FOTOĞRAF (ONE SHOT )

O eski püskü masanın üzerinde parıldayan çerçeve dikkatimi çekti tekrar. Benim fotoğraflarımdan biriydi ama tek göz önünde olanı çünkü diğerleri her zaman  olduğu gibi kötü çıkmıştı. Kendimi bildim bileli bu böyle olmuştur.  Ben fotojenik biri değildim. Bunun da farkındaydım fakat her nasılsa bu fotoğraf diğerlerinden farklıydı oldukça güzel çıkmıştım belki bu yüzden hemen dikkat çekiyordu ve ben onu herkesin görebileceği bu eski püskü masanın üzerine yani salonun en dikkat çeken köşesine görünür bir şekilde yerleştirmiştim.  Maksadım neydi bilmiyorum insanların görüp güzelliğimi fark etmesi mi yoksa övgüyle ne güzel çıkmış demesi mi belki sadece bir sohbet başlangıcı olsun diyedir. Hani söyleyecek hiç bir şey bulamadığınız ağır sessizlikler olur ya,  çıt çıkmaz işte o zamanlar için bir kurtarıcı, bilemiyorum,  hala emin değilim ama o masanın tam karşısında oturulan koyu kahverengi sofaya her geçişimde insanların söylediklerini anımsarım. Bu gün neden dikkatini çekmişti bu fotoğraf?  Çerçevenin dışarıdan sızan güneş ışığından parlaması değildi,  hayır, gümüş ve de çok çekici bu çerçevenin dışında bir şeyler çekmişti beni. elime alıp resmi ilk defa görüyormuş  gibi inceledim sahi daha önce hiç dikkat etmemişim ama ben bu resme olduğu gibi bakmamışım hiç. İlk defa görmüş gibiydim. Sonra o ışıl ışıl gözleri, hallinden memnun halimi, parıldayan gülümsememi   fark ettim. Yüzümde gençlikten başka bir şey yoktu. Her yanımda canlılık akıyordu. Bu resim belki gençlik yıllarında çekilmişti ama bunun ötesinde bu resimdeki insan gerçekten de genç hissediyordu . Benim hiç olmadığım kadar genç ya da hissettiğimi unuttum kadar genç sahi hiç öyle hissetmiş miydim? Yıllardır sanki hep böyle yaşlı doğmuşum gibi geliyor bana. Geçmiş anılar, hatıralar hepsi izlediğim bir film gibi, yaşananlar hep başkasının hayatı gibi, o karakterler gibi bana yabancı, o hayatın baş kahramanı ben değilim. O yaşamın sahibi ben değilim gibi, hep yabancı birinin anıları gibi hayal meyal ve mesafeliydi.

Neyse resimden bahsediyordum o güzel resimde sonra büyük bir kızgınlık fark ettim . Bana bakarken sanki kaşları çatıldı . Sen diyordu benim kadar güzel değilsin. Benim kadar genç değilsin. Ben böyle canlıyken beni buraya nasıl hapsedebildin . Bu çerçevenin içinde olması gereken ben değilim. Böyle güzel böyle canlıyken burada hapsedilmişim. Sonra resme bakmayı bir anlığına bırakır gibi oldum ve asıl kızması gereken bendim. Bana en güzel en canlı hallerimi hatırlatıyordu bu resim. Asla ama asla böyle olamayacaktım . Hiç bir zaman eskisi gibi olamayacağımı yüzüme vuruyordu bu resim . Bir zamanlar elimden kayıp gidenleri hatırlatıyordu. Kaybettiklerimi hatırlatıyordu. İçimi pişmanlıkla dolduruyordu. Asıl ben kızmalıydım, haklıydım fakat fark ettim ki yine kızmam gereken kişi de bendim . Onu buraya koyan kişi bendim,  hem de böbürlenmek için . O resimdeki insan olmadığımı bile bile nasıl onunla övünür olmuştum ki. O  yabancı biriydi artık bense bambaşka biri üstelik onu görmek bana derin bir acı veriyordu. Resme tekrar baktım,  o kızgınlığı geçmemişti yine çatık kaşlarla beni süzüyordu. Ben canlıyım , güzelim,  senden daha gencim,  ben buraya ait değilim diye haykırıyordu. Sen hak etmiyorsun,  bu övgüler bana,  bunları ben hak ediyorum,  sesi daha gür daha güçlü daha emin çıkıyordu . Bir an kızgınlıktan kendimi kaybettim ve çerçeveyi duvara fırlattım her taraf cam kırıklarıyla dolmuştu. İçeri giren birinin ayak  sesleri ile irkildim.  Hemen camları toplamaya başladım. . Tok bir ses ‘’ ne oldu burada’’ dedi. Kanayan ellerime bakarken cevapladım’’ Hiç’’ .   Resim kandan mahvolmuştu artık sadece gözler seçilebiliyordu ama o bile öfkesini anlamama yetiyordu. Son bir kez hayal ettim o resmi,  mutlu gülümseyen güzel bir kız.  Gerçekten o kadar mutlu olmuş muydum ? Cevabını hiç öğrenemeyeceğim o soruyla camları toplamaya devam ettim .

