SONBAHAR ESİNTİSİ 9. BÖLÜM

‘’ MEVSİMLER ‘’

Rüzgar gibisin değişken, hızlı, gelip geçici ve asla tutunamadığım, sahip olamadığım ama yüzümde hissedip bütün benliğimle beni titreten, saran deli bir rüzgar gibisin. Ben de dalından düşmemek için çırpınan solgun bir yaprak.

TATLI MELEĞİM FİLM MÜZİĞİ

Kazadan sonra ki birkaç günü Hae Min evinde dinlenerek geçirdi. Kolu iyileşmişti artık işine dönebilirdi aslına bakarsa bu kadar uzak kalmasına da gerek yoktu ama Tae Jun onun evde dinlenmesi konusunda ısrar etmişti.

Sabah Hye Jin işe gitmek için evden çıktığında evin önünde bahçe duvarına yaslanmış yüzünü şapkasıyla kapatmış birini gördü. Young Jae sabah erken bir saatte gelmişti. Young Jae şapkasını arkaya itti. Yavaş hareket ediyordu. Sırtı duvara yaslanmış, yüzünde şımarık bir tebessüm vardı. Hye Jin  son zamanlarda bu adamla ne kadar çok karşılaşmıştı. Onu görmezlikten gelerek yoluna devam etti.

Hae Min evden koşturarak çıktı . Yine geç kalmıştı tabi Hye Jin de onu beklemeden gitmişti. Koşturmaktan Young Jae’ yi fark etmedi . Young Jae arkasından bağırdı.

‘’ Günaydın Hae Min ‘’

Hae Min arkasına dönerek ‘’ Günaydın ‘’ dedi. Soluklanmaya devam ediyordu.  Nefes nefese kalmıştı. Young Jae arabasını işaret ederek ‘’  Seni ben bırakayım geç kaldın değil mi ?’’  dedi.  Sanki bunun olacağın adı gibi emin değilmiş gibi yapay bir sırıtışla bakıyordu.

Hae Min ‘’  Evet ama bu sefer suç saatte, onu kapatmadım sadece erteledim neden çalmadığını anlamıyorum.’’

Young Jae gülerek ‘’ Eminim öyledir ‘’ dedi. İnanmadığını belli etmekten de kaçınmıyordu . Onu hali Hae Min ‘in sinirine dokundu sanki onu çok iyi tanıyormuş gibi davranmasına uyuz oluyordu. Bakışlarında hep sen ne söylersen söyle ben gerçeği biliyorum diyen o sinsi hava  seziliyordu işte.

Tae Jun ofise gelmişti ve Hae Min hala ortalarda yoktu. Sinirli bir bekleyişten sonra onu aradı.

Tae Jun : Nerdesin sen patrondan sonra işe gelinir mi ?

Hae Min : Yoldayım, çok özür dilerim birazdan varırım.  Hae Min öyle mahcup olmuştu ki ses tonu kısıldı , tavrı değişti , suçluluk duyan kalbi yüzüne yansıdı hal ve tavırlarında can buldu.  Young Jae hemen telefonu kaptı.

Young Jae : Selam yoldayız, o kadar merak etme .

Tae Jun : Senin onula ne işin var?

Young Jae umarsızca ‘’  Bana onu sen yollamıştın unuttun mu? İşler yolunda işte, mutlu ol.’’  dedikten sonra telefonu kapattı.

Tae Jun sinirden elindeki fincanı fırlattı. Ona ben mi yolladım?  Ne saçmalıyor bu?

Hae Min işe geldiğinde Tae Jun onunla bu konuyu hiç konuşmadı. İş dışında konuşmuyor soğuk davranıyordu. Oyuncağı elinden alınmış küçük çocuklar gibi somurtuyor, tavrını küserek gösteriyordu.

Hae Min,  Tae Jun ‘un bu davranışına anlam veremedi. Geçen bir kaç günde Young Jae her gün şirkete gelip Hae Min ile yemek yiyordu. Hae Min,  Young Jae’  ye Tae Jun ‘un soğuk tavırlarından bahsetti.

Young Jae ‘’ Boş ver,  Fazla kafana takma olur mu? Dedi.

************************************************************

Aşkların En Güzeli – Film Müziği

Jon Won ile Hae Min belki kısa süre sevgiliydiler ama uzun süre dost olmuşlardı. Hae Min, Hye Jin dışında  kimseye duymadığı güveni Jon Won ‘a duymuştu şimdi bir de Young Jae için aynı güven hissini duyuyordu.  Tae Jun ‘a  da güveniyor muydu? Çoğu zaman onu sinir etse de içinden gizli gizli tasdik ettiği bir gerçek vardı ki o da ha emin Tae Jun’ a da güvenebileceğini biliyordu.

Hae Min,  Young Jae ile buluşmuştu parkta oturmuş konuşuyorlardı. Hava çok güzel ılık bir bahar günü Young Jae ‘’ Canım çok sıkılıyor ‘’ dedi.  Sen de artık benimle eskisi gibi ilgilenmiyorsun varsa yoksa o şebelek adam. ‘’  Young jae , ortaya çıktığı günden beri Jon Won ‘dan haz etmiyordu bunu her fırsatta söylemekten de geri durmuyordu.

Hae Min şebelek kelimesine kızmıştı. ‘ Ona öyle deme ‘ diye tersledi.

Young jae ‘’ Bak hemen de savunmaya geçiyor. Allasen nesini beğeniyorsun o adamın. Nesi bu kadar mükemmel.’’

Al bir tane daha diye düşündü Hae Min. Aynı Tae Jun . Ailecek kıskançlar herhalde.

Sonra Young Jae ‘yi daha da sinir edeceğini bile bile konuşmaya başladı. ‘’ Hııımm bakalım çok zeki , kültürlü , yakışıklı , zengin , uzun boylu , sevimli , komik … sıralamaya devam ediyordu.

Young Jae baktı Hae Min susmayacak hemen atıldı. ‘’ Ne olmuş yani bunların hepsi bende de var. ‘’

Hae Min çocukça saflıkla ‘’ Ama o çok sadık bir dost hem bizim bir geçmişimiz var. Hem ne zaman ihtiyacım olsa yanımda olur.  ‘’dedi.

Bunu söylediğinde o sonbahar günü yağmurda sırılsıklam olmuş şekilde bankta oturmuş nasılda ağladığını hatırladı. Yine içini bir ürperti sardı. Aynı o günkü gibi üşüdüğünü hissetti. Çok mutsuzdu ev dediği yere gidemiyordu. Hye Jin ile ailesi ona çok iyi davranıyordu ama Hye Jin ‘in teyzesinin söylediklerini aklından çıkaramıyordu. Çok yalnız, gideceği hiçbir yer olmayan bir zavallıydı. Öğlen okuldan çıkan Hae Min hızlıca eve gitmişti. Bahçeden içeri girerken Hye Jin ‘in teyzesini gördü belli ki ayrılmak üzereydi. Kapı eşiğinde konuşuyorlardı. Kadının söylediklerine istemden kulak misafiri olmuştu. Hae Min hiçbir zaman hoşlanmamıştı bu kadından. Masallardaki kötü kalpli cadı gibiydi. Sinirli bir şekilde ağzından köpükler çıkararak konuşuyordu. Daha ne kadar bakacaksınız o kıza söylesene abla. O sizin için bir yük neden siz bakıyorsunuz ki. Bir besleme gibi, utanması da yok. Burayı kendi evi sanıyor. Hye Jin ‘in annesi melek gibi tabir edilene kadınlardandı. Hae Min onu kendi annesinden ayırt etmezdi. Kadın kız kardeşine öyle sinirlenmişti ki daha önce onun böyle kızdığına kimseler şahit olmamıştı. Kavga edip  kız kardeşine bağırmıştı. Onu kovmuştu. Kız kardeşi de bir daha ablasıyla konuşmayacağına yemin ederek terk etmişti orayı . Dediği gibi bir daha da hiç biriyle konuşmadı.

Hae Min onların kendi yüzünden hala konuşmadıklarını hatırlayınca içi sızladı , yine kötü oldu. Yüzü soldu. Young Jae kızın değişen suratını fark edince ‘’ İyi misin ‘ dedi.

Hae Min hemen yüzüne kocaman bir gülümse koyup’’Tabi ki iyiyim dedi. Nerde kalmıştık haa buldum o çekici biri .’’

Young jae ‘’ Ben daha çekiciyim ‘’ dedi.

Hae min ‘’ Ya öyle mi ‘’

Young jae ‘’ Tabi öyle ispat edebilirim dedi.

Hae Min ‘ nasıl olacak o dedi.  Kız sözünü bitirmeden Young Jae ani bir kıvraklıkla  onu kendine doğru çekmişti.  İyice sokulup kızın gözlerine doğru o çapkın bakışını takınıp ‘’ Bu dünyadaki en güzel gözlere sahipsin ama farkında bile değilsin ‘ dedi. Sonra biraz da eğilip kızın dudaklarına yaklaştı. Nefesini yüzünde hissedebiliyordu. Hae Min şok içindeydi. Kalbi deli gibi atıyordu. Heykel gibi oldu yerde kala kalmıştı. Yüzü kıpkırmızı . sonunda kendine geldi bir eliyle Young Jae ‘yi itiyor diğer taraftan nefes almak için kendiyle zorlu bir mücadeleye girişmişti  ‘ zevzek sende ‘ diyen şakacı , umursamaz bir tavırla çantasını alıp yürümeye başladı. Hala heyecanlıydı.

Young Jae ise o kadar tuhaf hissediyordu ki kızı durdurmak için hiçbir şey söyleyemedi. Hatta gitmesine memnun oldu. Hala heyecanlı yaptığından pişman, kalp çarpıntılarının sesi yedi mahalle öteden duyulabilir bir şekilde. ‘’ nasıl ‘’  diyordu içinden.  Çapkın Young Jae ilk kez birini öpmediği halde bu kadar heyecanlanıyordu. Neden onu öpmedim bile. Fikri bile yakıp geçti. Neden . ‘’ Young Jae daha sonra da bu fikir üzerinde kafa patlattı. Uzun uzun düşündü . Hae Min’i öpmediği halde neden böylesine kavrulduğunu anlamaya çalıştı. Neden kalbi  bir davul resitali vermeye kalkmıştı. Kesin bir sebebi olmalıydı. Yoksa Young Jae bir öpücüğün hayali için böyle heyecanlanacak acemilerden değildi.

*************************************************************

Young Jae , Tae Jun ‘un ofisine gitti ama hiç hoş olmayan bir karşılaşma ile karşılşatı. Oysa hep sıcak davranırdı ona. Demek ki gerçekten kızmış.

Tae Jun : Ne istiyorsun çok işim var. Boşa vakit harcayamam.’’

Young Jae : Bir iki laf etmeye geldim merak etme yarım saat kaytardın diye şirket batmaz.

Tae Jun : Ne istediğini açıkça söyle dedi.

Young Jae : Şu senin asistanınla ilgili konuşacaktım. Artık bende şirkette çalışmak istiyorum bir yardımcıya ihtiyacım var. Onu bana versene.

Tae Jun : Hayır olmaz başka birini bul . Neden asistanımı sana veriyorum. Diye gürledi.

Young Jae : Unuttun mu eğer çalışmaya karar verirsem onu bana vereceğine söz vermiştin. Yoksa sözünden cayıyor musun ? Belki de onu bana vermek düşündüğünden zordur.

Tae Jun : işler  Çok değişti. Şimdi her şeyi yani  düzenimi bozamam anlıyor musun.

Young Jae : Hayır anlamıyorum . Ne değişti.

Tae Jun : Şey artık her işi çok iyi yapıyor çok becerikli o yüzden ondan vaz geçemem.

