SONBAHAR ESİNTİSİ 13. BÖLÜM

” PİŞMANLIK ”

Sana nerden gönül verdim
Ah keşke vermez olaydım
Seni nerden gördüm
Keşke görmez olaydım

BÜLBÜLÜM ALTIN KAFESTE

Hae Min’ in dizleri onu taşımadı . Gözlerini açtığında başında  Hye Jin ve Young Jae vardı .’’ Bana ne oldu ‘’dedi.

Hye Jin  ‘’bir şey yok bayılmışsın’’ dedi. Üzgün olduğunu belli etmemeye çalışıyordu.

Hae Min ise hala yorgun hissederek zar zor konuşuyordu. ‘’Jon Won nasıl’’ dedi.

‘’ Hala ameliyatta’’ dedi Hye Jin . Durumu çok kötü diyorlar .

O kadar üzülüyordu ki Hae Min yıldırım gibi fırladı Tae Jun’ un evine gitti. Tae Jun onu görünce çok mutlu oldu. Hae Min ona gelmişti. Sevdiği işte onun yanına gelmişti. Belki de her şeye yeniden başlayabilirdi. Belki Hae Min onu severdi. Umutla doldu için  ama beklediği tepkiyi alamadı.

Hae Min  ‘’sen yaptın değil mi sen yaptın ‘’ diye Tae Jun’ a saldırdı. Onu yumrukluyordu.

Tae Jun ne olduğunu Anlamadı ‘’ ne yapmışım’’ diye bağırdı.

Hae Min zor duyulur bir sesle konuştu ‘’Jon Won onu sen dövdürdün’’dedi.  Tae Jun ne yani ona bir yumruk attığı için mi bu kadar ağlamıştı . Gözleri böyle kırmızı, yüzü solmuş  ve bana deli gibi saldırdı , hepsi bu yüzden mi?  Öfkesi yine onu eline geçirdi. ‘’ Evet ben yaptım. Ne olmuş dayaktan ölecek değil ya .’’

Hae Min buz kesti demek o yapmıştı. Bu kadar kötü olamazdı değil mi?  hayır olamazdı . İçinde hep bir umut vardı o yapmamış olsun diye.

Tae Jun  ‘’Beni aptal yerine koydunuz dedi. Anladın mı aptal, bunu hak etti. ‘’

Hae Min,  Tae Jun’ dan kaçarak uzaklaştı . Bu Adamı sevmişti bu  Adamı …ve Yıkıldı.

*********************************************************

Dmitri Shostakovich – The second waltz

Young  Jae bu kızın ona karşı ilgisizliğinden nefret ediyordu. Belki böyle buz gibi davranmasa görüp unuttuğu sıradan güzel bir kız olacaktı ama Hye  Jin ‘in davranışları bu işi kazanılması gereken bir mücadeleye dönüştürmüştü.

Sanki bu kız dünyadaki hiç bir kız tipine uymuyordu. Ne denese ne yapsa bu kadının inadını kıramıyordu. Çünkü Hye  Jin temkinli biriydi. Olmayacak duaya amin demezdi. Bu adamla ilgili söylenenleri duyduğu zaman ne hissederse hissetsin ona soğuk davranmaya karar vermişti. Hye  Jin duygularını bastırma konusunda çok iyiydi. Hae Min gibi yelkenleri suya indirmezdi.

Young Jae , Hae Min ‘i merak ediyordu. Son zamanlarda hiç iyi değildi üstelik bu Jon Won meselesi de kızı iyiden yiye yıpratmıştı. Evine gidip kontrol etmese içi rahat etmeyecekti. Young Jae onu beklerken Hye Jin göründü. Yavaş adımlarını sıklaştırıp adamın yanına geldi.’’  Sana daha kaç defa söyleyeceğim benim peşimi bırak’’ dedi.

Young Jae umursamaz bir tavırla sinirlerine hakim olmaya çalıştı ‘’  Senin peşinde falan değilim, sen kendini dünyanın merkezinde falan mı sanıyorsun. Ben Hae Min i bekliyorum .’’ dedi.  Hye Jin sinirle ne dememsi gerektiğini bilmeden arkasına döndü. ‘’Hae Min i bekliyormuş. hıh . ‘’

Young Jae umurunda olmaması gerektiğini söylese de  hala Hye Jin i izliyordu.

***************************************************************************

Young Jae,  Hye Jin  ile birlikte hastaneden çıktığında saat çok geç olmuştu.  Hae Min kalmakta ısrar ediyordu. Jon Won’ u bırakamam demişti.  Young Jae ,  Hye Jin’ i eve bırakacağı sırada bir telefon geldi. Arabada Young Jae ve Hye Jin vardı. Young  Jae gelmem işim var dedi. Hye Jin onu dinliyordu. ‘’Bak cidden gelemem’’ . Karşıdaki ses yolunun üstü dedi.

Hye Jin, Young jae  telefonu kapatınca ‘’ ben kendim giderim’’ dedi.

Young  Jae ‘’ olur mu öyle şey seni ben bırakacağım’’ dedi.

Hye Jin ısrar etti. Young  Jae  ‘’Bana iyilik yapmak  istiyorsan benimle gel. Çok sürmez yarım saat sonra seni eve bırakırım ‘’ dedi. Hye Jin kabul etmek zorunda kaldı .

Young Jae mekana girince arkadaşı hemen kolundan tutup bir masaya oturttu. Hye Jin de onun yanına . Young Jae nin okul arkadaşlarının hepsi buradaydı. Kızlar onu bir kadınla görünce kıskandılar.  Uzun boylu bir tanesi Young Jae’ nin omzuna elini yaslayıp sevgilinle geleceğini bilmiyordum dedi. Üzüldüğünü beli ediyordu. Young Jae açıklama yapacaktı ama çocuklardan biri fırsat vermedi. Oo onu yalnız bulmak ne mümkün ama tebrik ederim bu sefer ki sevgilin çok güzel dedi. Diğerleri de olayı budaklandırınca ne Young Jae ne de Hye Jin bir şey söyleyemedi. Young Jae biz kalkalım diyince ortamda gürültü koptu arkadaşı olmaz bir şarkı söylemden bırakma seni benim hatırım için bu gece çok özel biliyorsun .


Young Jae gerçekten olmaz dediyse de zorla sahneye çıkarılmıştı. O da mecbur şarkısını söylemeye başladı. Şimdi Young  Jae I m your man şarkısını söylüyor Hye Jin de gözlerini ayırmadan onu izliyordu. Sahnede öyle havalıydı ki onun şimdiki karizmasını gören hiçbir kadın etkilenmeden yapamazdı, taş olsa çatlardı. Hye Jin büyülenmiş gibiydi. Bu adam her defasında onu şaşırtıyordu. Tam tanıdığını düşündüğü anda yepyeni biri gibi ortaya çıkıyordu. Young Jae tanımakla bitmiyordu işte. Her defasında yeni bir hüneri çıkıyordu ortaya . Bırak uğraşma ben sonsuz bir dünya gibiyim dercesine ona bakıyor, onun için söylüyordu adeta.

OKUMAYANLAR İÇİN  SIFIRINCI BÖLÜM TIK TIK

Young Jae böyle tutkuyla şarkı söylemeyeli yıllar olmuştu. Bir heves başladığı müzik hayatı bir heves son bulmuştu. Belki buraya da zorla çıkarılmıştı ama Hye Jin e bakıp söyledikçe o tutku yeniden sarıyordu onu,  şimdi isteyerek ve sevdiği kadının gözlerine bakarak , en içten şekilde okuyordu şarkısını. Bir ara o kadar kapıldı ki hislerine Hye Jin e çok yaklaştı . Gözlerine bakıyor bir tek onu görüyordu. Nefesi onun ensesinde son buluyordu. Şarkı bittiğinde  Hye Jin hemen dışarı çıktı. Kendi kendine bir mücadeleye girişmişti. Young  Jae ne olduğunu anlamadan peşinden çıkıp kızın kolundan tuttu ne oldu nereye gidiyorsun dedi.

Hye Jin ben… ben… hemen gitmeliyim diyerek kendini kurtardı . Young Jae’ nin yüzüne bakmaya bile cesareti yoktu. Ona deli gibi aşık olmuştu. Bunu şimdi  anlamasa olmaz mıydı . ah aptal kafa ah . Young  Jae kolundan tuttu tekrar  nereye gidiyorsun seni ben bırakacaktım dedi..  Arabada biliyor musun Hye Jin PGMALİON  onu biliyor musun dedi Young Jae. Sende aynı onun yaptığı heykel gibi taş kalplisin.  Hye Jin bütün  gece düşündü uyku girmedi gözüne .

Sonraki bir kaç gün Young  Jae ona yüz vermedi ve  Hye Jin’ in sinirleri yıprandı.

********************************************************

duydum ki unutmussun

Young  Jae , Hye Jin ile asansörde karşılaştığında yine aynı taktiği uyguluyor ve görmezlikten geliyordu.Hye Jin  yine aynı tepki ile karşılaşınca kızdı  ” zor olduğu için vazgeçtin,  aşkın bu kadar basitti işte.”  Young  Jae asansörü durdurdu ve kızı duvara yapıştırdı,  gözlerini içine bakıp  kızı öpecekmiş gibi yaptı ama  Hye Jin ona yaklaşıp başını kaldırdığında vazgeçip  ” haklısın  kolay olanın hiç bir zevki yokmuş. ” dedi ve yeniden asansörü çalıştırıp gitti.  Hye Jin çok bozuldu ardı sıra Young  Jae nin gidişini izlerken içinden sövüyordu.

Dünyada sevdiğim bir tek sen vardın
Evvelce ben değil hep sen yalvardın
Şimdi neden bana el gibisin
Halbuki sen bana asıl yandın

Sevgi bağıma sen koydun bir diken
Nasıl yaktın sen beni daha gül iken
Niçin sözünden sen böyle caydın
Ne olurdu beni sevmiş olsaydın

******************************************************

İşte çıkarılan güvenlik görevlisi Kim Sang  silahı ile  toplantı salonuna daldı. Çok sinirliydi. Bunca emek verdiği işinden kovulmuştu ama yağma yok . Ben öyle harcanacak adamlardan değilim dedi. Sessiz sedasız çekip gidecek değilim. O toplantı odasına daldığı sırada içerde Young Jae , Hye Jin ve Lee Wong toplantı halindeydi. Adam silahı ile havaya bir el ateş etti. Sizi rehin alıyorum dedi. Üçü de şaşkın bir şekilde ne olduğunu anlamadı. Sonra adam kıpırdamayın sizi vururum diye bağırmaya başladı. Eliyle başını ovup duruyordu. Sanki kafasının içinde bir çekiç vardı. Kendine hakim olamıyordu. Karşısındakiler hiç  hareket etmediği halde Kim Sang için onlar kaçmaya çalışıyordu. O sırada silahını onlara doğrultu. Ateş edecekti. Ve çok geçmeden rehinelerin donmuş yüz ifadelerinden sonra bir silah sesi daha duyuldu.   Lee Wong  ‘ın  canı çok acıdı , yüreğine bir sızı saplandı . vurulmamıştı ama yıkılmıştı. Çünkü  havaya ateş eden güvenlik görevlisi yüzünden Hye Jin kendini Young Jae nin önüne siper etmişti . Kimi sevdiği ortaya çıkmıştı Young Jae şaşkındı. Hye Jin o kadar hızlı olmasa aynı şeyi o yapacaktı. Kim Sang ise yaptığından çok korkmuş az kalsın birini  öldürebileceği gerçeği ile yüzleşmiş silahını yere atıp ağlamaya başlamıştı

*********************************************************************

Young Jae kaçanı oynuyordu bu çok da hoşuna gidiyordu.  ama Tae Jun kızın sıkılabilmeğini söyleyince telaşlandı ya gerçekten kovalamaktan sıkılırsa dedi bunu göze alamazdı. O gece artık bu işe bir son vermesi gerektiğini anlayıp Hye Jin in evine gitti. Bahçeye gizli gizli girmiş onun penceresini arıyordu sonra küçük bir taş bulup cama atmaya başladı . Taşlar etki etmeyince bu ne ya bu çağda pencereye taş mı atılır diye söylenmeye başladı. Bu kız da telefonunu niye kapatıyor ki. Madem açmayacaksın onu taşımanın manası ne. Son taşı da bu düşünceler içinde atarken cam açıldı taş Hye Jin in alnında patladı. Hye Jin aşağı indiğinde eli hala kızaran alnındaydı. Young Jae ne diyeceğini şaşırdı . Hye Jin ile köşede ki masaya oturdular. Young Jae bu saatte rahatsız ettim özür dilerim dedi. Sonra yaptığında utanan küçük çocuklar gibi elini Hye Jin in kızaran alnına koydu çok acıyor mu dedi. Yüzü öyle acınası bir hal almıştı ki Hye Jin gülümsemeden edemedi. Hayır geçti dedi. Sonra buraya gelmene çok sevindim dedi. Sana anlatacaklarım vardı. Young Jae şaşırmıştı. Hye Jin devam etti. Lütfen ben bitirene kadar dinle olur mu. Bu çok zor ama Hae Min eğer söylersem işe yaracağını söyledi. Biliyorum biz denk değiliz. Bu söylediklerim çok saçma ama biri içindekileri söylemekten çekinme her zaman işe yara demişti. Sonu ne olursa olsun artık içimde saklamak istemiyorum. Ben nasıl oldu ne zaman oldu bilmiyorum ama seni seviyorum. Sana aşığım hem de bir budala gibi dedi. Young Jae,  Hye Jin in ondan hoşlandığını biliyordu ama böyle bir şeyi beklemiyordu. Afalladı bir an sonra kızı kendisine doğru çekip ona sarıldı . bunun bir rüya olmadığına ikna olduktan sonra  onu uzun uzun öptü bende sana aşığım budalam benim  Diye fısıldarken bu mutluluk hayatında tatmadığı kadar gerçek görünüyordu. Hye Jin ‘in kızaran alnına bir öpücük kondurduğunda artık kızın yanakları da al al olmuştu.

