FOTOĞRAF (ONE SHOT )

O eski püskü masanın üzerinde parıldayan çerçeve dikkatimi çekti tekrar. Benim fotoğraflarımdan biriydi ama tek göz önünde olanı çünkü diğerleri her zaman  olduğu gibi kötü çıkmıştı. Kendimi bildim bileli bu böyle olmuştur.  Ben fotojenik biri değildim. Bunun da farkındaydım fakat her nasılsa bu fotoğraf diğerlerinden farklıydı oldukça güzel çıkmıştım belki bu yüzden hemen dikkat çekiyordu ve ben onu herkesin görebileceği bu eski püskü masanın üzerine yani salonun en dikkat çeken köşesine görünür bir şekilde yerleştirmiştim.  Maksadım neydi bilmiyorum insanların görüp güzelliğimi fark etmesi mi yoksa övgüyle ne güzel çıkmış demesi mi belki sadece bir sohbet başlangıcı olsun diyedir. Hani söyleyecek hiç bir şey bulamadığınız ağır sessizlikler olur ya,  çıt çıkmaz işte o zamanlar için bir kurtarıcı, bilemiyorum,  hala emin değilim ama o masanın tam karşısında oturulan koyu kahverengi sofaya her geçişimde insanların söylediklerini anımsarım. Bu gün neden dikkatini çekmişti bu fotoğraf?  Çerçevenin dışarıdan sızan güneş ışığından parlaması değildi,  hayır, gümüş ve de çok çekici bu çerçevenin dışında bir şeyler çekmişti beni. elime alıp resmi ilk defa görüyormuş  gibi inceledim sahi daha önce hiç dikkat etmemişim ama ben bu resme olduğu gibi bakmamışım hiç. İlk defa görmüş gibiydim. Sonra o ışıl ışıl gözleri, hallinden memnun halimi, parıldayan gülümsememi   fark ettim. Yüzümde gençlikten başka bir şey yoktu. Her yanımda canlılık akıyordu. Bu resim belki gençlik yıllarında çekilmişti ama bunun ötesinde bu resimdeki insan gerçekten de genç hissediyordu . Benim hiç olmadığım kadar genç ya da hissettiğimi unuttum kadar genç sahi hiç öyle hissetmiş miydim? Yıllardır sanki hep böyle yaşlı doğmuşum gibi geliyor bana. Geçmiş anılar, hatıralar hepsi izlediğim bir film gibi, yaşananlar hep başkasının hayatı gibi, o karakterler gibi bana yabancı, o hayatın baş kahramanı ben değilim. O yaşamın sahibi ben değilim gibi, hep yabancı birinin anıları gibi hayal meyal ve mesafeliydi.

Neyse resimden bahsediyordum o güzel resimde sonra büyük bir kızgınlık fark ettim . Bana bakarken sanki kaşları çatıldı . Sen diyordu benim kadar güzel değilsin. Benim kadar genç değilsin. Ben böyle canlıyken beni buraya nasıl hapsedebildin . Bu çerçevenin içinde olması gereken ben değilim. Böyle güzel böyle canlıyken burada hapsedilmişim. Sonra resme bakmayı bir anlığına bırakır gibi oldum ve asıl kızması gereken bendim. Bana en güzel en canlı hallerimi hatırlatıyordu bu resim. Asla ama asla böyle olamayacaktım . Hiç bir zaman eskisi gibi olamayacağımı yüzüme vuruyordu bu resim . Bir zamanlar elimden kayıp gidenleri hatırlatıyordu. Kaybettiklerimi hatırlatıyordu. İçimi pişmanlıkla dolduruyordu. Asıl ben kızmalıydım, haklıydım fakat fark ettim ki yine kızmam gereken kişi de bendim . Onu buraya koyan kişi bendim,  hem de böbürlenmek için . O resimdeki insan olmadığımı bile bile nasıl onunla övünür olmuştum ki. O  yabancı biriydi artık bense bambaşka biri üstelik onu görmek bana derin bir acı veriyordu. Resme tekrar baktım,  o kızgınlığı geçmemişti yine çatık kaşlarla beni süzüyordu. Ben canlıyım , güzelim,  senden daha gencim,  ben buraya ait değilim diye haykırıyordu. Sen hak etmiyorsun,  bu övgüler bana,  bunları ben hak ediyorum,  sesi daha gür daha güçlü daha emin çıkıyordu . Bir an kızgınlıktan kendimi kaybettim ve çerçeveyi duvara fırlattım her taraf cam kırıklarıyla dolmuştu. İçeri giren birinin ayak  sesleri ile irkildim.  Hemen camları toplamaya başladım. . Tok bir ses ‘’ ne oldu burada’’ dedi. Kanayan ellerime bakarken cevapladım’’ Hiç’’ .   Resim kandan mahvolmuştu artık sadece gözler seçilebiliyordu ama o bile öfkesini anlamama yetiyordu. Son bir kez hayal ettim o resmi,  mutlu gülümseyen güzel bir kız.  Gerçekten o kadar mutlu olmuş muydum ? Cevabını hiç öğrenemeyeceğim o soruyla camları toplamaya devam ettim .

Reklamlar