Young Jae : Öyleyse hiç sorun değil sana daha becerikli birini buluruz.

Tae Jun : İyice kızdı daha beceriklisini kendine bul öyleyse.

Young Jae : Hayır ben onu istiyorum becerikli olup olmaması umurumda değil ama senin umurunda. Sen sadece becerikli birini istiyorsun. Bu yüzden ben kazandım. Şimdi gidiyorum  o değerli Zamanını  çalmak istemem.

Tae Jun : Bekle

Young Jae : Ne var

Tae Jun : Yok bir şey.

Tae jun o gece çok düşündü ve sabah kararını vermiş olarak ilk iş Young Jae yi aradı . ‘’ Tamam istediğin gibi olsun . Sana şirkette çok ihtiyacım var o yüzden hemen hazırlanıp gel . Artık sorumluluk almanın zamanı geldi.  Geç kalma. ‘’  Tae Jun telefonu kapattıktan sonra doğru bir kara verdiğine ikna olarak evden çıktı.

GELİNLİK KIZLAR FİLM MÜZİĞİ

Hae Min o bankta ağlarken yanına Jon Won gelmişti. Jon Won o yağmurda kız arkadaşını bekliyordu. Şemsiyesinin altından gelip geçeni kolaçan edip kızın gelip gelmediğine bakarken görmüştü Hae Min ‘i. Bizim okuldan değil mi bu kız . ağlıyor mu .  Jon Won hemen Hae Min ‘in yanına gidip oturdu. Hae Min gözlerini silerken onu fark etti okulun popüler çocuğu. Peki burada ne işi vardı. Kesin o sıska kız arkadaşını bekliyor salak dedi içinden . yanında ki Jon Won konuşmaya başlamasa belki Hae Min onun bir hayal olduğuna da ikna olabilirdi. Fakat yanındaki Hae Min ‘in ağlamaktan şişmiş kırmızı gözlerine bakıp  çok hoş bir ses tonuyla  konuşmaya başladı ’’ Bak ağlama demeyeceğim ki ben desem bile ağlayacaksın ama içindekileri iyice boşaltınca,  som damla göz yaşını da akıttıktan sonra kocaman bir gülümseme ile ayrılmalısın buradan. Çünkü  Ben seni hep öyle hatırlamak istiyorum. Kendi mutsuzluğun yüzünden benim anılarımda ağlayan gözleri şişmiş bir kız bırakamazsın tamam mı ? ‘’  dedi.

Hae Min ne diyor bu böyle diye düşünmekten ağlamayı kesmişti. ‘’Hı ‘’ diye bir ses çıkardı.

Jon Won ‘’hı ‘ değil ‘ Efendim’ dedi. İşe yaramıştı.  Belki saçma sapan sözler söylemişti ama kızın ağlaması durmuştu. Sonra elini kıza uzatıp ben Jon Won dedi. Seninle aynı okuldayız. Senin adın ne kırmızı gözlü şey.’

‘ Hae Min ben …ben de Hae Min ‘

‘ Neden ağlıyorsun Hae Min ‘

‘’Ben anlatmak istemiyorum’’

‘’Tamam belki bir gün anlatırsın.’’

‘’Bir gün mü ? ‘’

‘’ Evet artık dost olduğumuza göre seninle geçirecek çok zamanımız var meleğim.’’  Dedikten sonra Jon Won,  Hae  Min i şaşkın bir şekilde arkasında bırakıp somurta somurta onu çağıran kız arkadaşına doğru gitti. Giderken de ondan bu gün ayrılacağını biliyordu.

Hae Min ise bana neden meleğim dedi ki diye düşünüyordu. Aklındaki bütün düşünceler silinmiş yerini bu almıştı.

Bundan sonra Jon Won okulda , okul dışında her zaman Hae min ‘in yanında oldu.

Herkes Hae Min ‘in Jon Won ‘un meleği olduğunu biliyordu ama kimse neden bir melek olduğunu bilmiyordu Hae Min de buna dahildi.

***************************************************

Hae Min ile Jon Won yemek yiyorlardı. Hae Min birden aklına gelmiş gibi ‘’ Baksana neden bana meleğim diyorsun ‘ dedi. Yıllardır merak ettiği sorunun cevabını bu sefer almaya kararlıydı.

Jon won ‘ Bilmiyor musun ‘ dedi.

Tabi ki bilmiyordu nereden bilebilirdi ki. Hae Min ‘’ hayır bilmiyorum ‘ dedi.

Jon Won gülümsedi ‘ Çünkü sen benim koruyucu meleğimsin.’

‘’ Lisedeyken kütüphanede çalışmak zorunda öğrencilerden biride bendim. Haksızlığa dayanamayan bir kız . haksızlığa gelemem ben ne kendim için ne de başkası için diye korumuştu beni.’’

Hae Min şimdi hatırlıyordu. Unutulmuş  gitmiş o anının kahramanı Jon Won  muydu.  Hae Min o olduğunu bilmiyordu ki.

O gün kitapların yeniden arşivlenmesine karar verilmişti. Bu işi yapacakları kura yöntemiyle  belirlemeyi önermişti başkan. Kimse bu angarya işi yapmak istemiyordu. Cin gözün biri çıkıp Jon Won bu gün toplantıya geç kaldı madem öyle ceza olarak bu işi o yapsın dedi. Jon Won yoktu itiraz edemezdi herkes kabul etti bunu. Bir tek Hae Min bu fikri beğenmedi haksızlık bu diye bağırıp çağırmıştı. Kendini meydandaki politikacılar gibi hissedip koca bir nutuk atmıştı. Sonunda çocuklar sırf onu susturmak için kura yöntemine geri dönmüştü. Kura Hae Min in elinde patlamıştı. Şanslı öğrenci olarak bütün öğleden sonrayı bu işi tek başına yaparak geçirdi. Ya da o öyle sanmıştı ama bilmediği şey o nutuk atarken koşa koşa gelen Jon Won un nefes nefese kütüphane kapısından onu dinlediğiydi. Kız yorgunluktan uyuya kalınca gizli gizli yardım bile etmişti. Hae Min de uyanıp yaptıklarını görünce amma çalışkanmışım ne çok iş becermişim diye övünmüştü.

********************************************************

Gülen Gözler ve Neşeli Günler Film Müziği

Hae Min kafası karışık olduğunda hep yaptığı gibi’’  kadim ‘in yeri’ ‘’ ne gitti. Aylar önce fark etmişti burayı . Kaffeyi de o sakin havasını da sahiplerini de çok seviyordu. Ayrıca buraya geldiği her zaman sıkıntılarından kurtulup mutlu şekilde ayrılıyordu. Hem o durmadan didişen garsonlar hem de Sora ile Kadimin çekişmeleri keyfini yerine getiriyordu . Üstelik bu ikisinin bir birlerini nasıl sevdiklerini görünce onlara imrenerek bakıyordu . Sora onu görür görmez yine o gülümsemesiyle en sevdiği masaya götürdü.  Kadim de en sevdiği kahveyi hazırlamıştı bile.

Sora yanına gelip ‘’ Nerdesin kaçak uzun zamandır yoksun’’ diye sitem etti.

Hae Min ‘’  Kusura bakma . Ben çok yoğundum . Ayrıca bebek için tebrik ederim . Ne zaman geliyor misafir bakalım . sora daha sekiz  ay var  . Kadim ile bu konu da tartışıyoruz ‘’dedi.

Kadim hemen atıldı ‘’  Daha doğrusu o tartışıyor ben dinliyorum olacak’’ dedi.

Hae min gülümsedi Sora ise yüzünü buruşturdu. ‘’Kadimin dediğine göre hamilelik beni daha huysuz yapmış . Doğru değil bu’’ dedi alındığını gösterir ifadesiyle kocasına doğru bakıyordu.

Kadim ise karısını bu hallerinden hiç etkilenmeyerek .’’ Tabi canım hiç olur mu öyle şey ‘’ derken gel de bana sor diyordu içinden.

Kadim ‘’  Bak nerdeyse unutuyordum . Sano damadının bir resmini daha yollamış ‘’ dedi.

Sora  ‘’ Ne damadı ya . Benim kızım olacağı  ne belli belki erkek olur ‘’dedi.

Kadim’’  ben biliyorum o bir kız olacak,  onu küçük Kadime vereceğim . Sano ile dünür oluruz. ‘’

Sora hemen itiraz etti ‘’  Ben kızımı onlara vermem’’ dedi.

Kadim ise’’  Onlar da ya kızın Sora benzerse diye pek hevesli değil ‘’dedi.

Sora ‘’ Nedenmiş o .?’’

‘’ Neden olacak senin gibi çılgın birini kızı da sana benzerse küçük Kadimin de çekeceği var. ‘’

Sora yine ‘’ Belki erkek olur ‘’dedi.

Kadim ‘’  O zaman ona Dan’ in kızını alırız’’ dedi.

Sora ‘’ Olmaz Dian’ ın kızı da ona benzer yok istemem’’ dedi.

Kadim ‘’  Sende hiçbir şeyi beğenmiyorsun tatlım’’ diyince Sora kızarmış gibi yaparak masadan ayrıldı.

Hae Min,  Kadime dönerek ‘’Sen neden kız olsun istiyorsun’’ dedi.

Kadim ‘’Çünkü annesine benzesin istiyorum, onun gibi bir kızım olsun . Onun gibi saçları , gözleri olan , onun gibi bakan , onun gibi seven , öyle güzel bir şey olsun . ‘’

Hae Min nasıl oluyor da hala bu kadar aşık kalabiliyor diye düşünmeden edemedi.

Kadim ‘’  Anlat bakalım senin hayatın nasıl gidiyor .

Hae Min ‘’ Nasıl olsun . Aslında ben seninle dertleşmeye gelmiştim belki bir akıl verirsin . ‘’

Kadim ‘’ Tamam önce bir şeye cevap ver. Dışarıdaki tabela da ne yazıyor ?’’

Hae Min şaşırarak ‘’ Kadim’ in yeri ‘’ . Neden sordun ? ‘’

Kadim ‘’  Yok ben acaba yanına Güzin abla da yazdık mı diye merak ettim ‘’

. Hae Min ‘’ anlamadım  ‘’ dedi.

Kadim ‘’  Boş ver anlama,  nedense bu benim kaderim olmuş . Söyle senin derdin ne ?’’

Hae Min ben karasız kaldım dedi. Aşk konusunda yani kimi seçeceğimi bilmiyorum .

Kadim ‘’ aa bak buna çok iyi bir öğüdüm var .

Hae Min sevinçle ‘’  nedir o’’  dedi .

Kadim ‘’  her zaman işe yarar yüreğinin sesini dinle .

Hae Min  ‘’ dalga mı geçiyorsun ‘’ diye tersledi.

Kadim’’  Ne münasebet, tabi ki hayır , bak ben bu öğüdü kime verdiysem işe yaradı . dediğimi yap kesin işe yarar dedi ve gülerek işinin başına döndü .

Hae Min ‘’ Yüreğimin ne dediğini bilsem hiç böyle bocalar mıydım şapşal ‘’ dedi.

NOT: KADİM VE SORA , ADI BİLE YOK ADLI HİKAYEMDEKİ KARAKTERLERDİ . HAE MİN İLE KARŞILŞAMLARI DA SÜRRİZ YENİ BİR HAYAT ADLI ONE SHOTTA GERÇEKLEŞMİŞTİ.

SONBAHAR ESİNTİSİ 8. BÖLÜM

”AŞK DENKLEMİ ”

Aşk bir denklemdir. Doğru yer, doğru zaman, doğru insan. Biri olmadığında denklem içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki sen bu denklemi çözebilir misin ?