Ey büt-i nev-edâ.olmuşum müptelâ,
aşıkım ben sana,iltifat et bana

(ey yeni bir heykel kadar güzel edalı kız.müptelan olmuşum,
aşığım ben sana,iltifat et bana)

****************************************************************

Aradan geçen iki haftada Jon Won kendine gelmişti ve Hae Min e her şeyi anlattı.  polis Gong Chan ‘i yakalayamadı  ama evinde yapılan aramlar ve Kim Mun ‘un garanti diye sakladı itiraf name olanları ortaya çıkarmıştı. Jon Won ölürken bunları anlatmak için Tae Jun un ismini sayıklamıştı Hae Min ne kadar büyük bir hata yapmıştı. Nasıl Tae Jun u suçlamıştı. Katilsin sen katil diye bağırmıştı.

Hae Min,  Jon Won ‘u dinliyordu. Ona seninle evleneceğimizi söyledim sadece canı yansın istedim intikam istedim özür dilerim . Kendi mutluluğum için bencilce davrandım ama insan başkasının mutluluğu için iyi olamıyor. Mutlu olmak istediğim için beni suçlama lütfen.

Hae min ‘’ Ona kızma’’  dedi.  İçinden ‘’  O mutlu olmak için çabalıyor .   Hepimiz mutlu olmak için çabalarız . O da bunun için uğraştı kimseden başkasının  mutluluğu için bir melek olmasını bekleme,  öyle biri yok.’’

**************************************************************

makaram sarı bağlar (yeşilçam versiyon)

Özür dilemek için Tae Jun a gittiğinde utancından yüzünü kaldıramıyordu.

Tae Jun  ‘’ oo niye geldin tekrar katil olduğumu haykırmak için mi.’’

Hae Min  ‘’ Özür dilerim’’  dedi.’’  Çok özür dilerim,  tamam mı ? Ben bilmiyordum .’’

Tae Jun ‘’ Dileme boşuna,  bana bu kadar güvendiğin için sağ ol yani beni bu kadar mı tanıyordun ? Bunu yapacağıma gerçekten inanmıştın . O gün bana saldırırken bir katil olduğumdan hiç tereddüt etmedin.’’

Hae Min’’  ben…’’ dedi ama tamamlayamadı .

Tae Jun ‘’ Lütfen git söyleyeceğin hiç bir şey bana o halini unutturamaz .’’

Hae Min mecburen Tae Jun’ un dediğini yaptı. Akşam evde ona hala kızgın, öfkesi geçmemiş ama diğer taraftan kendini suçlar bir halde düşünürken telefonu çaldı. Hatta ki garson  ‘’ hızlı aramada siz vardınız’’ dedi.

Tae Jun ‘un numarası olduğu için Hae Min hemen açmıştı, demek bunca zaman sonra bile hala hızlı aramada o vardı.

Garson ’’  Bakın hanım efendi bu bey içkiyi fazla kaçırdı devamlı olarak Hae Min diye birini sayıklıyor . Gelip onu alabilir misiniz yada Hae Min’ i bulur musunuz’’ dedi.

Hae Min ‘’ Benim numaram orada ne diye kayıtlı ‘’dedi.

Garson’’ şey efendim gulyabani yazıyor .’’

Hae Min gülümsedi. ‘’Tamam geliyorum ‘’dedi.

Garson telefonu kapattıktan sonra Tae Jun uyanıp  yine onun yakasına yapıştı ‘’ Beni dinle’’ dedi .

Garson ‘’artık içmeseniz çok sarhoşsunuzu’’ dedi.

Tae  Jun ‘’ Ben sarhoş değilim. O kadın için ben her şeyi bırakmaya razıydım ama o ne yaptı beni aldattı . O kadın beni aldattı.  Benim bir hayatım vardı her şeyi planlamıştım ama sonra o çıktı her şeyi alt üst etti. Yurt dışında yaşamak için gidecektim biliyor musun?  O belki benimle gelmez diye duygularımı bile açamadım ona . Belki beni o kadar sevmez diye. Ama sonra onunla her şeyi göze alırım dedim. Hayallerimi de onu da aynı dünya ya yerleştirebilirim . Ben çok mutluydum . Onunla bir hayat kuruyordum . O gelip bütün dünyamı yıktı. Ondan nefret ediyorum .’’

Hae Min ,  Tae Jun’ u alıp evine getirdi. Sarhoş olan adam Hae Min’ i görünce konuşmaya devam etti. ‘’Haksızsın  Hae Min çok haksızsın .’’  Konuşurken dili dolaşıyordu, bu ona ayrı bir tatlılık katıyordu. Ellerini sallayıp ayakta durmaya çalışarak ‘’ Sana o sözleri söylediğim için çok pişman oldum ‘’  ama ayakta duramadı ve yere düşmek üzereyken Hae Min onu tuttu . Kıza yaslanmış bir şekilde takside hep aynı cümleyi söylüyordu. ‘’Ben başkaları olmadığını biliyorum, çok üzgünüm,  kıskanmıştım ‘’dedi.

Hae Min onu kanepe yatırdı gitmek üzereydi ki Tae Jun’ un eli onu yakaladı.  Tae  Jun gözleri kapalı ‘’ben seni seviyorum Hae Min hem de aklının alamayacağı kadar çok seviyorum’’ dedi.

Hae Min kanepenin yanına diz çöktü . Sabah Tae Jun uyandığında Hae Min’ i diz çökmüş kafası kanepede onun başının yanında uyuya kalmış gördü. Gözlerini açıp da kızı görünce yüzünü bir tebessüm sardı. Hae Min,  onun Hae Min ‘i yanındaydı işte. Tae  Jun,  hae min uyurken seyretti ve  ‘’ Seni bırakamam başkasıyla mutlu olsan bile olmaz. Benden başkasıyla mutlu olmana dayanamam benimle ol,  mutsuz olsan bile yanımda ol.’’  dedikten sonra kalktı enfes bir kahvaltı hazırladı.

Hae min bu leziz kokuların dürtmesiyle uyandı. Enfes kokuyordu. Gözlerini açtığında Tae Jun’ u hararetli bir şekilde çalışırken gördü. Öyle mutlu öyle kendinden geçmiş bir şekilde yemek yapıyordu ki bu manzarayı izlemenin verdiği zevk başka bir  şey ile karşılaştırılamazdı.  Tae Jun onu görünce’’ hadi yüzü yıkayıp gel harika şeyler hazırladım’’ dedi.

Hae min olmaz diyecek oldu ama sonra vazgeçti bu yemekler bırakılmazdı ki. Şu sofraya bak krallara layık bir sofra olmuştu.  Üstelik Hae Min bu adamın ne kadar lezzetli yemek yaptığını biliyordu . Obur tarafı onu ele geçirdi sofraya oturdu.  Kahvaltı faslı bitince birlikte sofrayı toplayı bulaşıkları yıkadılar. Hae Min gitmek için davrandığında Tae Jun sana bir şey göstereceğim diyip onu bahçeye götürdü. Bahçede bir bisiklet vardı. Hae Min şaşkın şaşkın Tae Jun a bakıyordu.

Tae Jun ‘’ o akşam bana anlattıklarını hatırlıyor musun işte o zaman aldım bunu . Şimdi sana bisiklet kullanmasını öğreteceğim. Dünya küçük değil Hae Min ama sende küçük değilsin’’ dedi. Hae Min çok mutluydu birlikte çalışmaya başlayana kadar.

Tae Jun  ‘’çok beceriksizsin öyle olmaz.’’

‘’ Hayır ayağına bakma önüne bak’’

‘’’ olmuyor. ‘’

‘’Denge dur’’ gibi sayısız emir veriyordu.

Hae Min sonunda bağırdı. ‘’Sen sanki ananın karnında öğrendin bu işi. ‘’

Böylece bu ikili bisiklet öğrenme sürecini de kavga ederek geçirdiler.

********************************************************************************

Jon Won hala bitkin olmasına rağmen hastaneden çıkmıştı artık daha fazla bu hastanede kalmaya dayanmayacaktı. Evine giderken aklında bin bir düşünce vardı ama bunların hiç birisinde evinde onu bekleyen davetsiz misafir yoktu.  Sessiz evine girip de ışıkları açınca karşısında gördüğü kişi Jon Won ‘u hayatında hissetmediği kadar  şaşkına çevirdi.  Gong Chan elinde sivri , parlak bir cisimle onu bekliyordu. Jon Won bırak kaçmayı yürümeye takati yoktu. Sesini duyurabilecek kimsesi olmaması gibi.  Gong Chan öyle pis sırıtıyordu ki olacakları anlamak için medyum olmaya gerek yoktu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 12. BÖLÜM

” YANLIŞLAR ”

Beni sevmiyordun, bilirdim 
Bir sevdiğin vardı, duyardım 
Çöp gibi bir oğlan, ipince 
Hayırsızın biriydi fikrimce 

Mere Haath Mein 

Hae Min ertesi sabah ilk iş Jon Won ‘un yanına gitti. Tae Jun da Jon Won ile konuşacaktı . Sabah sabah onun ofisine giderken bu işi bir an önce sonuçlandırmak istiyordu . Böylece aklında hiç bir soru işareti kalmadan yoluna devam edebilirdi. Sekteri Jon Won un yanında biri var buyurun bekleyin diyerek Tae Jun u bekleme odasına aldı ama Tae Jun fazla sabırsızdı yerinde duramadı , Bekleme odasından çıkınca Jon Won un açık olan kapısından içeriyi daha doğrusu Hae Min i gördü . Merakına yenik düşüp yaklaştı Hae Min  , Jon Won u öpüyordu . Bu bir yalan olmalıydı yada onun gibi bir şey bir hata evet bir yerlerde bir hata vardı . Belki Jon Won onu öpmüştü şimdi Hae Min onu itip tokat atacaktı değil mi Tae Jun bunu bekledi . İçeri girip bu adam bir yumruk atmamak için zor duruyor içinden bir ses bekle Hae Min i bekle diyordu ama öyle olmadı Hae Min ona tokat atmadı Tae Jun kapının eşiğinde iyice yaklaşmış şekilde beklerken Hae Min teşekkür ederim dedi. Teşekkür mü .  Ona teşekkür etti. Tae Jun yıkıldı olduğu yere çökmemek için tüm gücüyle kendini dışarı attı. Dünya etrafında döndü. Beyninden vurulmuş gibiydi ya da kalbinden . Dizlerdeki  gibi olmadı işte Hae Min ona tokat atıp ben başkasını seviyorum demedi işte.  Demek böyle aldanmıştı ne kadar saftı . O  kadın onu sevmiyordu İşte. Nasılda inandırdın kendini bu yalana . Kim bilir ne kadar eğlenmişti onunla dün gece . Ah aptal kafam benden sonra çok gülmüştür herhalde,  saf patronu ona deli gibi aşık olmuştu ama onun umurunda değildi. Daha kısa zaman öncesine kadar başkasını tavlayamayacağını iddia ettiği bu kız onu tavlamıştı , ava giderken avlanmıştı . Üstelik ona hiç değer vermiyordu .Bir başkasıyla birlikte ve benimle alay etti. Bu acı , bu öfke , bu kırgınlık geçmiyordu.