Reklamlar

SONBAHAR ESİNTİSİ 7.BÖLÜM

george moustaki

” HOŞ GELDİN ”

Pazar gününden bir kaç gün önceydi. Young  Jae bir restoranda oturmuş eski bir arkadaşıyla yemek yiyordu. Yüksek sesle tartışan bir çift dikkatini çekmişti. Sesin geldiği yöne doğru bakınca Tae Jun ile Hae Min ‘i hararetli bir tartışmanın ortasında gördü. Tae  Jun o kadar dalmıştı ki tartışmaya  Young  Jae ‘yi görmedi bile.

Arkadaşı Young  Jae ‘nin baktığı yöne baktı ” aaa o Tae  Jun değil mi ? diye sordu.

Young  Jae ‘ ‘ Evet o ” dedi  umurunda olmadığını belli eden bir bakışla.

Sonra konu Tae  Jun ‘un üzerinden devam etti.  Arkadaşı Young  Jae ‘ye dönüp ‘’O adam hayranım, çok zeki biri ‘’dedi.

Young  Jae ”  Hımm zeki, çok zeki , o kadar zeki ki daha aşık olduğunun bile farkına varamayacak bir kalas dedi ” alay edercesine bir sırıtışla.

Arkadaş, Young Jae ‘nin söylediklerinden sonra  ikna olmamıştı ” Aşık mı?  Ne aşkı?  Tae Jun ‘dan bahsediyoruz . O öyle biri değil ” dedi.

Young Jae haklı olduğunu ispat etmek istedi. ‘’ İnan bana o fena halde aşık ama anlaması için biraz yardıma ihtiyacı var  ve ben ona yardım edeceğim ‘’  diyen Young  Jae filmlerdeki kötü kahkahaların sahibi meşhur cadılar gibi görünüyordu.

Pazartesi sabahı Hae Min ‘e bir demet kırmızı gül gelmişti. Masadaki güller hemen dikkat çekiyordu. Üzerinde Young  Jae ‘den gelen bir not vardı.  Geçen gece söylediğim şeyi unutmadın değil mi ?  Tae  Jun notu okurken Hae Min içeri girdi.

Hae Min ‘i görmezlikten gelen Tae  Jun notu masaya fırlatıp odasına geçti. Ne söylemiş olabilir ki diye düşünmeden edemedi. Tae Jun ‘un dalgınlığı yüzünden toplantıları kötü geçmişti.

Çok geçmeden işler değişmeye başlamıştı. Hae Min artık daha çok sorumluluk alan  biri haline geldi. Tae  Jun onun için her şeyi daha kolay hale getiriyor, her detay ile ilgileniyor, o fark etmeden her şeyi düzeltiyordu.  Hae Min artık  iş yerinde çok daha iyi vakit geçirmeye başlamıştı. İşe başladığından beri geçirdiği en iyi hafta buydu. Hae Min , Tae  Jun ‘un onun için yaptıklarının farkında değildi belki ama onun son zamanlarda çok dalgın olduğunu gözden kaçırmamıştı.

Young  Jae de şirkete sık sık uğrar olmuştu. Her defasında Hae Min ‘in yanına gitmeyi de ihmal etmiyordu. O gün Young Jae , Hae Min  i öğle yemeğine çıkarmıştı.

Hae Min bu ani ilginin nedenini merak ediyordu. Bu adamın neden bu kadar sık ona uğradığını merak etmemek elde değildi. Sonunda dayanmayıp sordu.

” Benden ne istiyorsun ”

Young  Jae ” Ne mi istiyorum?’’