Enrico Macias La Femme De Mon Ami- ( Arkadamışın aşkısın ) 

Jon Won , Hae Min’ i iş çıkışı yemeğe götürmüştü. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki nereden başlasın bilemiyordu. Gece yarısına kadar sohbet ettiler. Hae min külkedisi gibi gece yarısı eve geldi. Ertesi gün hiç vakit kaybetmeden Hye Jin ‘e , Jon Won ile olan karşılaşmasını anlattı.  Bulutların üzerinde gibi hissediyordu. Çok mutluydu. Hye Jin onun böyle mutlu olmasına sevindi.

Ne zaman Jon Won ‘u hatırlasa iyi şeyler hissederdi. Jon Won bu dünyada Hae Min ‘i gözü kapalı teslim edeceği tek kişiydi. Bu yüzden Hae Min neşe dolu yanına gelip Jon Won ile çıktığını söylediğinde Hye Jin , Jon Won’ a karşı hissettiği aşkı kalbine gömmüştü. Çok bekledin Hye Jin belki çok önce söylemeliydin, Hae Min,  Jon Won ile karşılaşıp ona aşık olmadan çok önce söylemeliydin ama şimdi buna hakkın yok. Artık bu mutlu çifte bakıp pişmanlıkla kavrulacaksın. Seni seviyorum… seni çok uzun zamandır seviyorum Jon Won …

Hye Jin en yakın arkadaşının gülümseyen yüzünde mutluluğu inceledi,  göz bebeklerindeyse kendisini gördü yıkılmış , umutlarını bir deli rüzgara  bırakmış mutsuz Hye Jin’ i .İşte böyle vazgeçmişti ilk aşkından, sessiz başlayan aşkı yine sessiz sedasız, kimselerin haberi olmadan içine gömdüğü bir sırdı. Onların sevgili olduklarını duyduğundaki gibi bir acı hissetmemişti hiç. Hiç yanmamıştı böyle şimdi yeniden eski hatıralar canlandı gözünde. Çocukluğunun verdiği bir deli durumdu işte. Lise çağının avare kalbi şimdi böylesine yıkılmazdı hiçbir şey karşısında. Oysa o zaman ne kadar üzülmüştü. Hiçbir  zaman eskiye dönemem sanıyordu. Jon Won ‘u düşündü. İçi akıl almaz bir neşe ile doldu. Hae min için sevindi. Biliyordu bu kız ayrılırken ne çok üzülmüştü. Yine de kendini Jon Won’ u görmeye hazır hissetmiyordu. Bu yüzden Hae Min ‘in birlikte dışarı çıkma teklifini bir bahane bularak reddetti.

****************************************

Hye Jin o sabah hissettiklerini  daha önce yaşadığı hiç bir acıyla kıyaslayamazdı. En yakın arkadaşı karşısında hiç bir şey bilmeden mutlulukla gülümseyerek  Jon Won ile çıkıyorum demişti. Hye Jin  hem çok şaşırmıştı hem de çok üzülmüştü fakat bu masum kızın gözlerindeki mutluluğu görünce aynı zamanda onun için nasıl da içi rahatlamıştı. Ne kadar  saçmaydı aynı anda bu kadar duygu , bu kadar çelişki düz mantık Hye Jin için çok fazlaydı, kaldıramayacağı kadar fazla . Eğer biraz  daha durursa ağlamaya başlayacaktı. Bebekler gibi ağlayacaktı. Ama olmazdı o buna müsaade edemezdi. Hemen kaçmalıydı ama nasıl?  Oturup Hae Min’i dinledi. Hiç bir zaman tam olarak inanmadığı bu aşkı dinledi. Evet Hae Min bu çocuktan hoşlanıyordu ama Hye Jin,   Jon Won’ un da ondan hoşlandığına hiç bir zaman inanamamıştı. Yani onca zaman hep izlemişti . Asla öyle belli eden bir yanı yoktu.        Hae Min’ e özel davranıyordu ama bir türlü de onunla sevgili olmaya çalışmamıştı . Hye Jin sadece arkadaşlık duygusuna kendini ikna etmişti,  belki seven kalbinin ona oynadığı bir oyundu bu . Bir yalanın içinde yaşamıştı. Gerçi haksızlığa falan uğramamıştı. Kimse ona ümitte vermemişti ama yine de bunları bilmek içini rahatlatmıyordu. Canının böyle acımasına engel olmuyordu. Hae Min olması acısını iki kat artırıyordu. Nefes alamayacak gibi hissettiği halde koca bir gülümsemeyle Hae Min e destek oldu. Ama o gidince yapayalnız kaldığında gücünün tükendiğini hissetti. Artık takati kalmamıştı.  Yere çöktü,  hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Bağıra bağıra daha önce hiç yapmadığı şekilde , kendine hakim olmayı bırakarak,  çılgıncasına ağlıyordu. Annesi kızının haykırışları ile bahçeye çıktı onu ilk defa böyle görmüştü . Kendini bildi bileli güçlü olan kızı,  bebekken bile nadiren ağlayan,  canı acıdığında bile gülümseyerek iyi olduğunu söyleyen kızı, şimdi hıçkırıklara boğulmuştu . Çok korktu kadın,  dehşete kapıldı . Onu böylesine acıtan şey neydi ki?  Gidip kızına sarıldı. Sanki onun yaralarını sarmak istiyormuş gibi. Sanki acısını ondan alıp kendi içine hapsetmek istiyormuş gibi daha sıkı sarıldı. Hye Jin annesini fark ettiğin de birden gülmeye başladı katıla katıla gülüyordu. Annesi onun bu sinir harbinin sebebini hiç bir zaman anlamadı . Kızı da zaten ertesi gün yine o buz dağları gibi dimdik ayaktaydı. Sanki hiç bir şey olmamış gibi. Öylesine güçlü duruşu,  boynu hep dik…

*****************************************************

Julio Iglesias – Ne T’en Va Pas Je T’aime- ( Gitme Seni Seviyorum )

Hae Min liseye başladığı yıl Jon Won üst  sınıftaydı. Hae min ‘in yaşam dolu hali, neşesi kendine bağlamıştı Jon Won’ u  sonra üniversitede ayrılmışlardı. Jon Won okulu bitirdiğinde yurt dışına gitmek zorunda kalmıştı. Ayrılmadan önce hüzünlü bir konuşma yapmışlardı. Jon won ilişkilerini bitmesini istemiyordu. Oysa Hae Min geleceğin belirsiz olduğunu söylüyordu. Belki kader bizi tekrar bir araya getir ne dersin demişti. Henüz bir yıldır sevgililerdi ama ayrılmak zorunda kalmışlardı. Jon Won gitmek istemiyordu bırak kalayım demişti ama bu inatçı kıza söz geçmiyordu. Gitmelisin demişti. Ve zorla göndermişti işte onu.

Jon won ‘’ Az uğraşmadım sana duygularımı açana kadar şimdi nasıl giderim demişti.’’

Hae Min gülmeye başlamıştı. ‘’ Sen mi açtın.  Yıllarca senin söylemeni bekledim ama sen bir türlü cesaret edemeyince ben sana çıkma teklif ettim hatırlasana.’’

Gerçekten de öyle olmuştu. Jon Won’ u beklemekten sıkılan Hae Min yanına gidip, çocuğu dumura uğratacak şekilde  seni seviyorum.  sevgilim olur musun demişti. Öyle çocukçaydı ki Jon Won hem çok şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu.

sonra o yolcu etmeye geldiği gün Hae Min vardı.  Jon Won onun o içine işleyen halini hiç bir zaman silemediği aklından.  Belki sözleri çok mutluyum gitmen umurumda bile değil diyordu ama gözleri o neredeyse ağlayacak gözleri . Jon Won biliyordu ki o gözlerin içinde gururdan sıkı sıkıya tutulmuş damlalar vardı , düşmemek için direnen azimli damlalar . Jon Won  arkasını döner dönmez Hae Min ‘in ağlayacağını biliyordu, bu kız asla çok güçlü olmamıştı salya sümük ağlayacaktı işte ama Hae Min ‘in bilmediği ise kendisine hep dokunan ayrılıkların, ona hep yalnızlığını hatırlatan terk etmelerin, onda bıraktığı bu derim elem kadar Jon Won ‘u da etkilediği onun da biraz sonra ağlayacak olmasıydı.   Hae Min eve dönerken en yakın arkadaşına döndü ve ben artık kimseyi kaybetmek istemiyorum artık hiç kimseyi ve onun omuzlarında hıçkırıklara boğuldu . Hye Jin arkadaşını teselli ederken korkma ben hep yanındayım dedi bu kızı teselli etmeye daldığından kendi üzüntüsünü de unutuverdi.

*************************************

AMERICA POP (VUELA MARIPOSA)(ESTE ES EL)

Hae Min ile Tae Jun toplantıya gidiyordu. Tae Jun  kızı yanından ayırmaz olmuştu , toplantılara bile yanında sürüklüyordu. Şimdi de geç kalmamak için biraz hızlı sürüyordu. Hae Min ise ona yavaşlaması gerektiğini söylemekle meşguldü. Tartıştıklarından Tae Jun karşıdan gelen arabayı fark etmedi. Neredeyse çarpışıyorlardı. Tae Jun refleksle Hae Min ‘i korumak için onun üzerine kapaklandı.

Hae Min gözlerini bir hastane odasında açtığında dumur olmuştu. Kolu sargıdaydı. Kolunun acısı ile irkildi. Olanları hatırlayınca telaşlandı hemen Tae Jun’u sordu. Tae Jun nerde, o nasıl , ona bir şey mi oldu diye yaygara koparıyor hemşirelerin vereceği cevaplar için zaman vermeden bir diğer soruya geçiyordu. İyice paniklemişti. Tae Jun’ a kötü bir şey olduğunu düşünüyordu. Çünkü hatırladığı son şey onu korumak için üzerine kapaklanan Tae Jun’du. Onun için kendini riske atmıştı. Hemşireler onu rahatlatmak için Tae Jun ‘u çağırdıklarında Hae Min adamın bir şeyi olmadığını gördü. Burnu bile kanamamıştı. Tae Jun ‘un arabasına yaklaşmadan diğer araba durmuştu. Fakat o panikle Tae Jun kızın kolunu incitmişti.

Bunu öğrenen Hae Min çılgına döndü.” Ne yani senin bir şeyin yok. benim ise kolum ne halde ”

Tae Jun ” Böyle olmasını istemezdim . Hem seni korumaya çalışıyordum . Biraz takdir etsen.”

Hae Min ” Takdir etmek mi ? Aman Allah aşkına beni bir daha kurtarma bu sefer de öldürürsün falan.”

Tae Jun ” Amma yaygaracısın. Duyanda önemli bir şey oldu sanır. Alt tarafı bir incinme.”

Hae Min ” Bir incinmeymiş. Bu benim sağ kolum. Kolum böyleyken işlerimi nasıl yapacağım”

Tae Jun ” Ne tatlı canın varmış. Merak etme sakat falan kalmadın. İyileşene kadar sana bakarım . Oldu mu ? Mutlu musun ?

Hae Min ”Evet mutluyum. İyileşene kadar etrafımda olacaksın. Kölem gibi ne istersem yapacaksın. Yoksa seni affetmem. Seni dava ederim. Hem vicdan azabında da kavrulursun.’’

Tae Jun ”O zaman vicdanımı rahatlatmak hiç kolay olmayacak desene” dedi gülümseyerek.

Hae Min endişelenmesin diye Hye Jin ‘e haber vermedi. Hastane çıkışı Tae Jun onu eve getirdi. Yorgun olduğunu söyleyen kızı yatağına yatıran Tae Jun gitmek için kapıya yöneldi.

Hae Min ” Hey sen nereye gidiyorsun ? Bana verdiğin sözü unuttun mu ? Yoksa cayıyor musun ?”