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, 
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın, 
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; 
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

**********************************************************************************

Hae Min , Jon Won ‘un yanında ayrılırken biraz üzgün, kendisine kızıyordu . Haksızlıktı yaptığı ama elinden bir şey gelmezdi. Ama ofisi gelince içi mutluluk doldu. Daha fazla bekleyemeyerek Tae Jun un odasına gitti. İçeri girince ona sarılacak bir Tae Jun hayal ederken kızgın bir Tae Jun buldu. Bakışları , yüzü öfkeden deliye dönmüştü. Hae Min ağzını açamadan Tae Jun onu yakalayıp öptü ama bu sefer çok farklıydı dünkü gibi değildi sevecen şefkatli değil hayır şefkati bırak sevgi bile yoktu içinde , onu canını yakmak ister gibiydi. Öyle sert öyle kızgın , öfke dolu acımasız ve zalimce öpüyordu. Dün gece suya susamış dudakları gibi ona susamış kana kana içen o dudaklar şimdi sadece acı veriyordu.  Hae Min daha fazla dayanmayarak Tae Jun u itti.

Tae Jun yüzünde alaycı bir sırıtış , elini çenesine koyup ‘’  Ne oldu . Hoşuna gitmedi mi?  Bana da teşekkür etmeyecek misin ‘’dedi.

Hae Min ‘’ Teşekkür mü’’  dedi şaşırmıştır. Sonra anladı Tae Jun demek ki onu görmüştü . Tae Jun kıskançlıktan bir canavara dönmüştü. Jon Won o iyilik dolu adamı bu yüzden mi bırakmıştı. İçi acıdı sonra Tae Jun,  Hae Min i parça parça edecek sözler sarf etti.’’ Ne yani ben o kadar iyi değil miyim . ama aferin sana çok iyi iş başardın . Ne güzel idare ettin hepimizi söylesene daha başka kaç kişi var ‘’ Bu zehir dolu cümle Hae Min in tüm sabrını tüketti. Tae Jun a bir tokat attı . Kapıyı çarpıp çıkarken kalbi sızlıyordu. Bir kaç dakika önce dünyanın en mutlu insanıydı şimdi ise en mutsuzu . Başından aşağı kaynar sular döküldü.  Tae Jun un o son cümlesi aklından çıkmadı bir türlü. Ağlayarak asansöre bindi. Tae Jun geride yıkılmış kendinden, Hae Min den herkesten nefret eden bir adam olarak olduğu yere çöktü. Dün geceden bu sabaha bütün mutluğu akıp gitmişti işte bir gecede her şey tuzla buz olmuştu. Aptallığına kızarak eli yanağında kala kaldı. Ve aklında tokattı attıktan sonra Hae Min ‘in sarf ettiği son cümle  ‘’ senden nefret ediyorum Tae Jun .’’

Hani bendim yedi renk hani tende can idim
Hani gunduz hayalin geceler ruyan idim
Demek ki senin icin ask degil yalan idim

Hae Min olanlardan sonra bir daha o şirkte gitmek istemedi. İşi bıraktı Young Jae’ yi ikna etmek zor olsa da oraya gitmeyeceğini çok sert bir dille anlatmıştı. Artık asistanlık yoktu , köle olmak yoktu narsist,  bencil Tae Jun da yoktu artık Hae Min vardı. Bir tek Hae Min .

********************************************************

Hae Min , Jon Won ile hala arkadaş olarak görüşüyordu. O sabah onunla  duygusal bir konuşma yapmıştı . Ona , ilk aşkına veda etmişti. Onu da kendisini de özgür bırakmıştı . başlarda  Jon Won’ u bırakmak istemiyordu ama şimdi başkasını sevdiğini fark ettikten sonra bu yaptığının haksızlık olduğunu anladı . Jon Won ona tekrar sevgilisi olmasını istediğini söylediği zaman yapması gerekeni yapmıştı. O kadar iyi birisin ki demişti  ve ben seni gerçekten çok seviyorum ama artık sana aşık değilim, bu sevgi değişti . Aynı bizim gibi,  biz de eğiştik. Sana aşıktım ama artık bir başkasını seviyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama durum bu . Jon Won hüzünlüydü,  zorla gülmeye çalışarak bunun geleceğini biliyordum dedi. Aşk hiç değişmezmiş ama kalbimizde ki kişi değişirmiş bu yüzden aşık olduğun zaman kişi değişse de hissettiklerin hep aynıymış dedi. Seni birinin gelip benden alacağını biliyordum  ama hangisi olacağına emin değildim.  Söylesene  Tae Jun değil mi ?  diğer zıpırın hiç şansı yoktu. Hae Min biliyor muydun dedi. Tae Jun’ u yani .

Evet tabi ki biliyordum,  o adam sana deli gibi aşıktı ve bunu saklama gereği bile duymuyordu ama sanırım bunu bilmeyen tek kişi sendin.  Ayrıca şimdi anlıyorum sende ondan hoşlanıyordun bir zamanlar bana bakar gibi bakıyordun ona, Fakat ben  bir türlü bunu kabul etmek istemedim sanırım. Evet şimdi düşününce Hae Min her zaman Tae Jun ‘a bakarken bir başkaydı. Jon Won şansına küstü kaderine sövdü ve sonunda sevdiğini gidişini izledi. Hae Min son bir şey istiyorum senden dedi. Jon Won ne olduğunu merak etti. Hae Min bir şeyi test etmeliyim diyerek Jon Won’ u öptü ve sonra teşekkür etti. Jon Won ne olduğunun anlamadı . Hae Min emin olmalıydım dedi. Ben hala emin değildim ama şimdi biliyorum sana  çok teşekkür ederim her şey için. Asla unutmayacağım benim için yatıklarını . Jon Won unutabilirsin dedi. Hatta şimdi bu kapıdan çıktığında unut dedi. Bedelini de bu öpücükle ödedin sana veda ediyorum meleğim .

Jon Won sevdiğinin gidişini izlerken aklına o meşhur şiir düştü .

Beklide bir rüyaydım
Senin için..
Uyandın ve ben bittim
Beni güzel hatırla
Çünkü sevdim seni ben her şeyini
Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın

Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım
Beni güzel hatırla
Sayfalarca mektup bıraktım sana
Şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım

Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye

Beni güzel hatırla
Dizlerimde uyuduğunu düşün
Saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Anlından öptüğüm dakikaları
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğini düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun
Bu da sana son sürprizim olsun
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla
GİDİYORUM …

*************************************************************

A.Vivaldi – Four Seasons -Winter 

Kim Mun , Gong Chan’ in davetini kabul etmeden önce dediğim her şeyi yapacaksın yoksa bildiğim her şeyi anlatırım duydun mu beni dedi. Kim Mun şantaj yapmanın kolay bir şey olduğunu düşünüyordu. Kendisini yakmak uğruna Gong Chan’ i ihbar edemezdi ama onu parmağında oynatabilirdi. Bilmediği tek şey ise Gong Chan’ i şantaja asla prim vermemesiydi. Bu kadının öterse kendisini de yakacağını blöf yaptığını biliyordu. Asla konuşmaya cesaret edemezdi. Yine de Gong Chan’ in kibri kendisini böyle küçük gören birinin yaşamasına müsaade edemezdi. Bu ne cüretti.

Gong Chan ihaneti affedemiyordu. Kim Mun’ u son bir veda buluşması için dağ evine çağırdı . Onu tek istediğinin dostça ayrılmak olduğuna ikna etmesi hiç kolay olmamıştı bu kadın sandığından dişliydi. Bunca zaman nasıl olmuştu da bunu fark edememişti. Kim Mun keyfi yerinde kırmızı şarabını içerken biraz sonra başına geleceklerden habersiz bu dertten de kurtulduğuna seviniyordu. Birden başı dönmeye başladı. Gözleri karardı etrafında her şey yok oluyor yerini karanlığa bırakıyordu. Vücudu onu kontrol edemiyordu. Gong Chan’ in sesi kesilmişti duyamıyordu ara sıra aralayabildiği gözlerinden onun bir şeyler söylediğini görüyordu, dudakları kıpırdıyor ve son bir güçle açtığı gözleri onun sırıtan dudaklarını hafızasının en kuytu köşesine kazdı. Kim Mun’ un kadehi elinden düştüğünde beyaz halı kırmızıya boyandı. Saatler sonra Kim Mun başında büyük bir ağrıyla uyandı. Bir sandalyede oturuyordu, elleri ve ayakları bağlanmıştı . Kıpırdamak için çabalaması boşunaydı hala güçsüzdü. Zar zor konuşuyordu. Karşısında ki Gong Chan’ i ve o zalim gülümsemesini görünce kanı dondu , Birden bire vücudundaki bütün kan çekildi. Ne oluyor neden buradayım diye inleyerek kısık bir sesle konuşuyordu. Gong Chan normal bir sesle konuşuyordu ama Kim Mun için bu ses çığlıktan farksızdı. Sanki bağırıyordu, baş ağrısı gittikçe arttı. Çünkü canım bana ihanet ettin, her ihanetin bir bedeli olmalı. Kim Mun ölüm fikrini düşündükçe korkudan yüzü bembeyaz kesildi kireç gibi oldu. Dur bak dinle ben blöf yapıyordum seni asla ele vermeyecektim dedi. Gong Chan blöf yaptığını zaten biliyordum dedi. Seni bu yüzden burada tutmuyorum, beni ele veremezdin sen de yanardın. Ben seni buraya öldürmeye getirdim çünkü beni aldatabileceğini düşündün . O küçük beynin bana numara çekebileceğini nasıl düşündü. Buna nasıl cesaret ettin. Beni tehdit ettin üstelik bu blöfü yiyecek kadar aptal olduğumu düşündün . Bu aşağılanmayı kaldıramam anladın mı beni . Ben bunu ödeteceğim . Kim Mun korkuyla onu izlerken elinde parlayan bir şey gördü. Gözleri fal taşı gibi açıldı bu parlak şeye bakıyordu. Gong Chan ah o mu bıçak.  Bence bu iş için en uygun şey dedi. Nasıl da soğuk anlatamam ya da neden anlatıyorum ki dedi ve elinde ki büyük bıçağı Kim Mun’ un göğsüne batırdı.  Kim Mun acı dolu bir çığlık attı. Ne olduğunu anlamadan bir daha aynı acıyı hissetti. Gong Chan bundan zevk alıyordu gülerek aynı işlemi daha yavaş bir şekilde tekrar etti. Merak etme hemen ölmeyeceksin ödevimi iyi yaptım. Bu darbeler seni öldürmek için değil sadece acı vermek için . Gerçekten de Gong Chan her darbeyi iyi hesaplıyor, ölümcül olmaması için çabalıyordu. Bu zevkten hemen vazgeçemezdi. Eğer Kim Mun hemen ölürse bu eğlence de son bulurdu. Bir süre ara verdikten sonra kan kaybeden kadına döndü. Bunun böyle haz verebileceğine inanmazdım dedi. Kim Mun boş gözlerle Gong Chan’ e bakarken artık sonunun geldiğini biliyordu.

