FOTOĞRAF (ONE SHOT )

O eski püskü masanın üzerinde parıldayan çerçeve dikkatimi çekti tekrar. Benim fotoğraflarımdan biriydi ama tek göz önünde olanı çünkü diğerleri her zaman  olduğu gibi kötü çıkmıştı. Kendimi bildim bileli bu böyle olmuştur.  Ben fotojenik biri değildim. Bunun da farkındaydım fakat her nasılsa bu fotoğraf diğerlerinden farklıydı oldukça güzel çıkmıştım belki bu yüzden hemen dikkat çekiyordu ve ben onu herkesin görebileceği bu eski püskü masanın üzerine yani salonun en dikkat çeken köşesine görünür bir şekilde yerleştirmiştim.  Maksadım neydi bilmiyorum insanların görüp güzelliğimi fark etmesi mi yoksa övgüyle ne güzel çıkmış demesi mi belki sadece bir sohbet başlangıcı olsun diyedir. Hani söyleyecek hiç bir şey bulamadığınız ağır sessizlikler olur ya,  çıt çıkmaz işte o zamanlar için bir kurtarıcı, bilemiyorum,  hala emin değilim ama o masanın tam karşısında oturulan koyu kahverengi sofaya her geçişimde insanların söylediklerini anımsarım. Bu gün neden dikkatini çekmişti bu fotoğraf?  Çerçevenin dışarıdan sızan güneş ışığından parlaması değildi,  hayır, gümüş ve de çok çekici bu çerçevenin dışında bir şeyler çekmişti beni. elime alıp resmi ilk defa görüyormuş  gibi inceledim sahi daha önce hiç dikkat etmemişim ama ben bu resme olduğu gibi bakmamışım hiç. İlk defa görmüş gibiydim. Sonra o ışıl ışıl gözleri, hallinden memnun halimi, parıldayan gülümsememi   fark ettim. Yüzümde gençlikten başka bir şey yoktu. Her yanımda canlılık akıyordu. Bu resim belki gençlik yıllarında çekilmişti ama bunun ötesinde bu resimdeki insan gerçekten de genç hissediyordu . Benim hiç olmadığım kadar genç ya da hissettiğimi unuttum kadar genç sahi hiç öyle hissetmiş miydim? Yıllardır sanki hep böyle yaşlı doğmuşum gibi geliyor bana. Geçmiş anılar, hatıralar hepsi izlediğim bir film gibi, yaşananlar hep başkasının hayatı gibi, o karakterler gibi bana yabancı, o hayatın baş kahramanı ben değilim. O yaşamın sahibi ben değilim gibi, hep yabancı birinin anıları gibi hayal meyal ve mesafeliydi.

Neyse resimden bahsediyordum o güzel resimde sonra büyük bir kızgınlık fark ettim . Bana bakarken sanki kaşları çatıldı . Sen diyordu benim kadar güzel değilsin. Benim kadar genç değilsin. Ben böyle canlıyken beni buraya nasıl hapsedebildin . Bu çerçevenin içinde olması gereken ben değilim. Böyle güzel böyle canlıyken burada hapsedilmişim. Sonra resme bakmayı bir anlığına bırakır gibi oldum ve asıl kızması gereken bendim. Bana en güzel en canlı hallerimi hatırlatıyordu bu resim. Asla ama asla böyle olamayacaktım . Hiç bir zaman eskisi gibi olamayacağımı yüzüme vuruyordu bu resim . Bir zamanlar elimden kayıp gidenleri hatırlatıyordu. Kaybettiklerimi hatırlatıyordu. İçimi pişmanlıkla dolduruyordu. Asıl ben kızmalıydım, haklıydım fakat fark ettim ki yine kızmam gereken kişi de bendim . Onu buraya koyan kişi bendim,  hem de böbürlenmek için . O resimdeki insan olmadığımı bile bile nasıl onunla övünür olmuştum ki. O  yabancı biriydi artık bense bambaşka biri üstelik onu görmek bana derin bir acı veriyordu. Resme tekrar baktım,  o kızgınlığı geçmemişti yine çatık kaşlarla beni süzüyordu. Ben canlıyım , güzelim,  senden daha gencim,  ben buraya ait değilim diye haykırıyordu. Sen hak etmiyorsun,  bu övgüler bana,  bunları ben hak ediyorum,  sesi daha gür daha güçlü daha emin çıkıyordu . Bir an kızgınlıktan kendimi kaybettim ve çerçeveyi duvara fırlattım her taraf cam kırıklarıyla dolmuştu. İçeri giren birinin ayak  sesleri ile irkildim.  Hemen camları toplamaya başladım. . Tok bir ses ‘’ ne oldu burada’’ dedi. Kanayan ellerime bakarken cevapladım’’ Hiç’’ .   Resim kandan mahvolmuştu artık sadece gözler seçilebiliyordu ama o bile öfkesini anlamama yetiyordu. Son bir kez hayal ettim o resmi,  mutlu gülümseyen güzel bir kız.  Gerçekten o kadar mutlu olmuş muydum ? Cevabını hiç öğrenemeyeceğim o soruyla camları toplamaya devam ettim .

Bir Yaz Günü …( ONE SHOT)

Oldboy OST – 24 – The Last Waltz

Ayla kimseleri görmeden doğruca odasına gitti. Öyle hızla geçmişti ki yaşlı kadın neden böyle telaşlı davrandığını merak etti. Diğerleri avluda toplanmış konuşmaya dalmışlardı. Kimse Ayla’nın gittiğini fark etmedi. Eve döndükten sonra bir de boş, sıkıcı konuşmaları çekmek istemiyordu. Eline aldığı defteri masaya bıraktı. Sonra çekmecesinden usulca bir kalem çıkardı, siyah kalem adeta parlıyordu üzerine gümüş renklerde işlenmiş bir isim vardı. Kalemi öyle yavaş hareket ettiriyordu ki gören elinde çok kıymetli bir taş olduğunu düşünürdü. Ayla için bu kaleminde öyle bir taştan farkı yoktu zaten. Bütün dikkatini vererek yazmaya başladı.