Tae Jun ” Ben sözümden dönmem  ama sen buraya ilk geldiğimde ne demiştin. Bir genç kız yalnızken evine yabancı bir erkeği almamalıdır. Ne oldu fikrin mi değişti?

Hae Min ” Hayır değişmedi . Ama sen yabancı sayılmazsın bu kural sana işlemez.”

Tae Jun pis bir sırıtışla ”Hımm yabancı değil miyim ? Kimim o zaman ?”

Hae Min ” Müstakbel kocamın kuzenisin . Unuttun mu planımız işe yarayınca akraba olacağız.’’

Tae Jun üzgün bir ifade ve kırgın bir ses tonuyla ”Haklısın akraba olacağız dedi. Ardından sahte bir gülücükle dile benden ne dilersen sahip dedi.’’

Hae Min  bu soruyu bekliyormuş gibi ” Yemek istiyorum ‘dedi. Çok acıktım hem o hastane yemekleri berbattı. Güzel bir yemek istiyorum.”

Tae Jun ” Ne sipariş etmemi istersin ”

Hae Min ” Ne siparişi . Yemeği sen yapacaksın. Ben hastaneden yeni çıktım ev yemeği yemem lazım. Bana yemek yap.”

Tae Jun ” Hiç bir şeyi kolaylaştırmaya niyetin yok değil mi ? Peki dediğin gibi olsun” diyerek mutfağa gitti. Hae Min de peşinden gitti.

Tae Jun arkasında Hae Min ‘i görünce ” Senin yatıp dinlenmen gerekmiyor mu ?”

Hae Min ” Seni izleyeceğim. Beni zehirlemeyeceğin ne malum. Hem hemen kabul ettin belki intikam olsun diye içine bir avuç tuz koyacaksın”

Tae Jun ” Hemen komplo teorileri kurdun fazla film izliyorsun değil mi ?” Madem izle ve gör ama izlerken hayran kalırsan karışmam.

Hae Min ” Ne kadar kendini beğenmişsin. Sanki hayatında yemek yaptın da ”

Tae Jun ”Tencereler nerde ”

Hae Min dolapları açar bir türlü bulamaz.

Tae Jun ”Sen burada yaşamıyor musun ? Nasıl olurda yerini bilmezsin”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı hiç sevmiyorum”

Tae Jun dolaplara bakar her şey vardır. Üstelik yerli yerinde bir düzen içinde.

Tae Jun ” Peki bunlar ne . Hem nasıl oluyor da bu mutfak böyle düzenli”

Hae Min ” Ha o mu Hye Jin benim için alış veriş yapar, zorla temizlik yaptırır . Evi düzenli tutmazsam çılgına döner.”

Tae Jun ‘’ Bu çok güzel işte ”dedi sıcak bir gülümsemeyle.

Hae Min şaşırmıştı. Ne kadar içtendi gülümsemesi.

Hae Min ” Nesi güzel deliriyor diyorum sana”

Tae Jun ” Güzel olan birinin sana bakması. Sana dikkat etmesi. Senin için endişelenen birinin olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.”

Hae Min bu ne demekti şimdi diye düşündü.

Tae Jun ” Neyse çok konuşma da işimi yapayım.” dedi

Hae Min sessizce Tae Jun ‘u izledi. Bir profesyonel gibi yemek yapıyordu. Ona hayran hayran bakıyordu. Baya tecrübeli olmalıydı.

Hae Min ” Nasıl oluyor da yemek yapmayı biliyorsun”

Tae Jun ” Yurt dışında okuduğumu söylemiştim . Orada yaşarken kendi yemeklerimi yapıyordum.”

Hae Min afalladı ” Ne yani yemekleri sen mi yapıyordun”

Tae Jun ” Niye bu kadar şaşırdın. Kimin yapmasını bekliyordun”

Hae Min ” Senin çok paran olduğunu malikanede yaşadığını aşçılarının , hizmetçilerinin olduğunu düşünmüştüm.”

Tae Jun gülmeye başladı .” Sen var ya gerçekten çok dizi izliyorsun. Zamanını yararlı şeylere harcasan .Mesela yemek yapmayı öğrensen. Sana kim yemek yapacak.”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı sevmiyorum. Hazır şeyler yerim.” dedi umursuzca

Tae Jun ” Peki evlenince kocana kim yapacak ”

Hae Min ” Kuzenin zengin değil mi. Bir aşçı tutsun.”

Tae Jun ‘un yüzü düştü , bütün keyfi kaçtı. ” Haklısın zengin ama ben olsaydım senin pişirmeni tercih ederdim. Sevdiğinin yaptığı yemeğin tadı bir başka olur.”

Hae Min ” Woww ne kadar romantikmişsin sen .”

Tae Jun ” Dalga geçme . Hazır şeyler de yeme. Ben senin için ne zaman istersen pişiririm.”

Hae Min ‘in yanakları kızarmıştı. Benim dinlenmem lazım deyip mutfaktan kaçmıştı. Tae Jun da yüzünde belli belirsiz bir gülümseme arkasından baktı.

Tae Jun elinde çok güzel bir tepsi ile Hae Min ‘in yanına gitti. Hae Min yemeklere bayıldı. Gülümseme ile hepsini yedi.

Tae Jun ” Yavaş boğulacaksın. Çok iştahlısın maşallah”

Hae Min ” Çok güzel yapmışsın yemesem yazık olur.”

Tae Jun ” Aferin takdir etmeyi de öğrenmişsin.”

Hae Min ” İstediğin kadar konuş bu güzel yemekten sonra hiç bir şey asabımı bozamaz.”

Tae Jun tepsiyi mutfağa bırakıp döndükten sonra Hae Min’i uyurken buldu. Vakit iyice geç olmuştu. Nasıl olmuştu da zamanın farkına varmamıştı.

Hae Min ‘in telefonu çaldı.  Arayan Jon Won ‘du . Hae Min onu bir tanem Jon Won diye kaydetmişti.  Tae jun’un içini kıskançlık sardı. Tae Jun kız uyanmasın diye telefonun sesini kıstı. Sonra rehbere baktı kendi numarasını nasıl kaydetmişti acaba ? Sonra numarasını  gördü. Hae Min onu gulyabani diye kaydetmişti. Tae Jun gülümsedi. Hae Min ‘in yatağının ucuna geldi. Kulağına eğildi ve ” Çok özrü dilerim. Sana bir şey olacak diye çok korktum. Lütfen benim için bir gulyabaniye dönüşme.” dedi

Tae Jun evden çıktı. Kapının kapanmasıyla Hae Min gözlerini açtı . Yatakta doğrulup , oturdu.

” Gulyabaniye dönüşme mi ? Ne demek istedi ki şimdi bu ?”

****************************

Jon Won ülkeye döndükten sonraki iki aydır  yaptığı gibi akşam yine arabasını aynı semte sürdü. Yine her zaman olduğu gibi cesareti bir kaç sokak kala onu terk etti.  Sokaklardan birini köşesine park etmiş şekilde  kendini ikna etmeye , cesaret toplamaya çalıştı.

‘’ Belki ‘’ dedi  ‘’ Belki de yalnızdır, belki de beni hiç unutmamıştır. Ona olan sevgim ne kadar zaman geçerse geçsin bitmedi . Belki onun ki de bitmemiştir.’’

Ama sonra Hae Min’ in konuşmasını hatırladı.

Ben burada olmayan birine kendimi bağlamak istemiyorum. Çok üzgünüm ama neler olacağını bilemem. Belki yeniden aşık olurum. Sana bu sözü veremem. Burada bitsin. ‘’

Bunlar onu sözleri değil miydi?  Şimdi gidip Hae Min i başka bir adamla görmek vardı .  Buna cesaret edemem.  Hayır onu başkasıyla görmeye dayanamam.

O boş sokaklara bakarken sanki Hae Min i görüyormuş gibi içini döktü.

Ben seni hiç unutmadım . Hiç bir zaman . Kaç defa elim telefona gitti . Sana kaç defa gönderemedim mailler attım . Kaç tane mektubu yaktım biliyor musun . Ne çok şey yazdım . Neler anlattım yanımda değilken,  yaşadıklarımı ben her gece resmine fısıldadım .

Ben seni hiç unutmadım.  Her kahve içişimde , her yağmur yağdığında , her papatya gördüğümde , sevdiğin yemekleri yediğimde , sevdiğin kokuyu duyduğumda , en sevdiğin şarkıda,  ben seni sensiz de yaşadım . Ben hiç unutmadım. Hayır hiç bir şeyi .  Ne beni sevdiğini söylediğin zamanı , ne ilk buluşmamızı , ne son buluşmamızı,  ben sana dair seninle geçen hiç bir anıyı unutmadım.

Ne ilkleri ne de sonları ben seni hiç unutmadım.

Sonra arabasını yine yaptığı gibi evine doğru sürdü. Belki bir gün cesaret ederde seni görürüm meleğim . Belki bir gün sende benden vazgeçmemişsen bizim yeni anılarımız olur .

Belki bir gün hala …

 

NOTLAR :  BEN HİÇ BİR ŞEYİ UNUTMADIM ADLI ŞARKININ TÜRKÇE SÖZLERİ MEVCUTTU VİDEO DA ŞARKILARI HEP DURUMLARA UYGUN SEÇMEYE ÇALIŞTIM UMARIM KEYİF ALIRSINIZ.

SONBAHAR ESİNTİSİ 7.BÖLÜM

george moustaki

” HOŞ GELDİN ”

Pazar gününden bir kaç gün önceydi. Young  Jae bir restoranda oturmuş eski bir arkadaşıyla yemek yiyordu. Yüksek sesle tartışan bir çift dikkatini çekmişti. Sesin geldiği yöne doğru bakınca Tae Jun ile Hae Min ‘i hararetli bir tartışmanın ortasında gördü. Tae  Jun o kadar dalmıştı ki tartışmaya  Young  Jae ‘yi görmedi bile.

Arkadaşı Young  Jae ‘nin baktığı yöne baktı ” aaa o Tae  Jun değil mi ? diye sordu.

Young  Jae ‘ ‘ Evet o ” dedi  umurunda olmadığını belli eden bir bakışla.

Sonra konu Tae  Jun ‘un üzerinden devam etti.  Arkadaşı Young  Jae ‘ye dönüp ‘’O adam hayranım, çok zeki biri ‘’dedi.

Young  Jae ”  Hımm zeki, çok zeki , o kadar zeki ki daha aşık olduğunun bile farkına varamayacak bir kalas dedi ” alay edercesine bir sırıtışla.

Arkadaş, Young Jae ‘nin söylediklerinden sonra  ikna olmamıştı ” Aşık mı?  Ne aşkı?  Tae Jun ‘dan bahsediyoruz . O öyle biri değil ” dedi.

Young Jae haklı olduğunu ispat etmek istedi. ‘’ İnan bana o fena halde aşık ama anlaması için biraz yardıma ihtiyacı var  ve ben ona yardım edeceğim ‘’  diyen Young  Jae filmlerdeki kötü kahkahaların sahibi meşhur cadılar gibi görünüyordu.

Pazartesi sabahı Hae Min ‘e bir demet kırmızı gül gelmişti. Masadaki güller hemen dikkat çekiyordu. Üzerinde Young  Jae ‘den gelen bir not vardı.  Geçen gece söylediğim şeyi unutmadın değil mi ?  Tae  Jun notu okurken Hae Min içeri girdi.

Hae Min ‘i görmezlikten gelen Tae  Jun notu masaya fırlatıp odasına geçti. Ne söylemiş olabilir ki diye düşünmeden edemedi. Tae Jun ‘un dalgınlığı yüzünden toplantıları kötü geçmişti.

