gençler yeteri kadar zorlukla uğraşıyorlardır. Eğer mutluluğu bulmuşlarsa onları rahat bırak. Aşka karışmak kimsenin haddine değildir bilesin. ‘’

Dede’’  gençlerin zaten bir sürü sorunu ,onlar daha kendileri bu işin içinden çıkmamışken siz ne karışıyorsunuz . onları yalnız bırakın hayatlarına karışmaktan da vazgeçin. Kimsenin böyle bir hakkı yok. ‘’ diye devam etti.

Kadın bozulmuştu ama söyleyecek sözü de yoktu’’ hep sen böyle yapıyorsun baba bak bu kızı da tek başına yaban ellere gönderiyorsun. Onları hep şımartıyorsun’’ dedi.

Su Ri dedesine sarılıp benim canım dedem sen olmasan ben ne olurdum dedi. Kadın bana inat yapıyorlar diye suratını buruşturup gitti.

Jashn-E-Bahaara – Jodha Akbar 

Su Ri  heyecanla bavulunu toplarken yeni hayatının düşlerini de aynı bavula diziyordu. Çok mutluydu eğer dedesi onun yanında olmasaydı hayatta gitmek için izin alamazdı ama yaşlı adam öyle anlayışlıydı ki torununa kıyamamıştı işte.  Genç kız hava alanında sevdiklerinden vedalaştıktan sonra içine anlamsız bir hüzün düştü . fakat koltuğuna oturunca uçakta her şey yine toz pembe oldu.  Yanında ki adamda pek suratsız duruyordu.

Jon Won, Young Jae  ile yaptığı iş anlaşmasından sonra uçakta oturmuş yapacaklarının düşünüyordu sonra iş meselelerini bırakıp orada bulacağı güzel kızları hayal etmeye başladı yüzünde muzip bir sırıtış vardı. Yanına oturan genç kız eşyalarını yerleştirirken baya patırdı çıkarmış hayallerini ve keyfini kaçırmıştı.  Üstelik hiç susmadan konuşmaya başlamıştı.

Elini uzatıp ‘’merhaba benim adım Su Ri ilk kez  yurt dışına gidiyorum ,çok heyecanlıyım ,sen nereye gidiyorsun?’’

Jon Won nereye mi gidiyorum bu uçak nereye gidiyorsa oraya, ne saçma soru bu diye iç geçirdi.

ama Su Ri aralıksız devam ediyordu ‘’  ha ben on dokuz  yaşındayım sen kaç yaşındasın’’  gayri resmi konuşuyordu. ‘’ yaşlı durmuyorsun, zaten ben resmi konuşmaları hiç sevemem. Okumaya gidiyorum biliyor musun üniversiteyi orada okuyacağım, burada kazanamadım ama olsun orası çok güzel olmalı . ah neler yapacağım neler özgürüm artık . biliyor musun sen rain e çok benziyorsun.’’

Jon Won dır dır konuşmasından boğulacakmış gibi hissediyordu . artık yeter diye bağırmak geçti içinden ‘’ bakın agaşhi ben rain e benzemiyorum o şebeleğe beni nasıl benzetirsiniz’’ dedi.

Su Ri bozulmuştu ‘’ne şabeleği be . hem o senden daha yakışıklı sende ‘’ dedi. Anlaşılan küsmüştü.

oh iyi dedi Jon Won rahatlamıştı .  Yolculuk boyunca Su Ri devamlı yemek yiyordu Jon Won buna hem hayret etti hem de tuhaf buldu. ‘’Baksana çok yemiyor musun ‘’dedi.

Su Ri ‘’boş versene can boğazdan gelir ‘’dedi.

Durmadan Jon Won a da bir şeyler ikram ediyordu. Jon Won da her defasında yüzünde bir küçümseme reddediyordu fakat Su Ri çantasından bir şeyler çıkarmaya devam ediyordu .’’’ Yurt dışına mı çıkıyorsun yoksa savaşa mı gidiyorsun ne bu stok .’’’

‘’’ ya orada bulamayacağım şeyleri aldım sadece . ‘’’

Jon Won oteline geldiğinde çok yorgun hissediyordu. Bu uçak yolculuğu fazlasıyla uzundu üstelik o kız bu yolculuğu iki kat uzun hale getirmişti. Yatağına yatıp güzelce uyumak için hazırlanıyordu ki telefonu çaldı.

Young Jae ‘’ nasılsın ?  yolculuk nasıldı ?’’

Jon Won ‘’ çok yorgunum yolda hiç uyuyamadım eğer söyleyecek önemli bir şeyin yoksa hemen yatacağım dedi.

Young Jae ‘’ neden uyuyamadın ki onca saat ?

Jon Won ‘’ çünkü yanımda hiç susmayan biri vardı üstelik ona cevap vermediğim halde benim yerime de cevap verip yol boyunca kafamı şişirdi. ‘’ bunları anlatırken Su Ri nin en sevdiği film ile ilgili anlattıkları geldi aklına ah kafamdan çıkmıyor sesi diye inledi. Kafasını duvarlara vurmak istiyordu.

Young  Jae ‘’ neyse seni fazla tutmayayım . kuzenim yani Tae Jun ‘un kardeşi yurt dışında okumaya gitti. Seninle aynı otelde kalıyor lütfen ona göz kulak ol .sana güveniyorum dedi ve telefonu kapattı.

Jon Won dur ne diyorsun diye itiraz edecekken telefonun yüzüne kapanmasıyla kala kaldı. O kadar yorgundu ki tekrar arayıp kızıp bağırmaya bile hali yoktu.

Young Jae telefonu kapatıp sırıtırken . Hye Jin ‘’ neden ona önce söylemedin . bu gün Su Ri ‘yi yolcu ederken aynı uçakta olacaklarını biliyordun dedi.

Young Jae ‘’çünkü canım birini itiraz etmesini istemiyorsa ona fırsat vermemelisin emrivaki yaparsan itiraz edemez. ‘’

Hye Jin ‘’çok kötüsün biliyorsun değil mi ‘’ dedi.

Young Jae aynı sırıtışla  ‘’ ne oldu canım ilk aşkını bu ülkeden uzaklaştırdığım için kızgın mısın bana’’

Hye Jin,  Young Jae’ nin kafasına koca bir yumruk indirdi. Pis şey diyerek uzaklaştı. Young Jae de elini acıyan kafasına koymuş ‘’kimseye iyilik etmeye gelmiyor artık hiçbir şeye karışmayacağım’’ dedi.

****************************************************

Jon Won uyku sersemi kalkıp Young Jae’ nin ona söylediği odaya gitti. Kapıyı çalarken bir bu eksikti şimdi de bebek bakıcısı olduk diye sövüyordu. Kapıyı açan Su Ri ‘yi görünce iki kez lanet etti kaderine.

Su Ri mutlulukla onu içeri sürükledi ‘ ah bir bilsen ne kadar sıkılmıştım . nerden bildin burada kaldığımı .

Jon Won yeni tanıdığı adamı odasına alıyor bu kızın gerçekten bir abiye ihtiyacı var dedi içinden .  Sonra da Su Ri’ ye durumu anlattı.

Kız dinledikten sonra ‘’ kusura bakma ben burada özgür olmak için bir sürü plan yaptım bakıcıya ihtiyacım yok’’ dedi.

Jon Won ‘’bende hiç meraklı değilim ‘’dedi. Tam gitmek üzereydi ki yatağın üzerindeki gece elbisesini ve topuklu ayakkabıları gördü ‘’ bunlar ne ‘’ dedi.

Su Ri ‘’ diskoya gidiyorum,  alemlere akacağım’’ dedi.

Jon Won bu kızı tek başına bırakırsa ailesine ne derdi. Eğer başı belaya girerse Young Jae sana güveniyorum demişti  sonra Tae Jun ‘a can borcu vardı ah bu adam bunu kesin bilerek yaptı diye düşündü.’’ Bende seninle geliyorum’’ dedi.

Su Ri ‘’olur ‘’ dedi umursamadığını belli ederek. Kız elbisesini giymek için banyoya gittiğinde Jon Won yatakta oturmuş esnemekle meşguldü. Su Ri geri geldiğinde Jon Won’ u uyurken buldu.  Uyandırmaya kıyamadı . uyurken ne kadar yakışıklı duruyordu. Su Ri yatağın üzerine oturdu ve Jon Won u izlemeye başladı nefes alışlarını takip ediyordu üzerine bir örtü örttü çok geçmeden onu izlerken Su Ri de esnemeye başladı sonra başı yavaşça  Jon Won ‘un göğsüne düştü . Jon Won kollarıyla kız bir ahtapot gibi sardı . ikili öyle sarmaş dolaş uyudu…

Bir hikayenin daha sonuna geldik okuyan , yorumlayan destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum . sayenizde bende sıkılmadan yazdım bu süreçte çok eğlendim. şimdilik finale Geldik ama beni biliyorsunuz her an bir ekstra ile gelebilirim , gelmeye de bilirim garantisi yok.  ama nedense karakterlerimin hikayeleri benim için hiç bitmiyor. uzun süre yazmam sanırım sadece  one shotlar olur ondan sonra yarım kalan diğer iki hikayemi yazmak istiyorum Eğer burada olursanız mutlu olurum.  Bu hikaye benim için özeldi ilk yazdığım hikayeydi bazı yerlerine ekleme yaptım ama sahneler genelde ilk yazdığım hali ile yayınlandım . sürçü lisan ettimse affola .

SONBAHAR ESİNTİSİ 14.BÖLÜM

” AYRILIKLAR ”

 Mevsimler değişir ,serin bir sonbahar esintisiyle yapraklar ağaçları terk etmeye zorlar. Peki bu sonbahar kimleri dalından edecek ? Sen sonbaharda dalından düşmemek için çırpınan sarı bir yaprak gibisin.”

Umut Dünyası Unutulmaz Müzik

Jon Won kaçmak istediyse de fırsat bulamadan bu adamın yumruk ve tekmeleriyle yıkıldı,  hala çok güçsüzdü. Karşı koyamayacak kadar güçsüz. Evi de en yakın komşudan bile oldukça uzak inşa edilmişti onun sesini buradan kimse duyamazdı. Gong Chan ‘’’boşuna uğraşma kimse yardıma gelmez uslu uslu dur ‘’dedi.

Jon Won ‘’Ne istiyorsun’’ dedi.