Bu gün gitti. Hava çok kötü, yağmur sabahtan beri hiç durmadan yağıyor. Ne kadar tuhaf değil mi?  Bir yaz günü çok güzel bir havada gelmişti buraya.  Oysa şimdi çok kötü bir fırtınada gidiyor. Sanki gelişini kutlayan hava gidişine isyan ediyor ama tam tersi olması gerekmez miydi?  Gittiği için bayram havası esiyor burada. Herkes avluda,  üzeri kapatılmış o köşede uzun tahta masanın etrafına dizilmişler. Eski, koyu kahve masa şimdilerde onların sahte konuşmalarını dinliyordur. Zavallı ihtiyar masa önce ne kadar üzüldüklerine dair konuşmalar geçecek sonrasında o sahte üzüntü ve yalancı gözyaşlarının yerini aynı duyguları paylaşan insanların verdiği rahatlıkla söze dökülen gerçekler alacak. İnsanoğlunun elinde olamadan dışa vurmak zorunda kaldığı hissiyatı nedeniyle aslında gidişinin ne kadar doğru ve yerinde olduğuyla ilgili cümleler sıralanacak bir biri ardına. Haksız da sayılmazlar, bence de doğru düşünüyorlar Meltem’in gidişi burada ki herkes için bir lütuf ama onların bu yapmacık konuşmaları ve süslü feryatları ardında saklanmış nefretlerine katılmak içimden gelmiyor. Burada olup  yazmak daha iyi. Neden yazdığımı bile bilmiyorum belki bir gün hatırlamak için. Bu adaya gelip giden bir kadını unutmak istemem belki de. Bir yaz günü sahilde gördüm onu. Bu yaz çok sıcak bir mevsim geçireceğimizi biliyorduk. Bahar bile çok sıcaktı alışılagelmişin dışında o gün hava çok güzeldi. O bunaltıcı sıcaklar yapış yapış hava yerini ılık rüzgarlara bırakmıştı. İşte o rüzgarla geldi kimsenin uğramadığı bu ıssız adaya. Neden geldiği bir gizemdi adeta,  ben çocuk aklımla bir şeylerden kaçtığını düşünmüştüm ama o aslında kalbinin yeniden atmasını istiyormuş. Heyecan belki de korku ama ne sebeple olursa olsun hissettiğini bilmeye ihtiyacı varmış. Zaten bu iki duygu asla ayırt edilemez demişti bir gün. Yeter ki kalbinin attığını hisset. Onunla birlikte ada canlanır yenilenir sanmıştım. Büyük annem anlatır eskiden çok fazla insanın uğradığı bir yermiş ama şimdilerde yaşlı bakkal kimseler gelmiyor. İnsanlar uğramaz oldu bir avuç insan yaşıyor koca adada diye yakınır oldu. Ona da hak veriyorum satmak için insan gerekir değil mi ama artık buralarda insan kalmadı.

O rüzgarlı günde geldi demiştim değil mi? Mavi çiçekli elbisenin etekleri uçuşuyordu. Beyaz geniş şapkası rüzgara daha fazla karşı koyamadı geldi ayaklarımın dibine çöktü. Şapkanın peşinden yanıma geldiğinde yüzünde şefkatle merhamet karışımı bir gülümseme vardı. Altın sarısı saçlarını topladıktan sonra elini çeneme koydu gözleri kısıldı birden neşeli bir kahkaha attı. Benimse gözlerim büyüdü korkunun  gözleri büyük olur değil mi? Neden korktum bilmiyorum ama o gülüşünün ardında buz gibi bir yürek vardı.  Bunu şimdi anlıyorum. Masmavi gözlerinde cam gibi pürüzsüz bir şekilde kendimi ve onun kalbini görmüştüm sanki. Korkum bu yüzdendi belki de kendimden belki de ondan korktum. Ben irkilince o hemen elimi tuttu. Ne oldu küçüğüm? Neyin var?  dedi yine o şefkat dolu sesinin tınısı ile yumuşadım, kalbim …Saçma bir şekilde irkilmiştim. Bu yüzden utançla yüzüne bakıp ‘’ Bir şey yok ‘’dedim çekinerek. Ona baktıkça ne kadar uzun boylu olduğunu fark ettim. Başımı biraz daha çevirince de bembeyaz gökyüzünü gördüm. ‘’Senin adın Ayla değil mi ‘’ dedi. ‘’Evet’’ dedim şaşkınlıkla. Adımı nerden biliyordu ki. Uzak akrabalarını hiç görmemiş birden canı sıkıldı diye buralara gezgin gibi yollara düşerek uğrayan bu kadın benim adımı nereden biliyordu ki. ‘’ Öyle şaşkın şaşkın bakma’’ dedi. ‘’Bir resmini yollamışlardı bana biraz büyümüşsün ama yüz hatların hiç değişmemiş’’ dedi. Aklımı okurcasına cevap vermesi beni yeniden şaşırtmıştı. Sonra ‘’ bana yolu göstermeyecek misin’’dedi o heyecanlı, neşeli,  tarif edilemez mutlu ses tonu aklımdan ve kulaklarımdan hiç silinmiyor.

Onu eve getirdiğimde yaşlı kadın bahçede oturmuş yine komşunun gelinine dert yanıyordu. ‘’Bir gittiler bir daha dönmediler.  Ne olurdu sanki gelselerdi, ara sıra ziyaret etselerdi,  böyle acımasız işte bunlar,  evlat değil bunlar,  başka bir şey. Nasıl yetiştirmişim bilmem ki. ‘’ Genç kız ne diyeceğini bilmeden yaşlı kadını teselliye çabalıyordu. Boşuna bir uğraş olduğunu anlamamıştı bu çabanın. ‘’Öyle deme teyze gelirler elbet az biraz sabret. Bak göreceksin bu yaz gelecekler’’ dedi. Sonra yaşlı kadın geline bunlar boş sözler dercesine bakarken bizi fark etti. ‘’Ayla gel bakalım ‘’ dedi o sert, tok çıkan çatallaşmış sesi ile söylenirken eliyle yanına yaklaşmam için işaret veriyordu. Hemen Meltemi gösterdim misafirimiz gelmiş dedim  ürkek bir halde. Sesim az çıkıyordu ne zaman bu kadınla karşılaşsam bir cadı görmüş gibi olur,  buz kesilirdim. Gören bir heykel olduğumu düşünebilirdi. Tabi ki onun gözleri ile karşılaşan herkes benim gibi tepki vermese de ondan deli gibi çekinirdi. Bir tek evin asi kızı en büyükleri ‘’deli ‘’ diye çağrılan kızı dışında herkes. Kırk yedisine gelmiş bu asi kadına çılgın demelerinin tek sebebi vardı kimseleri dinlemeyip hiç evlenmemiş olmasıydı. Fatma hanım benim teyzem olur. Annem ondan da asiymiş çünkü ailesini dinlemeyip babama kaçmış ama hastalanıp ölmüş. O ölünce babam beni bu ıssız, terk edilmiş adaya bıraktı, yaşlı kadın benden hiç hoşlanmaz anneme benziyormuşum ve bir o kadar da babama. Meltemden de bu yüzden hoşlanmıyordu sanırım. O da aynı annem gibiymiş.   Fatma hanım inat etmiş nişanlısıyla arasını bozan annesine kızdığından bir daha evlenmeyi düşünmemiş. O gün bu gündür aynı çatı altında yaşayan bu iki inatçı kadın her Allahın günü bir birlerini  yer,  birinin kara dediğine ötekisi ak demek mecburiyetinde hisseder. Bu eve ilk geldiğim günlerde onların bu hallerinden bıksam da zamanla alışmış umursamaz olmuştum. Ben her şeye alışmıştım sonuçta. Öyle bir yapım vardı. Melteme de alışmıştım bu kısa zamanda burada ne çok şey değiştirdi. Bu sessiz, unutulmuş adada ne çok iz bıraktı. Gitti işte ardında gitmesinden mutluluk duyan insanlar bırakarak. Belki unuturum onu. Hatırlamam bile.  Onu , bu adayı , tüm yaşananları , belki …