Çok geçmeden işler değişmeye başlamıştı. Hae Min artık daha çok sorumluluk alan  biri haline geldi. Tae  Jun onun için her şeyi daha kolay hale getiriyor, her detay ile ilgileniyor, o fark etmeden her şeyi düzeltiyordu.  Hae Min artık  iş yerinde çok daha iyi vakit geçirmeye başlamıştı. İşe başladığından beri geçirdiği en iyi hafta buydu. Hae Min , Tae  Jun ‘un onun için yaptıklarının farkında değildi belki ama onun son zamanlarda çok dalgın olduğunu gözden kaçırmamıştı.

Young  Jae de şirkete sık sık uğrar olmuştu. Her defasında Hae Min ‘in yanına gitmeyi de ihmal etmiyordu. O gün Young Jae , Hae Min  i öğle yemeğine çıkarmıştı.

Hae Min bu ani ilginin nedenini merak ediyordu. Bu adamın neden bu kadar sık ona uğradığını merak etmemek elde değildi. Sonunda dayanmayıp sordu.

” Benden ne istiyorsun ”

Young  Jae ” Ne mi istiyorum?’’

Hae Min ‘’ Evet ne istiyorsun yani neden devamlı benim etrafımdasın? ‘’

Young Jae  ‘’Bilmem sadece iyi bir arkadaşsın, seninle iyi vakit geçiriyorum, iyi bir dostsun işte.’’

Hae Min  pek ikna olmamıştı  ‘’ Hepsi bu mu ? ”

Young  Jae ” Tam olarak değil galiba. Bir de senden bir iyilik isteyeceğim .”

Hae Min’’  aha!!!  Tamam işte biliyordum’’ dedi içinden . Yoksa Tae Jun’ a karşı casusluk yapmasını falan mı isteyecekti. Belki şirketi ele geçirmek gibi hain planları vardı.

Young  Jae   kızın beynindeki sorulardan habersiz anlatmaya devam etti. ” Belki birinin burnunu sürtmeme  yardım edersin. Bende sana yardım ederim. Sonra sen bana bir yardım da daha  bulunursun ve güzel bir kız arkadaşınla tanıştırırsın. Ne dersin ?’’ dedi alay eden bir sırıtışla.

Hae Min ” Nasıl bir yardım’’ dedi  cingöz bir tavırla.

Young  Jae ”  Belki patronunu elde etmene yardım ederim ” dediğinde   Hae Min yine mi diye düşündü. Neden bunlar hep beni başıma geliyor ki?

Hae Min ” Saçmalama o benden hoşlanmaz. Hem sana anlattım seni ayartmamı söylediğinde bunun bir mucize olacağını söyledi.’’ Bunları söylerken Tae Jun aklına geldi yüzü ekşidi, bütün neşesi kayboldu.

Young  Jae ” Ben yardım edersem olur” dedi. ‘’Hem unutma ava giden avlanır. O eni avlamaya çalıştı. Şimdi  sıra  onda. Ne yani ona söylediği sözleri yedirmek istemez misin? ‘’

Hae Min ” Hayır istemiyorum diye parladı. Neden hep beni kullanmak istiyorsunuz. İkiniz de küçük çocuklar gibisiniz. Ben sizin oyuncağınız değilim. Tamam mı.  Benimde bir insan olduğumu unutuyorsunuz. Benim duygularım yok mu? Derken hem sinirli hem de üzgündü.

Anlaşılan Hae Min çok kızmıştı. Young   Jae  konunun üstüne fazla gitmek istemedi. Hae Min ‘in gönlünü aldı. O tatlı dili ile verdiği sözler ve özür kelimeleri Hae Min’in gönlünü almaya yetmişti. İkisi fazla iyi anlaşıyordu. Hae Min artık Tae  Jun ‘a  ikisinin buluşmaları ile ilgili bilgi vermeyi kesmişti. Tae  Jun için bu durumun tek bir nedeni olabilirdi o da işin ciddiye binmesiydi.  Belli ki bu yüzden anlatmayı kesti diye düşünüyordu.

“Puerto Montt” – Los Iracundos

Hae Min ‘in işi başından aşkındı. Küçük bir mola için bir kahve alıp terasa çıktı. Şirketten diğer insanlarda burada şirket dedikodusu yapıyordu. Hae Min için bu konuşmalar ilginçti. Bilmediği ve çoğunun uydurma olduğu bir sürü tuhaf bilgi ediniyordu. Şimdi de yanına gittiği grup patronu hakkında konuşuyordu. Geçen gün onu ziyarete gelen kadının eski sevgilisi olduğundan, ona deli gibi aşık olduğundan, ne kadar şık ve zarif olduğunda bahsedip durdular. Hae Min patronu ile ilgili hiçbir şeyi merak etmiyordu. Dedikoduları dinlemeye dayanamayıp  içinde neden böyle garip bir his duyduğunu anlamadan orayı terk etti.

Rakip şirket yurt dışında güçlü olmak için ortaklık teklif etmişti. Birlikte çalışacakları bir proje için görevlendirdikleri bir temsilciyi Tae Jun’ a yollamışlardı. Joo won  takım elbisesinin içinde çok saygın ve yakışıklı görünüyordu. Evrak çantasını almış, son derece ciddi bir şekilde asansörlere doğru yürürken aklında projenin detayları vardı. Tae jun ‘u ikna etmesi çok önemliydi.

Tae Jun , Hae Min ‘in masasına bir kaç evrak bıraktı. Hae Min ‘e emir yağdırmakla meşguldü. Jon Won asansörden indiğinde hemen karşısında Hae Min ‘in masasını gördü ama kızın önünde bir adam dikilmiş , aralıksız konuşuyordu. Tae Jun , Jon Won ‘u fark etmedi bile. Hae Min ise Tae Jun ‘un yüzünden sıkılmış bir şekilde kafasını çevirdiğinde karşısında Jon Won ‘u buldu.  Kızın yüzünü koca bir gülümseme kapladı hemen atılıp Jon Won ‘a sarıldı. İkili uzun süre ayrılmayınca Tae Jun öksürük krizi geçirmek zorunda kaldı.

Hae Min hala Tae Jun ‘un varlığını reddediyordu. Gözlerini yakışıklı adamdan ayırmadan heyecanlı ve sevinçle konuşmaya başladı.  ‘’ İnanamıyorum sen karşımdasın. Ne zaman döndün ? Ne kadar kalacaksın. Burada ne işin var. Dur beni nasıl bulun?’’

Jon won ile konuşurken nasıl şen şakrak bana gelince suratsızın teki dedi Tae Jun içinden.

Jon won ise baktı soruların ardı arkası kesilmiyor. Parmağını Hae Min’in dudaklarının üzerine koydu. ‘’ Sakin ol meleğim , yine nefes almayı unuttun ‘’ dedi gülümsemesiyle.

Hae Min hala heyecanlı bir şekilde elini Jon Won ‘un omzuna vurup ‘’ Aman sende’’  dedi .

Jon won da çok şaşkındı karşısından görmeyi en çok istediği ama aynı zamanda görmeyi en son umduğu kişiyi görmüştü. Kalbi bir kuş gibi çırpınıyordu. Yine o okullu çocuk oldu. Sanki yıllar hiç geçmemişti. Sanki bütün bir zaman, dünya her şey, onunla son görüştüğü anda durmuştu. Orada takılı kalmıştı işte. Şimdi yeniden devam ediyordu.  Zamanın bütün izlerini şu güzel kız silmişti yine. Beni çocuklaştıran sendin dedi içinden.

Tae Jun ikisinin burnunun dibine gelip bir adama bir kıza baktı. ‘’ Çay kahve de ister misiniz ‘’ diye sordu sinirli bir şekilde.

Jon Won bir açıklama yapması gerektiğini düşündü. Aslında Tae Jun ‘un delici bakışları yüzünden buna mecbur hissetti.  Elini uzatıp ‘’ Merhaba ben Jon Won, Song şirketi adına buradayım, Song şirketi için pazarlama bölümü yöneticisi olarak çalışıyorum. Sizinle bir randevumuz vardı.’’ Dedi gayet ağırbaşlı bir tavırla konuşuyordu.

Tae Jun adamın  elini sıkıp ‘’ Öyleyse toplantıya geçelim, zaten yeteri kadar bekledim’’ dedi.

Hae Min dudaklarını bükmüştü. Sormak istediği bir sürü şey vardı.

Jon Won ‘’ Kusura bakmayın’’  dedi. Hae Min’i görünce çok şaşırdım,  hiç beklemiyordum.’’  Sonra Hae Min’ in yanağına bir öpücük kondurarak  ‘’ Çıkışta görüşürüz meleğim ‘’ dedi.

Hae min yine de somurtmaya devam etti. Bu sefer Jon Won kızın kulağına doğru eğilerek ‘’ Korkma seninle geçirecek daha çok zamanımız var’’  diyerek Tae Jun’ un peşinden gitti.

Evrakları masaya dökmeye başlayınca Jon Won çok ciddi bir hal aldı. Bu işi ne olursa olsun almalıydı. Uzun ve zorlu bir toplantıdan sonra Jon Won çantasını alıp çıkmak üzereydi. Tae Jun onu durdurarak.’’ Kusura bakmasanız özel bir şey sorabilir miyim ‘’ dedi. Çok merak ediyordu ama bunu belli etmek de istemiyordu.

Jon won ‘’Tabi’’ dedi.

Tae Jun :’’  Hae Min onunla nereden tanışıyorsunuz?  Yani asistanımın rakip şirketle ne işi olabilir ki ?’’

Jon Won bunun iş kaygısıyla sorulan bir soru olduğuna inanıp ‘’ Biz okul arkadaşıydık ‘’ dedi içiniz rahat olsun  Der gibi ‘’ Bir sürede sevgiliydik’’ dedi.

Jon Won gittikten sonra Tae Jun kendini sinirle koltuğuna bıraktı Sevgili mi ? Artık daha çok uyuz olmuştu. Eski sevgililer bu kadar samimi olur mu ya?  Birbirlerini gördüklerinden nasıl sevindiler. Ben benimkilerden hep kanlı bıçaklı ayrıldım. Eski sevgili adı üstünde eski. Yürümemiş ayrılmışsın. Nedir bu samimiyet diye geçirdi içinden. Sonra hem Young Jae ne olacak dedi. Bu kız hiç de düşündüğüm gibi çıkmadı. Baksana kaç kişiyi idare ediyorsun Hae Min dedi. Bizim  bir anlaşmamız vardı, sözünde dursan olmaz mıydı. Tae Jun kendini sadece Young Jae meselesi yüzünden kötü hissettiğine inandırmak için çok çaba harcadı.

SONBAHAR ESİNTİSİ 6.BÖLÜM

GULYABANİ KİM ?

A Man Without Love – Engelbert Humperdinck

Hae Min Arka tarafa doğru yürüyordu. Üç adam tarafından sarılmış Lee Young Jae ‘yi gördü. Adamlarla kavga ediyordu. Hae Min’ in şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Lee Young Jae onlarla dövüşüyordu ve adamlar sayıca üstün olmasına rağmen dayak yiyorlardı.

Lee Young Jae’ nin bu kadar iyi dövüşmesini sebebi çocukluğundan beri merak sardığı savunma sanatıydı. Fakat Hae Min’ in sesini duyunca dikkatini ona verdi,  arkasını döner dönmezde darbe almaya başladı. Diğer adamlar da bağıran kızı fark ettiler ve Lee Young Jae’nin tek bir çaresi kalmıştı o da hemen kaçmak.

Kızı tanıdığını anlayan adamlar Hae Min’in peşine düşünce Lee Young Jae de hemen Hae Min’in koluna yapıştı ve onu sürükleyerek arabaya bindirdi. Hızla oradan kaçmayı başarmışlardı. Hae Min nefes alışlarının normale dönmesinden sonra ‘’Kimdi o adamlar ? Neden sana saldırdılar ?’’ diye sordu.