Gong Chan ‘’ Bence ne istediğimi biliyorsun, senin gibi bir ispiyoncunun cezasını çekmesini istiyorum. Neden burnunu sokmak zorundaydın ki lanet olası kendi işine baksaydın ya . O kadın beni aldattı . Onunla birlikte iş yapıyorduk , zengin olacaktım, her şey çok güzel işlerken o salak bunu bozdu. Cezasını da çekti.  Ne var biliyor musun onu öldürmeyi o geceye kadar hiç düşünmemiştim ama sonra onu öldürürken öyle bir his kapladı ki içimi her şey birden anlamsız geldi. Zengin olmak , ünlü olmak , her şeye sahip olmak , kariyer sahibi olmak ne bilim her şey birden anlamsızlaştı . Ben hayatıma daha önce hiç böyle bir zevk yaşamadım. İnanılmaz bir şey . Bir insanın hayatını elerinin içinde tutuyorsun , avuçlarında onun hayatı varken o kadar güçlü hissediyorsun ki daha önce hiç hissetmediğim kadar . Bu dünyada  başka hiç bir şey öyle güçlü hissettiremez. O ölürken ne düşündüm biliyor musun bende ölebilirdim ama ölmüyordum,  o ölüyordu ve bu benim elimdeydi. Benim yerime bir  başkasının ölecek olması ne kadar tuhaf . Sanki onun hayatı bana bağlıydı,  istesem ölecekti işte bu Kadar basit tanrısal bir güç . İstediğin kişi ölüyor istediğin kişi yaşıyor . Artık hiç zayıf değilim . Ben bu kararı veren kişiyim . Şimdi sıra sende , senin için ne karar  verdim biliyor musun . Elbette biliyorsun .’’

Gong Chan bıçağı Jon Won’ a batırdı. Jon Won o soğuk nesneyi hissettiğinde  acı dolu bir ses koptu boğazından.

Tae Jun , bütün yanlış anlaşılmalardan sonra Jon Won ‘a bir özür borçluydu bir de teşekkür bunun için onun evine gitmeye karar verdi. Aslında bu hiç kolay olmayacaktı ama yapması gerekiyordu işte. Yoksa içi rahat etmeyecekti ya da Hae Min  içi. Eve geldiğinde kapıyı açık buldu sonra içerden bir bağırış geldi. Sese doğru yavaş yavaş yürüdü temkinliydi nedeni bilmese de acele hareket etmek istemiyordu sonra Gong Chan ‘i ,  Jon Won ‘un yanında buldu . Jon Won kan içinde adam başına dikilmişti. Tae Jun ne yapması gerektiğini biliyordu önce telefonuyla Young  Jae’ yi aradı ve polisi aramasını istedi sonra eve dönüp Gong Chan in karşısına dikildi.

Gong Chan  ‘’vay partiye davetsiz misafir gelmiş ‘’dedi. Ne güzel eğlence katlanacak.

Tae Jun ‘’ O Hiç belli olmaz ‘’dedi.

Gong Chan ‘’ Senin de işini bitireceğim ‘’ dedi kendine güveniyordu.

Tae Jun ‘’ Sen psikopatın tekisin . Ben de senin işini bitirecek olan kahraman .’’’

Bu sırada bıçağını alan Gong Chan soğuk kanlılığını kaybetti ve zekasını devre dışı bırakarak öfkesine yenildi. Tae Jun  üstüne doğru gelen adamım bıçak darbelerinden kaçmayı başardı sonra güzelce bir tekme ile onu yere düşürdü. Arkasından elinden düşen bıçağı alamasın diye bıçağı uzaklaştırıp Gong Chan e hayatının dayağını attı. Gong Chan yüzü gözü kan içinde  bayıldığında  Tae  Jun hasta bir adamı dövmeye hiç benzemiyor değil mi dedi.  İşte Jon Won un intikamını almıştı.  Sonra Jon Won un yanına  geldi zar zor nefes alıyordu. ‘’İyi misin’’ dedi.

Jon Won ‘’ merak etme hala yaşıyorum ‘’dedi.

Tae Jun ‘’ ölmesen iyi olur yoksa dünyanın en romantik erkeği olarak  kalplere kazınacaksın böyle bir rekabet adil olmaz.’’

Jon Won ‘’sanırım öyle’’ dedi. İkisi de gülmeye çalışıyordu ama Jon Won canı acıdığı için pek de başarılı olamıyordu. Ambulansın sesi duyuldu önce, ardından polisler ve Young Jae telaşlı bir şeklide görüldü. Tae Jun ‘un iyi olduğunu görünce rahatladı Young  Jae ama Jon Won yine fena halde benzetilmişti. Onu ambulansa koyarlarken’’ bu adam da devamlı dayak yiyor şuna bir ara savunma dersi mi versem’’ diye takıldı .

Tae Jun’’  haklısın ‘’ dedi.  ikisi Jon Won ile dalga geçerken Gong Chan polisler tarafından götürülüyordu. Young Jae ‘’ polislerden rica etsem şu adamı dövmeme izin vermezler mi ‘’dedi.  Kendilerini filmlerde olacak bir olayın içinde bulduklarından hala şaşkın olan kuzenler durumlarına gülüyordu.

**********************************************************************

Bir hafta sonra Jon Won taburcu oldu. Tae Jun ile Hae Min hastaneye gitmişti.

Tae Jun ‘’ bundan sonra  başını belaya sokma kurtarmaya gelmem bilesin’’ dedi.

Jon Won,  Hae Min ‘e dönüp ‘’  bu sevgilin nasıl bir adam baksana her defasında başıma kakıyor hayatımı kurtardığını .’’ dedi.

Tae Jun  ‘’ ee bu senden üstün olduğum tek yan bırak da gönül rahatlığıyla kullanayım’’  dedi. Hem gülüyordu hem de bak hayatını kurtardım artık Hae Min ‘e kardeşten öte davranamazsın ona göre diye tehdit ediyordu.

***********************************************************************

adieu mon pays TURKCE ALT YAZI

Ha emin günlerini boş geçiriyordu ve birden nasıl olduysa uzun zamandır konuşmadığı bir arkadaşı arayıp . bir pozisyon olduğunu aklına Hae Min geldiğini söyledi. Hae Min hiç beklemiyordu ama şans ona gülmüştü , hemen şirkete gitti. tam da istediği gibi bir işi olmuştu  ve  yapmak istediği iş ama nasıl oldu da bu kadar çabuk istediği bu işi bulmuştu işte bunu anlamıyordu.

Hae Min , sevgilisiyle buluştuğunda içi içine sığmıyordu . Öyle mutluydu ki . İşte tam hayatı istediği gibi düzene girmişti. İstediği işe ve sevdiği adama sahipti isteyeceği başka hiçbir şey yoktu.

Tae Jun buluşmaya gitmeden önce Hae Min ‘in şirkette ki ilk günlerinde söylediklerini hatırladı. Genç kız yurt dışında asla yaşayamam demişti. Bazıları bunu çok ister ama ben öyle insanlardan değilim. Asla yapamam başka bir ülkede. Tae Jun ya sevdiğin biri onunla gitmeni isterse dediğinde  Hae Min hiç tereddüt etmeden yanıtlamıştı . Kabul etmem demişti . Yani bu bana göre değil. Her şeyini bırakıp bir insanın peşinden gitmek . Genç adam şimdi nasıl olur da kıza ben gitmek zorundayım bütün hayatım , emmelim bu iş diyecekti. Benimle gel demek istiyordu ama alacağı cevabı da biliyordu işte.

Hae Min ile buluştuğunda Tae Jun işlerin başında olması gerektiğini , gideceğini onun da gelmesini istediğini söyledi. Hae Min ise yeni işinden bahsetmişti yapmak istediklerinden ikisi de gelecek planlarını anlattı ama ikisinin de gelecek planları aynı yerde kesişmiyordu.

Hae Min , Tae Jun’ un yurt dışına gitmesini istemiyordu,  tarih tekerrürden ibaretti, bu sefer sevdiğini kendi  elleriyle göndermeyecekti ama Tae Jun kararlıydı hayalini kurduğu şeyden vazgeçmek istemiyordu, sonra ailesini zor durumda bırakmak istemiyordu .

Tae Jun beni yeteri kadar sevmiyorsun yoksa benimle gelirdin dedi.

Hae Min sen beni sevsen bırakıp gitmezdin dedi.

Tae Jun beni bekle dedi.

Hae Min olmaz dedi . Beklemenin nasıl bir şey olduğundan haberin var mı senin,  olmaz seni beklemeyeceğim . Bu yüzden gitme … gitme

İkisinin de inadı kırılmadı en büyük kavgalarını yapıp ayrıldılar.

Sen gidince ruhumu bir alev sardı

Ağlayan gözlerimde hatıran kaldı

Bir zamanlar seninle mesut yaşardık

Şimdi o mutlu günler mazide kaldı

Uzanan ellerimi bomboş bıraktın

Gözlerimde yaş olup sel gibi aktın

Son ümidim sendin sana inandım

Ummadığım bir anda beni bıraktın

Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim

                                                                Sen mevsimler gibisin değişirsin sevgilim

Tae Jun bunca zaman geleceği düşündüğü için Hae Min den uzak kalmıştı ama işte artık çok geçti , aşık bir adamın yapacağı iki şey vardı biri hayatının aşkı diğeri sorumluluklarıydı . Bu çelişkili durumda çok  Düşündükten sonra istifa etmeye karar verdi. Gitmeyecekti. Young Jae ‘ye durumu anlattığında hiç beklemediği bir tepki ile karşılaştı. Kuzeni ona gidemezsin dedi. Beni burada Tek başıma bırakamazsın. Ben senin yardımına geldim ama şimdi sen şirketi bırakmaktan bahsediyorsun olmaz. Bunu bana yapamazsın en azında şimdilik tek kalamam. Bu yüzden bir süre de olsa işinin başına geçeceksin. Hae Min konusuna gelince seni desteklemeli, biraz fedakarlık yapmalı. Eğer bu kadar ayrılık bile size zor geliyorsa o kadar da sağlam bir aşkınız yoktur. Şimdi çocukluk etmeyi bırak. Young Jae artık bir iş adamı gibi konuşuyordu. Kendinden emin ve her şeyi hesaba katan , çıkarlarını düşünen bir iş adamı . Tae  Jun ise sadece aşık bir adam gibi düşünüyordu. Nerden nereye geldik diye iç geçirdi. İşlerin başına geçmemek için direnen bu adam şimdi şirket menfaatini düşünüyordu. Roller nasılda değişmişti.

”Dargın ayrılmayalım diye koştum sana dün” 

Hae Min , Tae  Jun onu bırakıp gitmez diye umut ediyordu , onu o kadar seviyordu ki Jon Won da olduğu gibi gitmesi için destekleyemezdi.  Kendi de onunla gidemezdi. Orada ne yapacaktı yine Tae Jun’ a bağlı olarak mı yaşayacaktı . Bunu kabul edemiyordu. Young  Jae arayıp uçağın bu gün kalkacağını söylediğinde Hae Min sevdiği adamı son kez görmek için koştu ama yetişemedi. Tae Jun ‘u görüp bağırdığı halde sesini duyuramamıştı. O ağlarken Young  Jae gelip kızı teselli etti. Ona sarılmış ağlayan kıza üzülme diyordu . Tae  Jun ise Hae Min ‘in sesini duymuş onu son kez görmek istemişti ama arkasını dönerse o uçağa binemeyeceğini biliyordu bu yüzden yoluna devam etti…İçi sızlarken Hae Min arkasından göz yaşı döküyordu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 13. BÖLÜM

” PİŞMANLIK ”

Sana nerden gönül verdim
Ah keşke vermez olaydım
Seni nerden gördüm
Keşke görmez olaydım

BÜLBÜLÜM ALTIN KAFESTE

Hae Min’ in dizleri onu taşımadı . Gözlerini açtığında başında  Hye Jin ve Young Jae vardı .’’ Bana ne oldu ‘’dedi.