Kim Mun acı içersinde inlerken gözlerini tekrar aralamayı başardı. Gong Chan onu izliyordu nihayet tekrar uyandın dedi. Acıdan bayılan kadın son bir çaba ile ellerini kurtarmayı denedi ama yarasızdı. Gong Chan ise gülümsemeye devam ediyordu. Boşuna yorulma dedi. Zaten çok sıkıldım . Seni öldürürken bütün acıyı hissetmeni istiyorum . Yavaş yavaş,  kıvrana kıvrana ölmeni istiyorum bu yüzden tekrar bayılma. Seni beklemek çok sıkıcı biliyor musun. Kim Mun feryat içindeydi çığlık çığlığa bağırıp son şansını da tükettikten sonra nafile olduğunu anladı . Bu sefer yalvarmaya başladı. Ben konuşmayacaktım. İnan bana söz veriyorum kimseye bir şey söylemem ne olur çöz beni çöz . Lütfen yalvarırım çöz.  Gong Chan nefesini boşa tüketme dedi. Bu ormanda seni duyacak kimse yok. Konuşma meselesine gelirsek bunu zaten yapamayacaksın çünkü seni öldüreceğim. Hayatının hatasını yaptığın için öldüreceğim beni nasıl hafife alırsın.  Ve elindeki sivri uçlu bıçağı kadının karın boşluğuna sapladı. Yüzünde inanılmaz bir haz vardı. Kim Mun acı içinde bağırırken o zevkle gülümsüyordu. Gong Chan eserine bakarken  bunu mecburiyetten yapmadığını anladı. Birinin öldürmenin verdiği o hazzı duyunca o muhteşem duygu işte o an fark etti bu dünyada onun için bundan daha güzel hiçbir şey yoktu. Şirket başarı , para , ün , hepsi boşmuş. Her şey boş…

İki gün sonra ormanda koşuya çıkmış iki genç Kim Mun’ un kanlar içindeki cesedini buldu. Tae Jun işi gelmeyen ve hiç bir aramaya cevap vermeyen Kim Mun’ un ölüm haberini gazeteden duydu. Neden Kim Mun u öldürmek iste sinlerdi ki. Polis bunun bir sapık tarafından işlenen bir cinayet olduğuna kanaat getirmişti. Kimseler şüphelenecek bir durum bulamamıştı. Katilde hiç bir iz bırakama konusunda büyük gayret göstermişti. Ta ki Jon Won , Gong Chan e gazetedeki ölü kadınınla onu gördüğünü söyleyene kadar Gong Chan’in de kimsenin gerçeği öğrenmeyeceğinden kuşkusu yoktu. Jon Won aynı şirkette çalışmaya başladıklarından beri Gong Chan e ısınamamıştı üstelik ondan uzun süredir şüpheleniyordu. Bu adamın gizli kapaklı işler çevirdiğini bilmek için medyum olmaya gerek yoktu.

*************************************************************

Jon Won,  Gong Chan ile Kim Mun’ un görüştüklerini görmüştü. Kadının haberlerini gazetede gördükten sonra Gong Chan’ e sevgilisi olup olmadığını sorduğunda verdiği tuhaf tepkiyi hatırladı . Bu işte kesinlikle bir iş vardı ama ne . Bunu öğrenmek için blöf yapmaya karar verdi. Eğer Gong Chan blöfünü yerse Jon Won bir şeyler öğrenebilirdi. Jon Won , Gong Chan ‘ın odasına girdiğinde adam onu hiç beklemiyordu. Hal hatır sorduktan sonra Jon Won baksana seninle aynı şirketteyiz ama ne kadar zamandır hiç konuşmadık belki bir içki falan içeriz . Erkek erkeğe dertleşiriz dedi. Hem bana Kim Mun ile ilgili olayı da anlatırsın . Gong Chan ne olayı dedi anlatacak bir şey yok. O kadını ömrümde bir kaç kez görüm o kadar onu tanımıyordum bile. Jon Won bana yalan söyleme her şeyi biliyorum onu çok iyi tanıyordun hatta onunla çevirdiğiniz işleri de biliyorum . Bu söyledikleri ya geri tepecekti ya da işe yaracaktı. Gong Chan sen saçmalıyorsun dedi. Nereden çıktı bu paranoya,  şimdi beni yalnız bırak işlerim var diyerek onu kovdu. Jon Won kafası Karışık acaba doğru mu söylüyor diye düşünürken Gong Chan telefona sarılmıştı. Evet işini bitirin dediğim gibi yapın . Nasıl mı ?  Döverek olsun hırsızlık için dövülen çok insan var değil mi . Hem dayak cennetten çıkmadır birilerini de cennete yollasa bir şey olmaz.

*********************************************************************

(알리 – 상처) Ali – Hurt (ROOFTOP PRINCE OST)

Jon Won , Hae Min’in  işten ayrıldığını öğrendiğinde Tae Jun’ a duyduğu öfke daha da kabardı . Hae Min ‘i böyle bir adama mı bırakmıştı . Böyle bencil birine,  sırf mutlu olsun diye ama o ne yapmıştı sadece onu daha üzmüştü. Hae Min eski neşesini kaybetmişti hep dalgındı. Bu yüzden Jon Won , Tae Jun ile karşılaştığında kavgaya hazırdı. Tae Jun yalnız mı geziyorsun dedi. Otoparkta Arabasına doğru yürürken görmüştü Jon Won’ u içi hala soğumamıştı onu bir güzel benzetmek istedi. Jon Won seni ilgilendirmez dedi. Sonra Tae Jun ‘un canını acıtmak istedi . Ama çok merak ediyorsan yakında evleniyoruz dedi. Tae Jun mahvoldu. Ama belli etmemeye çalışarak merak etmiyorum . onunla sen tam da birbirinize göresiniz . iki zavallı . Jon Won ağzını topla dedi. Tae Jun toplamazsam ne yapacaksın diyerek onun üzerine yürüdü ikisi de bir kıvılcım bekliyordu. Sadece son bir kıvılcım. İlk yumruğu Jon Won attı. Tae Jun yere yıkıldı, beklemediği kadar sert bir yumruktu . Jon Won adamın çenesinden akan kanı görünce içine su serpildi . Tae Jun Ayağa kaktı ve Jon Won a hayatının darbesini attı . O yumruk bu Sefer   Jon Won’ un burnunu kan içinde bırakmıştı . Tae  Jun elini silip arabasına doğru yürümeye başladı . Jon Won geri dön korkak dedi. Tae Jun değmezsin diyerek arabasına bindi.

Jon won,  Tae Jun un gidişini izledikten sonra etrafının sarıldığını fark etti.Jon Won dört adam tarafından köşe sıkıştırılmıştı. Ellerinde soplar onu dövmeye başladılar. Öldürürcesine vuruyorlardı. Sonunda Adamın biri ölmeden sana son Bir tavsiye dedi bilmediğin işlere burnunu sokma hele şantaj çok kötü bir şey sonra Gong Chan’ ın selamı var diyerek başladığı işe devam etti. Öldü mü Galiba işi bitti dedi adam . Jon Won’ u bırakıp giderlerken Jon Won’ dan geriye kanlar için nefesini vermek üzere olan bir beden kalmıştı. Hastanede gözlerini açar gibi olunca Hae Min’ i gördü söylemesi gerekiyordu belki bir daha fırsatı olmazdı Hae Min gözleri yaş içinde ne oldu dedi.  Bunu sana kim yaptı ama Jon Won onu duymuyor sadece dudaklarından sürekli Tae  Jun… Tae  Jun ona söyle diyordu. Doktor artık ameliyata almalıyız dedi. Hae Min kurtulacak mı durumu  ne lütfen söyleyin diye yalvarırken doktor üzgün bir şekilde  size umut vermek istemem durumu çok kötü dedi. Belki kurtulamaz. Hatta kurtulması çok güç dedi.

********************************************************

SONBAHAR ESİNTİSİ 11. BÖLÜM

” KARŞILIKSIZ AŞKLAR ”

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor

Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Paul Mauriat – Toccata

Hye Jin için dünya tam da istediği gibi ilerliyordu. İşinde iyiydi. Ailesi ve dostları ile rahat bir hayatı  vardı ve çok sevdiği patronu   Lee Wong ona kur yapıyordu. Daha ne isteyebilirdi ki . Şirkette geçirdiği onca zamandan sonra artık bu adamın ona şık olmasının vakti gelmişte  geçiyordu. Şimdiler de Young Jae’ nin durmadan karşısına geçip sırnaşmasından hoşnutsuz olsa da Lee Wong  onu kıskanıp sonunda cesaretli davranmaya başlamıştı.  Bu yüzden Young Jae ‘ye eskisi gibi kızamıyordu tabi onu kullandığını düşündüğü için ara sıra vicdanı sızlıyordu fakat çabuk toparlanıp o çapkın bozuntusu serseriyi her zaman red ettiğini söyleyerek vicdanını rahatlatıyordu.  Hye Jin,  Lee Wong  ‘ a aşık değildi  ama ondan çok hoşlanıyordu . Jon Won’ dan sonra beğendiği ilk adam  Lee Wong  olmuştu. Yakışıklı , sorumluluk sahibi , her zaman güvenebileceği dürüst biri. Hye Jin için bu adam gerekli olan bütün özellikleri kendisinde barındırıyordu.  Ona yakın olmak için işlerin başına geçen Young Jae ile devamlı toplantılarda ve ofis de karşılaşmak hiç istemediği bir durum olsa da bu hafta üç kere yemeğe çıkmasını bu adama borçluydu. Yoksa Lee  Wong  ‘un buna bir türlü cesaret etmeyeceğinden emindi. Ne de olsa Lee  Wong , Young Jae gibi pervasız bir kazanovo değildi. Bu kadar rahat davranmasını beklemek haksızlık olurdu.  Hye Jin’ in aklından  Lee Wong ’ un sırf çapkın patronun elde edemediği , peşinde koştuğu kızı elde eden adam olmak için böyle davrandığına dair işittiği dedikodular gerçek dışı iftiralardı. Kıskançlıklarından uydurulmuş iftiralar.

*******************************************************************************

Young Jae şirkette çalışmaya kolay uyum sağladı . Herkes tarafından bir serseri olarak görülse de onun bilerek yaptığı bir tercihti bu . İstese en yetenekli iş adamı olabilirdi. Tae Jun da bunu bildiğinden,  onu devamlı bu konu da zorlamıyor muydu.   Young Jae bu işin eğitimini almıştı ama daha fazlası o bu iş için doğmuştu . Onun doğuştan sahip olduğu bu liderlik yeteneği Tae Jun da yoktu ya da iş konusunda ki sivri zeka .

İşi bahane edip uzun toplantılar geçirdikçe Hye Jin’ in etrafında başka birinin olduğunu da fark etti . Bir rakibi vardı hem de dişli biri.   Bir an için içini sızlatan kıskançlığa yenildi ve Lee Wong’ u odasına çağırdı. İş meselelerinden sonra adamın gözlerine kötü kalpli kahramanlar gibi bakarak ‘’ Hye Jin den uzak dur  ‘’ dedi.

Lee Wong önce hiç bir şey anlamamış gibi yaptı . ‘’Tabi ki iş ile  özel ilişkimizi karıştırmayız. Mesai saatlerinde  dikkatli olacağız’’  dedi sahte bir sırıtışla.

Young Jae ‘’ ben İşten bahsetmiyorum bunlar hiç umurumda değil. İş kuralları için değil . Onunla görüşmeni onunla yakın olmanı istemiyorum anladın mı beni. Yanına yaklaşma yoksa senin buradan gönderirim .’’

Lee Wong  ‘’ Ne yani beni kovmakla mı tehdit ediyorsunuz’’ dedi.

Young Jae ‘’  Sandığımdan zeki çıktın,  bravo bunu anlamak ne kadar zordu ki anca anladın. ‘’

Lee Wong’’  Özel hayatım beni ilgilendirir’’  dedi ve çıktı. Hye Jin’ e hemen olanları anlattı . Fırtına gibi  Young Jae’ nin odasına dalan Hye Jin ‘’ Sen ne yaptığını sanıyorsun’’  dedi. Ne hakla benim özel hayatıma karışıyorsun .’’

Young Jae onun nefret dolu gözleriyle karşılaştı . Kavga etmek dahi istemiyordu .Sinirden elerini sıkmaya başladı . Bu yumruk o adamın yüzünde patlamalıydı.  Hye Jin’ i görmezden gelerek hızla uzaklaştı.

**********************************************************

Young Jae  evde tek başına içiyordu. Filmlerdeki kötü adamlara dönmüştü . Neden ben kötü adam oldum ki?  Jön olmam gerekirdi dedi. Tae Jun onun bu halini görünce o da bir bardak aldı ve ona eşlik etti.  Tae Jun ile Young Jae dertleşti . Younga Jae’’  Onun benim dışımda başkasıyla mutlu olmasına razı olamam. ‘’ dedi . onu o sokakta gördüm ilk günden beri aklım fikrim hep o . ondan başkasını düşünemiyorum. onun için bir sürü şey yaptım ondan çok hoşlanıyorum neden bana inanmıyor neden ?  Tae Jun onu teselli etmek istedi ama söyleyecek bir şeyi de yoktu . Young Jae  o akşam bir karar aldı. Artık Hye Jin ‘i görmezlikten gelecekti. Onun için yaptığı onca şeye rağmen bu kadın onu hiçe sayıp gururunu kırmıştı. Şimdi onu hiçe sayma sırası Young Jae ‘deydi.