Babam gelecek bir gün. Bir gün beni almaya gelecek biliyorum. Kim ne derse desin inanıyorum. İşte o zaman… O zaman bu kara defteri ona gösterip bak yokluğunda her şeyi senin için yazdım diyeceğim. Hiç bir ayrıntısını atlamadan sensiz geçen günleri yazdım. Senin için yazdım. Nerdesin. Nerdesin. Ne olurdu gelseydin. Bende gitseydim bu lanet yerden. Meltem gibi diğerleri gibi kurtulsaydım buradan. Bir gün her şey başka olacak. Bende gideceğim. Bende,  bir gün inanıyorum, bir gün gelecek. Bir gün bende gideceğim. Bir gün Meltemi yeniden göreceğim. Babamı beni buraya bıraktığından beri hiç görmedim onu da yeniden göreceğim. Az kaldı o gün gelecek bende …

BOŞLUK 2 ( ONE SHOT )

 Death Note / Rem-Yoshihisa Hirano & Hideki Taniuchi

Gözlerini açmak için son bir çaba gösterdi. Canı çok yanıyordu ama sonunda gözlerini aralamayı başarabilmişti. Her şey bulanıktı. Net göremiyordu. Etrafı çok karanlıktı. Üstelik ne kadar zamandır gözlerini ışığa açmadığının farkında bile değildi.  Hissettiği tek şey derin bir acı değildi. Soğuğu  iliklerinde hissediyordu. Çok soğuktu öylesine üşüyordu ki daha önce soğuğun bu kadar can yakabileceğini tahmin edemezdi.  Izdırap içerisindeydi. Tüm vücudu en küçük hücresine kadar donmak üzereydi. Yavaş yavaş karanlığa alıştı gözleri. Önce zincirleri fark etti. Kollarını oynatmaya çalışmış ama becerememişti. Eğer zincirin sesini duymasaydı sadece güçsüzlükten ve yorgunluktan kollarını kaldıramadığını düşünebilirdi.  Önce sesi duydu sonra onları gördü. Kalın , paslı , kanlı zincirler . Sadece kolları değil üstelik ayakları da zincirliydi.  Dayanılmaz bir rutubet kokusu sardı etrafını, leş kokusu gibi keskin bir koku .Duvarlar taştan , pis ve koyu renkteydi. Sanki duvarlar çürümüştü bu da çürümenin kokusuydu.

Tam karşısında kocaman eski demir bir kapı vardı. Onun hemen önünde sağ tarafta eskimiş kelimesinin yetersiz kalacağı tahta bir sandalye vardı. Sol köşede paslanmış aletler, çiviler, çekiçler , testere gibi bir sürü demir birikintisi vardı. Bu yığının içinde olabilecek diğer parçaları düşününce boğazı düğümlendi. Bir yumru gelip boğazına yerleşti, gözleri yanmaya başladı. Aklı idrak ettikçe çıldırma noktasına getirecek bir korku kapladı tüm bedenini. Gözlerinden akan tuzlu su çaresizliğini simgelerken yanaklarını yakıp geçti. Kıpırdamak istedi ama acı ile irkilen vücudu buna imkan vermedi. dehşete kapılmış bir şekilde gözleri çürümüş duvarlardan demir kapıya bütün odayı dolaşıyor sonra aynı korku ifadesi ile başa dönüyordu. Acizlik içinde daha önce böyle bir duygu hissetmediğini düşündü. Böylesine bir korku, böylesine bir dehşet delirebilirdi.

Korkuyorum çok korkuyorum.

Görmek istemiyordu artık gözlerini sıkı sıkı yumdu. Sonra demir kapının arkasından gelen ayak seslerine kulak kesildi. Bir …iki…üç .. daha kaç adım atacaktı. Kaç adımda o paslı kapının önünde olurdu.

Hayır olamazdı. Kısacık hayatı burada mı son bulacaktı. Bu şekilde ölemem. Ben daha çok gencim .

Ölemem…

Hiç bir suçum yok.

Neden buradayım?

Niye ben ?

Ben … ben .. Hiç bir şey yapmadım.

Korkuyla birlikte  konuşmaya başladı.

Tanrım ne olur yardım et .  Yardım et bana . Ölmek istemiyorum.

Son hatırladığı şey akşam bir taksiye bindiğiydi. Şimdi ise kanlı bir mahzende kapalıydı.

Buraya nasıl geldim?

Neden her yerim ağrıyor?

Bu yorgunluk niye?

Bu kurumuş kan kime ait?

Başkaları da mı vardı ?

Onlara ne oldu ?

Sonum onlar gibi olacak?

Neden ben ?

Ben ne yaptım ki ?

Neden?

Neden?

Sorular beyninde birbiri ardına dolanırken hepsi cevapsız kalıyordu. Cevabını bildiklerini de kabullenmek istemiyordu.  Daha da yaklaşan ayak sesleri onu akıl almaz bir korkunun kucağına saldı. Her yeri titriyordu. Artık hiç bir şey düşünemez oldu. Dişleri birbirine vurmaya başladı. Kapının sesini duyduğunda gözlerini açtı. Kimin geleceğini merak ediyordu. Sonra bir çığlık duydu. Kendisine ait olan bu çığlık nasıl başka birine ait gibi geliyordu. Sanki çok uzaklarda bir kadın çığlık atmıştı. Oysa kendi avazı çıktığı kadar bağırdığının farkındaydı. Yine de kendi sesini duyamıyordu. Bu başkasının çığlığı olmalıydı. Kendi sesi değildi.  Hayır kendisinin olamazdı. Bomboş gözlerle cansız bir şekilde yerde yatarken o çığlık başkasının ben değilim diyen son cümleler hafızasında asılı kalmıştı…

Boşluk…(ONE SHOT)

L ‘s theme – Death Note 

İçimde hiç bir şey yok. Koca bir boşluk dışında . Yerini hiç dolduramadığım doldurmayı hiç beceremediğim bir boşluk . Nedenini bilmiyorum , hatta ne zamandan beri orada olduğunu da bilmiyorum tek bildiğim onun orada olduğu. Aslında rahatsız edici ondan kurtulmak istiyorum. Yani sürekli bu boşluğu dolduracak bir şey aramanın ne kadar can sıkıcı bir şey olduğunu anlayabilir misiniz. Hayır anlayamazsınız . onlarda anlamadılar zaten ., çok saçma geldi konuştuklarım. Ben saçmalayan biriydim. Hatta onlar için görünmezdim. Beni fark etmiyorlardı fakat çok uzun sürmedi. Beni görmelerini sağladım gerçekten görmelerini . Gerçi o zaman gözlerinde tarif edilmez bir acı vardı, dehşet dolu bir ifade ile gözlerini bana kilitlemişlerdi .Yine de beni gördüler değil mi .

Evet sanırım gördüler . Gördükleri son şey de ben oldum. Çok yazık tam da anlamaya başladıkları sırada … Çok yazık oldu cidden. Bir an onlar gözlerimin içine yalvaran gözlerle bakarken bu boşluk kayboldu. Benden yardım istiyorlardı. Muhtaçtılar . Benden aman dilendiler. Onlardan çok daha güçlüydüm. Onlarsa birer karıncadan farksızdı. Oysa benim hep zayıf olduğumu düşünürlerdi. Hani nerde o dalga geçtiğiniz kişi ,şimdi de gülsenize,  hadi sonuna kadar gülün . Ne oldu . Gülemiyor musunuz. Belki de çektiğiniz acıdan gülemiyorsunuz. Hayır bunlar aklımdan geçerken onların ağladığını gördüm. Ağlıyorlardı , canları yanıyordu artık gururları kalmamıştı tek istedikleri yaşamaktı. Hayatta kalmak için her şeyi yaptılar zavallılar ama ben gurursuz insanlardan hoşlanmam. keşke bana yalvarmalarının, karşımda küçük bir böcek gibi sürünmelerinin intihardan farksız olduğunu anlasalardı, belki… belki o zaman onların yaşmasına izin veridim. Yoo hayır düşündüm de vermezdim. Her halükarda öleceklerdi ama hiç olmazsa küçülmeden ölselerdi. Ölümde bari cesur olsalardı. Mesela ben… ben onlar gibi değilim ölüme gidiyorum ama son derece cesurum.