Hye Jin  ‘’bir şey yok bayılmışsın’’ dedi. Üzgün olduğunu belli etmemeye çalışıyordu.

Hae Min ise hala yorgun hissederek zar zor konuşuyordu. ‘’Jon Won nasıl’’ dedi.

‘’ Hala ameliyatta’’ dedi Hye Jin . Durumu çok kötü diyorlar .

O kadar üzülüyordu ki Hae Min yıldırım gibi fırladı Tae Jun’ un evine gitti. Tae Jun onu görünce çok mutlu oldu. Hae Min ona gelmişti. Sevdiği işte onun yanına gelmişti. Belki de her şeye yeniden başlayabilirdi. Belki Hae Min onu severdi. Umutla doldu için  ama beklediği tepkiyi alamadı.

Hae Min  ‘’sen yaptın değil mi sen yaptın ‘’ diye Tae Jun’ a saldırdı. Onu yumrukluyordu.

Tae Jun ne olduğunu Anlamadı ‘’ ne yapmışım’’ diye bağırdı.

Hae Min zor duyulur bir sesle konuştu ‘’Jon Won onu sen dövdürdün’’dedi.  Tae Jun ne yani ona bir yumruk attığı için mi bu kadar ağlamıştı . Gözleri böyle kırmızı, yüzü solmuş  ve bana deli gibi saldırdı , hepsi bu yüzden mi?  Öfkesi yine onu eline geçirdi. ‘’ Evet ben yaptım. Ne olmuş dayaktan ölecek değil ya .’’

Hae Min buz kesti demek o yapmıştı. Bu kadar kötü olamazdı değil mi?  hayır olamazdı . İçinde hep bir umut vardı o yapmamış olsun diye.

Tae Jun  ‘’Beni aptal yerine koydunuz dedi. Anladın mı aptal, bunu hak etti. ‘’

Hae Min,  Tae Jun’ dan kaçarak uzaklaştı . Bu Adamı sevmişti bu  Adamı …ve Yıkıldı.

*********************************************************

Dmitri Shostakovich – The second waltz

Young  Jae bu kızın ona karşı ilgisizliğinden nefret ediyordu. Belki böyle buz gibi davranmasa görüp unuttuğu sıradan güzel bir kız olacaktı ama Hye  Jin ‘in davranışları bu işi kazanılması gereken bir mücadeleye dönüştürmüştü.

Sanki bu kız dünyadaki hiç bir kız tipine uymuyordu. Ne denese ne yapsa bu kadının inadını kıramıyordu. Çünkü Hye  Jin temkinli biriydi. Olmayacak duaya amin demezdi. Bu adamla ilgili söylenenleri duyduğu zaman ne hissederse hissetsin ona soğuk davranmaya karar vermişti. Hye  Jin duygularını bastırma konusunda çok iyiydi. Hae Min gibi yelkenleri suya indirmezdi.

Young Jae , Hae Min ‘i merak ediyordu. Son zamanlarda hiç iyi değildi üstelik bu Jon Won meselesi de kızı iyiden yiye yıpratmıştı. Evine gidip kontrol etmese içi rahat etmeyecekti. Young Jae onu beklerken Hye Jin göründü. Yavaş adımlarını sıklaştırıp adamın yanına geldi.’’  Sana daha kaç defa söyleyeceğim benim peşimi bırak’’ dedi.

Young Jae umursamaz bir tavırla sinirlerine hakim olmaya çalıştı ‘’  Senin peşinde falan değilim, sen kendini dünyanın merkezinde falan mı sanıyorsun. Ben Hae Min i bekliyorum .’’ dedi.  Hye Jin sinirle ne dememsi gerektiğini bilmeden arkasına döndü. ‘’Hae Min i bekliyormuş. hıh . ‘’

Young Jae umurunda olmaması gerektiğini söylese de  hala Hye Jin i izliyordu.

***************************************************************************

Young Jae,  Hye Jin  ile birlikte hastaneden çıktığında saat çok geç olmuştu.  Hae Min kalmakta ısrar ediyordu. Jon Won’ u bırakamam demişti.  Young Jae ,  Hye Jin’ i eve bırakacağı sırada bir telefon geldi. Arabada Young Jae ve Hye Jin vardı. Young  Jae gelmem işim var dedi. Hye Jin onu dinliyordu. ‘’Bak cidden gelemem’’ . Karşıdaki ses yolunun üstü dedi.

Hye Jin, Young jae  telefonu kapatınca ‘’ ben kendim giderim’’ dedi.

Young  Jae ‘’ olur mu öyle şey seni ben bırakacağım’’ dedi.

Hye Jin ısrar etti. Young  Jae  ‘’Bana iyilik yapmak  istiyorsan benimle gel. Çok sürmez yarım saat sonra seni eve bırakırım ‘’ dedi. Hye Jin kabul etmek zorunda kaldı .

Young Jae mekana girince arkadaşı hemen kolundan tutup bir masaya oturttu. Hye Jin de onun yanına . Young Jae nin okul arkadaşlarının hepsi buradaydı. Kızlar onu bir kadınla görünce kıskandılar.  Uzun boylu bir tanesi Young Jae’ nin omzuna elini yaslayıp sevgilinle geleceğini bilmiyordum dedi. Üzüldüğünü beli ediyordu. Young Jae açıklama yapacaktı ama çocuklardan biri fırsat vermedi. Oo onu yalnız bulmak ne mümkün ama tebrik ederim bu sefer ki sevgilin çok güzel dedi. Diğerleri de olayı budaklandırınca ne Young Jae ne de Hye Jin bir şey söyleyemedi. Young Jae biz kalkalım diyince ortamda gürültü koptu arkadaşı olmaz bir şarkı söylemden bırakma seni benim hatırım için bu gece çok özel biliyorsun .


Young Jae gerçekten olmaz dediyse de zorla sahneye çıkarılmıştı. O da mecbur şarkısını söylemeye başladı. Şimdi Young  Jae I m your man şarkısını söylüyor Hye Jin de gözlerini ayırmadan onu izliyordu. Sahnede öyle havalıydı ki onun şimdiki karizmasını gören hiçbir kadın etkilenmeden yapamazdı, taş olsa çatlardı. Hye Jin büyülenmiş gibiydi. Bu adam her defasında onu şaşırtıyordu. Tam tanıdığını düşündüğü anda yepyeni biri gibi ortaya çıkıyordu. Young Jae tanımakla bitmiyordu işte. Her defasında yeni bir hüneri çıkıyordu ortaya . Bırak uğraşma ben sonsuz bir dünya gibiyim dercesine ona bakıyor, onun için söylüyordu adeta.

OKUMAYANLAR İÇİN  SIFIRINCI BÖLÜM TIK TIK

Young Jae böyle tutkuyla şarkı söylemeyeli yıllar olmuştu. Bir heves başladığı müzik hayatı bir heves son bulmuştu. Belki buraya da zorla çıkarılmıştı ama Hye Jin e bakıp söyledikçe o tutku yeniden sarıyordu onu,  şimdi isteyerek ve sevdiği kadının gözlerine bakarak , en içten şekilde okuyordu şarkısını. Bir ara o kadar kapıldı ki hislerine Hye Jin e çok yaklaştı . Gözlerine bakıyor bir tek onu görüyordu. Nefesi onun ensesinde son buluyordu. Şarkı bittiğinde  Hye Jin hemen dışarı çıktı. Kendi kendine bir mücadeleye girişmişti. Young  Jae ne olduğunu anlamadan peşinden çıkıp kızın kolundan tuttu ne oldu nereye gidiyorsun dedi.

Hye Jin ben… ben… hemen gitmeliyim diyerek kendini kurtardı . Young Jae’ nin yüzüne bakmaya bile cesareti yoktu. Ona deli gibi aşık olmuştu. Bunu şimdi  anlamasa olmaz mıydı . ah aptal kafa ah . Young  Jae kolundan tuttu tekrar  nereye gidiyorsun seni ben bırakacaktım dedi..  Arabada biliyor musun Hye Jin PGMALİON  onu biliyor musun dedi Young Jae. Sende aynı onun yaptığı heykel gibi taş kalplisin.  Hye Jin bütün  gece düşündü uyku girmedi gözüne .

Sonraki bir kaç gün Young  Jae ona yüz vermedi ve  Hye Jin’ in sinirleri yıprandı.

********************************************************

duydum ki unutmussun

Young  Jae , Hye Jin ile asansörde karşılaştığında yine aynı taktiği uyguluyor ve görmezlikten geliyordu.Hye Jin  yine aynı tepki ile karşılaşınca kızdı  ” zor olduğu için vazgeçtin,  aşkın bu kadar basitti işte.”  Young  Jae asansörü durdurdu ve kızı duvara yapıştırdı,  gözlerini içine bakıp  kızı öpecekmiş gibi yaptı ama  Hye Jin ona yaklaşıp başını kaldırdığında vazgeçip  ” haklısın  kolay olanın hiç bir zevki yokmuş. ” dedi ve yeniden asansörü çalıştırıp gitti.  Hye Jin çok bozuldu ardı sıra Young  Jae nin gidişini izlerken içinden sövüyordu.