**************************************************************************

Classical – Mozart – 7th Symphony

Kavgalı oldukları halde birlikte çalışmak Hye Jin için çok büyük bir sorundu ve iş için yapılacak bu gezi de tam zamanını bulmuştu. Valizini alıp hava alanına giderken neden onunla ben gidiyorum neden bu şansız benim diye sitem ediyordu. Young Jae arabayı kalacakları otele sürerken yolda hiç konuşmadılar. İkisi de tripliydi.

Otele vardıklarında  Hye Jin’’  kesin otelde yeteri kadar oda yoktur , aynı yerde kalmak zorunda kalacağız ‘’ dedi alaycı bir şekilde filmlere gönderme yaparak Young Jae ‘ye bakıp bu numaraları yemezler der gibiydi. .

Young Jae ‘’ Onu da nerden çıkardın . Neden oda olmasın hem ben önceden rezervasyonları yaptırdım ‘’ dedi ve söyleyiş tarzı öylesine kibirliydi ki ve aynı  şekilde devam etti  ‘’ Ne o yoksa üzüldün mü . kusura bakma bu vücudu sana yem yapmaya hiç niyetim yok kötü niyetli kız ayyyşş diyerek odasına gitti. . Hye Jin şaşkın bir şekilde az önce söylediklerinden utanmıştı. Ama Young Jae ‘nin son söyledikleri utancını aldı yerine büyük bir öfke koydu.

Verimli bir toplantı geçirmişlerdi. Hye Jin , Young Jae ‘ yi dinlerken ona hayran kaldı . Bu adam bildiği adam mıydı yani o serseri şimdi nasılda dişli bir iş adamıydı . Gençliğine aldanıp onu kandırabileceğini düşünenlerle çok güzel baş etmişti. Sandığının aksine hiç bir şey bilmeyen biri değildi çok biliyordu ama öncelikle bekliyor, dinliyor, rakiplerini tartıyordu sonra en uygun zamanda bir cevher gibi açılıyor istediğini almadan bırakmıyordu. En zorlu durumlarda bile hep istediğini almasını başarıyordu. Aynı Hye Jin’ e söylediği gibi ben ne İstersem alırım .  Pişman olmaktansa her yolu denerim. İşte Young Jae böyle biriydi Hye Jin’ in tanıdığını sandığı adamdan çok farklı .

***************************************************************************

Hye jin şirkette zor günler geçiriyordu. Hazırladığı rapor hatalar barındırıyordu. Onun dikkatsizliği yüzünden şirket zarar edecekti. Bu durum anlaşılınca savunma yapması istendi. Onu Lee Wong bile kurtaramazdı artık. Young jae şirkete devamlı gelip orada çalışmaya başladığından beri sorumluluk sahibi biri haline gelmişti. Artık daha çok önemsiyordu yaptıklarını, işleri de oldukça iyi gidiyordu.  Onu tanıyanlar için bu durum son derece şaşırtıcıydı. Sanki iş söz konusu olunca bu adam bambaşka biri haline geliyordu. Tae Jun yıllardır hayalini kurduğu projeye odaklanmak istiyordu. Bu yüzden yatırım bölümündeki sorunla Young Jae ‘nin ilgilenmesini istedi. Eğer gerçekten suçluysa Hye Jin’ i kovmasını söyledi. Hye Jin ise elindeki taslaklara tekrar bakmıştı. Onları yeniden incelediğinde kendi elindeki taslakla son taslağın aynı olmadığını fark etti. Biri bunu değiştirmiş olmalıydı ama kim nasıl ? Sonra fark etti, bir tek kişi raporu görmüştü, son halini gözden geçirip teslim edecek olan kişi Lee Woog ‘tu.  Belli ki teslim etmeden önce istediği değişiklikleri yapmıştı. Hye Jin onun iyi niyetli olduğundan emindi. Besbelli daha iyi olacağını düşündüğü için düzeltmeler yapmıştı ama sonuç hüsrandı. Öngörülen rakamlarda ve yapılan maliyet hesaplamalarında bu kadar yanıltıcı sonuçlara ihtimal dahi vermemişti. Gözden kaçırdığı bu detaylar şimdi başına büyük bir iş açmıştı. Toplantı odasında Lee Wong ve Hye Jin , Young Jae ‘yi bekliyorlardı. Hye Jin bana söyleseydi keşke diye iç geçirdi. Bu kadar soruna  ve insanların beceriksizliği ile ilgili dedikodulara katlanıyordu. İşi tehlikedeydi. Hiç olmazsa samimi bir özrü hak ediyordu. Young Jae toplantıya gelmeden önce diğerleri ile konuşup Hye Jin ‘i ipten almıştı. Herkese de çalışanların cesaretlenmesi gerektiğini ve her hata yapana böyle yüklenilmemesi gerektiğiyle ilgili güzel bir nutuk çekti.  Tae Jun ‘un çalışanı kovmakla çözeceği sorunu kendine has ama zekice bir taktikle çözmüş ayrıca çalışanların gözünden mükemmel patron olmuştu. Tae Jun ‘u ikna etti. Raporları yeniden kendi hazırladı , ayrıca şimdiye kadar gerçekleşen zararların telafisi için birkaç tassaruf tedbiri ile maliyetleri kısmayı önerdi.  Hye Jin , Young Jae ‘nin yaptıklarına inanamıyordu. Ona teşekkür etmeye gittiğinde Young Jae sadece işini yaptığını ,şirketinin düşündüğünü son derece mesafeli bir şekilde belirti. Fakat Hye Jin durumun bundan farklı olduğunu biliyordu. Eğer öyle olsaydı ilk işi onu kovmak olurdu ama yapmamıştı. Young Jae’ nin yanından ayrıldıktan sonra o günkü toplantı geldi aklına.Lee Wong , Yooung Jae’ nin karşısında pişkince Hye Jin ‘in böyle hataları sıklıkla yaptığını mazur görmesi gerektiğini söylemişti. Hye Jin ne de yüzsüz diye iç geçirmişti. Oysa ona nasılda inanmıştı. Young jae hatalı olanın Lee Wong olduğunu biliyordu ama hiçbir şey söylemedi. Onun yerine Hye Jin ‘in çok yetenekli olduğuna inandığını söyleyerek adamın kıpkırmızı olan yüzünü izlemeyi tercih etti. Artık projenin başına Young Jae getirilmişti. Yurt içindeki yeni yatırım projelerinden o sorumlu olacaktı. Bu da sürekli Hye Jin ile çalışması demekti

*****************************************************************************

Kim Mun ile yapılan uzun toplantılar Tae Jun ile ilgili dedikodulara yol açmıştı.  Herkes gibi Hae Min de duymuştu dedikoduları. Hae Min,  Young Jae ile çalışmaya başladığından beri Tae Jun ‘u göremez olmuştu . Sadece şirket dedikodularından Tae Jun ve Kim Mun ile ilgili haberler alıyordu. Young Jae ise bu durumun farkında muzipçe planlar yapıyordu.

*******************************************************************************

Por Una Cabeza – Carlos Gardel

Akşam Young  Jae baskı yapıp Hae Min ‘i zorla bir dans kursuna götürdü. Hadi ama bak bir partnere ihtiyacım var. Yalvarmalarına karşı gelemeyen Hae Min hazırlanmış dans partnerini bekliyordu. Oldukça yakışıklı dans hocasına Young Jae’ nin birazdan geleceğini anlatırken odaya Tae  Jun girdi. Telefonda konuşuyordu.

‘’Hadi Young  Jae ben geldim sen neredesin . Ne gelmiyor  musun . Beni bu tuhaf yere çok önemli diye çağırdın ve gelmiyor musun?   Seni elime geçirirsem bütün kemiklerini kıracağımdan emin olabilirsin’’  diye bağırdıktan sonra telefonu Young  Jae’ nin yüzüne kapattı. Tam geri dönüp gidecekken de Hae Min ‘i gördü. Beyazlar içerisinde çok güzel görünüyordu. Hoca ‘’ madem partnerin yok o zaman senin partnerin ben olurum ‘’dedi.

Hae Min hiç gerek yok ben zaten Young  Jae için geldim . Madem o yok giderim demek üzereydi ki  Tae  Jun  ‘’Gerek yok . Onu partneri ben olurum’’ dedi. Dans hocası Tae Jun ‘a özel ders vermişti. Ne kadar yetenekli olduğunu biliyordu.’’  Ben olsam daha iyi olur siz çok iyisiniz . Hae Min size ayak uyduramayabilir’’ dedi.

Tae Jun işime ne karışıyorsun diyen bakışları ile ‘’  evet biliyorum ama onunla daha iyi öğrenebilirim’’ dedi.  Hoca mesajı almıştı. İşlerine karışmadı ve onları yalnız bıraktı.

Hae Min ile Tae  Jun tek kelime konuşmadı. İkisinde içinde bulundukları tuhaf durumdan dolayı şaşkındı. Saatlerce kendilerini müziğin ritmine bırakıp dans ettiler.  Hae Min bu kadar iyi dans eden biriyle sanki uçuyormuş hissine kapıldı. Tekrar ve tekrar dans ettiler. Elleri ellerinde,  gözleri gözlerinde tek kelime konuşmadan. Tek söz söylemeden sadece birbirlerine bakarak , dokunuşları ve nefesiyle Tae Jun , Hae Min ‘ e ilk defa bu kadar yakın , ilk defa her şeyi unutmuş bir şekilde dans etti.  Bulutların üzerinde gibi Hae Min in ayakları yere hiç değmedi. Belini saran güçlü bir kol , eline sımsıkı tutunmuş bir el ve gözlerinden öteye hiç ayrılmayan bir çift göz . Müzik hiç durmadı , onlar hiç yorulmadı sanki bir peri masalında gibi ritme ayak uydurup , etrafı saran pembe bir bulut kümesinin üzerinde gibi usul usul hareket ediyorlardı.  Ve içlerinden biri zaman dursun diye dua ediyordu. Geçip giden dakikalara kızıyor , saatlere sövüyordu. Zaman akıp gitme işte , dur bu mutluluk anında sonsuzlukta hapsol . Duracaksan işte hayatımın en güzel dakikalarında dur. Bu saadet ellerimden uçup gidecek neden bu kadar zalimsin . neden mutluluğumu da alıp gidiyorsun sen su gibi akarken benim sevincimi de o suyla birlikte götürüyorsun.

Ne kadar dilerse dilesin zaman akıp geçti, saatler gece yarısını vurduğunda Tae Jun , Hae Min ‘i evine getirdi.  İçeri girdikten sonra Hae Min kendini yatağa attı ve yüz üstü yattı . Yüzünü yastığa gömmüş bir şekilde aman tanrım dedi.

Hye Jin i aradı ve hemen konuşmam gerekiyor dedi. Uykulu Hye Jin ‘’ Ne var ne oldu kötü bir şey mi hasta mısın hemen geleyim’’  dedi.

Hae Min’’ Yok gelme ama beni dinle tamam mı .’’

Hye Jin ‘’ Peki ‘’dedi.

Hae Min ‘’ Ben galiba aşık oldum ‘’ dedi. Bu gerçekle yüzleşmekten korkuyordu . Heyecanlı kalbi deli gibi atıyordu.

Hye Jin ‘’ ee bunu zaten biliyorum sen Jon Won ‘ a aşıksın beni bu yüzden mi uyandırdım .’’

‘’ Hayır ben Jon Won’ dan bahsetmiyor diğerinden bahsediyorum kalbimi aklımı karman çorman edenden .’’

Hye Jin in uykusu birden açıldı ’’  Kim o ‘’ dedi

Hae Min ismini söylemeye cesaret edemedi. Sanki söylese ona aşık olduğunu kabul etmiş,  bu gerçekle yüzleşmiş olacaktı ama cesareti yoktu sanki en yakın arkadaşına değil ona söylemek gibi geldi. Bu utanç vericiydi.

‘’ O adam… o adamla,  ben onu ilk kez bir asansörde gördüm. Sonra kavga ettik , bir keresinde bana başka bir adamı tavlamam için yardım teklif etti. İşte o adamı seviyorum. ne kadar saçma ,o adam ve ben imkansız ama onu düşünmeden edemiyorum.  Ve onu öpme fikri bile beni yakıp geçiyor . İçin için yanıyorum dedikten sonra konuşmayı bitirdi. Kapı çalıyor ‘’dedi . Telefonu kapattı .