Herkes deli olduğuma inandı .Yaptıklarımı normal bir insan yapmazmış. Saçmalıyorlar , delilik nedir. Normal olmak nedir. Normalliği kim belirlemiş. Onun standartlarını belirleyip sınırları çizen gerçekten normal miydi. Bilmiyorum umurumda değil beni serbest bıraktılar. Aslında tam olarak değil, beni o akıl hastanesine yolladılar. Tedavi olmam için cinayet işleyen bir deli için en güzel yer . Fakat oradaki insanlar gerçekten deliydi. Benden daha deli. Onlara katlanmak imkansızlaşmaya başladığında çıldırmamak için kaçmalıyım dedim. Bu deliler yuvasında çıkmalıyım . işte buradayım. Birazdan kendim için hazırladığım en güzel ölüm yöntemini test edeceğim ama test için bir denek lazım. Yöntem kusursuz olmalı . Bunu kendi üzerimde deneyemem değil mi. Olmaz . Ha işte bu yüzden bu kız burada değil mi. Nasıl da unuttum bende onun burada ne aradığını merak ediyordum. Doğru onu buraya ben getirdim. Sonra da ellerini bağladım.

Doktorlar kendi kendimle konuştuğumu söyledi bence bu bir saçmalık deli saçması ben kendimle konuşmuyorum. Beynimin içinde sesler var . Hiç susmuyorlar beni hiç rahat bırakmıyorlar. Bu delilik mi. Hayır hiç sanmıyorum . Ne yani diğer insanların beyninde sesler yok mu . Hayır olmaz tabi ki var. Öyle bir dünya mümkün değil. Boşluk yine geri geldi. Neden hep burada?  Neden bir türlü gitmiyor. İşte yine aynı his. Kafamda ölülerin çığlıkları var. Onları öldürürken çok bağırdılar.

Sesler…

işte bu boşluk …

hayır çığlıklar …

bilmiyorum her şey bir birine karıştı. Ne yapacaktım. Ben …

Ah işte kız . Onu öldürmem gerekiyor. Onu öldürmeliyim. Öldürecektim. Ama neden . Neyse hatırlamıyorum. Tamam en iyisi işimi yapmak.

… uyuya mı  kaldım ? Ne oldu bana,  bayıldım mı . Her yerde kan var ama neden şu kız ,gözleri neden açık, bana neden bakıyor. Elimdeki bıçak …neden bu şey elimde. Dur hayır. Onu böyle öldürmemeliydim, başka türlü olacaktı ,unuttum şimdi başka birini mi bulacağım?  Hayır bulamam beni almaya gelecekler ,Yakalanacağım . Tek şansım buydu . Ne olacak şimdi . En iyisi onları  beklemek. Gelip beni almalarını beklemeliyim.

Boşluk yine o his,  neden geri geldi ki?  Git …git ve bir daha dönme

boşluk… boşluk yine o his,

git ne olur git…

git ve bir daha dönme…

NOT :polisiye bir hikaye yazıyorum ama polisiye tehlikeli bir zemin kurguda hata olmaması lazım . bu yüzden önce bir kaç one shotla alıştırma yapacağım gelen yorumlar ve tepkiler doğrultusunda yayınlayıp yayınlamamaya karar vereceğim. umarım seversiniz 🙂

KÖTÜ ŞANS (ONE SHOT )

Death Note OST

Kararını  vermişti.  Emindi yapacağı şeyden , artık hiç kimse,  hiç bir şey onu yolundan alı koyamazdı. Sessiz bir ölüm olacaktı. Çok sessiz. kimseler hissetmeyecekti. Belki bir gün , bir yerlerde,  ne olduğunu merak edip , ardı sıra konuşurlardı ama o kadar.  İçlerinden biri neden yaptı bunu acaba derdi. Sonra içlerinden bir başkası başka bir konu açardı , o hiç yaşamamış gibi hayat akmaya devam ederdi. Sanki hiç var olmamış gibi iki dakikalık muhabbetten ibaret olurdu. Ondan geriye bir iz kalmazdı. Onu özleyen biri olmazdı. Ardından gerçekten üzülüp ağlayan biri çıkmazdı. Peki neden bu kadar çaba sarf etti. Madem onun bu durumunda bile düşüneceği arkadaşları sevdikleri yoktu. Neden bunca  çaba. Onu seven birileri olsun diye uğraşmamış mıydı . Tüm hayatı , gayreti bundan ibaret değil miydi. Sadece biraz sevgi içindi her şey. Biraz ama sahici bir sevgi. Kendini değiştirmişti. Her şeyini onlara göre ayarlamış, kim olduğunu umursamadan onlar için her özelliğini değiştirmişti. Aynadaki o değildi artık sevilmek için değiştirdiği o kişiyi de hiç mi hiç anımsamıyordu. Çok düşündü ama hatırlayamadı . O kız nasıl biriydi . Tüm bunlardan önce nasıl bir kişiliği vardı. Hayatı nasıldı. Belki çok basitti. Bu kadar düşünmüyordu. Ya da her hareketi önceden planlayıp başkaları için ayarlamıyordu. Kendi gibiydi işte her insan gibi. Ne istese onu yapıyor ne söylese gerçekten istediği için söylüyordu. Artık çok geçti. Zaman akıp gitmişti. Yerine pişmanlıklar bırakmıştı. Pişmanlıklardan asla kurtulamazsın. Onlar bir avuç diken gibi batar yüreğine.  Daima bir sızı ile durur karşında .Her zaman sana hatırlatmak ister. Unut sanda hatırlatmak. Unutmaya hakkın yok der gibi. İşte bu gün  pişmanlıklarından kurtulacaktı. Her şeyi sıfırlama zamanıydı. Bütün başarısızlıklar işte bu gün yok olacaktı.