Young Jae :  Boş ver onları. Sen benim evimde ne yapıyordun ?

Hae Min : Sana evrak getirdim değerli bay mükemmelimiz Tae Ju’ a göre bunları imzalaman gerekiyormuş ama bence sırf bana eziyet olsun diye verdi bu işi.

Young Jae elinde olmadan gülümsedi .

‘’Sırf sana eziyet olsun diye böyle şeyler mi uyduruyor?  İşte bu çok güzel.’’

Hae Min : Nesi güzel bana işkence etmesi hoşuna mı gidiyor?

Young  Jae : Haksız sayılmaz bana davranışlarını unutmadım.

Hae Min pişman olmuştu . Ses tonu az önceki gibi kızgın değildi artık üzgündü.

‘’Ben özrü dilerim . Öyle olsun istemedim ‘’ dedi kısık bir sesle.

Young  Jae : Tamam neyse seni affederim ama bir şartla. Bir gününü bana ayıracaksın.

Hae Min : Bir gün mü ? diyerek tekrarlarken şart kelimesini duyduğunda yaşadığı şoktan pörtlemiş gözleri yuvalarına geri döndü.

Young  Jae : Evet , yarın… yarın cumartesi . Cumartesi çalışmıyorsun değil mi ?

Hae Min : Hayır çalışmıyorum .

Young  Jae : İyi o zaman anlaştık . Şimdi in .  İşim var. Yarın görüşürüz.

Hae Min ne olduğunu anlamadan arabadan kapı dışarı edilmişti.

*************************************

Cumartesi sabahı Hae Min ‘in telefonu çaldı.

Hae Min : Alooooo!!!!

Young Jae : Hadisene dışarda bekliyorum geç kalma. Bekletilmeyi hiç sevmem.

Hae Min : Dışarda mı ? Sen kimsin be ? Hem neden bekliyorsun ?

Young  Jae : Cama çık ve gör .

Hae Min uyku sersemi ağzına geleni sayarken camdan dışarı baktı.  Unuttukları bir bir aklına gelirken o hazırlanmaya başlamıştı bile. Yolda Lee Tae Jun ‘a mesaj çekmeyi de unutmamıştı. ‘’Young  Jae ile buluştum.’’ Sadece bu kadar yazmıştı. Mesajı alır almaz Tae  Jun sabırsızlanmaya başladı. Bütün günü merak içinde geçirdi. Televizyon izleyemedi, gazete okuyamadı, hiç bir şeye konsantre olamadan , hiç bir şeye aklını veremeden volta atıp durdu.

Hae Min’ in günü ise oldukça eğlenceli geçti. Önce enfes bir kahvaltı yaptılar. Hae Min bu adamın yanında duyduğu rahatlığa hayret etti. Bowling oynadılar, sinemaya gittiler, akşam yemeğinden sonra dansa bile gittiler. Hae Min normalde bunu bir buluşma olarak adlandırırdı ama bu sefer yapamıyordu sanki bir şeyler farklı  gibiydi. Kötü vakit geçirmemişti aksine çok eğlenmişti ama sorsalar sebebini bilmediği, adını koyamadığı bir his vardı işte.  Young  Jae için ise bu gün harikaydı. Hem birlikte zaman geçirebileceği birini bulmuş yalnız kalmamıştı hem de diğerleri gibi onu sıkmayan biriydi Hae Min .

Christophe Rippert – La vie sans toi

Gece yarısı eve döndüğünde Hae Min kapıda Tae Jun ‘u gördü.

Tae Jun : ‘’ Neredesin sen ?  Bu saatte eve dönülür mü ?’’  diye sinirle konuşurken hiç bir şey anlamayan Hae Min : ‘’Ne var saatte hem külkedisi bile gece yarısı dönüyor ‘’dedi. ‘’Hem neden buradasın. Çok mu bekledin? ‘’

Tae Jun : ‘’ Hayır beklemedim.  Plan işe yarıyor mu diye merak ettim durum değerlendirmesi için geldim.’’ Dedi.

Hae Min :’’ O zaman iyi gidiyor bunu bil yeter ‘’ dedi.

Tae Jun : ‘’Hey böyle kesemezsin bütün detayları istiyorum’’ diye arkasında bağırırken Hae Min merdivenleri çıkmaya çalışıyordu. Hae Min kurtulamayacağını anlayınca merdivene oturdu.

Hae Min : ‘’Tamam tamam’’ dedi ve bütün detayları anlattı. O anlatırken yüzü ışıldıyordu. Belli ki çok eğlenmişti. O anlattıkça Tae  Jun sinirlendi.

Tae  Jun : ‘’Çok çocukça . Ne yani bunları yaparak mı kızları tavlıyormuş. Desene kızlar çok saf . Bu kadar şeye tav oluyorlar.’’ Dedi gıcık olmuştu.

Hae Min sinirlenmişti. ‘’ Sen ne anlarsın . O çok romantik biri işte kızlar buna tav oluyor.  Hadi git şimdi, uyumak istiyorum. Çok yoruldum.’’ Dedi ve sinirle evine girdi.

Tae  Jun evine vardığında neden sinirli olduğunu bile bilmiyordu. Kendini odasına attığında  Young  Jae içeri girdi.

Young Jae :’’ Neden geç kaldın seni bekliyordum.’’ Dedi.

Tae  Jun :’’ Neden kendi evinde değilsin ve beni bekliyorsun ?’’

Young  Jae o alaycı gülüşünü takınarak .’’ Oraya gidemem ‘’dedi. ‘’Orayı beğenen bazı adamlar var. Hem sana teşekkür etmek istedim . O güzel asistanınla birlikteydim bu gün. Çok eğlendim. O kız çok özel biri.’’

Tae Jun :’’  Ne güzel yeni bir oyuncak bulmuşsun bunu söylemeye mi geldin? ‘’

Young   Jae : ‘’Hayır o bir oyuncak değil. Onun için düşündüklerim bundan çok farklı . Neyse zamanı gelince anlatırım.’’  Dedi umursamaz bir tavırla.

Tae Jun : ‘’Ne anlatacaksan şimdi anlat.’’ Dedi sabırsızca.

Young   Jae :’’ Olmaz . Şimdi zamanı değil. Ben yatıyorum . Sana iyi geceler.’’ Diyerek çıktı.

Tae  Jun sabah kadar uyuyamadı.  Young  Jae ise derin bir uyku çekti.

Sabah Tae  Jun bir mesaj daha aldı. ‘’Bu akşam Young  Jae ile yemeğe çıkıyorum.’’

Akşam Tae  Jun yine  Hae Min ‘i bekliyordu. Young  Jae ile Hae Min köşeyi döndü. Onları yürürken gördüğünde Tae Jun bir tek Hae Min’e bakıyordu. Onun yüzünden, ifadesinden bir ipucu yakalamak ister gibiydi. Belki de bu yüzden Young Jae’nin onu gördüğünü anlamadı. Younga Jae,  Hae Min’ in elini tuttu sonra yanağına bir öpücük kondurdu.’’ Tekrar görüşelim’’ dedi ve kulağına bir şey fısıldayıp gitti. Young   Jae’ nin kıza fısıldadığı şey Hae Min ‘i şaşkına çevirdi.

Tae  Jun arabasının içinde Hae Min’e bakarken konuşmaya başladı.

‘’ Şimdi de sen bir gulyabani oldun.’’  Tae Jun elini kalbine götürüp durmasını diledi.

Cahit Berkay -Selvi Boylum Al Yazmalım

Young  Jae , Hae Min ‘i bıraktıktan sonra yürüyerek arabasını park ettiği sokağa döndü. Köşeyi dönüp arabasına binecekken, elinde torbalar hızlı hızlı yürüyen  Hye  Jin ‘i  gördü. Hye  Jin bir taraftan bu ağır torbaları tutmaya çalışıyor diğer taraftan nerdeyse kopacak olan tokası düşmesin diye uğraşıyordu. Çabası boşuna gitti toka sesiz sokakta yankılanarak yere düştü.  Saçları rüzgarda uçuşmaya başladı. Soğuk bir gece değildi belki ama rüzgarlıydı. Lee Young  Jae de  rüzgar gibi fırlayıp tokayı yerden aldı ve ani çeviklikle Hye  Jin ‘e uzattı. Tokasını almak isteyen kız uğraştıysa da ellerinin çok dolu olması yüzünden başarılı olamadı. Young  Jae torbaları kızın elinden alıp tokayı vermeyi düşündü ama hızlı bir karasızlıktan sonra vazgeçti. ‘’Pardon ‘’ diyerek tokayı Hye  Jin ‘in saçına taktı. Hye Jin bir yabancının saçlarına dokunmasından dolayı sersemlemişti. Hemen uzaklaşmak için ellerindekilere yüklendi. Young  Jae , Hye  Jin ‘in önüne geçerek torbaları işaret ettiği gözlerini kızın yüzüne sabitleyip’’ Nereye gidecek bunlar’’ diye sordu.

Hye  Jin burnunu havaya kaldırıp’’ Hiç gerek yok ‘’ dedi sert bir ses tonuyla. Young  Jae ‘’Lütfen ısrar ediyorum ‘’ diye diretti ise de kızın bakışlarından gitmesi gerektiğini anladı.

Young Jae Arabasına binerken film sahnesi gibi Hye  Jin ‘in uçuşan saçlarını hayal etti. Sonra Hae Min ‘i düşündü. Bu sokağa daha sık gelmeliyim diye geçirdi içinden.

Kim Hae Min yatağında uzanmış Young  Jae ‘nin söylediğini düşünüyordu. O son fısıltı kulağında, beyninde bir hükümdarlık inşa etmiş. Tüm gücüyle hükmeden bir kralın sesi gibi yankılanıp duruyordu.

Hye Jin aldığı eşyaları yerleştirirken gördüğü tuhaf adamı nereden hatırladığını anımsamaya çalışıyordu.

Young  Jae  arabasında eve doğru yol alırken beynini fetheden absürt düşüncenin etkisiyle devamlı gülümsüyordu. Kendisini bile duyamadığı kadar kısık bir sesle acaba bu kıza çarpıldım mı ? dedi.

Tae  Jun ise sokağın köşesinde arabasının içinde kıpırdamadan oturmaya devam ediyordu. O artık bir gulyabani mi oldu ? Hayır hayır bu saçma düşünceyi tereddüt bile etmeden attı kafasından son hız yol almaya başladı.

Bir Yaz Günü …( ONE SHOT)

Oldboy OST – 24 – The Last Waltz

Ayla kimseleri görmeden doğruca odasına gitti. Öyle hızla geçmişti ki yaşlı kadın neden böyle telaşlı davrandığını merak etti. Diğerleri avluda toplanmış konuşmaya dalmışlardı. Kimse Ayla’nın gittiğini fark etmedi. Eve döndükten sonra bir de boş, sıkıcı konuşmaları çekmek istemiyordu. Eline aldığı defteri masaya bıraktı. Sonra çekmecesinden usulca bir kalem çıkardı, siyah kalem adeta parlıyordu üzerine gümüş renklerde işlenmiş bir isim vardı. Kalemi öyle yavaş hareket ettiriyordu ki gören elinde çok kıymetli bir taş olduğunu düşünürdü. Ayla için bu kaleminde öyle bir taştan farkı yoktu zaten. Bütün dikkatini vererek yazmaya başladı.