Hae Min ‘’ Evet ne istiyorsun yani neden devamlı benim etrafımdasın? ‘’

Young Jae  ‘’Bilmem sadece iyi bir arkadaşsın, seninle iyi vakit geçiriyorum, iyi bir dostsun işte.’’

Hae Min  pek ikna olmamıştı  ‘’ Hepsi bu mu ? ”

Young  Jae ” Tam olarak değil galiba. Bir de senden bir iyilik isteyeceğim .”

Hae Min’’  aha!!!  Tamam işte biliyordum’’ dedi içinden . Yoksa Tae Jun’ a karşı casusluk yapmasını falan mı isteyecekti. Belki şirketi ele geçirmek gibi hain planları vardı.

Young  Jae   kızın beynindeki sorulardan habersiz anlatmaya devam etti. ” Belki birinin burnunu sürtmeme  yardım edersin. Bende sana yardım ederim. Sonra sen bana bir yardım da daha  bulunursun ve güzel bir kız arkadaşınla tanıştırırsın. Ne dersin ?’’ dedi alay eden bir sırıtışla.

Hae Min ” Nasıl bir yardım’’ dedi  cingöz bir tavırla.

Young  Jae ”  Belki patronunu elde etmene yardım ederim ” dediğinde   Hae Min yine mi diye düşündü. Neden bunlar hep beni başıma geliyor ki?

Hae Min ” Saçmalama o benden hoşlanmaz. Hem sana anlattım seni ayartmamı söylediğinde bunun bir mucize olacağını söyledi.’’ Bunları söylerken Tae Jun aklına geldi yüzü ekşidi, bütün neşesi kayboldu.

Young  Jae ” Ben yardım edersem olur” dedi. ‘’Hem unutma ava giden avlanır. O eni avlamaya çalıştı. Şimdi  sıra  onda. Ne yani ona söylediği sözleri yedirmek istemez misin? ‘’

Hae Min ” Hayır istemiyorum diye parladı. Neden hep beni kullanmak istiyorsunuz. İkiniz de küçük çocuklar gibisiniz. Ben sizin oyuncağınız değilim. Tamam mı.  Benimde bir insan olduğumu unutuyorsunuz. Benim duygularım yok mu? Derken hem sinirli hem de üzgündü.

Anlaşılan Hae Min çok kızmıştı. Young   Jae  konunun üstüne fazla gitmek istemedi. Hae Min ‘in gönlünü aldı. O tatlı dili ile verdiği sözler ve özür kelimeleri Hae Min’in gönlünü almaya yetmişti. İkisi fazla iyi anlaşıyordu. Hae Min artık Tae  Jun ‘a  ikisinin buluşmaları ile ilgili bilgi vermeyi kesmişti. Tae  Jun için bu durumun tek bir nedeni olabilirdi o da işin ciddiye binmesiydi.  Belli ki bu yüzden anlatmayı kesti diye düşünüyordu.

“Puerto Montt” – Los Iracundos

Hae Min ‘in işi başından aşkındı. Küçük bir mola için bir kahve alıp terasa çıktı. Şirketten diğer insanlarda burada şirket dedikodusu yapıyordu. Hae Min için bu konuşmalar ilginçti. Bilmediği ve çoğunun uydurma olduğu bir sürü tuhaf bilgi ediniyordu. Şimdi de yanına gittiği grup patronu hakkında konuşuyordu. Geçen gün onu ziyarete gelen kadının eski sevgilisi olduğundan, ona deli gibi aşık olduğundan, ne kadar şık ve zarif olduğunda bahsedip durdular. Hae Min patronu ile ilgili hiçbir şeyi merak etmiyordu. Dedikoduları dinlemeye dayanamayıp  içinde neden böyle garip bir his duyduğunu anlamadan orayı terk etti.

Rakip şirket yurt dışında güçlü olmak için ortaklık teklif etmişti. Birlikte çalışacakları bir proje için görevlendirdikleri bir temsilciyi Tae Jun’ a yollamışlardı. Joo won  takım elbisesinin içinde çok saygın ve yakışıklı görünüyordu. Evrak çantasını almış, son derece ciddi bir şekilde asansörlere doğru yürürken aklında projenin detayları vardı. Tae jun ‘u ikna etmesi çok önemliydi.