Hırçın deniz dalgalarla sahili dövüyordu. Bu kadar kötü bir hava olmazdı. Ölüm için seçilmiş bu gün havada ölüm kokusu ile hissettirmeden geçip gidiyordu. Dışarıda soğuk havanın, fırtınanın söz dinletemediği çocuklar ve işine gücüne yetişmeye çalışan aceleci yetişkinler vardı. Sahilde oynayan neşeli çocukların peşinde yaşlı teyzeler amcalar. Hayat onlar için ne kadar eğlenceli diye düşünmeden edemedi. Oysa ben bu hayatı kendi ellerimle sonlandıracağım. Ölümü düşündüğü her zaman aklına tek bir ölüm şekli gelirdi. Denizde boğulmayacaktı aslında o suların şefkatli kollarında yeni , belirsiz,  uçsuz bucaksız diyarlara yolculuk edecekti. Belki büyülü bir deniz ülkesine doğru yol alacaktı. Bu koyu mavilikler onun mezarı değil cenneti olacaktı. Umutlarını rüzgara pişmanlıklarını denize teslim edecekti. Saçlarını uçuşturan yüzüne vurdukça titreten şu rüzgarı son kez hissedişiydi. Sahilde denize bakarken iyice yaklaştı. Sonra bir adım daha,  bir adım daha . Bankta ki yaşlı kadın elini örgüden çıkarıp torununa uzaklaşmamasını tembihledikten sonra kafasını koyu bulutlara çevirdi. Yağmur gelecek herhalde. Denize döndü şu dalgalara bak nasıl hırçın nasıl acımasız. Sonra genç kızı gördü. Ne kadar yakın duruyordu . Kızım yapma bak dalga gelirse düşersin diye bağırdı. Genç kız isteksizce döndü. Kadın bakışlarındaki donukluğu anlamlandıramadı bile. Kız tekrar dalgalara baktı. Bir dalga gelip beni alsa diye buradayım işte dedi. Bir adım daha ilerledi. Artık bir adımlık bile mesafesi yoktu. En ufak bir ilerlemede suya düşecekti. Dibine baktı onun boyunu geçecek kadar derindi. Burasının bu kadar derin olduğunu hiç fark etmemişti oysa. Sonra dalgaları düşündü dalgalardan hiç kaçış imkanı olmazdı. Biraz daha eğildi derinlik onu kendinden aldı . Başı döner gibi oldu. Sonra bir mide bulantısı. Ölüme yaklaştıkça korkmaya başladı. Titriyordu ama soğuktan değildi. Hayır diye bağırdı. İçinden kopan bu çığlığı kimseler duyamadı. Ben ölmek istemiyorum. Hayır yaşamalıyım. Ölmek ölmek hiç bir şeyi değiştirmez. Herkes hayatına bakar peki ben …ben …ne olacağım hiç .Sadece bir hiç . Bir kaç günde unutulan bir hiç. Vazgeçmişti çoktan ama korkudan olduğu yere mıhlanmıştı. Uzaklaşmak istiyordu fakat az ölünce yapmaya karar verdiği şeyi düşündükçe nefes alışı hızlanıyordu. Arkasına dönüp yürümeye kara verdi.

Tam o sıra bir şey oldu. Ne oluyordu. Havada mıydı? Hayır  soğuktu çok soğuk denizdeydi suya düşmüştü. Az önceki düşünceleri geldi aklına bu derinlik çok fazla ben yüzme bilmem ki. Ölmeyi düşünürken şimdi nasıl oluyor da yüzme bilmediği için kaygılanıyordu ki. Denizde Çırpınmaya başlamıştı bile bu bir refleksti. Küçük bir çocuk arkadaşından kaçarken ona çarpmıştı.  Suya düştüğünü anlamadı bile. Çevreden insanlar geldi ama yaşlılar ve çocuklar bir şey yapamıyordu. Yaşlı kadın çığlıklar atıp yardım çağırıyordu. Ben ona söylemiştim çok yakın duruyordu dedi. Çocukların gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Yüzme bilen biri yok mu ?  Yüzme bilen biri… ses yankılandı durdu kulağında. Ölüyordu. Nefes alamıyordu. Ayakları ,kolları ,vücudu artık ona ait değildi. Çırpınışlar boşunaydı . Dibe çekiliyordu. Biri onu sert bir şekilde o karanlığa çekiyordu. Bir el onu tutan bir el vardı. Gözlerini aralamak istedi ama başaramadı . Onu çekip alan bu ele itaat etti.  Yardım geldiğinde çocuklar sevinç nidaları ile koşuşturmaya başladı. Bir kaç genç kızı denizden çıkarmayı başarmıştı fakat dalgalar o kadar güçlüydü ki bunu yapmak vakit almıştı. Nasıl oldu da denizde kaybolmadı çok şanslı dedi yaşlı adam. Bence bu dalgalar onu yutardı. Dibe çekildin mi geri dönemezsin.

Kızı sahilde yere yatırdılar. Etraftakilerden kırmızı bereli bir çocuk kalabalığı yarıp ona doğru yaklaşmak istedi. Yaşlı kadın çocuğu durdurdu. Olmaz bakamazsın . Çocuk suçluluktan buğulanmış gözleri ile ama… ama… dedi sesi az duyulur bir şekilde. İzin verilmeyince arka tarafa geçti. Benim yüzümden ölebilir mi acaba . Bu mümkün mü .Yoksa  ben bir katil miyim. O kadar çok üzülüyordu ki kalbi paramparça olsa bu kadar acımazdı. Ambulansta ki görevliler sardı etrafı .Meraklı kalabalık daha bir yaklaştı. Sonra kadın görevlinin sesi küçük çocuğun kulaklarında çınladı,  o andan sonrada bir ömür kalbinde yer etti. Hafızasında en korkunç köşeyi seçip devamlı gözünün önüne gelen silik , buğulu bir kadın yerde uzanmış yatıyordu.

Kadının sesi bu sefer daha yankılı geliyordu.

Ex …

ÇİRKİN ( one shot )

 

 

Tree of Heaven-Han Yoon Suh\’s Whistle

 Dolgun kırmızı dudaklar, simsiyah gece gibi gözler, aynı derecede koyu saçlar, muhteşem bir kombinasyonla ortaya çıkmış yakışıklı bir yüz , eğer bir kitap karakteri yada film yıldızı olsaydı durum bu olurdu. Onu böyle tasvir ederlerdi. Oysa gerçek hayat böyle değildi. Yüz hatları öyle orantı sızdı ki onu gören biri ilk tepkisini yüzünü ekşiterek ortaya koyuyordu. Tek başına ele alındığında çok güzel dudaklar, anlamlı gözler, zarif bir burun vardı. Fakat nasıl oluyorsa bu güzellikler bir araya geldiğinde ortaya hiç olmaması gereken bir görüntü çıkıyordu. Çirkinlik alıştığı bir şeydi. Bazıları onun bu halini hayretle incelerken, o da insanları düşünmeden edemiyordu. Güzelliğe vurgun , onun peşinden koşan insanlar, aslında onlarda olmayan bir şeye özenmekten başka bir şey yapmıyorlardı. Güzel birini görünce imrenerek bakan bakışlar ona yöneldiğinde haline bakıp şükrediyor, mutlu oluyordu. Bazısı ise acıyordu. acıyanlara hiç kızmıyordu, kızamıyordu.