Bu gün gitti. Hava çok kötü, yağmur sabahtan beri hiç durmadan yağıyor. Ne kadar tuhaf değil mi?  Bir yaz günü çok güzel bir havada gelmişti buraya.  Oysa şimdi çok kötü bir fırtınada gidiyor. Sanki gelişini kutlayan hava gidişine isyan ediyor ama tam tersi olması gerekmez miydi?  Gittiği için bayram havası esiyor burada. Herkes avluda,  üzeri kapatılmış o köşede uzun tahta masanın etrafına dizilmişler. Eski, koyu kahve masa şimdilerde onların sahte konuşmalarını dinliyordur. Zavallı ihtiyar masa önce ne kadar üzüldüklerine dair konuşmalar geçecek sonrasında o sahte üzüntü ve yalancı gözyaşlarının yerini aynı duyguları paylaşan insanların verdiği rahatlıkla söze dökülen gerçekler alacak. İnsanoğlunun elinde olamadan dışa vurmak zorunda kaldığı hissiyatı nedeniyle aslında gidişinin ne kadar doğru ve yerinde olduğuyla ilgili cümleler sıralanacak bir biri ardına. Haksız da sayılmazlar, bence de doğru düşünüyorlar Meltem’in gidişi burada ki herkes için bir lütuf ama onların bu yapmacık konuşmaları ve süslü feryatları ardında saklanmış nefretlerine katılmak içimden gelmiyor. Burada olup  yazmak daha iyi. Neden yazdığımı bile bilmiyorum belki bir gün hatırlamak için. Bu adaya gelip giden bir kadını unutmak istemem belki de. Bir yaz günü sahilde gördüm onu. Bu yaz çok sıcak bir mevsim geçireceğimizi biliyorduk. Bahar bile çok sıcaktı alışılagelmişin dışında o gün hava çok güzeldi. O bunaltıcı sıcaklar yapış yapış hava yerini ılık rüzgarlara bırakmıştı. İşte o rüzgarla geldi kimsenin uğramadığı bu ıssız adaya. Neden geldiği bir gizemdi adeta,  ben çocuk aklımla bir şeylerden kaçtığını düşünmüştüm ama o aslında kalbinin yeniden atmasını istiyormuş. Heyecan belki de korku ama ne sebeple olursa olsun hissettiğini bilmeye ihtiyacı varmış. Zaten bu iki duygu asla ayırt edilemez demişti bir gün. Yeter ki kalbinin attığını hisset. Onunla birlikte ada canlanır yenilenir sanmıştım. Büyük annem anlatır eskiden çok fazla insanın uğradığı bir yermiş ama şimdilerde yaşlı bakkal kimseler gelmiyor. İnsanlar uğramaz oldu bir avuç insan yaşıyor koca adada diye yakınır oldu. Ona da hak veriyorum satmak için insan gerekir değil mi ama artık buralarda insan kalmadı.

O rüzgarlı günde geldi demiştim değil mi? Mavi çiçekli elbisenin etekleri uçuşuyordu. Beyaz geniş şapkası rüzgara daha fazla karşı koyamadı geldi ayaklarımın dibine çöktü. Şapkanın peşinden yanıma geldiğinde yüzünde şefkatle merhamet karışımı bir gülümseme vardı. Altın sarısı saçlarını topladıktan sonra elini çeneme koydu gözleri kısıldı birden neşeli bir kahkaha attı. Benimse gözlerim büyüdü korkunun  gözleri büyük olur değil mi? Neden korktum bilmiyorum ama o gülüşünün ardında buz gibi bir yürek vardı.  Bunu şimdi anlıyorum. Masmavi gözlerinde cam gibi pürüzsüz bir şekilde kendimi ve onun kalbini görmüştüm sanki. Korkum bu yüzdendi belki de kendimden belki de ondan korktum. Ben irkilince o hemen elimi tuttu. Ne oldu küçüğüm? Neyin var?  dedi yine o şefkat dolu sesinin tınısı ile yumuşadım, kalbim …Saçma bir şekilde irkilmiştim. Bu yüzden utançla yüzüne bakıp ‘’ Bir şey yok ‘’dedim çekinerek. Ona baktıkça ne kadar uzun boylu olduğunu fark ettim. Başımı biraz daha çevirince de bembeyaz gökyüzünü gördüm. ‘’Senin adın Ayla değil mi ‘’ dedi. ‘’Evet’’ dedim şaşkınlıkla. Adımı nerden biliyordu ki. Uzak akrabalarını hiç görmemiş birden canı sıkıldı diye buralara gezgin gibi yollara düşerek uğrayan bu kadın benim adımı nereden biliyordu ki. ‘’ Öyle şaşkın şaşkın bakma’’ dedi. ‘’Bir resmini yollamışlardı bana biraz büyümüşsün ama yüz hatların hiç değişmemiş’’ dedi. Aklımı okurcasına cevap vermesi beni yeniden şaşırtmıştı. Sonra ‘’ bana yolu göstermeyecek misin’’dedi o heyecanlı, neşeli,  tarif edilemez mutlu ses tonu aklımdan ve kulaklarımdan hiç silinmiyor.

Onu eve getirdiğimde yaşlı kadın bahçede oturmuş yine komşunun gelinine dert yanıyordu. ‘’Bir gittiler bir daha dönmediler.  Ne olurdu sanki gelselerdi, ara sıra ziyaret etselerdi,  böyle acımasız işte bunlar,  evlat değil bunlar,  başka bir şey. Nasıl yetiştirmişim bilmem ki. ‘’ Genç kız ne diyeceğini bilmeden yaşlı kadını teselliye çabalıyordu. Boşuna bir uğraş olduğunu anlamamıştı bu çabanın. ‘’Öyle deme teyze gelirler elbet az biraz sabret. Bak göreceksin bu yaz gelecekler’’ dedi. Sonra yaşlı kadın geline bunlar boş sözler dercesine bakarken bizi fark etti. ‘’Ayla gel bakalım ‘’ dedi o sert, tok çıkan çatallaşmış sesi ile söylenirken eliyle yanına yaklaşmam için işaret veriyordu. Hemen Meltemi gösterdim misafirimiz gelmiş dedim  ürkek bir halde. Sesim az çıkıyordu ne zaman bu kadınla karşılaşsam bir cadı görmüş gibi olur,  buz kesilirdim. Gören bir heykel olduğumu düşünebilirdi. Tabi ki onun gözleri ile karşılaşan herkes benim gibi tepki vermese de ondan deli gibi çekinirdi. Bir tek evin asi kızı en büyükleri ‘’deli ‘’ diye çağrılan kızı dışında herkes. Kırk yedisine gelmiş bu asi kadına çılgın demelerinin tek sebebi vardı kimseleri dinlemeyip hiç evlenmemiş olmasıydı. Fatma hanım benim teyzem olur. Annem ondan da asiymiş çünkü ailesini dinlemeyip babama kaçmış ama hastalanıp ölmüş. O ölünce babam beni bu ıssız, terk edilmiş adaya bıraktı, yaşlı kadın benden hiç hoşlanmaz anneme benziyormuşum ve bir o kadar da babama. Meltemden de bu yüzden hoşlanmıyordu sanırım. O da aynı annem gibiymiş.   Fatma hanım inat etmiş nişanlısıyla arasını bozan annesine kızdığından bir daha evlenmeyi düşünmemiş. O gün bu gündür aynı çatı altında yaşayan bu iki inatçı kadın her Allahın günü bir birlerini  yer,  birinin kara dediğine ötekisi ak demek mecburiyetinde hisseder. Bu eve ilk geldiğim günlerde onların bu hallerinden bıksam da zamanla alışmış umursamaz olmuştum. Ben her şeye alışmıştım sonuçta. Öyle bir yapım vardı. Melteme de alışmıştım bu kısa zamanda burada ne çok şey değiştirdi. Bu sessiz, unutulmuş adada ne çok iz bıraktı. Gitti işte ardında gitmesinden mutluluk duyan insanlar bırakarak. Belki unuturum onu. Hatırlamam bile.  Onu , bu adayı , tüm yaşananları , belki …

Babam gelecek bir gün. Bir gün beni almaya gelecek biliyorum. Kim ne derse desin inanıyorum. İşte o zaman… O zaman bu kara defteri ona gösterip bak yokluğunda her şeyi senin için yazdım diyeceğim. Hiç bir ayrıntısını atlamadan sensiz geçen günleri yazdım. Senin için yazdım. Nerdesin. Nerdesin. Ne olurdu gelseydin. Bende gitseydim bu lanet yerden. Meltem gibi diğerleri gibi kurtulsaydım buradan. Bir gün her şey başka olacak. Bende gideceğim. Bende,  bir gün inanıyorum, bir gün gelecek. Bir gün bende gideceğim. Bir gün Meltemi yeniden göreceğim. Babamı beni buraya bıraktığından beri hiç görmedim onu da yeniden göreceğim. Az kaldı o gün gelecek bende …

Sonbahar Esintisi 5.BÖLÜM

” KALP KARIŞIKLIĞI ”

David Cassidy (Partridge Family) – I think I love you

Tae Jun ”  Kahvaltıya , açlıktan ölüyorum. Çabuk ol. ” dedi.

Hae Min de açlıktan ölüyordu. Yolda onu ikna ederim diye düşündü ve hazırlanmaya başladı. Arabaya bindiklerinde Hae Min ilk defa Tae Jun’ un arabasına binmişti. Ne kadar konforlu diye düşünmeden edemedi. Yol boyunca aklında aslında bu adamı tavlamak hiç de fena fikir olmazdı diye düşündü. Tae Jun ‘dan öğrendiğine göre çok da parası vardı. Aynı Jane Austen romanlarındaki gibi zengin ve yakışıklı hem bu bir suç sayılmazdı. Elizabeth bile Mr. Darcy’ e Pemperley ‘i gördükten sonra vurulmamışmıydı. Bu derin düşüncelerden kendine hayal denizi oluşturmuştu ki  ” ah ne diyorum ben ” diye irkildi yüzü buruştu.

Tae Jun ”  Ne oldu bir şey mi var ?” dedi. Hae Min acele ile ” Yoo yok bir şey  ” diye kekeledi.

Hae Min açık büfeyi görünce ” işte bu be ” dedi. Tabağını ağzına kadar doldurmuştu.

Tae Jun ” Delirdin mi nasıl yiyeceksin o kadar şeyi”  dedi.

Hae Min ” Yerim ben , sen hiç merak etme , hem açık büfe yemezsem yazık olur.”

Tae Jun gülse mi ağlasa mı kestiremedi sonra aklına gelen soruyu sordu. ” Nasıl oluyorda böyle yiyip böyle kalabiliyorsun ” dedi eliyle kızın vucudunu işaret ederek .

Hae Min ”  Bilmem çok hareketliyim yakıyorum herhalde ” dedi.

Tae Jun ‘ dan kocaman bir kahkaha koyup salonda yankılandı. Herkes bir an dönüp onlara baktı ama Tae Jun kendine hakim olamıyordu. ” Hareketli mi ne hareketlisi uyuşuğun tekisin sen .”

Hae Min buna çok alındı  ” Sensin uyuşuk.  Sen yemene bak ” dedikten sonra sinirle tabağındakilere saldırdı. Tae Jun bakmıyor ve konuşmuyordu. Yemek bittikten sonra Hae  Min ”  hadi beni eve bırak”  dedi.

Tae Jun ”  Sen beni dinlemiyorsun değil mi ” dedi.

Hae Min ” işte bundan kesinlikle emin olabilirsin ” dedi .

Tae Jun ” Alışverişe gidiyoruz.”

Hae Min ”  Ne alışverişi ” diye itiraz etti.

Tae Jun ”  Seni kadına benzetmeliyiz , inan tatlım bu pijamalı halinle çok zor dedi. Az önce yanımızdan geçen kızlar seni benim asker arkadaşım bile sanmış olabilirler”   dedi.

Hae Min ” Duyanda erkeğe benziyorum sanır.”

Tae Jun  ” Duymalarına gerek yok seni görmeleri yeterli.”

Hae Min sinirden deliye dönmüştü . Neden durmadan beni aşağılıyor ki ?