Tae Jun , Hae Min ‘in masasına bir kaç evrak bıraktı. Hae Min ‘e emir yağdırmakla meşguldü. Jon Won asansörden indiğinde hemen karşısında Hae Min ‘in masasını gördü ama kızın önünde bir adam dikilmiş , aralıksız konuşuyordu. Tae Jun , Jon Won ‘u fark etmedi bile. Hae Min ise Tae Jun ‘un yüzünden sıkılmış bir şekilde kafasını çevirdiğinde karşısında Jon Won ‘u buldu.  Kızın yüzünü koca bir gülümseme kapladı hemen atılıp Jon Won ‘a sarıldı. İkili uzun süre ayrılmayınca Tae Jun öksürük krizi geçirmek zorunda kaldı.

Hae Min hala Tae Jun ‘un varlığını reddediyordu. Gözlerini yakışıklı adamdan ayırmadan heyecanlı ve sevinçle konuşmaya başladı.  ‘’ İnanamıyorum sen karşımdasın. Ne zaman döndün ? Ne kadar kalacaksın. Burada ne işin var. Dur beni nasıl bulun?’’

Jon won ile konuşurken nasıl şen şakrak bana gelince suratsızın teki dedi Tae Jun içinden.

Jon won ise baktı soruların ardı arkası kesilmiyor. Parmağını Hae Min’in dudaklarının üzerine koydu. ‘’ Sakin ol meleğim , yine nefes almayı unuttun ‘’ dedi gülümsemesiyle.

Hae Min hala heyecanlı bir şekilde elini Jon Won ‘un omzuna vurup ‘’ Aman sende’’  dedi .

Jon won da çok şaşkındı karşısından görmeyi en çok istediği ama aynı zamanda görmeyi en son umduğu kişiyi görmüştü. Kalbi bir kuş gibi çırpınıyordu. Yine o okullu çocuk oldu. Sanki yıllar hiç geçmemişti. Sanki bütün bir zaman, dünya her şey, onunla son görüştüğü anda durmuştu. Orada takılı kalmıştı işte. Şimdi yeniden devam ediyordu.  Zamanın bütün izlerini şu güzel kız silmişti yine. Beni çocuklaştıran sendin dedi içinden.

Tae Jun ikisinin burnunun dibine gelip bir adama bir kıza baktı. ‘’ Çay kahve de ister misiniz ‘’ diye sordu sinirli bir şekilde.

Jon Won bir açıklama yapması gerektiğini düşündü. Aslında Tae Jun ‘un delici bakışları yüzünden buna mecbur hissetti.  Elini uzatıp ‘’ Merhaba ben Jon Won, Song şirketi adına buradayım, Song şirketi için pazarlama bölümü yöneticisi olarak çalışıyorum. Sizinle bir randevumuz vardı.’’ Dedi gayet ağırbaşlı bir tavırla konuşuyordu.

Tae Jun adamın  elini sıkıp ‘’ Öyleyse toplantıya geçelim, zaten yeteri kadar bekledim’’ dedi.

Hae Min dudaklarını bükmüştü. Sormak istediği bir sürü şey vardı.

Jon Won ‘’ Kusura bakmayın’’  dedi. Hae Min’i görünce çok şaşırdım,  hiç beklemiyordum.’’  Sonra Hae Min’ in yanağına bir öpücük kondurarak  ‘’ Çıkışta görüşürüz meleğim ‘’ dedi.

Hae min yine de somurtmaya devam etti. Bu sefer Jon Won kızın kulağına doğru eğilerek ‘’ Korkma seninle geçirecek daha çok zamanımız var’’  diyerek Tae Jun’ un peşinden gitti.

Evrakları masaya dökmeye başlayınca Jon Won çok ciddi bir hal aldı. Bu işi ne olursa olsun almalıydı. Uzun ve zorlu bir toplantıdan sonra Jon Won çantasını alıp çıkmak üzereydi. Tae Jun onu durdurarak.’’ Kusura bakmasanız özel bir şey sorabilir miyim ‘’ dedi. Çok merak ediyordu ama bunu belli etmek de istemiyordu.

Jon won ‘’Tabi’’ dedi.

Tae Jun :’’  Hae Min onunla nereden tanışıyorsunuz?  Yani asistanımın rakip şirketle ne işi olabilir ki ?’’