Hye Jin ‘’ Dur bekle ‘’ dediyse de telefondan o bip sesi gelmeye başladı. Hye Jin merakla kim ki bu dedi Hae Min hem Young Jae ile hem de Tae Jun ile ilk kez asansörde karşılaşmıştı. Her ikisiyle de ikinci karşılaşmasında kavga etmişti. ve her ikisi de ona bu teklifi yapmıştı . ama öpmek işte bunu şimdi hatırladı Young Jae ile böyle bir şey yaşamamış mıydı . Galiba doğru cevap Young jae .  Hye Jin bunu idrak ettikten sonra bir daha uyuyamadı. Artık ne yaparsa yapsın uyumasının imkanı yoktu.

Perhaps Love 如果·愛

Hae Min kapıya baktı karşısında Tae Jun vardı . ‘’ Gidemedim ‘’ dedi.

Hae Min ne söyleyeceğini bilmiyordu . Tae Jun içeri girdi sonra konuşacak gibi oldu ama ne demesi gerekiyordu . Bu dans olayı çok kötü olmuştu işte , neden geldim buraya hay Allah duygularıma kapıldım eve gitseydim şuan bu salonda bu acayip durumun içinde kalmazdım . Sonra ‘’ Ben gitsem iyi olur’’  dedi ve kapıya yöneldi.

Hae Min neden geldi neden gidiyor bu diye kafa patlatırken onu yolcu etmek için kapıya yöneldi. Tae Jun kapının önünde durdu sonra arkasını döndü ve Hae Min i kolundan yakaladı . Artık çok geçti . Kendi ayaklarınla geldin ama kendi ayaklarınla gidemiyorsun Tae Jun dedi içinden ve kızı öpmeye başladı. Öyle tutkuluydu ki ve öyle güçlü sarıyordu ki bu kollar Hae Min istese de kurtulamazdı , istediğinden bile emin değildi. Şoka girmiş gibiydi. Tae Jun ise onu çölde günlerce susuz kalmış bir insanın suya kavuşması gibi öpüyordu tutkulu , aralıksız , delice bir açlıkla. Sonsuz bir gibi gelen saniyeler içinde Hae Min bu öpücüklere karşılık verdi. Kollarını Tae Jun a dolamış saçlarını okşarken zihni bomboş sadece o anı yaşıyordu. Ve dudakları hafifçe aralanıp usulca ayrıldıktan sonra ne yaptım ben diyebildi içinden. Tae Jun a bakıp yaptığına pişman olmuştu. Hae Min şimdi bunu düşünemem dedi içinden. Hayır şimdi olmaz. Yaptığıyla yüzleşecek hali yoktu. Tae Jun ise ondan daha beter bir halde düşündüğü her şeyi terk etmiş , yapmayacağına söz verdiği her şeyi geride bırakmış gibi hissediyordu . Hiçbir şey söylemden evden ayrıldı. Hae Min yatağına yatmış düşüncelerden delirmek üzereyken . Bunu yarın düşünürüm dedi şimdi olmaz yarın . Tae Jun ise eve giderken çok mutlu havalarda uçarak artık duygularıyla yüzleşmiş ve rahatlamıştı. Yepyeni planlar içersinde hayalinde yeni bir  hayat kuruyordu.

şair ne de güzel söylemişti.

Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni (Fuzulî)
Benim gibi bir dilencinin senin gibi bir padişaha kul olması uygun değil ama; ne yapayım ki, aşk ve arzu beni olmayacak düşüncelerin vadisinde şaşkın şaşkın dolaştırıp duruyor.

N OT: artık finale yaklaşıyorum bu sebeple siz kimleri destekliyorsunuz kiminle kim olsun artık yorumlarınız alayım 🙂

SONBAHAR ESİNTİSİ 10.BÖLÜM

”VAZGEÇİŞLER”

KINALI YAPINCAK FİLM MÜZİĞİ

Sabah işe gelen Hae Min ,  Tae Jun ile Young Jae’  yi karşısında buldu.

Young  Jae ‘’ Toplan bakalım artık benimle çalışıyorsun’’  dedi.

Hae Min önce afalladı sonra  ‘’Ne dedin’’  diye tekrar etmesini istedi .

Tae Jun ‘’ Artık Young Jae ile çalışacaksın . Kendisi bunu talep etti . Bende bir sorun oluşturmayacağına  kanaat getirdim ‘’ dedi.

Hae Min ‘’  Demek öyle ve kimse bana sorma gereği bile duymadı ‘’ dedi.

Young Jae şaşkınca’’  Hadi ama benimle çalışmayı bununla çalışmaya tercih edersin değil mi ?’’

Hae Min ‘’  Kusura bakmayın efendim ama seçme hakkım varsa  ben burada kalmayı tercih ederim  ‘’ dedi.

Tae Jun da Young Jae de çok şaşırmıştı. İkisi de bunu beklemiyordu.

Hae Min ‘’ Şimdi izin verirseniz işimin başına dönmek istiyorum’’  dedi.  Oradan bir an önce uzaklaşmak istiyordu neden kalmak istediğini açıklayamıyordu .  Hae Min biliyordu Young Jae ile karşılaşacak ve bir açıklama yapmasını isteyecekti belki bunu sonra cevaplaya-bilirdi bir şeyler bulurdu ama şimdi değil. Şimdi olmaz. Bunu yarın düşünürüm ne de olsa yarın başka bir gündür derler.

Tae  Jun kalmak istediğini söyledi dedi içinden kalmak istiyor bir an olsun onun için kalmak istediğine inandırdı kendini , içinden küçük bir mutluluk kümesi geldi geçti. Sonra saçmalama dedi aşk ne kadar kötü bir şey en ufak şeyde ümitleniyor insan ,Umuda kapılıyor, ne kadar tuhaf . Peki ama neden kalmak istediği ki ?

Tae  Jun odasına çekildiğinde Young  Jae ile yaptığı uzun toplantıyı düşündü. Artık şirkette değişiklik yapmasının zamanı gelmişti. Yıllardır planlandığı projelerini hayata geçirecekti. Yurt dışında daha güçlü ve bilinen bir marka olmanın zamanı gelmişti. Bunun içinde planları hazırdı. Zorlu bir çalışma döneminden sonra başarılı olacağı da kesindi ama işte vazgeçmesi gereken şeyler de vardı. Toplantıda şirketin yönetimini Young Jae’  ye bırakmıştı artık sadece bu yurt dışına açılma projesiyle ilgilenecek , işlerin bu ayağını takip edecekti. Yurt içindeki yatırımlar ve diğer işlerle de Young Jae ilgilenecekti.  Bu demek oluyordu ki Hae Min ile çalışmayı bırakmalıydı.  Ve bırakması gereken tek şey de bu değildi. İçinde tuhaf bir his vardı . Şimdiye kadar bütün hayatını planlamıştı . Uzun zamandır yapmak istediği işi yapacaktı . Her şey istediği gibi gidiyordu ama işte buruk bir his vardı . Nedenini bilmediği ya da bilmek istemediği . Bu derin düşüncelerden onu Kim Mun kurtardı .  Tae Jun çalan kapıyla kendine gelip ‘’ içeri gir’’  dedi.  Kim Mun yine her zaman ki gibi çok şık ve gösterişli gözüküyordu.  ‘’Efendim beni çağırtmışsınız ‘’ dedi.

Tae Jun evet  diyerek onu toplantı masasına götürdü. Kim Mun yatırım departmanının en başarılı çalışanıydı. Onun ünü herkesçe bilinirdi . Üstelik yabancı pazarlar konusunda oldukça deneyimliydi. Bundan sonra birlikte çalışacağı Tae Jun olunca kadın çok mutlu bir şekilde ayrıldı odadan . Hae Min onun neden böyle otuz iki dişini gösterir bir şekilde sırıttığını anlamadı. Kim Mun ise artık gününün tamamını bu adamla geçirmek ve kariyerinde dönüm noktası yaşamaktan son derece keyifli olarak ayrıldı şirketten.

******************************************************************

Hae min ile Jon Won öğle  yemeğine  çıkmışlardı. Yine eskisi gibi onun yanında olmak ne kadar güzel hissettiriyordu. Hae Min çok mutluydu ve en çok korktuğu şey bu mutluluğa bir şey olmasıydı.

Jon Won ‘’ sen çok değişmişsin dedi. Benim tanıdığım Hae Min asla böyle bir işi kabul etmezdi. Narsist bir patron ve bu iş hiç sana göre değil. Bak ne diyeceğim eğer kabul edersen şirkette sana göre bir pozisyon ayarlayabilirim.

Hae Min ilk defa Jon Won a bakarken bu kadar sinirliydi , ilk defa Jon Won onun gözlerinden bu kadar korktu , bakışları delip geçiciydi.

Kız konuşmaya başladığında susup onu dinledi.  Çok teşekkür ederim ama ben işimden memnunum, işimi bırakmak gibi bir düşüncem yok üstelik teklifin benim için çok daha aşağılayıcı . Nasıl olurda bunu kabul edeceğime ikna oldun. Beni bu kadar mı tanıyorsun. Haklısın ikimizde çok değiştik. Ben bu işi tercih ederim. Eskiden olsa kabul etmezdim ama şimdi farklı düşünüyorum. O yüzden lütfen bir daha bu konuyu açma . Jon Won ama diyecek oldu sonra Hae Min in gözlerinde o kızgın bakışı görünce sustu . Karşılaşmalarından sonra ilk kavgalarını Tae Jun yüzünden yapmışlardı . Jon Won o adamama yakın olmana dayanamıyorum deseydi acaba daha farklı olur muydu?  Belki de daha dürüst davranmadığı için böyle olmuştu . Aslında seni düşündüğümü söyledim fakat kendimi düşünüyorum Hae Min senin o adamla aynı yerde çalışmana dayanamıyorum,  anlasana kıskançlıktan kavruluyorum . O adama sana aşıkken ben bunu izlemeye dayanamıyorum . Jon Won içinden bunları geçirirken  Hae Min sakinleşmeye çalışıyordu. Tae Jun un yanında çalışmak belki dünyanın en harika işi değildi ama kendi ayakları üzerinde duruyordu kimsenin lütfuna ihtiyacı yoktu. Zor da olsa Tae Jun ona asla minnet etmesine yol açacak gibi davranmazdı . Asla onu kayırmazdı . Bunu bilmek bile Hae Min in içini rahatlattı . Ama bunları düşünürken bu iki adamı kıyasladığının farkında bile değildi.  Jon Won ise Tae Jun’un  Hae Min’ e bakışlarını gördüğünden beri emindi , bu adam artık hislerini gizleme gereği bile duymuyordu. Belki Hae Min anlamıyordu ama aşık bir adamın bunu görmememsi imkansızdı işte.  Olur da bir gün Tae Jun aşkını itiraf etmeye kalkarsa diye düşünmekten deliye dönüyordu. Çünkü biliyordu ki artık ne Hae Min eski Hae Min’ di ne de aşkları eskide olduğu gibiydi . Şimdi tercih yapması gerekse kesinlikle Jon Won u seçeceğinden emin olamıyordu. Bu güvensizliğinden hala Hae Min ‘e sevgili olmak istediğini söyleyememişti. Eskiye dönmek için can attığından bahsedememişti. Bir de Young Jae vardı o da en az diğeri kadar tehlikeliydi. Bu sefer işin çok zor Jon Won bu sefer savaş çok çetin.

********************************************************************

Kim Mun ancak akşam evde sevgilisini görünce yıkıldı. Rakip şirketten biriyle görüşmesi yeteri kadar sıkıntılı değilmiş gibi bir de  bu adama casusluk yapıyordu. Şimdi ya Tae Jun ile yükselecek yada Gong Chan ile dibe vuracaktı. Bu işi bu gece bitirmesi gerekiyordu.  Kim Mun yemekten sonra Gong Chan’ e artık onun için iş yapmayacağını söyledi. Gong Chan şaşırmış bir şekilde unut bunu dedi. Kadının ağzından büyük proje lafını duyunca da bu projeyi ele geçirip nasıl kar edeceğini planlamaya başladı. Kim Mun buna sert bir biçimde karşı çıktı . Tae Jun u elde etme fırsatını kaybetmeyecekti. Gong Chan ise ısrarlıydı. Sonunda Kim Mun ya beni rahat bırakırsın ya da yaptıklarını anlatırım dedi. Gong Chan yapamazsın o zaman sen de yanarsın dedi. Kim Mun onlara bana rüşvet teklif ettiğini ama benim kabul etmediğimi söyleyeceğim,  hiç bir şeyi ispat edemezsin,  ben bütün izlerimi ustalıkla kapattım dedi.  Gong Chan ile şiddetli bir kavga yaşadıktan sonra adamın sinirle kapıyı kapatıp  gidişini izledi.