Küçük bir çocukken gösterdiği alınganlığı da göstermiyordu artık. O çirkindi ve bunun farkındaydı. Çirkin fakat akıllı , çirkin fakat  zengin , çirkin fakat güçlü ,çirkin fakat iyi böyle bir sürü nitelik sayabilirdi. Ama öncelerinde hep bir çirkin olacaktı. Diğerlerini gölge bırakan bir kelime ,acımasız , ön yargılı , zalim bir ünvan . O buraların çirkin efendisiydi. Dadısının deyimiyle sevgiliye sevdiğinin hep güzel göründüğü ama göremeyen gözlere çirkin görünen efendi. Eğer kalp görmeyi hak edecek kadar saf değil ise kötü kalpler için onun güzellikleri hep çirkin görünecekti. Dadısı böyle söylerdi. Gençlik yıllarında demek tüm dünya kötü kalpliymiş diye düşünüyordu. şimdi otuş beş yaşında olgun , anlayışlı ve hoş görülü biri olarak çirkin ama güçlü olmayı seviyordu. Her günün bir birinin aynı olduğu bu tek düze kasabada hayatın sıradanlığına alışmış bir insan asla yeni bir beklenti içine girmez. Çirkin efendi de her şeyin sahibi olduğu bu küçük kasabada onu bekleyenleri asla hayal edemezdi. Kader oyunlarını en beklenmedik zamanda oynayıp insanları şaşırtmayı severdi. Ani değişikliklerle mızmız bir çocuk gibi olsa da kaderin bu beklenmedik oyunları onun her zaman kazanmasını sağlardı. Şimdi bu mızıkçı oyuncu çirkinler de sever diyordu peki aynı derece de sevilir mi ?

KAN KIRMIZI

Gözlerini onun masum ifadeli yüzünden ,ışıldayan gülümsemesinden bir türlü alamıyordu.Ona baktıkça onunla birlikte istem dışı bir şekilde gülümsüyordu .Genç adam arkadaşlarıyla kahkahalar eşliğinde sohbet ederken genç kadın  onun biraz ilersinde bir masa da tek başına oturmuş bu neşeli adamı izliyordu. Ne kadar hayat dolu diye geçirdi içinden ,gülmek ona ne kadar çok yakışıyor .Garson tek başına oturan kadını arkadaşına gösterip” bak yine dalmış” dedi .

Arkadaşı önce bir şey anlamadı ” kim neye dalmış” .

”O kadın kim olacak , kendi kendine gülümsüyor ve bunun farkında bile değil .”

”Yazık ”dedi derinden gelen bir sempati duygusuyla .

Arkadaşı gülümseyerek ” neden gidip uyarmıyorsun .”

”Ne demeliyim?  o adamı dikizlediğinizi herkes fark etti , bütün kafe sizi izliyor mu ? hahaha çok komik bir surat ifadesi takınacağı kesin .”

Kaan arkadaşlarından ayrılıp iş yerine doğru yöneldi .Selma da onun peşinden hızla ayrıldı cafeden . İnsanların onu işaret etmelerine önem vermiyordu . Şimdi tek istediği Kaan’ı gözden kaçırmamaktı .Genç adam emniyete vardığında Selma da emniyetin müdürlüğünün tam karşısındaki turizm acentesine girdi. İş arkadaşları yine geciktin diye söylenmeye başladılar .Selma onunla uğrayacaklarının farkındaydı sesini çıkarmadı .Sakin bir şekilde masasına geçti .Bilgisayarını açıp işleriyle uğraşmaya başladı .Bir iki saate bir ara veriyor saate bakıyordu .Onun bu sabırsız hallerini görmek diğerleri için eğlence malzemesiydi .Turizm acentesinde çalışmaya başlayalı dört ay olmuştu Kaan ı görüp çarpılması ise iki ay .Her gün onu görmek için aynı saate yemeğe çıkıyor, her akşam işlerini erken bitirip, onunla birlikte işte çıkmak istiyordu ama bir polisin çalışma saatleri belli olmuyordu. Bu yüzden Selmanın bunu başardığı anlar çok kısıtlıydı .Akşamları bilerek işi uzatıp mesaiye kaldığında ise herkesin acıma duygusu ile ona bakan ,küçümser bakışlarına maruz kalıyordu.Çok sürmedi Kaan selmayı fark etti.

Bir gün Kaan turizm acentesine gidip ” tatile güzel bir yere gitmek istiyorum” dedi .Selma onu karşısında görünce şaşırdı ” neresi olsun ,aklınızda özel bir şey var mı ?”,kalbi öyle hızla atıyordu ki düşünemiyordu bile yoksa kalbi patlayacak mıydı ? nefes alamıyordu.

Kaan” bilmem sizce neresi olsun ?”

Selma hiç düşünmeden ”Tanzanya” dedi heyecanlı ve yüksek bir sesle .Kaan önce kıza baktı sonra etrafındakilere herkes susmuş Selma ya bakıyordu .Selma ne dediğini sonradan işitmişti  ”yani şey.. ben…”

Kaan onun bu zor durumuna üzüldü ” aslında hiç gitmedim, farklı olabilir tabi .Yılın hangi zamanı gitmeliyim ” Selma  gülümsemeye başladı Kaan da onunla birlikte gülüyordu gamzeleri insanı bu dünyadan alıp bulutların üzerine çıkarıyordu .İşte o günden sonra Selma artık bu adamı bırakamayacağını anladı .Kısa sürede büyük bir aşk başladı .

Bir iki görüşmeden sonra Selma istediğini elde etmişti.Aynı kafeye gittiğinde garsonlar önce şaşkınlıkla sonrada hayranlıkla baktı Selma ya, yanındaki adamı koluna takmış herkese nispet yapıyordu .İşte bu ,işte bu diye çığlıklar kopuyordu genç kadının yüreğinde .İmrenme dolu bakışlar kadar Kaan ın ona davranışları da gururunu okşuyordu .Platonik bir aşık olarak onu hep çok iyi hayal etmişti ama gerçekte bu düşüncelerini yıkılmasını bekliyordu .Sandığının aksine Kaan çok daha iyi biri çıkmıştı . Siyah saçlarına mana katan koyu kahve gözleri ,uzun boyu ,teninin o tarif edilmesi mümkün olmayan rengi ,dudaklarını kıvırarak gülmesi ve o göz alıcı gamzeleri ile çok çekici kendinden emin bir duruşu vardı .

Kumral saçları, ela gözleri ,ortalamanın sütünde boyu ile Selma da dikkat çekiciydi .Hele dalgalı saçlarını açık bırakıp rüzgara karşı savurduğunda duruşu değişiyor kendisini bambaşka hissediyordu Kaan a göre böyle zamanlarda kendisini prenses gibi hissediyor olmalıydı çünkü ancak o zaman Selma nın bu öz güveni açıklanabilirdi.Böyle kendine güvenmesini seviyordu işte bu kadında sevmediği ne vardı ki zaten .Dolgun dudaklarını ,kocaman gözlerini ,uzun kirpiklerini ,alaycı tavrını ,umursamaz yapısını ,mağrur duruşunu seviyordu o.Kaan bu kadında bu kadına dair ne varsa seviyordu.