Jon Won bunun iş kaygısıyla sorulan bir soru olduğuna inanıp ‘’ Biz okul arkadaşıydık ‘’ dedi içiniz rahat olsun  Der gibi ‘’ Bir sürede sevgiliydik’’ dedi.

Jon Won gittikten sonra Tae Jun kendini sinirle koltuğuna bıraktı Sevgili mi ? Artık daha çok uyuz olmuştu. Eski sevgililer bu kadar samimi olur mu ya?  Birbirlerini gördüklerinden nasıl sevindiler. Ben benimkilerden hep kanlı bıçaklı ayrıldım. Eski sevgili adı üstünde eski. Yürümemiş ayrılmışsın. Nedir bu samimiyet diye geçirdi içinden. Sonra hem Young Jae ne olacak dedi. Bu kız hiç de düşündüğüm gibi çıkmadı. Baksana kaç kişiyi idare ediyorsun Hae Min dedi. Bizim  bir anlaşmamız vardı, sözünde dursan olmaz mıydı. Tae Jun kendini sadece Young Jae meselesi yüzünden kötü hissettiğine inandırmak için çok çaba harcadı.

SONBAHAR ESİNTİSİ 6.BÖLÜM

GULYABANİ KİM ?

A Man Without Love – Engelbert Humperdinck

Hae Min Arka tarafa doğru yürüyordu. Üç adam tarafından sarılmış Lee Young Jae ‘yi gördü. Adamlarla kavga ediyordu. Hae Min’ in şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Lee Young Jae onlarla dövüşüyordu ve adamlar sayıca üstün olmasına rağmen dayak yiyorlardı.

Lee Young Jae’ nin bu kadar iyi dövüşmesini sebebi çocukluğundan beri merak sardığı savunma sanatıydı. Fakat Hae Min’ in sesini duyunca dikkatini ona verdi,  arkasını döner dönmezde darbe almaya başladı. Diğer adamlar da bağıran kızı fark ettiler ve Lee Young Jae’nin tek bir çaresi kalmıştı o da hemen kaçmak.

Kızı tanıdığını anlayan adamlar Hae Min’in peşine düşünce Lee Young Jae de hemen Hae Min’in koluna yapıştı ve onu sürükleyerek arabaya bindirdi. Hızla oradan kaçmayı başarmışlardı. Hae Min nefes alışlarının normale dönmesinden sonra ‘’Kimdi o adamlar ? Neden sana saldırdılar ?’’ diye sordu.

Young Jae :  Boş ver onları. Sen benim evimde ne yapıyordun ?

Hae Min : Sana evrak getirdim değerli bay mükemmelimiz Tae Ju’ a göre bunları imzalaman gerekiyormuş ama bence sırf bana eziyet olsun diye verdi bu işi.

Young Jae elinde olmadan gülümsedi .

‘’Sırf sana eziyet olsun diye böyle şeyler mi uyduruyor?  İşte bu çok güzel.’’

Hae Min : Nesi güzel bana işkence etmesi hoşuna mı gidiyor?

Young  Jae : Haksız sayılmaz bana davranışlarını unutmadım.

Hae Min pişman olmuştu . Ses tonu az önceki gibi kızgın değildi artık üzgündü.

‘’Ben özrü dilerim . Öyle olsun istemedim ‘’ dedi kısık bir sesle.

Young  Jae : Tamam neyse seni affederim ama bir şartla. Bir gününü bana ayıracaksın.

Hae Min : Bir gün mü ? diyerek tekrarlarken şart kelimesini duyduğunda yaşadığı şoktan pörtlemiş gözleri yuvalarına geri döndü.

Young  Jae : Evet , yarın… yarın cumartesi . Cumartesi çalışmıyorsun değil mi ?

Hae Min : Hayır çalışmıyorum .

Young  Jae : İyi o zaman anlaştık . Şimdi in .  İşim var. Yarın görüşürüz.

Hae Min ne olduğunu anlamadan arabadan kapı dışarı edilmişti.

*************************************

Cumartesi sabahı Hae Min ‘in telefonu çaldı.

Hae Min : Alooooo!!!!

Young Jae : Hadisene dışarda bekliyorum geç kalma. Bekletilmeyi hiç sevmem.

Hae Min : Dışarda mı ? Sen kimsin be ? Hem neden bekliyorsun ?

Young  Jae : Cama çık ve gör .