**************************************************************

BİR DEMET MENEKŞE FİLM MÜZİĞİ

Aynı akşam Tae Jun , Hae Min’ i odasına çağırdı . Mesai bitmiş herkes evlerine gitmişti. Şirket  Şimdi terk edilmiş bir kasaba gibi sessizdi.  Hae Min, patronunun yüzünde kötü bir şey olduğunu sezmişti ama ne olduğunu bilemiyordu.  Tae Jun konuşmaya başlayacaktı ama daha bugün  Hae Min’ in kalmak istediğini söylediğinde gururunun nasıl okşandığını hatırladı hiç kolay olmayacaktı.  Hem de hiç.

Hae Min : Bir şey mi oldu dedi. Telaşlanmıştı bu yüzden resmiyeti de unutmuştu.

Tae Jun  : Evet ama nasıl söylesem bilemiyorum . Aslında sarhoş olmaya ihtiyacım var dedi.

Hae Min : O zaman bir dakika bekleyin dedi ve hızla kapıdan çıktı.  Geri geldiğinde elinde iki tane gazoz şişesi vardı.

Tae Jun ona şaşkın şaşkın bakıyordu.  Bunlar ne diye sordu .

Hae Min  : Sarhoş olmak istiyordunuz ya dedi.

Tae  Jun  : Galiba sen benden önce kafayı buldun gazozla sarhoş olunduğu nerede görülmüş dedi. Bir yandan gülümsüyordu bir yandan bu kızı izlerken ruhunun nasıl yorgun olduğunu anlıyordu.

Hae Min  :  Sarhoş olmak için alkole gerek yok ki yeter ki isteyin . Size ispatlayacağım dedi ve Tae Jun ‘ u kolundan tuttuğu gibi masanın önüne oturttu . Kendine masaya yaslanıp bağdaş kurdu . Sonra gazozları açtı birini Tae Jun’ a uzatıp şimdi iç dedi.

Tae Jun ne olduğunu anlamamış şaşkın çocuklar gibi merakla izliyordu. Bir sihirbazı izler gibiydi. Hae Min ‘in dediğini yapıp gazoz u içti. Sonra kendi de oyuna dahil oldu.

‘’Ama bu böyle olmaz ki içerken muhabbet etmek lazım’’ dedi.

Hae Min ‘’ Tamam ben bir hikaye anlatacağım olur mu .’’

Tae Jun onun konuşmasını istiyordu ne anlattığını ne söylediğinin hiç önemi olmadığını düşündü.  O yeter ki cıvıl cıvıl şakısın . Öyle güzel konuşsun . Belki biraz da Tae Jun’ u anlatsın . Onunla konuşsun .  Kendisinden bahsetsin . neleri seviyordu , neleri sevmezdi , hayatı nasıl geçmişti . Böyle şeyler,  ona ait , ona dair ne varsa bilsin istiyordu.

Hae Min yanında ki adamın ne düşüncelerinden ne de kalbinden habersiz anlatmaya başladı.

‘’ Biliyor musun ben bisiklet kullanmayı bilmiyorum . En büyük korkuma yenildiğim için öğrenmedim.  Küçükken çok istemiştim . Yaşadığım evin orada uzun bir yol vardı daha doğrusu o yaşta bana uzun gelirdi.  Bana uçsuz bucaksız görünürdü,  o zamanlar dünyanın sonu  gibi , bisikletle yol alıp gitmek isterdim.  O yolun sonunu görmeyi hayal ederdim. Dünyanın sonunu görmeyi.  Sonra büyüdüm ama asla o yolun sonuna gitmedim .’’

Tae Jun merakla’’  Neden’’ dedi.

Hae Min ‘’  Korktum ya dünyanın sonu  sandığım o yol  bitiyorsa . Ya  benim küçük dünyam aslında o kadar küçük değil ise . Ya  dünyanın sonu sadece bir yoldan ibaret değil ise.  Dünyanın hayallerimde ki kadar küçük olmadığını öğrenmeye korktum o yüzden o bisiklete asla binmedim o yola asla gitmedim .  Benim için dünyanın sonu hala o küçük yol. Söylesene Tae Jun sen neden korkuyorsun ? Söyleyeceklerin benim küçük  dünyamın  alt üst edecek kadar kokutucu mu yoksa  o küçük dünyayı yıkacak mısın ? ‘’

Tae Jun yutkundu . Nefes alamadığını sandı sonra gazozdan bir yudum daha aldı . ‘’ Haklısın bu insanı gerçekten sarhoş ediyor ‘’ dedi. Geri kalanları da içinden sessiz sedasız söyledi. ‘’ Sarhoşum, senin kokun başımı döndürüyor .’’  Sonra Hae Min başını Tae Jun ‘un omzuna koydu . Gazozlar yarılanmıştı. Tae Jun içinden konuşmaya devam etti . ‘’ Olmaz güzel kız olmaz. ‘’

Sonra Hae Min’ e bakmamaya çalışarak ‘’  artık Young Jae ile çalışacaksın dedi. Ben uzun zamandır bir proje için çalışıyorum şimdi onu gerçekleştirme fırsatı buldum . Bu yüzden şirkette ki iş dağılımı değişti . Senin Young  Jae’ ye yardımcı olman lazım.’’  Bunları söylerken yavaş yavaş söylüyordu ara da duruyor kızın anlaması için zaman tanıyordu.

Hae Min ‘’ Peki ben yeni işinde sana yardımcı olmaz mıyım’’ dedi.

Tae Jun o zaman iş  bahane demek istedi ama sözcükler boğazında düğümledi. ‘’ En iyisi bu’’ dedi.

Hae Min anladığını belli eder gibi baktı  ama aslında hiç anlamıyordu. Tam da buraya alışmışken istemiyordu böyle bir değişikliği. Haksızlık bu dedi içinden.

Tae Jun ‘’  Seni eve bırakayım’’ dedi.

Hae Min itiraz etti ama Tae Jun a laf geçmiyordu. . Tae Jun kızı eve bıraktıktan sonra uzun süre  o sokaktan ayrılamadı , kendi kendine bir söz verdi sabah her şeyi unutmuş olacaksın . Senin tek yapman gereken işin . Başka bir şey değil.

Young Jae yeni iş arkadaşından oldukça memnundu. Bir de şu ani parlamaları olmasa.

***************************************************************************

Young Jae  ilk gördüğü günden beri Hye Jin ‘in peşindedir. Onunla tanışmış , onu tavlamak için çeşitli taktikler denenmişti ama hiç biri işe yaramamıştı. . Ne aldığı pahalı hediyeler ne yemek teklifi hiç biri . Hediyeler hep geri gönderiliyordu. Çiçeklerin sonu ise çöp kutusu oluyordu. Balonlar ise teker teker patlatılmıştı. Tüm taktikler işe yaramaz olmuştu. Kadınları tavlama sanatı adlı saçma kitaptaki taktikler bile fos çıkmıştı. Young Jae’ nin Hye Jin etkilemesi için yapacağı hiç bir şey yok gibiydi. Ama bu durum Young Jae’ yi daha da hırslandırıyordu. Sanki kazanması gereken bir yarıştı bu .  Acaba Young  Jae,  Hye Jin’ in bu inadını kırabilecek miydi.

Young  Jae  sonunda Hye Jin’ i dışarı çıkarmanın yolunu bulmuştu. Onu Hae Min ile ilgili çok önemli bir konudan konuşacağını söyleyerek kahve içmeye götürdü . Hye Jin telaşlanmıştı. Ama sakin kalmaya özen gösteriyordu.

Young  Jae :  Artık Hae Min ile ilgileniyorum belki bilmek istersin diye düşündüm dedi. Hae Min ile çok iyi anlaşıyoruz her gün görüşmeden yapamıyoruz.  Hye Jin kahkaha attı.

Young Jae,   Hye Jin’ in kafasındaki boşlukları istediği gibi dolduracaktı ama işe yaramamıştı . Hye Jin ona gülüyordu. Neden ?

Hye Jin : Sana inanmıyorum dedi.

Younga Jae : Neden Hae Min bir şey mi söyledi.

Hye Jin :  Hayır o bir şey söylemedi. Açıkçası ilk defa benden bir şey saklıyor fakat söylemesine gerek yok . Ben onu senelerdir tanırım. Sana değer veriyor bu çok belli ama aşık değil. Aşık olduğu insana nasıl davranır nasıl bakar çok iyi bilirim . İnan bana sen onun aşık olduğu insan değilsin.

Young  Jae : Çok emin konuşuyorsun dedi. Hiç bir şey belli olmaz. Hem onu bu kadar iyi tanıyor olamazsın.

Hye Jin .: Nerdeyse kendim gibi tanırım onu. O benim kardeşim gibidir. Onun her halini her hareketini bilirim. Ailesi öldükten sonra bizimle yaşamaya başladı biz onunla kardeşten öteyiz.

Young  Jae : Demek bu yüzden kendimi ona yakın hissediyorum dedi. Bizim kaderimiz aynı .  Beni de başkaları yetiştirdi. Üzgündü bir an daldı.

Hye Jin:  Özür dilerim bilmiyordum dedi.

Young Jae : Özür dilemene gerek yok dedi. Küçük numaramı anladığına göre ne yapacaksın.

Hye Jin : Hiç bir şey . Açıkçası canım senin kimi sevip sevmediğin umurumda bile değil.

Younga Jae : Ama sen  benim umurumdasın dedi. Kabul et bunu bilmek seni mutlu ediyor. Her şeyi olan biriyim ben . Sana her şeyi verebilecek biri. Senden hoşlanan biri.

Hye Jin : Hayır sen herkesten hoşlanan birisin . Ben herkes gibi olmayı hiç sevmem . Üzgünüm koleksiyonun için bir başkasını bul.

Young Jae : Koleksiyonum için en ideal kişi sen  olacaksın dediğinde Hye Jin çoktan çekip gitmişti.

Young Jae bakalım patronuna da böyle davranabilecek misin dedi ve kararını verdi bu kadın için şirkette çalışmaya razı oldu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 8. BÖLÜM

”AŞK DENKLEMİ ”

Aşk bir denklemdir. Doğru yer, doğru zaman, doğru insan. Biri olmadığında denklem içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki sen bu denklemi çözebilir misin ?

Enrico Macias La Femme De Mon Ami- ( Arkadamışın aşkısın ) 

Jon Won , Hae Min’ i iş çıkışı yemeğe götürmüştü. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki nereden başlasın bilemiyordu. Gece yarısına kadar sohbet ettiler. Hae min külkedisi gibi gece yarısı eve geldi. Ertesi gün hiç vakit kaybetmeden Hye Jin ‘e , Jon Won ile olan karşılaşmasını anlattı.  Bulutların üzerinde gibi hissediyordu. Çok mutluydu. Hye Jin onun böyle mutlu olmasına sevindi.

Ne zaman Jon Won ‘u hatırlasa iyi şeyler hissederdi. Jon Won bu dünyada Hae Min ‘i gözü kapalı teslim edeceği tek kişiydi. Bu yüzden Hae Min neşe dolu yanına gelip Jon Won ile çıktığını söylediğinde Hye Jin , Jon Won’ a karşı hissettiği aşkı kalbine gömmüştü. Çok bekledin Hye Jin belki çok önce söylemeliydin, Hae Min,  Jon Won ile karşılaşıp ona aşık olmadan çok önce söylemeliydin ama şimdi buna hakkın yok. Artık bu mutlu çifte bakıp pişmanlıkla kavrulacaksın. Seni seviyorum… seni çok uzun zamandır seviyorum Jon Won …

Hye Jin en yakın arkadaşının gülümseyen yüzünde mutluluğu inceledi,  göz bebeklerindeyse kendisini gördü yıkılmış , umutlarını bir deli rüzgara  bırakmış mutsuz Hye Jin’ i .İşte böyle vazgeçmişti ilk aşkından, sessiz başlayan aşkı yine sessiz sedasız, kimselerin haberi olmadan içine gömdüğü bir sırdı. Onların sevgili olduklarını duyduğundaki gibi bir acı hissetmemişti hiç. Hiç yanmamıştı böyle şimdi yeniden eski hatıralar canlandı gözünde. Çocukluğunun verdiği bir deli durumdu işte. Lise çağının avare kalbi şimdi böylesine yıkılmazdı hiçbir şey karşısında. Oysa o zaman ne kadar üzülmüştü. Hiçbir  zaman eskiye dönemem sanıyordu. Jon Won ‘u düşündü. İçi akıl almaz bir neşe ile doldu. Hae min için sevindi. Biliyordu bu kız ayrılırken ne çok üzülmüştü. Yine de kendini Jon Won’ u görmeye hazır hissetmiyordu. Bu yüzden Hae Min ‘in birlikte dışarı çıkma teklifini bir bahane bularak reddetti.