Mağazaya girmişlerdi Tae Jun durmadan elbise seçiyor. Hae Min de hepsini deniyordu. Üstelik elbise denemekten nefret ederdi.

Hae Min denediği elbise ile kabinden çıkınca.

Tae Jun ” Babaanneme benzemişsin. Ne o yaşlılar gününe mi gidiyorsun ” dedi.

Hae Min bir başkasını denedi.

Tae Jun ” Liseye mi başlıyorsun?  Bu ne kılık”  dedi.

Bir başka elbise ile karşısına çıktığında Tae Jun acımayla dolu bir ifade ile ” Sana az maaş ödüyorum değil mi ?” dedi.

Hae Min şaşırmıştı ” Neden böyle söyledin”  dedi. Tae Jun ‘ un gerçekten onu düşüneceğine  ihtimal dahi vermiyordu.

Tae Jun ” Baksana otoyolda ek iş yapmak için kıyafet alıyorsun”  dedi.

Buraya kadardı artık Hae Min daha fazla dayanamayacaktı. Bu son söyledikleri çok ağırdı. Bu adamın dili zehirliydi. Aslında Tae Jun da söylediklerinden sonra pişma olmuştu fakat ne yapsın ki dilin kemiği yoktu üstelik söylediklerini geri almak gibi bir şansı da yoktu . Bu yüzden Hae Min’ in sinir patlamsasına katlanması gerekti

Hae Min  ” Ne saçmalıyorsun sen be , Bu çok açık bir kıyafet bile değil ”. ” Sıkıldım artık hiç bir şeyi beğenmiyorsun yoruldum bırakıyorum”  dedi. Tae Jun neden onun güzel görünmesini istemediğini bilmiyordu. kızlar aslında çok güzel olan elbiseleri beğenmemekte direten adamın tavrına anlam verememişti.

Bırakıyorum kelimesi Tae Jun’ un bir an nefesini kesecek kadar ürküttü.

Tae Jun  hızla ” Bırakamazsın olmaz , ben bırakıyorum diyene kadar olmaz ” dedi ve özür dileyerek alışveriş kısmını bırakıp Hae Min ‘i ikna etmeye çalıştı. Hae Min evine gidip yatmak istiyordu.  Oysa Tae Jun’ unun onu bırakmaya hiç niyeti yoktu.

Hae Min ”  Hadi beni eve bırak .”

Tae Jun ” Olmaz açıktım yemek yemeliyim”

Hae Min ”  Sen ye ben gidiyorum.”  dedi.

Tae Jun Hae Min ‘in yüzüne yaklaşıp fısıldar gibi kulağına ” Ben bitti demeden bitmez , unutun mu ?” dedi.

Hae Min normalde çekip giderdi ama bir kaç saniye onu donmuş bir heykele çevirdi.  Kendine geldiğinde arabada oturmuş . Yanında Tae Jun’ la yemek için restauranta giderken buldu kendini.

Enrico Macias-On S’embrasse Et On Oublie

Hae Min sakin bir yemek geçirmeyi planlıyordu ama olmadı tae jun devamlı ona ders veriyordu. Sonuçta kavga etmeye devam ettiler. Hae Min bırakta yemek yiyeyim dediyse de olmadı. Hae Min eve girdiğinde torbaları elinde atıp kendini yatağa attı. Gözlerini tavana dikip düşünmeye başladı. Şimdiden pişman olmuştu. Ne kadar düşünürse düşünsün bir çıkar yol bulamadı.Hye Jin’ e anlatsa kendisine çok kızar ve hemen işi bırakmasını isterdi. Hae Min ise işi bırakmak istemiyordu. Uykuya dalmadan önce her şey oluruna varır dedi. Ne olursa olsun artık umurumda değil.

Pazar sabahı Hye Jin sinirli bir şekilde Hae Min ‘in yatağının ucuna oturdu.

Hye Jin  ” Nerdesin sen?  Dün bütün gün sana ulaşmaya çalıştım. Beni deli etmek zorunda mısın? ”

Hae Min ” Yeter artık , Neden her sabah biri beni böyle uyandırıyor”  diyerek banyoya koştu.  Hye Jin ‘in yüzüne bakmak istemiyordu. Ne anlatacağını bilmiyordu. Tae Jun’ la gittiğini telefonunu evde unututğunu mu . Hye Jin,   Tae Jun’ dan hiç hoşlanmazdı . Planlarını öğrense daha beter nefret edeceği de garantiydi.

Hye Jin banyonun kapısına dayanıp  ” Böyle kaçamazsın ” dedi. ” Bana neler oluyor anlat. Dün temizlik yapmamışsın . Buz dolabı boş , alışverişe gitmemişsin ama elbise dolabın ağzına kadar  dolu. Neler dönüyor çabuk anlat.”

Hae Min kaçınılmaz sondan kaçış yok dedi. Her şeyi Hye Jin ‘e anlattı.  Hye Jin önce Tae Jun ‘a bir sürü küfür sıraladıktan sonra. Hae Min’ e endişelerini anlattı. İşi bırakmasını ona para verebileceğini ailesin de verebileceğini,  isterse yine onlarla yaşayabileceğini söyledi. O kadar telaşlıydı ki Hae Min ‘in onu tehlikede olmadığına inadırması çok zor oldu.

Hae Min ” Tehlikeli bir şey değil inan. Zaten Young  Jae’ nin  bana aşık olacağı falan yok. Bu durumu kullanıp Tae Jun’ a bana yaptıklarından dolayı eziyet etsem fena mı . Hem dün bir sürü para ve zaman harcadı,  onun böyle çabalayıp başarısız olduğunu görmek beni çok mutlu eder. Olur da Young Jae bana aşık olursa zengin bir kadın olur ona,  bana yaptıklarını ödetirim.  Her iki durumda da ben kazançlı çıkarım ” dedi.

Hye Jin  ” Sen yine de dikkatli ol ” dedi.  Tae Jun’ un bir kaçık olduğuna emin olmuştu. Yardıma ihtiyacın olursa bana söyle. Bir süre daha Young  Jae  ile evlenirse  zegin biri olarak Hae Min  yapacaklarından bahsedip dalga geçerek gülüştüler. Hye Jin hadi temizliğe diyene kadar Hae Min’ in keyfi yerindeydi.

Young  Jae bir kaç gün önce bir kadınla tanışmış,  gününü gün ediyordu ama bilmediği şey kadının kocasının  çapkınlardan hiç hoşlanmamasıydı. Young  Jae peşindeki adamlardan  ve onu bulunca kendisinin bile tanıyamayacağı bir hale getireceklerinden habersizdi.

Tae Jun , Hae Min ‘ in tekrar Young  Jae ile karşılşaması için bir bahane bulmuş eline tutuşturdğu evraklarla onu Young  Jae’  nin dairesine yollamıştı. Hae Min otoparkta hangi daireye neden evrak teslim etmesi gerektiğini anlamayarak Tae Jun ‘a sövmekle meşguldü ta ki arkadan gelen seslerle irkilene kadar.

BOŞLUK 2 ( ONE SHOT )

 Death Note / Rem-Yoshihisa Hirano & Hideki Taniuchi

Gözlerini açmak için son bir çaba gösterdi. Canı çok yanıyordu ama sonunda gözlerini aralamayı başarabilmişti. Her şey bulanıktı. Net göremiyordu. Etrafı çok karanlıktı. Üstelik ne kadar zamandır gözlerini ışığa açmadığının farkında bile değildi.  Hissettiği tek şey derin bir acı değildi. Soğuğu  iliklerinde hissediyordu. Çok soğuktu öylesine üşüyordu ki daha önce soğuğun bu kadar can yakabileceğini tahmin edemezdi.  Izdırap içerisindeydi. Tüm vücudu en küçük hücresine kadar donmak üzereydi. Yavaş yavaş karanlığa alıştı gözleri. Önce zincirleri fark etti. Kollarını oynatmaya çalışmış ama becerememişti. Eğer zincirin sesini duymasaydı sadece güçsüzlükten ve yorgunluktan kollarını kaldıramadığını düşünebilirdi.  Önce sesi duydu sonra onları gördü. Kalın , paslı , kanlı zincirler . Sadece kolları değil üstelik ayakları da zincirliydi.  Dayanılmaz bir rutubet kokusu sardı etrafını, leş kokusu gibi keskin bir koku .Duvarlar taştan , pis ve koyu renkteydi. Sanki duvarlar çürümüştü bu da çürümenin kokusuydu.

Tam karşısında kocaman eski demir bir kapı vardı. Onun hemen önünde sağ tarafta eskimiş kelimesinin yetersiz kalacağı tahta bir sandalye vardı. Sol köşede paslanmış aletler, çiviler, çekiçler , testere gibi bir sürü demir birikintisi vardı. Bu yığının içinde olabilecek diğer parçaları düşününce boğazı düğümlendi. Bir yumru gelip boğazına yerleşti, gözleri yanmaya başladı. Aklı idrak ettikçe çıldırma noktasına getirecek bir korku kapladı tüm bedenini. Gözlerinden akan tuzlu su çaresizliğini simgelerken yanaklarını yakıp geçti. Kıpırdamak istedi ama acı ile irkilen vücudu buna imkan vermedi. dehşete kapılmış bir şekilde gözleri çürümüş duvarlardan demir kapıya bütün odayı dolaşıyor sonra aynı korku ifadesi ile başa dönüyordu. Acizlik içinde daha önce böyle bir duygu hissetmediğini düşündü. Böylesine bir korku, böylesine bir dehşet delirebilirdi.

Korkuyorum çok korkuyorum.

Görmek istemiyordu artık gözlerini sıkı sıkı yumdu. Sonra demir kapının arkasından gelen ayak seslerine kulak kesildi. Bir …iki…üç .. daha kaç adım atacaktı. Kaç adımda o paslı kapının önünde olurdu.

Hayır olamazdı. Kısacık hayatı burada mı son bulacaktı. Bu şekilde ölemem. Ben daha çok gencim .

Ölemem…

Hiç bir suçum yok.

Neden buradayım?

Niye ben ?

Ben … ben .. Hiç bir şey yapmadım.

Korkuyla birlikte  konuşmaya başladı.

Tanrım ne olur yardım et .  Yardım et bana . Ölmek istemiyorum.

Son hatırladığı şey akşam bir taksiye bindiğiydi. Şimdi ise kanlı bir mahzende kapalıydı.

Buraya nasıl geldim?

Neden her yerim ağrıyor?

Bu yorgunluk niye?

Bu kurumuş kan kime ait?

Başkaları da mı vardı ?

Onlara ne oldu ?

Sonum onlar gibi olacak?

Neden ben ?

Ben ne yaptım ki ?

Neden?

Neden?

Sorular beyninde birbiri ardına dolanırken hepsi cevapsız kalıyordu. Cevabını bildiklerini de kabullenmek istemiyordu.  Daha da yaklaşan ayak sesleri onu akıl almaz bir korkunun kucağına saldı. Her yeri titriyordu. Artık hiç bir şey düşünemez oldu. Dişleri birbirine vurmaya başladı. Kapının sesini duyduğunda gözlerini açtı. Kimin geleceğini merak ediyordu. Sonra bir çığlık duydu. Kendisine ait olan bu çığlık nasıl başka birine ait gibi geliyordu. Sanki çok uzaklarda bir kadın çığlık atmıştı. Oysa kendi avazı çıktığı kadar bağırdığının farkındaydı. Yine de kendi sesini duyamıyordu. Bu başkasının çığlığı olmalıydı. Kendi sesi değildi.  Hayır kendisinin olamazdı. Bomboş gözlerle cansız bir şekilde yerde yatarken o çığlık başkasının ben değilim diyen son cümleler hafızasında asılı kalmıştı…