Hae Min uyku sersemi ağzına geleni sayarken camdan dışarı baktı.  Unuttukları bir bir aklına gelirken o hazırlanmaya başlamıştı bile. Yolda Lee Tae Jun ‘a mesaj çekmeyi de unutmamıştı. ‘’Young  Jae ile buluştum.’’ Sadece bu kadar yazmıştı. Mesajı alır almaz Tae  Jun sabırsızlanmaya başladı. Bütün günü merak içinde geçirdi. Televizyon izleyemedi, gazete okuyamadı, hiç bir şeye konsantre olamadan , hiç bir şeye aklını veremeden volta atıp durdu.

Hae Min’ in günü ise oldukça eğlenceli geçti. Önce enfes bir kahvaltı yaptılar. Hae Min bu adamın yanında duyduğu rahatlığa hayret etti. Bowling oynadılar, sinemaya gittiler, akşam yemeğinden sonra dansa bile gittiler. Hae Min normalde bunu bir buluşma olarak adlandırırdı ama bu sefer yapamıyordu sanki bir şeyler farklı  gibiydi. Kötü vakit geçirmemişti aksine çok eğlenmişti ama sorsalar sebebini bilmediği, adını koyamadığı bir his vardı işte.  Young  Jae için ise bu gün harikaydı. Hem birlikte zaman geçirebileceği birini bulmuş yalnız kalmamıştı hem de diğerleri gibi onu sıkmayan biriydi Hae Min .

Christophe Rippert – La vie sans toi

Gece yarısı eve döndüğünde Hae Min kapıda Tae Jun ‘u gördü.

Tae Jun : ‘’ Neredesin sen ?  Bu saatte eve dönülür mü ?’’  diye sinirle konuşurken hiç bir şey anlamayan Hae Min : ‘’Ne var saatte hem külkedisi bile gece yarısı dönüyor ‘’dedi. ‘’Hem neden buradasın. Çok mu bekledin? ‘’

Tae Jun : ‘’ Hayır beklemedim.  Plan işe yarıyor mu diye merak ettim durum değerlendirmesi için geldim.’’ Dedi.

Hae Min :’’ O zaman iyi gidiyor bunu bil yeter ‘’ dedi.

Tae Jun : ‘’Hey böyle kesemezsin bütün detayları istiyorum’’ diye arkasında bağırırken Hae Min merdivenleri çıkmaya çalışıyordu. Hae Min kurtulamayacağını anlayınca merdivene oturdu.

Hae Min : ‘’Tamam tamam’’ dedi ve bütün detayları anlattı. O anlatırken yüzü ışıldıyordu. Belli ki çok eğlenmişti. O anlattıkça Tae  Jun sinirlendi.

Tae  Jun : ‘’Çok çocukça . Ne yani bunları yaparak mı kızları tavlıyormuş. Desene kızlar çok saf . Bu kadar şeye tav oluyorlar.’’ Dedi gıcık olmuştu.

Hae Min sinirlenmişti. ‘’ Sen ne anlarsın . O çok romantik biri işte kızlar buna tav oluyor.  Hadi git şimdi, uyumak istiyorum. Çok yoruldum.’’ Dedi ve sinirle evine girdi.

Tae  Jun evine vardığında neden sinirli olduğunu bile bilmiyordu. Kendini odasına attığında  Young  Jae içeri girdi.

Young Jae :’’ Neden geç kaldın seni bekliyordum.’’ Dedi.

Tae  Jun :’’ Neden kendi evinde değilsin ve beni bekliyorsun ?’’

Young  Jae o alaycı gülüşünü takınarak .’’ Oraya gidemem ‘’dedi. ‘’Orayı beğenen bazı adamlar var. Hem sana teşekkür etmek istedim . O güzel asistanınla birlikteydim bu gün. Çok eğlendim. O kız çok özel biri.’’

Tae Jun :’’  Ne güzel yeni bir oyuncak bulmuşsun bunu söylemeye mi geldin? ‘’

Young   Jae : ‘’Hayır o bir oyuncak değil. Onun için düşündüklerim bundan çok farklı . Neyse zamanı gelince anlatırım.’’  Dedi umursamaz bir tavırla.

Tae Jun : ‘’Ne anlatacaksan şimdi anlat.’’ Dedi sabırsızca.