 

Kaan çatıya çıkmış bu bunaltıcı yaz gününde canını sıkan iki konuyu düşünüyordu .Birinden vazgeçiyor sonra diğerinin düşündükçe morali daha çok bozuluyordu .Önce Selma geldi aklına geçen onca zamandan sonra onu hala böyle delice özlemek çok saçmaydı .Onu görmemek için Selma  işini değiştirse de kader Selma yı yine de Kaan ın karşısına çıkarmaktan usanmıyordu .Bu sabah Kaan Selma yı gördüğünde daha önce yaşamadığı bir acı hissetti .Sanki bir bıçakla yarası oyuluyordu .Öyle sızlıyordu ki buna katlanmak çok zordu .Selma onu görmezlikten geldi .Aynı Kaan ı terk ettiği gün gibi .Yüzüne bakmadan hızla uzaklaştı .Söyledikleri hala kulaklarında beyninde çınlıyordu .Vücudunun her zerresi o acımasız sözleri hatırlıyordu .”Senden nefret ediyorum .Senden ölümüne nefret ediyorum. Bir daha senin yüzünü görmektense ölmeyi yeğlerim .Her şeyin senin suçun anladın mı? Senin suçun .Sen çok kötüsün, keşke hiç… keşke hiç tanış masaydık… keşke seninle hiç karşılaşmasaydık .Seni tanıdığım güne lanet olsun .”Bunları söylerken içinde öfke vardı ,gözlerinden kin açıkça okunuyordu ,bir taraftan ağlıyor bir taraftan konuşmaya çalışıyordu.Keşke keşke …kelimeleri duraklayarak zar zor söylüyordu .

Kaan bu düşüncelerden bir süreliğine uzaklaştı aklına sorgu odasında ki adam geldi .O yüzü asla unutamıyordu . Suçlu olduğunu itiraf eden o masum ifadeyi ,yakaran gözleri düşüncelerinden atmak hiç kolay değildi .Ben öldürdüm derken bile gözleri hayır yalan söylüyorum, ben değildim, neden kimse bana inanmıyor, lütfen yardım et, diye çığlık çığlığa yakarıyordu .Onun bu yakarışlarını duymazlıktan gelmek Kaan için imkansızdı . Neden diye düşünüyordu günlerce masum olduğunu haykırırken neden birden itiraf etti ki hem de böyle perişan böyle tükenmiş bir kabullenişle .Hayır bu işte Kaan ı rahatsız eden ters bir şeyler vardı . Ama ne ? Ne kadar düşünürse düşünsün sebebini bulamıyordu .Bir an bana ne işte itiraf etti, bırakmalıyım bu işin peşini demek geldi içinden .Artık rahatlamaya huzura ihtiyacım var .Benimde kendimi düşünmeye ihtiyacım var. Tanrım çok mu şey istiyorum .Bu işi böyle bırakırsam her şey hal olur. Bu dava yüzünden kaybettiklerim ne çok .Her şeyi kaybediyordum .Önce işim tehlikeye girdi .ismim lekelendi .İtibarım sonra Selma biricik Selma onu bile kaybettim .Şimdi bu davayı kovalamayı bıraksam çok mu bencilce olur .Bunu hak etmedim mi ? Kaan tanrıyla görüşmesini bıraktı vicdanı ile yaptığı hesaplaşmayı asla kazanamayacaktı .En iyisi işinin başına dönmek ve soruların cevabını bulmak .Vicdanı doğru cevapları alamdan huzura ermeyecekti .

Tezgahtar kız ölmeden önce tanıklık etmesi için Kaan onunla bulaşacaktı ellerindeki tek görgü tanığı oydu. Bu yüzden bu işi çok iyi yapacağına inandıkları için Kaan a vermişlerdi ama o daha kızla görüşemeden kızın cesediyle karşılaştı .Kimse bir şey demese de herkes içten içe onu suçluyordu. Böyle zorlu bir davayı onun gibi bir beceriksize vermek ne büyük hataydı işte bütün insanlar böyle düşünüyordu .Yoksa kızı öldürmeleri için Kaan da mı işin içindeydi .Belki o da anlaşma yapmıştı .Ne de olsa kızla bir kere konuşmuştu belki kızdan aldığı bilgileri saklıyordu . Kaan bu tür şüphelerle işini yapmaya devam ederken kendi kendine genç bir kızın ölümünde ne kadar suçu olduğunu düşünüyordu .Gencecik bir hayat yok olup giderken Kaan ne kadar yardımcı olmuştu . Olay sabahı hemen tezgahtar kızın yanına giden Kaan genç kız hala şok ta olduğu için bir şey öğrenememişti. Sadece onu sakinleştirmeye çalışmıştı. Sonra konuşturabilirim diye düşünmüştü .Yeter ki şimdi kendine gelsin ama hesapladığı o sonra hiç gelmedi. Kızın uzaktan bir tüfekle vurulduğu ve keskin nişancının çok iyi olduğunu öğrendi .Geride hiç bir iz yoktu . Kaan o ilk konuşmayı hatırlamaya çalışıyordu .Bu adamı kurtarmanın tek yolu bu işi çözmek o kızı kurtaramadım ama bu adamı kurtarabilirim .Çok denedi ama olmadı .Telefonu çaldığında derin düşüncelerden sıyrıldı ve arkadaşıyla buluşmak için yola düştü .Ara sokaklardan geçerken bu çocuk bulaşacak başka bir yer bulamamış mı diye söyleniyordu . Etrafa dikkatlice bakıp buluşma yerini ararken çiçekçiyi gördü .Selma çiçekler insanı mutlu eden yegane şeydir demişti .Çiçekleri görünce nasıl gülümserdi diye düşünürken selmanın gülen gözleri geldi aklına onun hayali Kaan ı gülümsetmeye yetti. Sonra bu sabah ki buz gibi bakışları . Kar fırtınasının ortasında kalmak gibiydi Selma nın o soğuk bakışlarına maruz kalmak .Kaan ın yüzü düştü sonra bir sokağa saptı tabelalara bakarken bir işaret gördü .Önce geçip gitti sonra geri döndü. Ben bu işareti nerde gördüm evet bir yerde ama nerede . İçeri girmeye çalıştı. Siyah camlarla kapatılmış mekana giremedi .Kapıda iri yarı biri vardı .Kaan ‘ı içeri almadı .Sadece özel davetliler için dedi .Kaan oradan uzaklaşırken arkadaşını aradı buluşmayı iptal etti .İş yerine döndü ve eski dosyaları çıkardı .Yuvarlak siyah bir şekil içine gizlenmiş ufak yıldızlar ve kareler olan bu şekli aramaya başladı tam da tahmin ettiği gibi o kızın cinayet dosyanda buldu şekli kız bir dövme bir dövme diye söyleniyordu çok heyecanlıydı elleri titriyordu .Sabırsız ve korkmuştu .Tek söylediği o adamın kolunda bir dövme vardı . Kaan şeklini sorduğunda o titreyen elleri ile yarım yamalak bu şekli çizmişti sonrasında sinir krizi geçirir gibi olunca Kaan kızı rahat bırakmıştı .Aynı işaret şimdi karşısındaydı .Sonra gelen isimsiz mektubu hatırladı arkadaşları artık aşk mektupları mı alıyorsun diye dalga geçmişlerdi ama kaan mektubu açınca içinden sadece bu şeklin olduğu beyaz bir kağıt çıkmıştı.kaan artık daha çok meraklanmıştı.