Dünyada sevdiğim bir tek sen vardın
Evvelce ben değil hep sen yalvardın
Şimdi neden bana el gibisin
Halbuki sen bana asıl yandın

Sevgi bağıma sen koydun bir diken
Nasıl yaktın sen beni daha gül iken
Niçin sözünden sen böyle caydın
Ne olurdu beni sevmiş olsaydın

******************************************************

İşte çıkarılan güvenlik görevlisi Kim Sang  silahı ile  toplantı salonuna daldı. Çok sinirliydi. Bunca emek verdiği işinden kovulmuştu ama yağma yok . Ben öyle harcanacak adamlardan değilim dedi. Sessiz sedasız çekip gidecek değilim. O toplantı odasına daldığı sırada içerde Young Jae , Hye Jin ve Lee Wong toplantı halindeydi. Adam silahı ile havaya bir el ateş etti. Sizi rehin alıyorum dedi. Üçü de şaşkın bir şekilde ne olduğunu anlamadı. Sonra adam kıpırdamayın sizi vururum diye bağırmaya başladı. Eliyle başını ovup duruyordu. Sanki kafasının içinde bir çekiç vardı. Kendine hakim olamıyordu. Karşısındakiler hiç  hareket etmediği halde Kim Sang için onlar kaçmaya çalışıyordu. O sırada silahını onlara doğrultu. Ateş edecekti. Ve çok geçmeden rehinelerin donmuş yüz ifadelerinden sonra bir silah sesi daha duyuldu.   Lee Wong  ‘ın  canı çok acıdı , yüreğine bir sızı saplandı . vurulmamıştı ama yıkılmıştı. Çünkü  havaya ateş eden güvenlik görevlisi yüzünden Hye Jin kendini Young Jae nin önüne siper etmişti . Kimi sevdiği ortaya çıkmıştı Young Jae şaşkındı. Hye Jin o kadar hızlı olmasa aynı şeyi o yapacaktı. Kim Sang ise yaptığından çok korkmuş az kalsın birini  öldürebileceği gerçeği ile yüzleşmiş silahını yere atıp ağlamaya başlamıştı

*********************************************************************

Young Jae kaçanı oynuyordu bu çok da hoşuna gidiyordu.  ama Tae Jun kızın sıkılabilmeğini söyleyince telaşlandı ya gerçekten kovalamaktan sıkılırsa dedi bunu göze alamazdı. O gece artık bu işe bir son vermesi gerektiğini anlayıp Hye Jin in evine gitti. Bahçeye gizli gizli girmiş onun penceresini arıyordu sonra küçük bir taş bulup cama atmaya başladı . Taşlar etki etmeyince bu ne ya bu çağda pencereye taş mı atılır diye söylenmeye başladı. Bu kız da telefonunu niye kapatıyor ki. Madem açmayacaksın onu taşımanın manası ne. Son taşı da bu düşünceler içinde atarken cam açıldı taş Hye Jin in alnında patladı. Hye Jin aşağı indiğinde eli hala kızaran alnındaydı. Young Jae ne diyeceğini şaşırdı . Hye Jin ile köşede ki masaya oturdular. Young Jae bu saatte rahatsız ettim özür dilerim dedi. Sonra yaptığında utanan küçük çocuklar gibi elini Hye Jin in kızaran alnına koydu çok acıyor mu dedi. Yüzü öyle acınası bir hal almıştı ki Hye Jin gülümsemeden edemedi. Hayır geçti dedi. Sonra buraya gelmene çok sevindim dedi. Sana anlatacaklarım vardı. Young Jae şaşırmıştı. Hye Jin devam etti. Lütfen ben bitirene kadar dinle olur mu. Bu çok zor ama Hae Min eğer söylersem işe yaracağını söyledi. Biliyorum biz denk değiliz. Bu söylediklerim çok saçma ama biri içindekileri söylemekten çekinme her zaman işe yara demişti. Sonu ne olursa olsun artık içimde saklamak istemiyorum. Ben nasıl oldu ne zaman oldu bilmiyorum ama seni seviyorum. Sana aşığım hem de bir budala gibi dedi. Young Jae,  Hye Jin in ondan hoşlandığını biliyordu ama böyle bir şeyi beklemiyordu. Afalladı bir an sonra kızı kendisine doğru çekip ona sarıldı . bunun bir rüya olmadığına ikna olduktan sonra  onu uzun uzun öptü bende sana aşığım budalam benim  Diye fısıldarken bu mutluluk hayatında tatmadığı kadar gerçek görünüyordu. Hye Jin ‘in kızaran alnına bir öpücük kondurduğunda artık kızın yanakları da al al olmuştu.

Ey büt-i nev-edâ.olmuşum müptelâ,
aşıkım ben sana,iltifat et bana

(ey yeni bir heykel kadar güzel edalı kız.müptelan olmuşum,
aşığım ben sana,iltifat et bana)

****************************************************************

Aradan geçen iki haftada Jon Won kendine gelmişti ve Hae Min e her şeyi anlattı.  polis Gong Chan ‘i yakalayamadı  ama evinde yapılan aramlar ve Kim Mun ‘un garanti diye sakladı itiraf name olanları ortaya çıkarmıştı. Jon Won ölürken bunları anlatmak için Tae Jun un ismini sayıklamıştı Hae Min ne kadar büyük bir hata yapmıştı. Nasıl Tae Jun u suçlamıştı. Katilsin sen katil diye bağırmıştı.

Hae Min,  Jon Won ‘u dinliyordu. Ona seninle evleneceğimizi söyledim sadece canı yansın istedim intikam istedim özür dilerim . Kendi mutluluğum için bencilce davrandım ama insan başkasının mutluluğu için iyi olamıyor. Mutlu olmak istediğim için beni suçlama lütfen.

Hae min ‘’ Ona kızma’’  dedi.  İçinden ‘’  O mutlu olmak için çabalıyor .   Hepimiz mutlu olmak için çabalarız . O da bunun için uğraştı kimseden başkasının  mutluluğu için bir melek olmasını bekleme,  öyle biri yok.’’

**************************************************************

makaram sarı bağlar (yeşilçam versiyon)

Özür dilemek için Tae Jun a gittiğinde utancından yüzünü kaldıramıyordu.

Tae Jun  ‘’ oo niye geldin tekrar katil olduğumu haykırmak için mi.’’

Hae Min  ‘’ Özür dilerim’’  dedi.’’  Çok özür dilerim,  tamam mı ? Ben bilmiyordum .’’

Tae Jun ‘’ Dileme boşuna,  bana bu kadar güvendiğin için sağ ol yani beni bu kadar mı tanıyordun ? Bunu yapacağıma gerçekten inanmıştın . O gün bana saldırırken bir katil olduğumdan hiç tereddüt etmedin.’’

Hae Min’’  ben…’’ dedi ama tamamlayamadı .

Tae Jun ‘’ Lütfen git söyleyeceğin hiç bir şey bana o halini unutturamaz .’’

Hae Min mecburen Tae Jun’ un dediğini yaptı. Akşam evde ona hala kızgın, öfkesi geçmemiş ama diğer taraftan kendini suçlar bir halde düşünürken telefonu çaldı. Hatta ki garson  ‘’ hızlı aramada siz vardınız’’ dedi.

Tae Jun ‘un numarası olduğu için Hae Min hemen açmıştı, demek bunca zaman sonra bile hala hızlı aramada o vardı.

Garson ’’  Bakın hanım efendi bu bey içkiyi fazla kaçırdı devamlı olarak Hae Min diye birini sayıklıyor . Gelip onu alabilir misiniz yada Hae Min’ i bulur musunuz’’ dedi.

Hae Min ‘’ Benim numaram orada ne diye kayıtlı ‘’dedi.

Garson’’ şey efendim gulyabani yazıyor .’’

Hae Min gülümsedi. ‘’Tamam geliyorum ‘’dedi.

Garson telefonu kapattıktan sonra Tae Jun uyanıp  yine onun yakasına yapıştı ‘’ Beni dinle’’ dedi .

Garson ‘’artık içmeseniz çok sarhoşsunuzu’’ dedi.

Tae  Jun ‘’ Ben sarhoş değilim. O kadın için ben her şeyi bırakmaya razıydım ama o ne yaptı beni aldattı . O kadın beni aldattı.  Benim bir hayatım vardı her şeyi planlamıştım ama sonra o çıktı her şeyi alt üst etti. Yurt dışında yaşamak için gidecektim biliyor musun?  O belki benimle gelmez diye duygularımı bile açamadım ona . Belki beni o kadar sevmez diye. Ama sonra onunla her şeyi göze alırım dedim. Hayallerimi de onu da aynı dünya ya yerleştirebilirim . Ben çok mutluydum . Onunla bir hayat kuruyordum . O gelip bütün dünyamı yıktı. Ondan nefret ediyorum .’’

Hae Min ,  Tae Jun’ u alıp evine getirdi. Sarhoş olan adam Hae Min’ i görünce konuşmaya devam etti. ‘’Haksızsın  Hae Min çok haksızsın .’’  Konuşurken dili dolaşıyordu, bu ona ayrı bir tatlılık katıyordu. Ellerini sallayıp ayakta durmaya çalışarak ‘’ Sana o sözleri söylediğim için çok pişman oldum ‘’  ama ayakta duramadı ve yere düşmek üzereyken Hae Min onu tuttu . Kıza yaslanmış bir şekilde takside hep aynı cümleyi söylüyordu. ‘’Ben başkaları olmadığını biliyorum, çok üzgünüm,  kıskanmıştım ‘’dedi.

Hae Min onu kanepe yatırdı gitmek üzereydi ki Tae Jun’ un eli onu yakaladı.  Tae  Jun gözleri kapalı ‘’ben seni seviyorum Hae Min hem de aklının alamayacağı kadar çok seviyorum’’ dedi.

Hae Min kanepenin yanına diz çöktü . Sabah Tae Jun uyandığında Hae Min’ i diz çökmüş kafası kanepede onun başının yanında uyuya kalmış gördü. Gözlerini açıp da kızı görünce yüzünü bir tebessüm sardı. Hae Min,  onun Hae Min ‘i yanındaydı işte. Tae  Jun,  hae min uyurken seyretti ve  ‘’ Seni bırakamam başkasıyla mutlu olsan bile olmaz. Benden başkasıyla mutlu olmana dayanamam benimle ol,  mutsuz olsan bile yanımda ol.’’  dedikten sonra kalktı enfes bir kahvaltı hazırladı.

Hae min bu leziz kokuların dürtmesiyle uyandı. Enfes kokuyordu. Gözlerini açtığında Tae Jun’ u hararetli bir şekilde çalışırken gördü. Öyle mutlu öyle kendinden geçmiş bir şekilde yemek yapıyordu ki bu manzarayı izlemenin verdiği zevk başka bir  şey ile karşılaştırılamazdı.  Tae Jun onu görünce’’ hadi yüzü yıkayıp gel harika şeyler hazırladım’’ dedi.

Hae min olmaz diyecek oldu ama sonra vazgeçti bu yemekler bırakılmazdı ki. Şu sofraya bak krallara layık bir sofra olmuştu.  Üstelik Hae Min bu adamın ne kadar lezzetli yemek yaptığını biliyordu . Obur tarafı onu ele geçirdi sofraya oturdu.  Kahvaltı faslı bitince birlikte sofrayı toplayı bulaşıkları yıkadılar. Hae Min gitmek için davrandığında Tae Jun sana bir şey göstereceğim diyip onu bahçeye götürdü. Bahçede bir bisiklet vardı. Hae Min şaşkın şaşkın Tae Jun a bakıyordu.

Tae Jun ‘’ o akşam bana anlattıklarını hatırlıyor musun işte o zaman aldım bunu . Şimdi sana bisiklet kullanmasını öğreteceğim. Dünya küçük değil Hae Min ama sende küçük değilsin’’ dedi. Hae Min çok mutluydu birlikte çalışmaya başlayana kadar.

Tae Jun  ‘’çok beceriksizsin öyle olmaz.’’

‘’ Hayır ayağına bakma önüne bak’’

‘’’ olmuyor. ‘’

‘’Denge dur’’ gibi sayısız emir veriyordu.

Hae Min sonunda bağırdı. ‘’Sen sanki ananın karnında öğrendin bu işi. ‘’

Böylece bu ikili bisiklet öğrenme sürecini de kavga ederek geçirdiler.