Young   Jae :’’ Olmaz . Şimdi zamanı değil. Ben yatıyorum . Sana iyi geceler.’’ Diyerek çıktı.

Tae  Jun sabah kadar uyuyamadı.  Young  Jae ise derin bir uyku çekti.

Sabah Tae  Jun bir mesaj daha aldı. ‘’Bu akşam Young  Jae ile yemeğe çıkıyorum.’’

Akşam Tae  Jun yine  Hae Min ‘i bekliyordu. Young  Jae ile Hae Min köşeyi döndü. Onları yürürken gördüğünde Tae Jun bir tek Hae Min’e bakıyordu. Onun yüzünden, ifadesinden bir ipucu yakalamak ister gibiydi. Belki de bu yüzden Young Jae’nin onu gördüğünü anlamadı. Younga Jae,  Hae Min’ in elini tuttu sonra yanağına bir öpücük kondurdu.’’ Tekrar görüşelim’’ dedi ve kulağına bir şey fısıldayıp gitti. Young   Jae’ nin kıza fısıldadığı şey Hae Min ‘i şaşkına çevirdi.

Tae  Jun arabasının içinde Hae Min’e bakarken konuşmaya başladı.

‘’ Şimdi de sen bir gulyabani oldun.’’  Tae Jun elini kalbine götürüp durmasını diledi.

Cahit Berkay -Selvi Boylum Al Yazmalım

Young  Jae , Hae Min ‘i bıraktıktan sonra yürüyerek arabasını park ettiği sokağa döndü. Köşeyi dönüp arabasına binecekken, elinde torbalar hızlı hızlı yürüyen  Hye  Jin ‘i  gördü. Hye  Jin bir taraftan bu ağır torbaları tutmaya çalışıyor diğer taraftan nerdeyse kopacak olan tokası düşmesin diye uğraşıyordu. Çabası boşuna gitti toka sesiz sokakta yankılanarak yere düştü.  Saçları rüzgarda uçuşmaya başladı. Soğuk bir gece değildi belki ama rüzgarlıydı. Lee Young  Jae de  rüzgar gibi fırlayıp tokayı yerden aldı ve ani çeviklikle Hye  Jin ‘e uzattı. Tokasını almak isteyen kız uğraştıysa da ellerinin çok dolu olması yüzünden başarılı olamadı. Young  Jae torbaları kızın elinden alıp tokayı vermeyi düşündü ama hızlı bir karasızlıktan sonra vazgeçti. ‘’Pardon ‘’ diyerek tokayı Hye  Jin ‘in saçına taktı. Hye Jin bir yabancının saçlarına dokunmasından dolayı sersemlemişti. Hemen uzaklaşmak için ellerindekilere yüklendi. Young  Jae , Hye  Jin ‘in önüne geçerek torbaları işaret ettiği gözlerini kızın yüzüne sabitleyip’’ Nereye gidecek bunlar’’ diye sordu.

Hye  Jin burnunu havaya kaldırıp’’ Hiç gerek yok ‘’ dedi sert bir ses tonuyla. Young  Jae ‘’Lütfen ısrar ediyorum ‘’ diye diretti ise de kızın bakışlarından gitmesi gerektiğini anladı.

Young Jae Arabasına binerken film sahnesi gibi Hye  Jin ‘in uçuşan saçlarını hayal etti. Sonra Hae Min ‘i düşündü. Bu sokağa daha sık gelmeliyim diye geçirdi içinden.

Kim Hae Min yatağında uzanmış Young  Jae ‘nin söylediğini düşünüyordu. O son fısıltı kulağında, beyninde bir hükümdarlık inşa etmiş. Tüm gücüyle hükmeden bir kralın sesi gibi yankılanıp duruyordu.

Hye Jin aldığı eşyaları yerleştirirken gördüğü tuhaf adamı nereden hatırladığını anımsamaya çalışıyordu.

Young  Jae  arabasında eve doğru yol alırken beynini fetheden absürt düşüncenin etkisiyle devamlı gülümsüyordu. Kendisini bile duyamadığı kadar kısık bir sesle acaba bu kıza çarpıldım mı ? dedi.

Tae  Jun ise sokağın köşesinde arabasının içinde kıpırdamadan oturmaya devam ediyordu. O artık bir gulyabani mi oldu ? Hayır hayır bu saçma düşünceyi tereddüt bile etmeden attı kafasından son hız yol almaya başladı.