Kaan mekana gece yine gitti .arabasını köşeye park edip gelen gidenleri izlemeye başladı.Bir kaç adam sırayla geldi .Teker teker geliyor aradan bir süre geçince bir başkası geliyordu . Gece orada beklemek çok sıkıcıydı Kaan eski günlerine daldı yine . Selma neşe içince abimle tanışacaksın diye gelmişti .Senden bahsettim tanışmayı çok istiyor .Kaan önce tedirgin olsa da Selma nın abisini tanıyınca çok sevmişti .Sık sık görüşür olmuşlardı .Sonra o cinayet davasını araştırmaya başladıkları zaman geldi aklına Selma evde yemek hazırlıyordu abim gelmek üzere hadi çabuk bitir salatayı diye neşeyle mutfakta dolanıyordu .Zil çaldığında abisinin geldiğini düşünmüştü ama Selma elinde bir kutuyla geldi .Ne geldi acaba dedi .Kaan kimdenmiş dedi Selma bilmiyorum üzerinde de bir şey yok sonra kutuyu açtığında abisinin gömleği kanlar içinde öylece duruyordu .Selma iki gün önce doğum günü hediyesi olarak almıştı bu gömleği diğerlerinden fark olsun diye üzerine kendi ufak bir işleme bile yapmıştı .gömleğin üzerinde bir not vardı ” sıra sana gelsin istemiyorsan bu işin peşini bırak ”.Selma dehşete kapıldı ve orada kendinden geçti .Hastanede uyandığında ise devamlı ağlıyordu .Kaan önce sinirlerinin sakinleşmesini bekledi ama zaman bir işe yaramadı Selma ondan nefret ediyordu . Ne kadar af dilemeye çalışsa da işe yaramadı . Ayrılmalarından sonra dava da çıkmaza girdi ta ki bir hafta önce bu adamı yakalayıp onun karşısına getirene kadar .Önce inkar eden adam bir süre sonra kabul etmişti cinayeti ama Kaan için bir yerde bir terslik vardı .Sonra ki bir kaç gün Kaan gelen giden herkesin peşine düştü .Mekandaki herkes bir şekilde içeri girmiş, suç dosyaları kabarık insanlardı .Onları izlemek yeterli değildi ama onları sorgulamak içinde delili yoktu .Zamana ihtiyacı vardı bu işi kendi çözmeliydi .İzine ayrılıp takibe devam etti . Akşam yine izlemek için evden çıktığında kafasına bir darbe aldı .Canı çok yanmıştı .Gözleri ağır ağır kapanırken bilincini kaybetti.

Uyandığında bir bodrum katındaydı .Her yer siyahtı .Camlar kapatılmış .Yerler bile siyah .Bir iki sandalyeden başka hiç bir şey yoktu .Gözleri bu loş ışığa alıştığında karşısında Selma yı gördü .Kaan bir sandalyeye bağlanmıştı .yüzü gözü kan içinde .Bayıldıktan sonrasını hatırlamıyordu ama Selma bağlanmamıştı .Durumu da gayet iyi görünüyordu .Adamlardan biri Kaan ın saçlarını çekti amma uykucuymuşsun dedi .Uyan artık uyuyan güzel burayı dört yıldız otel mi sandın ? Kaan Selma ya baktı ne oluyor onun burada işi ne dedi .Adamları tanımıştı .Günlerdir peşinde oldukları adamlar ve Selma ne oluyor burada . Adam pis bir sırıtışla sana bir ders vermek için getirdik onu dedi .Sonra belinden bir silah çıkardı . Önce Selma nın başına dayadı .Kaan ın gözleri fal taşı gibi açıldı .Dur diye bağırdığında adam kahkaha attı .Telaşlanma daha güzel planlarımız var dedi .Neden böyle inatçısın hiç anlamıyorum o kız ölmeyi hak etmişti ,ispiyoncuların yaşamaya hakkı yoktur hem sana bir katil de verdik .Neden susup işini yapmadın .Senin içinde iyi olurdu bu .Katili yakalayan kahraman polis memuru . Kaan sesini çıkarmadı . Sonra adam elindeki silahı Selma ya uzattı. Abini katili onu öldürmek istemez misin? Selma adama öyle hınçla baktı ki adam silahı hemen geri çekti anlaşıldı onu öldürecek cesaret yok sende .Kaan ”Selma ”dedi ”ben ben… katil değilim ” demek istedi ama sadece ben diyebildi .Selma aynı kin dolu bakışları Kaan a uzattı sakın konuşma senden nefret ediyorum. Duydun mu beni nefret .Seni asla affetmeyeceğim .Selma nın öfke dolu sesi boş bodrumda yankılanırken bir kahkaha da ona eşik etti .Ne demiştim ben benim kardeşim asla beni satmaz demedim mi .Karanlıktan çıkan adama doğru baktılar Selma gözlerine inanamadı ”abi ..abi.. hayır olamaz ..abi.. sen..”  .Adam Selma ya baktı evet  benim bitanecik kardeşim .Selma şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı nasıl… diyebildi çok zor duyulan bir ses tonuyla yüzü bembeyaz olmuştu . O kızı ben öldürdüm sonrada bu aptal polise bir ders vermek istedim. Vicdan azabından kavruldu aptal . Neyse canım boş ver bunları, birazdan bu salaktan kurtuluruz sonra sana bu örgütün her şeyini anlatırım .Konuşacak çok şeyimiz var dedi .Selma ya yaklaşırken kollarını uzattı .Sağ kolunda aynı dövme vardı Kaan o zamana diğerlerinin de kollarına dikkatlice baktı hepsi aynıydı .Daha önce var mıydı bu dövme diye düşündü bu adamla takılırken hayır yoktu, olsa fark ederdi .Selma adamın ondan uzaklaşmasını bekledi sonra abi dedi Kaan ı göstererek ona ne yapacaksın .Adam çok belli değil mi dedi. Hem artık sende onu sevmediğine göre bir sorun yaratamaz .Sonra eline bir silah aldı .Sağır edici bir sessizlik oldu ardından iki el silah sesi duyuldu .

Selma böyle bir dehşet verici bir ses duymamıştı .Adamlar etraflarına baktıklarında patronlarının yerde kanlar içinde yatarken buldular .Selma ani bir hareketle yanındaki adamın belinden silahı kapmıştı sonra abisine ateş etmeye başlamıştı .Önce arkaya doğru sendeledi sonra kolları inanılmaz bir acıyla sızladı .Dengesini kaybetti, düşer gibi oldu kulakları ise çınlıyordu .Kaan şaşkınlıkla Selma ya bakıyordu .Selma olduğu yere düştü abisini bedeninden akan kanlara baktı yer siyahtı ,kan kırmızı olurdu oysa yerler yüzünde  kapkaraydı . Cesedin yanına gittiğinde gömleğin üzerindeki kanları gördü elleriyle dokundu sonra avuçlarını açtı evet kırmızıydı , kıp kırmızı ,kan kırmızı ,işte kan böyle olurdu o kutudaki gömlek böyle kırmızıydı .Kaan donmuştu adeta kıpırdayamıyordu .Selma da öyle cesedin başında çökmüştü adamlar kaçmış polis arabalarının sesi bütün sokağı doldurmuştu . Selma cesede baktı ” bu sefer ağlayamam ben senin için bir kez yas tutmuştum. bir daha yapamam .”  Yanına gelen polis memuru Selma yı kaldırmaya çalıştı .Kaan ı çözen bir diğeri de olayı anlamaya çalışıyor ,devamlı soru soruyordu Selma kolundan tutan adam doğru uzattığı elleriyle işaret ediyordu .Bak kırmızı kıpkırmızı ,kan kırmızı ,kan dediğin işte böyle olur kan kırmızı, kan kırmızı …