********************************************************************************

Jon Won hala bitkin olmasına rağmen hastaneden çıkmıştı artık daha fazla bu hastanede kalmaya dayanmayacaktı. Evine giderken aklında bin bir düşünce vardı ama bunların hiç birisinde evinde onu bekleyen davetsiz misafir yoktu.  Sessiz evine girip de ışıkları açınca karşısında gördüğü kişi Jon Won ‘u hayatında hissetmediği kadar  şaşkına çevirdi.  Gong Chan elinde sivri , parlak bir cisimle onu bekliyordu. Jon Won bırak kaçmayı yürümeye takati yoktu. Sesini duyurabilecek kimsesi olmaması gibi.  Gong Chan öyle pis sırıtıyordu ki olacakları anlamak için medyum olmaya gerek yoktu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 12. BÖLÜM

” YANLIŞLAR ”

Beni sevmiyordun, bilirdim 
Bir sevdiğin vardı, duyardım 
Çöp gibi bir oğlan, ipince 
Hayırsızın biriydi fikrimce 

Mere Haath Mein 

Hae Min ertesi sabah ilk iş Jon Won ‘un yanına gitti. Tae Jun da Jon Won ile konuşacaktı . Sabah sabah onun ofisine giderken bu işi bir an önce sonuçlandırmak istiyordu . Böylece aklında hiç bir soru işareti kalmadan yoluna devam edebilirdi. Sekteri Jon Won un yanında biri var buyurun bekleyin diyerek Tae Jun u bekleme odasına aldı ama Tae Jun fazla sabırsızdı yerinde duramadı , Bekleme odasından çıkınca Jon Won un açık olan kapısından içeriyi daha doğrusu Hae Min i gördü . Merakına yenik düşüp yaklaştı Hae Min  , Jon Won u öpüyordu . Bu bir yalan olmalıydı yada onun gibi bir şey bir hata evet bir yerlerde bir hata vardı . Belki Jon Won onu öpmüştü şimdi Hae Min onu itip tokat atacaktı değil mi Tae Jun bunu bekledi . İçeri girip bu adam bir yumruk atmamak için zor duruyor içinden bir ses bekle Hae Min i bekle diyordu ama öyle olmadı Hae Min ona tokat atmadı Tae Jun kapının eşiğinde iyice yaklaşmış şekilde beklerken Hae Min teşekkür ederim dedi. Teşekkür mü .  Ona teşekkür etti. Tae Jun yıkıldı olduğu yere çökmemek için tüm gücüyle kendini dışarı attı. Dünya etrafında döndü. Beyninden vurulmuş gibiydi ya da kalbinden . Dizlerdeki  gibi olmadı işte Hae Min ona tokat atıp ben başkasını seviyorum demedi işte.  Demek böyle aldanmıştı ne kadar saftı . O  kadın onu sevmiyordu İşte. Nasılda inandırdın kendini bu yalana . Kim bilir ne kadar eğlenmişti onunla dün gece . Ah aptal kafam benden sonra çok gülmüştür herhalde,  saf patronu ona deli gibi aşık olmuştu ama onun umurunda değildi. Daha kısa zaman öncesine kadar başkasını tavlayamayacağını iddia ettiği bu kız onu tavlamıştı , ava giderken avlanmıştı . Üstelik ona hiç değer vermiyordu .Bir başkasıyla birlikte ve benimle alay etti. Bu acı , bu öfke , bu kırgınlık geçmiyordu.

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, 
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın, 
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; 
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

**********************************************************************************

Hae Min , Jon Won ‘un yanında ayrılırken biraz üzgün, kendisine kızıyordu . Haksızlıktı yaptığı ama elinden bir şey gelmezdi. Ama ofisi gelince içi mutluluk doldu. Daha fazla bekleyemeyerek Tae Jun un odasına gitti. İçeri girince ona sarılacak bir Tae Jun hayal ederken kızgın bir Tae Jun buldu. Bakışları , yüzü öfkeden deliye dönmüştü. Hae Min ağzını açamadan Tae Jun onu yakalayıp öptü ama bu sefer çok farklıydı dünkü gibi değildi sevecen şefkatli değil hayır şefkati bırak sevgi bile yoktu içinde , onu canını yakmak ister gibiydi. Öyle sert öyle kızgın , öfke dolu acımasız ve zalimce öpüyordu. Dün gece suya susamış dudakları gibi ona susamış kana kana içen o dudaklar şimdi sadece acı veriyordu.  Hae Min daha fazla dayanmayarak Tae Jun u itti.

Tae Jun yüzünde alaycı bir sırıtış , elini çenesine koyup ‘’  Ne oldu . Hoşuna gitmedi mi?  Bana da teşekkür etmeyecek misin ‘’dedi.

Hae Min ‘’ Teşekkür mü’’  dedi şaşırmıştır. Sonra anladı Tae Jun demek ki onu görmüştü . Tae Jun kıskançlıktan bir canavara dönmüştü. Jon Won o iyilik dolu adamı bu yüzden mi bırakmıştı. İçi acıdı sonra Tae Jun,  Hae Min i parça parça edecek sözler sarf etti.’’ Ne yani ben o kadar iyi değil miyim . ama aferin sana çok iyi iş başardın . Ne güzel idare ettin hepimizi söylesene daha başka kaç kişi var ‘’ Bu zehir dolu cümle Hae Min in tüm sabrını tüketti. Tae Jun a bir tokat attı . Kapıyı çarpıp çıkarken kalbi sızlıyordu. Bir kaç dakika önce dünyanın en mutlu insanıydı şimdi ise en mutsuzu . Başından aşağı kaynar sular döküldü.  Tae Jun un o son cümlesi aklından çıkmadı bir türlü. Ağlayarak asansöre bindi. Tae Jun geride yıkılmış kendinden, Hae Min den herkesten nefret eden bir adam olarak olduğu yere çöktü. Dün geceden bu sabaha bütün mutluğu akıp gitmişti işte bir gecede her şey tuzla buz olmuştu. Aptallığına kızarak eli yanağında kala kaldı. Ve aklında tokattı attıktan sonra Hae Min ‘in sarf ettiği son cümle  ‘’ senden nefret ediyorum Tae Jun .’’

Hani bendim yedi renk hani tende can idim
Hani gunduz hayalin geceler ruyan idim
Demek ki senin icin ask degil yalan idim

Hae Min olanlardan sonra bir daha o şirkte gitmek istemedi. İşi bıraktı Young Jae’ yi ikna etmek zor olsa da oraya gitmeyeceğini çok sert bir dille anlatmıştı. Artık asistanlık yoktu , köle olmak yoktu narsist,  bencil Tae Jun da yoktu artık Hae Min vardı. Bir tek Hae Min .

********************************************************

Hae Min , Jon Won ile hala arkadaş olarak görüşüyordu. O sabah onunla  duygusal bir konuşma yapmıştı . Ona , ilk aşkına veda etmişti. Onu da kendisini de özgür bırakmıştı . başlarda  Jon Won’ u bırakmak istemiyordu ama şimdi başkasını sevdiğini fark ettikten sonra bu yaptığının haksızlık olduğunu anladı . Jon Won ona tekrar sevgilisi olmasını istediğini söylediği zaman yapması gerekeni yapmıştı. O kadar iyi birisin ki demişti  ve ben seni gerçekten çok seviyorum ama artık sana aşık değilim, bu sevgi değişti . Aynı bizim gibi,  biz de eğiştik. Sana aşıktım ama artık bir başkasını seviyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama durum bu . Jon Won hüzünlüydü,  zorla gülmeye çalışarak bunun geleceğini biliyordum dedi. Aşk hiç değişmezmiş ama kalbimizde ki kişi değişirmiş bu yüzden aşık olduğun zaman kişi değişse de hissettiklerin hep aynıymış dedi. Seni birinin gelip benden alacağını biliyordum  ama hangisi olacağına emin değildim.  Söylesene  Tae Jun değil mi ?  diğer zıpırın hiç şansı yoktu. Hae Min biliyor muydun dedi. Tae Jun’ u yani .

Evet tabi ki biliyordum,  o adam sana deli gibi aşıktı ve bunu saklama gereği bile duymuyordu ama sanırım bunu bilmeyen tek kişi sendin.  Ayrıca şimdi anlıyorum sende ondan hoşlanıyordun bir zamanlar bana bakar gibi bakıyordun ona, Fakat ben  bir türlü bunu kabul etmek istemedim sanırım. Evet şimdi düşününce Hae Min her zaman Tae Jun ‘a bakarken bir başkaydı. Jon Won şansına küstü kaderine sövdü ve sonunda sevdiğini gidişini izledi. Hae Min son bir şey istiyorum senden dedi. Jon Won ne olduğunu merak etti. Hae Min bir şeyi test etmeliyim diyerek Jon Won’ u öptü ve sonra teşekkür etti. Jon Won ne olduğunun anlamadı . Hae Min emin olmalıydım dedi. Ben hala emin değildim ama şimdi biliyorum sana  çok teşekkür ederim her şey için. Asla unutmayacağım benim için yatıklarını . Jon Won unutabilirsin dedi. Hatta şimdi bu kapıdan çıktığında unut dedi. Bedelini de bu öpücükle ödedin sana veda ediyorum meleğim .

Jon Won sevdiğinin gidişini izlerken aklına o meşhur şiir düştü .

Beklide bir rüyaydım
Senin için..
Uyandın ve ben bittim
Beni güzel hatırla
Çünkü sevdim seni ben her şeyini
Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın

Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım
Beni güzel hatırla
Sayfalarca mektup bıraktım sana
Şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım

Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye

Beni güzel hatırla
Dizlerimde uyuduğunu düşün
Saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Anlından öptüğüm dakikaları
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğini düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun
Bu da sana son sürprizim olsun
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla
GİDİYORUM …

*************************************************************

A.Vivaldi – Four Seasons -Winter 

Kim Mun , Gong Chan’ in davetini kabul etmeden önce dediğim her şeyi yapacaksın yoksa bildiğim her şeyi anlatırım duydun mu beni dedi. Kim Mun şantaj yapmanın kolay bir şey olduğunu düşünüyordu. Kendisini yakmak uğruna Gong Chan’ i ihbar edemezdi ama onu parmağında oynatabilirdi. Bilmediği tek şey ise Gong Chan’ i şantaja asla prim vermemesiydi. Bu kadının öterse kendisini de yakacağını blöf yaptığını biliyordu. Asla konuşmaya cesaret edemezdi. Yine de Gong Chan’ in kibri kendisini böyle küçük gören birinin yaşamasına müsaade edemezdi. Bu ne cüretti.

Gong Chan ihaneti affedemiyordu. Kim Mun’ u son bir veda buluşması için dağ evine çağırdı . Onu tek istediğinin dostça ayrılmak olduğuna ikna etmesi hiç kolay olmamıştı bu kadın sandığından dişliydi. Bunca zaman nasıl olmuştu da bunu fark edememişti. Kim Mun keyfi yerinde kırmızı şarabını içerken biraz sonra başına geleceklerden habersiz bu dertten de kurtulduğuna seviniyordu. Birden başı dönmeye başladı. Gözleri karardı etrafında her şey yok oluyor yerini karanlığa bırakıyordu. Vücudu onu kontrol edemiyordu. Gong Chan’ in sesi kesilmişti duyamıyordu ara sıra aralayabildiği gözlerinden onun bir şeyler söylediğini görüyordu, dudakları kıpırdıyor ve son bir güçle açtığı gözleri onun sırıtan dudaklarını hafızasının en kuytu köşesine kazdı. Kim Mun’ un kadehi elinden düştüğünde beyaz halı kırmızıya boyandı. Saatler sonra Kim Mun başında büyük bir ağrıyla uyandı. Bir sandalyede oturuyordu, elleri ve ayakları bağlanmıştı . Kıpırdamak için çabalaması boşunaydı hala güçsüzdü. Zar zor konuşuyordu. Karşısında ki Gong Chan’ i ve o zalim gülümsemesini görünce kanı dondu , Birden bire vücudundaki bütün kan çekildi. Ne oluyor neden buradayım diye inleyerek kısık bir sesle konuşuyordu. Gong Chan normal bir sesle konuşuyordu ama Kim Mun için bu ses çığlıktan farksızdı. Sanki bağırıyordu, baş ağrısı gittikçe arttı. Çünkü canım bana ihanet ettin, her ihanetin bir bedeli olmalı. Kim Mun ölüm fikrini düşündükçe korkudan yüzü bembeyaz kesildi kireç gibi oldu. Dur bak dinle ben blöf yapıyordum seni asla ele vermeyecektim dedi. Gong Chan blöf yaptığını zaten biliyordum dedi. Seni bu yüzden burada tutmuyorum, beni ele veremezdin sen de yanardın. Ben seni buraya öldürmeye getirdim çünkü beni aldatabileceğini düşündün . O küçük beynin bana numara çekebileceğini nasıl düşündü. Buna nasıl cesaret ettin. Beni tehdit ettin üstelik bu blöfü yiyecek kadar aptal olduğumu düşündün . Bu aşağılanmayı kaldıramam anladın mı beni . Ben bunu ödeteceğim . Kim Mun korkuyla onu izlerken elinde parlayan bir şey gördü. Gözleri fal taşı gibi açıldı bu parlak şeye bakıyordu. Gong Chan ah o mu bıçak.  Bence bu iş için en uygun şey dedi. Nasıl da soğuk anlatamam ya da neden anlatıyorum ki dedi ve elinde ki büyük bıçağı Kim Mun’ un göğsüne batırdı.  Kim Mun acı dolu bir çığlık attı. Ne olduğunu anlamadan bir daha aynı acıyı hissetti. Gong Chan bundan zevk alıyordu gülerek aynı işlemi daha yavaş bir şekilde tekrar etti. Merak etme hemen ölmeyeceksin ödevimi iyi yaptım. Bu darbeler seni öldürmek için değil sadece acı vermek için . Gerçekten de Gong Chan her darbeyi iyi hesaplıyor, ölümcül olmaması için çabalıyordu. Bu zevkten hemen vazgeçemezdi. Eğer Kim Mun hemen ölürse bu eğlence de son bulurdu. Bir süre ara verdikten sonra kan kaybeden kadına döndü. Bunun böyle haz verebileceğine inanmazdım dedi. Kim Mun boş gözlerle Gong Chan’ e bakarken artık sonunun geldiğini biliyordu.

Kim Mun acı içersinde inlerken gözlerini tekrar aralamayı başardı. Gong Chan onu izliyordu nihayet tekrar uyandın dedi. Acıdan bayılan kadın son bir çaba ile ellerini kurtarmayı denedi ama yarasızdı. Gong Chan ise gülümsemeye devam ediyordu. Boşuna yorulma dedi. Zaten çok sıkıldım . Seni öldürürken bütün acıyı hissetmeni istiyorum . Yavaş yavaş,  kıvrana kıvrana ölmeni istiyorum bu yüzden tekrar bayılma. Seni beklemek çok sıkıcı biliyor musun. Kim Mun feryat içindeydi çığlık çığlığa bağırıp son şansını da tükettikten sonra nafile olduğunu anladı . Bu sefer yalvarmaya başladı. Ben konuşmayacaktım. İnan bana söz veriyorum kimseye bir şey söylemem ne olur çöz beni çöz . Lütfen yalvarırım çöz.  Gong Chan nefesini boşa tüketme dedi. Bu ormanda seni duyacak kimse yok. Konuşma meselesine gelirsek bunu zaten yapamayacaksın çünkü seni öldüreceğim. Hayatının hatasını yaptığın için öldüreceğim beni nasıl hafife alırsın.  Ve elindeki sivri uçlu bıçağı kadının karın boşluğuna sapladı. Yüzünde inanılmaz bir haz vardı. Kim Mun acı içinde bağırırken o zevkle gülümsüyordu. Gong Chan eserine bakarken  bunu mecburiyetten yapmadığını anladı. Birinin öldürmenin verdiği o hazzı duyunca o muhteşem duygu işte o an fark etti bu dünyada onun için bundan daha güzel hiçbir şey yoktu. Şirket başarı , para , ün , hepsi boşmuş. Her şey boş…

İki gün sonra ormanda koşuya çıkmış iki genç Kim Mun’ un kanlar içindeki cesedini buldu. Tae Jun işi gelmeyen ve hiç bir aramaya cevap vermeyen Kim Mun’ un ölüm haberini gazeteden duydu. Neden Kim Mun u öldürmek iste sinlerdi ki. Polis bunun bir sapık tarafından işlenen bir cinayet olduğuna kanaat getirmişti. Kimseler şüphelenecek bir durum bulamamıştı. Katilde hiç bir iz bırakama konusunda büyük gayret göstermişti. Ta ki Jon Won , Gong Chan e gazetedeki ölü kadınınla onu gördüğünü söyleyene kadar Gong Chan’in de kimsenin gerçeği öğrenmeyeceğinden kuşkusu yoktu. Jon Won aynı şirkette çalışmaya başladıklarından beri Gong Chan e ısınamamıştı üstelik ondan uzun süredir şüpheleniyordu. Bu adamın gizli kapaklı işler çevirdiğini bilmek için medyum olmaya gerek yoktu.

*************************************************************

Jon Won,  Gong Chan ile Kim Mun’ un görüştüklerini görmüştü. Kadının haberlerini gazetede gördükten sonra Gong Chan’ e sevgilisi olup olmadığını sorduğunda verdiği tuhaf tepkiyi hatırladı . Bu işte kesinlikle bir iş vardı ama ne . Bunu öğrenmek için blöf yapmaya karar verdi. Eğer Gong Chan blöfünü yerse Jon Won bir şeyler öğrenebilirdi. Jon Won , Gong Chan ‘ın odasına girdiğinde adam onu hiç beklemiyordu. Hal hatır sorduktan sonra Jon Won baksana seninle aynı şirketteyiz ama ne kadar zamandır hiç konuşmadık belki bir içki falan içeriz . Erkek erkeğe dertleşiriz dedi. Hem bana Kim Mun ile ilgili olayı da anlatırsın . Gong Chan ne olayı dedi anlatacak bir şey yok. O kadını ömrümde bir kaç kez görüm o kadar onu tanımıyordum bile. Jon Won bana yalan söyleme her şeyi biliyorum onu çok iyi tanıyordun hatta onunla çevirdiğiniz işleri de biliyorum . Bu söyledikleri ya geri tepecekti ya da işe yaracaktı. Gong Chan sen saçmalıyorsun dedi. Nereden çıktı bu paranoya,  şimdi beni yalnız bırak işlerim var diyerek onu kovdu. Jon Won kafası Karışık acaba doğru mu söylüyor diye düşünürken Gong Chan telefona sarılmıştı. Evet işini bitirin dediğim gibi yapın . Nasıl mı ?  Döverek olsun hırsızlık için dövülen çok insan var değil mi . Hem dayak cennetten çıkmadır birilerini de cennete yollasa bir şey olmaz.

*********************************************************************

(알리 – 상처) Ali – Hurt (ROOFTOP PRINCE OST)

Jon Won , Hae Min’in  işten ayrıldığını öğrendiğinde Tae Jun’ a duyduğu öfke daha da kabardı . Hae Min ‘i böyle bir adama mı bırakmıştı . Böyle bencil birine,  sırf mutlu olsun diye ama o ne yapmıştı sadece onu daha üzmüştü. Hae Min eski neşesini kaybetmişti hep dalgındı. Bu yüzden Jon Won , Tae Jun ile karşılaştığında kavgaya hazırdı. Tae Jun yalnız mı geziyorsun dedi. Otoparkta Arabasına doğru yürürken görmüştü Jon Won’ u içi hala soğumamıştı onu bir güzel benzetmek istedi. Jon Won seni ilgilendirmez dedi. Sonra Tae Jun ‘un canını acıtmak istedi . Ama çok merak ediyorsan yakında evleniyoruz dedi. Tae Jun mahvoldu. Ama belli etmemeye çalışarak merak etmiyorum . onunla sen tam da birbirinize göresiniz . iki zavallı . Jon Won ağzını topla dedi. Tae Jun toplamazsam ne yapacaksın diyerek onun üzerine yürüdü ikisi de bir kıvılcım bekliyordu. Sadece son bir kıvılcım. İlk yumruğu Jon Won attı. Tae Jun yere yıkıldı, beklemediği kadar sert bir yumruktu . Jon Won adamın çenesinden akan kanı görünce içine su serpildi . Tae Jun Ayağa kaktı ve Jon Won a hayatının darbesini attı . O yumruk bu Sefer   Jon Won’ un burnunu kan içinde bırakmıştı . Tae  Jun elini silip arabasına doğru yürümeye başladı . Jon Won geri dön korkak dedi. Tae Jun değmezsin diyerek arabasına bindi.

Jon won,  Tae Jun un gidişini izledikten sonra etrafının sarıldığını fark etti.Jon Won dört adam tarafından köşe sıkıştırılmıştı. Ellerinde soplar onu dövmeye başladılar. Öldürürcesine vuruyorlardı. Sonunda Adamın biri ölmeden sana son Bir tavsiye dedi bilmediğin işlere burnunu sokma hele şantaj çok kötü bir şey sonra Gong Chan’ ın selamı var diyerek başladığı işe devam etti. Öldü mü Galiba işi bitti dedi adam . Jon Won’ u bırakıp giderlerken Jon Won’ dan geriye kanlar için nefesini vermek üzere olan bir beden kalmıştı. Hastanede gözlerini açar gibi olunca Hae Min’ i gördü söylemesi gerekiyordu belki bir daha fırsatı olmazdı Hae Min gözleri yaş içinde ne oldu dedi.  Bunu sana kim yaptı ama Jon Won onu duymuyor sadece dudaklarından sürekli Tae  Jun… Tae  Jun ona söyle diyordu. Doktor artık ameliyata almalıyız dedi. Hae Min kurtulacak mı durumu  ne lütfen söyleyin diye yalvarırken doktor üzgün bir şekilde  size umut vermek istemem durumu çok kötü dedi. Belki kurtulamaz. Hatta kurtulması çok güç dedi.

********************************************************

SONBAHAR ESİNTİSİ 11. BÖLÜM

” KARŞILIKSIZ AŞKLAR ”

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor

Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Paul Mauriat – Toccata

Hye Jin için dünya tam da istediği gibi ilerliyordu. İşinde iyiydi. Ailesi ve dostları ile rahat bir hayatı  vardı ve çok sevdiği patronu   Lee Wong ona kur yapıyordu. Daha ne isteyebilirdi ki . Şirkette geçirdiği onca zamandan sonra artık bu adamın ona şık olmasının vakti gelmişte  geçiyordu. Şimdiler de Young Jae’ nin durmadan karşısına geçip sırnaşmasından hoşnutsuz olsa da Lee Wong  onu kıskanıp sonunda cesaretli davranmaya başlamıştı.  Bu yüzden Young Jae ‘ye eskisi gibi kızamıyordu tabi onu kullandığını düşündüğü için ara sıra vicdanı sızlıyordu fakat çabuk toparlanıp o çapkın bozuntusu serseriyi her zaman red ettiğini söyleyerek vicdanını rahatlatıyordu.  Hye Jin,  Lee Wong  ‘ a aşık değildi  ama ondan çok hoşlanıyordu . Jon Won’ dan sonra beğendiği ilk adam  Lee Wong  olmuştu. Yakışıklı , sorumluluk sahibi , her zaman güvenebileceği dürüst biri. Hye Jin için bu adam gerekli olan bütün özellikleri kendisinde barındırıyordu.  Ona yakın olmak için işlerin başına geçen Young Jae ile devamlı toplantılarda ve ofis de karşılaşmak hiç istemediği bir durum olsa da bu hafta üç kere yemeğe çıkmasını bu adama borçluydu. Yoksa Lee  Wong  ‘un buna bir türlü cesaret etmeyeceğinden emindi. Ne de olsa Lee  Wong , Young Jae gibi pervasız bir kazanovo değildi. Bu kadar rahat davranmasını beklemek haksızlık olurdu.  Hye Jin’ in aklından  Lee Wong ’ un sırf çapkın patronun elde edemediği , peşinde koştuğu kızı elde eden adam olmak için böyle davrandığına dair işittiği dedikodular gerçek dışı iftiralardı. Kıskançlıklarından uydurulmuş iftiralar.

*******************************************************************************

Young Jae şirkette çalışmaya kolay uyum sağladı . Herkes tarafından bir serseri olarak görülse de onun bilerek yaptığı bir tercihti bu . İstese en yetenekli iş adamı olabilirdi. Tae Jun da bunu bildiğinden,  onu devamlı bu konu da zorlamıyor muydu.   Young Jae bu işin eğitimini almıştı ama daha fazlası o bu iş için doğmuştu . Onun doğuştan sahip olduğu bu liderlik yeteneği Tae Jun da yoktu ya da iş konusunda ki sivri zeka .

İşi bahane edip uzun toplantılar geçirdikçe Hye Jin’ in etrafında başka birinin olduğunu da fark etti . Bir rakibi vardı hem de dişli biri.   Bir an için içini sızlatan kıskançlığa yenildi ve Lee Wong’ u odasına çağırdı. İş meselelerinden sonra adamın gözlerine kötü kalpli kahramanlar gibi bakarak ‘’ Hye Jin den uzak dur  ‘’ dedi.

Lee Wong önce hiç bir şey anlamamış gibi yaptı . ‘’Tabi ki iş ile  özel ilişkimizi karıştırmayız. Mesai saatlerinde  dikkatli olacağız’’  dedi sahte bir sırıtışla.

Young Jae ‘’ ben İşten bahsetmiyorum bunlar hiç umurumda değil. İş kuralları için değil . Onunla görüşmeni onunla yakın olmanı istemiyorum anladın mı beni. Yanına yaklaşma yoksa senin buradan gönderirim .’’

Lee Wong  ‘’ Ne yani beni kovmakla mı tehdit ediyorsunuz’’ dedi.

Young Jae ‘’  Sandığımdan zeki çıktın,  bravo bunu anlamak ne kadar zordu ki anca anladın. ‘’

Lee Wong’’  Özel hayatım beni ilgilendirir’’  dedi ve çıktı. Hye Jin’ e hemen olanları anlattı . Fırtına gibi  Young Jae’ nin odasına dalan Hye Jin ‘’ Sen ne yaptığını sanıyorsun’’  dedi. Ne hakla benim özel hayatıma karışıyorsun .’’

Young Jae onun nefret dolu gözleriyle karşılaştı . Kavga etmek dahi istemiyordu .Sinirden elerini sıkmaya başladı . Bu yumruk o adamın yüzünde patlamalıydı.  Hye Jin’ i görmezden gelerek hızla uzaklaştı.

**********************************************************

Young Jae  evde tek başına içiyordu. Filmlerdeki kötü adamlara dönmüştü . Neden ben kötü adam oldum ki?  Jön olmam gerekirdi dedi. Tae Jun onun bu halini görünce o da bir bardak aldı ve ona eşlik etti.  Tae Jun ile Young Jae dertleşti . Younga Jae’’  Onun benim dışımda başkasıyla mutlu olmasına razı olamam. ‘’ dedi . onu o sokakta gördüm ilk günden beri aklım fikrim hep o . ondan başkasını düşünemiyorum. onun için bir sürü şey yaptım ondan çok hoşlanıyorum neden bana inanmıyor neden ?  Tae Jun onu teselli etmek istedi ama söyleyecek bir şeyi de yoktu . Young Jae  o akşam bir karar aldı. Artık Hye Jin ‘i görmezlikten gelecekti. Onun için yaptığı onca şeye rağmen bu kadın onu hiçe sayıp gururunu kırmıştı. Şimdi onu hiçe sayma sırası Young Jae ‘deydi.

**************************************************************************

Classical – Mozart – 7th Symphony

Kavgalı oldukları halde birlikte çalışmak Hye Jin için çok büyük bir sorundu ve iş için yapılacak bu gezi de tam zamanını bulmuştu. Valizini alıp hava alanına giderken neden onunla ben gidiyorum neden bu şansız benim diye sitem ediyordu. Young Jae arabayı kalacakları otele sürerken yolda hiç konuşmadılar. İkisi de tripliydi.

Otele vardıklarında  Hye Jin’’  kesin otelde yeteri kadar oda yoktur , aynı yerde kalmak zorunda kalacağız ‘’ dedi alaycı bir şekilde filmlere gönderme yaparak Young Jae ‘ye bakıp bu numaraları yemezler der gibiydi. .

Young Jae ‘’ Onu da nerden çıkardın . Neden oda olmasın hem ben önceden rezervasyonları yaptırdım ‘’ dedi ve söyleyiş tarzı öylesine kibirliydi ki ve aynı  şekilde devam etti  ‘’ Ne o yoksa üzüldün mü . kusura bakma bu vücudu sana yem yapmaya hiç niyetim yok kötü niyetli kız ayyyşş diyerek odasına gitti. . Hye Jin şaşkın bir şekilde az önce söylediklerinden utanmıştı. Ama Young Jae ‘nin son söyledikleri utancını aldı yerine büyük bir öfke koydu.

Verimli bir toplantı geçirmişlerdi. Hye Jin , Young Jae ‘ yi dinlerken ona hayran kaldı . Bu adam bildiği adam mıydı yani o serseri şimdi nasılda dişli bir iş adamıydı . Gençliğine aldanıp onu kandırabileceğini düşünenlerle çok güzel baş etmişti. Sandığının aksine hiç bir şey bilmeyen biri değildi çok biliyordu ama öncelikle bekliyor, dinliyor, rakiplerini tartıyordu sonra en uygun zamanda bir cevher gibi açılıyor istediğini almadan bırakmıyordu. En zorlu durumlarda bile hep istediğini almasını başarıyordu. Aynı Hye Jin’ e söylediği gibi ben ne İstersem alırım .  Pişman olmaktansa her yolu denerim. İşte Young Jae böyle biriydi Hye Jin’ in tanıdığını sandığı adamdan çok farklı .

***************************************************************************

Hye jin şirkette zor günler geçiriyordu. Hazırladığı rapor hatalar barındırıyordu. Onun dikkatsizliği yüzünden şirket zarar edecekti. Bu durum anlaşılınca savunma yapması istendi. Onu Lee Wong bile kurtaramazdı artık. Young jae şirkete devamlı gelip orada çalışmaya başladığından beri sorumluluk sahibi biri haline gelmişti. Artık daha çok önemsiyordu yaptıklarını, işleri de oldukça iyi gidiyordu.  Onu tanıyanlar için bu durum son derece şaşırtıcıydı. Sanki iş söz konusu olunca bu adam bambaşka biri haline geliyordu. Tae Jun yıllardır hayalini kurduğu projeye odaklanmak istiyordu. Bu yüzden yatırım bölümündeki sorunla Young Jae ‘nin ilgilenmesini istedi. Eğer gerçekten suçluysa Hye Jin’ i kovmasını söyledi. Hye Jin ise elindeki taslaklara tekrar bakmıştı. Onları yeniden incelediğinde kendi elindeki taslakla son taslağın aynı olmadığını fark etti. Biri bunu değiştirmiş olmalıydı ama kim nasıl ? Sonra fark etti, bir tek kişi raporu görmüştü, son halini gözden geçirip teslim edecek olan kişi Lee Woog ‘tu.  Belli ki teslim etmeden önce istediği değişiklikleri yapmıştı. Hye Jin onun iyi niyetli olduğundan emindi. Besbelli daha iyi olacağını düşündüğü için düzeltmeler yapmıştı ama sonuç hüsrandı. Öngörülen rakamlarda ve yapılan maliyet hesaplamalarında bu kadar yanıltıcı sonuçlara ihtimal dahi vermemişti. Gözden kaçırdığı bu detaylar şimdi başına büyük bir iş açmıştı. Toplantı odasında Lee Wong ve Hye Jin , Young Jae ‘yi bekliyorlardı. Hye Jin bana söyleseydi keşke diye iç geçirdi. Bu kadar soruna  ve insanların beceriksizliği ile ilgili dedikodulara katlanıyordu. İşi tehlikedeydi. Hiç olmazsa samimi bir özrü hak ediyordu. Young Jae toplantıya gelmeden önce diğerleri ile konuşup Hye Jin ‘i ipten almıştı. Herkese de çalışanların cesaretlenmesi gerektiğini ve her hata yapana böyle yüklenilmemesi gerektiğiyle ilgili güzel bir nutuk çekti.  Tae Jun ‘un çalışanı kovmakla çözeceği sorunu kendine has ama zekice bir taktikle çözmüş ayrıca çalışanların gözünden mükemmel patron olmuştu. Tae Jun ‘u ikna etti. Raporları yeniden kendi hazırladı , ayrıca şimdiye kadar gerçekleşen zararların telafisi için birkaç tassaruf tedbiri ile maliyetleri kısmayı önerdi.  Hye Jin , Young Jae ‘nin yaptıklarına inanamıyordu. Ona teşekkür etmeye gittiğinde Young Jae sadece işini yaptığını ,şirketinin düşündüğünü son derece mesafeli bir şekilde belirti. Fakat Hye Jin durumun bundan farklı olduğunu biliyordu. Eğer öyle olsaydı ilk işi onu kovmak olurdu ama yapmamıştı. Young Jae’ nin yanından ayrıldıktan sonra o günkü toplantı geldi aklına.Lee Wong , Yooung Jae’ nin karşısında pişkince Hye Jin ‘in böyle hataları sıklıkla yaptığını mazur görmesi gerektiğini söylemişti. Hye Jin ne de yüzsüz diye iç geçirmişti. Oysa ona nasılda inanmıştı. Young jae hatalı olanın Lee Wong olduğunu biliyordu ama hiçbir şey söylemedi. Onun yerine Hye Jin ‘in çok yetenekli olduğuna inandığını söyleyerek adamın kıpkırmızı olan yüzünü izlemeyi tercih etti. Artık projenin başına Young Jae getirilmişti. Yurt içindeki yeni yatırım projelerinden o sorumlu olacaktı. Bu da sürekli Hye Jin ile çalışması demekti

*****************************************************************************

Kim Mun ile yapılan uzun toplantılar Tae Jun ile ilgili dedikodulara yol açmıştı.  Herkes gibi Hae Min de duymuştu dedikoduları. Hae Min,  Young Jae ile çalışmaya başladığından beri Tae Jun ‘u göremez olmuştu . Sadece şirket dedikodularından Tae Jun ve Kim Mun ile ilgili haberler alıyordu. Young Jae ise bu durumun farkında muzipçe planlar yapıyordu.

*******************************************************************************

Por Una Cabeza – Carlos Gardel

Akşam Young  Jae baskı yapıp Hae Min ‘i zorla bir dans kursuna götürdü. Hadi ama bak bir partnere ihtiyacım var. Yalvarmalarına karşı gelemeyen Hae Min hazırlanmış dans partnerini bekliyordu. Oldukça yakışıklı dans hocasına Young Jae’ nin birazdan geleceğini anlatırken odaya Tae  Jun girdi. Telefonda konuşuyordu.

‘’Hadi Young  Jae ben geldim sen neredesin . Ne gelmiyor  musun . Beni bu tuhaf yere çok önemli diye çağırdın ve gelmiyor musun?   Seni elime geçirirsem bütün kemiklerini kıracağımdan emin olabilirsin’’  diye bağırdıktan sonra telefonu Young  Jae’ nin yüzüne kapattı. Tam geri dönüp gidecekken de Hae Min ‘i gördü. Beyazlar içerisinde çok güzel görünüyordu. Hoca ‘’ madem partnerin yok o zaman senin partnerin ben olurum ‘’dedi.

Hae Min hiç gerek yok ben zaten Young  Jae için geldim . Madem o yok giderim demek üzereydi ki  Tae  Jun  ‘’Gerek yok . Onu partneri ben olurum’’ dedi. Dans hocası Tae Jun ‘a özel ders vermişti. Ne kadar yetenekli olduğunu biliyordu.’’  Ben olsam daha iyi olur siz çok iyisiniz . Hae Min size ayak uyduramayabilir’’ dedi.

Tae Jun işime ne karışıyorsun diyen bakışları ile ‘’  evet biliyorum ama onunla daha iyi öğrenebilirim’’ dedi.  Hoca mesajı almıştı. İşlerine karışmadı ve onları yalnız bıraktı.

Hae Min ile Tae  Jun tek kelime konuşmadı. İkisinde içinde bulundukları tuhaf durumdan dolayı şaşkındı. Saatlerce kendilerini müziğin ritmine bırakıp dans ettiler.  Hae Min bu kadar iyi dans eden biriyle sanki uçuyormuş hissine kapıldı. Tekrar ve tekrar dans ettiler. Elleri ellerinde,  gözleri gözlerinde tek kelime konuşmadan. Tek söz söylemeden sadece birbirlerine bakarak , dokunuşları ve nefesiyle Tae Jun , Hae Min ‘ e ilk defa bu kadar yakın , ilk defa her şeyi unutmuş bir şekilde dans etti.  Bulutların üzerinde gibi Hae Min in ayakları yere hiç değmedi. Belini saran güçlü bir kol , eline sımsıkı tutunmuş bir el ve gözlerinden öteye hiç ayrılmayan bir çift göz . Müzik hiç durmadı , onlar hiç yorulmadı sanki bir peri masalında gibi ritme ayak uydurup , etrafı saran pembe bir bulut kümesinin üzerinde gibi usul usul hareket ediyorlardı.  Ve içlerinden biri zaman dursun diye dua ediyordu. Geçip giden dakikalara kızıyor , saatlere sövüyordu. Zaman akıp gitme işte , dur bu mutluluk anında sonsuzlukta hapsol . Duracaksan işte hayatımın en güzel dakikalarında dur. Bu saadet ellerimden uçup gidecek neden bu kadar zalimsin . neden mutluluğumu da alıp gidiyorsun sen su gibi akarken benim sevincimi de o suyla birlikte götürüyorsun.

Ne kadar dilerse dilesin zaman akıp geçti, saatler gece yarısını vurduğunda Tae Jun , Hae Min ‘i evine getirdi.  İçeri girdikten sonra Hae Min kendini yatağa attı ve yüz üstü yattı . Yüzünü yastığa gömmüş bir şekilde aman tanrım dedi.

Hye Jin i aradı ve hemen konuşmam gerekiyor dedi. Uykulu Hye Jin ‘’ Ne var ne oldu kötü bir şey mi hasta mısın hemen geleyim’’  dedi.

Hae Min’’ Yok gelme ama beni dinle tamam mı .’’

Hye Jin ‘’ Peki ‘’dedi.

Hae Min ‘’ Ben galiba aşık oldum ‘’ dedi. Bu gerçekle yüzleşmekten korkuyordu . Heyecanlı kalbi deli gibi atıyordu.

Hye Jin ‘’ ee bunu zaten biliyorum sen Jon Won ‘ a aşıksın beni bu yüzden mi uyandırdım .’’

‘’ Hayır ben Jon Won’ dan bahsetmiyor diğerinden bahsediyorum kalbimi aklımı karman çorman edenden .’’

Hye Jin in uykusu birden açıldı ’’  Kim o ‘’ dedi

Hae Min ismini söylemeye cesaret edemedi. Sanki söylese ona aşık olduğunu kabul etmiş,  bu gerçekle yüzleşmiş olacaktı ama cesareti yoktu sanki en yakın arkadaşına değil ona söylemek gibi geldi. Bu utanç vericiydi.

‘’ O adam… o adamla,  ben onu ilk kez bir asansörde gördüm. Sonra kavga ettik , bir keresinde bana başka bir adamı tavlamam için yardım teklif etti. İşte o adamı seviyorum. ne kadar saçma ,o adam ve ben imkansız ama onu düşünmeden edemiyorum.  Ve onu öpme fikri bile beni yakıp geçiyor . İçin için yanıyorum dedikten sonra konuşmayı bitirdi. Kapı çalıyor ‘’dedi . Telefonu kapattı .

Hye Jin ‘’ Dur bekle ‘’ dediyse de telefondan o bip sesi gelmeye başladı. Hye Jin merakla kim ki bu dedi Hae Min hem Young Jae ile hem de Tae Jun ile ilk kez asansörde karşılaşmıştı. Her ikisiyle de ikinci karşılaşmasında kavga etmişti. ve her ikisi de ona bu teklifi yapmıştı . ama öpmek işte bunu şimdi hatırladı Young Jae ile böyle bir şey yaşamamış mıydı . Galiba doğru cevap Young jae .  Hye Jin bunu idrak ettikten sonra bir daha uyuyamadı. Artık ne yaparsa yapsın uyumasının imkanı yoktu.

Perhaps Love 如果·愛

Hae Min kapıya baktı karşısında Tae Jun vardı . ‘’ Gidemedim ‘’ dedi.

Hae Min ne söyleyeceğini bilmiyordu . Tae Jun içeri girdi sonra konuşacak gibi oldu ama ne demesi gerekiyordu . Bu dans olayı çok kötü olmuştu işte , neden geldim buraya hay Allah duygularıma kapıldım eve gitseydim şuan bu salonda bu acayip durumun içinde kalmazdım . Sonra ‘’ Ben gitsem iyi olur’’  dedi ve kapıya yöneldi.

Hae Min neden geldi neden gidiyor bu diye kafa patlatırken onu yolcu etmek için kapıya yöneldi. Tae Jun kapının önünde durdu sonra arkasını döndü ve Hae Min i kolundan yakaladı . Artık çok geçti . Kendi ayaklarınla geldin ama kendi ayaklarınla gidemiyorsun Tae Jun dedi içinden ve kızı öpmeye başladı. Öyle tutkuluydu ki ve öyle güçlü sarıyordu ki bu kollar Hae Min istese de kurtulamazdı , istediğinden bile emin değildi. Şoka girmiş gibiydi. Tae Jun ise onu çölde günlerce susuz kalmış bir insanın suya kavuşması gibi öpüyordu tutkulu , aralıksız , delice bir açlıkla. Sonsuz bir gibi gelen saniyeler içinde Hae Min bu öpücüklere karşılık verdi. Kollarını Tae Jun a dolamış saçlarını okşarken zihni bomboş sadece o anı yaşıyordu. Ve dudakları hafifçe aralanıp usulca ayrıldıktan sonra ne yaptım ben diyebildi içinden. Tae Jun a bakıp yaptığına pişman olmuştu. Hae Min şimdi bunu düşünemem dedi içinden. Hayır şimdi olmaz. Yaptığıyla yüzleşecek hali yoktu. Tae Jun ise ondan daha beter bir halde düşündüğü her şeyi terk etmiş , yapmayacağına söz verdiği her şeyi geride bırakmış gibi hissediyordu . Hiçbir şey söylemden evden ayrıldı. Hae Min yatağına yatmış düşüncelerden delirmek üzereyken . Bunu yarın düşünürüm dedi şimdi olmaz yarın . Tae Jun ise eve giderken çok mutlu havalarda uçarak artık duygularıyla yüzleşmiş ve rahatlamıştı. Yepyeni planlar içersinde hayalinde yeni bir  hayat kuruyordu.

şair ne de güzel söylemişti.

Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni (Fuzulî)
Benim gibi bir dilencinin senin gibi bir padişaha kul olması uygun değil ama; ne yapayım ki, aşk ve arzu beni olmayacak düşüncelerin vadisinde şaşkın şaşkın dolaştırıp duruyor.

N OT: artık finale yaklaşıyorum bu sebeple siz kimleri destekliyorsunuz kiminle kim olsun artık yorumlarınız alayım 🙂