****************************************

Hye Jin o sabah hissettiklerini  daha önce yaşadığı hiç bir acıyla kıyaslayamazdı. En yakın arkadaşı karşısında hiç bir şey bilmeden mutlulukla gülümseyerek  Jon Won ile çıkıyorum demişti. Hye Jin  hem çok şaşırmıştı hem de çok üzülmüştü fakat bu masum kızın gözlerindeki mutluluğu görünce aynı zamanda onun için nasıl da içi rahatlamıştı. Ne kadar  saçmaydı aynı anda bu kadar duygu , bu kadar çelişki düz mantık Hye Jin için çok fazlaydı, kaldıramayacağı kadar fazla . Eğer biraz  daha durursa ağlamaya başlayacaktı. Bebekler gibi ağlayacaktı. Ama olmazdı o buna müsaade edemezdi. Hemen kaçmalıydı ama nasıl?  Oturup Hae Min’i dinledi. Hiç bir zaman tam olarak inanmadığı bu aşkı dinledi. Evet Hae Min bu çocuktan hoşlanıyordu ama Hye Jin,   Jon Won’ un da ondan hoşlandığına hiç bir zaman inanamamıştı. Yani onca zaman hep izlemişti . Asla öyle belli eden bir yanı yoktu.        Hae Min’ e özel davranıyordu ama bir türlü de onunla sevgili olmaya çalışmamıştı . Hye Jin sadece arkadaşlık duygusuna kendini ikna etmişti,  belki seven kalbinin ona oynadığı bir oyundu bu . Bir yalanın içinde yaşamıştı. Gerçi haksızlığa falan uğramamıştı. Kimse ona ümitte vermemişti ama yine de bunları bilmek içini rahatlatmıyordu. Canının böyle acımasına engel olmuyordu. Hae Min olması acısını iki kat artırıyordu. Nefes alamayacak gibi hissettiği halde koca bir gülümsemeyle Hae Min e destek oldu. Ama o gidince yapayalnız kaldığında gücünün tükendiğini hissetti. Artık takati kalmamıştı.  Yere çöktü,  hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Bağıra bağıra daha önce hiç yapmadığı şekilde , kendine hakim olmayı bırakarak,  çılgıncasına ağlıyordu. Annesi kızının haykırışları ile bahçeye çıktı onu ilk defa böyle görmüştü . Kendini bildi bileli güçlü olan kızı,  bebekken bile nadiren ağlayan,  canı acıdığında bile gülümseyerek iyi olduğunu söyleyen kızı, şimdi hıçkırıklara boğulmuştu . Çok korktu kadın,  dehşete kapıldı . Onu böylesine acıtan şey neydi ki?  Gidip kızına sarıldı. Sanki onun yaralarını sarmak istiyormuş gibi. Sanki acısını ondan alıp kendi içine hapsetmek istiyormuş gibi daha sıkı sarıldı. Hye Jin annesini fark ettiğin de birden gülmeye başladı katıla katıla gülüyordu. Annesi onun bu sinir harbinin sebebini hiç bir zaman anlamadı . Kızı da zaten ertesi gün yine o buz dağları gibi dimdik ayaktaydı. Sanki hiç bir şey olmamış gibi. Öylesine güçlü duruşu,  boynu hep dik…

*****************************************************

Julio Iglesias – Ne T’en Va Pas Je T’aime- ( Gitme Seni Seviyorum )

Hae Min liseye başladığı yıl Jon Won üst  sınıftaydı. Hae min ‘in yaşam dolu hali, neşesi kendine bağlamıştı Jon Won’ u  sonra üniversitede ayrılmışlardı. Jon Won okulu bitirdiğinde yurt dışına gitmek zorunda kalmıştı. Ayrılmadan önce hüzünlü bir konuşma yapmışlardı. Jon won ilişkilerini bitmesini istemiyordu. Oysa Hae Min geleceğin belirsiz olduğunu söylüyordu. Belki kader bizi tekrar bir araya getir ne dersin demişti. Henüz bir yıldır sevgililerdi ama ayrılmak zorunda kalmışlardı. Jon Won gitmek istemiyordu bırak kalayım demişti ama bu inatçı kıza söz geçmiyordu. Gitmelisin demişti. Ve zorla göndermişti işte onu.

Jon won ‘’ Az uğraşmadım sana duygularımı açana kadar şimdi nasıl giderim demişti.’’

Hae Min gülmeye başlamıştı. ‘’ Sen mi açtın.  Yıllarca senin söylemeni bekledim ama sen bir türlü cesaret edemeyince ben sana çıkma teklif ettim hatırlasana.’’

Gerçekten de öyle olmuştu. Jon Won’ u beklemekten sıkılan Hae Min yanına gidip, çocuğu dumura uğratacak şekilde  seni seviyorum.  sevgilim olur musun demişti. Öyle çocukçaydı ki Jon Won hem çok şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu.

sonra o yolcu etmeye geldiği gün Hae Min vardı.  Jon Won onun o içine işleyen halini hiç bir zaman silemediği aklından.  Belki sözleri çok mutluyum gitmen umurumda bile değil diyordu ama gözleri o neredeyse ağlayacak gözleri . Jon Won biliyordu ki o gözlerin içinde gururdan sıkı sıkıya tutulmuş damlalar vardı , düşmemek için direnen azimli damlalar . Jon Won  arkasını döner dönmez Hae Min ‘in ağlayacağını biliyordu, bu kız asla çok güçlü olmamıştı salya sümük ağlayacaktı işte ama Hae Min ‘in bilmediği ise kendisine hep dokunan ayrılıkların, ona hep yalnızlığını hatırlatan terk etmelerin, onda bıraktığı bu derim elem kadar Jon Won ‘u da etkilediği onun da biraz sonra ağlayacak olmasıydı.   Hae Min eve dönerken en yakın arkadaşına döndü ve ben artık kimseyi kaybetmek istemiyorum artık hiç kimseyi ve onun omuzlarında hıçkırıklara boğuldu . Hye Jin arkadaşını teselli ederken korkma ben hep yanındayım dedi bu kızı teselli etmeye daldığından kendi üzüntüsünü de unutuverdi.

*************************************

AMERICA POP (VUELA MARIPOSA)(ESTE ES EL)

Hae Min ile Tae Jun toplantıya gidiyordu. Tae Jun  kızı yanından ayırmaz olmuştu , toplantılara bile yanında sürüklüyordu. Şimdi de geç kalmamak için biraz hızlı sürüyordu. Hae Min ise ona yavaşlaması gerektiğini söylemekle meşguldü. Tartıştıklarından Tae Jun karşıdan gelen arabayı fark etmedi. Neredeyse çarpışıyorlardı. Tae Jun refleksle Hae Min ‘i korumak için onun üzerine kapaklandı.

Hae Min gözlerini bir hastane odasında açtığında dumur olmuştu. Kolu sargıdaydı. Kolunun acısı ile irkildi. Olanları hatırlayınca telaşlandı hemen Tae Jun’u sordu. Tae Jun nerde, o nasıl , ona bir şey mi oldu diye yaygara koparıyor hemşirelerin vereceği cevaplar için zaman vermeden bir diğer soruya geçiyordu. İyice paniklemişti. Tae Jun’ a kötü bir şey olduğunu düşünüyordu. Çünkü hatırladığı son şey onu korumak için üzerine kapaklanan Tae Jun’du. Onun için kendini riske atmıştı. Hemşireler onu rahatlatmak için Tae Jun ‘u çağırdıklarında Hae Min adamın bir şeyi olmadığını gördü. Burnu bile kanamamıştı. Tae Jun ‘un arabasına yaklaşmadan diğer araba durmuştu. Fakat o panikle Tae Jun kızın kolunu incitmişti.

Bunu öğrenen Hae Min çılgına döndü.” Ne yani senin bir şeyin yok. benim ise kolum ne halde ”

Tae Jun ” Böyle olmasını istemezdim . Hem seni korumaya çalışıyordum . Biraz takdir etsen.”

Hae Min ” Takdir etmek mi ? Aman Allah aşkına beni bir daha kurtarma bu sefer de öldürürsün falan.”

Tae Jun ” Amma yaygaracısın. Duyanda önemli bir şey oldu sanır. Alt tarafı bir incinme.”

Hae Min ” Bir incinmeymiş. Bu benim sağ kolum. Kolum böyleyken işlerimi nasıl yapacağım”

Tae Jun ” Ne tatlı canın varmış. Merak etme sakat falan kalmadın. İyileşene kadar sana bakarım . Oldu mu ? Mutlu musun ?

Hae Min ”Evet mutluyum. İyileşene kadar etrafımda olacaksın. Kölem gibi ne istersem yapacaksın. Yoksa seni affetmem. Seni dava ederim. Hem vicdan azabında da kavrulursun.’’

Tae Jun ”O zaman vicdanımı rahatlatmak hiç kolay olmayacak desene” dedi gülümseyerek.

Hae Min endişelenmesin diye Hye Jin ‘e haber vermedi. Hastane çıkışı Tae Jun onu eve getirdi. Yorgun olduğunu söyleyen kızı yatağına yatıran Tae Jun gitmek için kapıya yöneldi.

Hae Min ” Hey sen nereye gidiyorsun ? Bana verdiğin sözü unuttun mu ? Yoksa cayıyor musun ?”

Tae Jun ” Ben sözümden dönmem  ama sen buraya ilk geldiğimde ne demiştin. Bir genç kız yalnızken evine yabancı bir erkeği almamalıdır. Ne oldu fikrin mi değişti?

Hae Min ” Hayır değişmedi . Ama sen yabancı sayılmazsın bu kural sana işlemez.”

Tae Jun pis bir sırıtışla ”Hımm yabancı değil miyim ? Kimim o zaman ?”

Hae Min ” Müstakbel kocamın kuzenisin . Unuttun mu planımız işe yarayınca akraba olacağız.’’

Tae Jun üzgün bir ifade ve kırgın bir ses tonuyla ”Haklısın akraba olacağız dedi. Ardından sahte bir gülücükle dile benden ne dilersen sahip dedi.’’

Hae Min  bu soruyu bekliyormuş gibi ” Yemek istiyorum ‘dedi. Çok acıktım hem o hastane yemekleri berbattı. Güzel bir yemek istiyorum.”

Tae Jun ” Ne sipariş etmemi istersin ”

Hae Min ” Ne siparişi . Yemeği sen yapacaksın. Ben hastaneden yeni çıktım ev yemeği yemem lazım. Bana yemek yap.”

Tae Jun ” Hiç bir şeyi kolaylaştırmaya niyetin yok değil mi ? Peki dediğin gibi olsun” diyerek mutfağa gitti. Hae Min de peşinden gitti.

Tae Jun arkasında Hae Min ‘i görünce ” Senin yatıp dinlenmen gerekmiyor mu ?”

Hae Min ” Seni izleyeceğim. Beni zehirlemeyeceğin ne malum. Hem hemen kabul ettin belki intikam olsun diye içine bir avuç tuz koyacaksın”

Tae Jun ” Hemen komplo teorileri kurdun fazla film izliyorsun değil mi ?” Madem izle ve gör ama izlerken hayran kalırsan karışmam.

Hae Min ” Ne kadar kendini beğenmişsin. Sanki hayatında yemek yaptın da ”

Tae Jun ”Tencereler nerde ”

Hae Min dolapları açar bir türlü bulamaz.

Tae Jun ”Sen burada yaşamıyor musun ? Nasıl olurda yerini bilmezsin”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı hiç sevmiyorum”

Tae Jun dolaplara bakar her şey vardır. Üstelik yerli yerinde bir düzen içinde.

Tae Jun ” Peki bunlar ne . Hem nasıl oluyor da bu mutfak böyle düzenli”

Hae Min ” Ha o mu Hye Jin benim için alış veriş yapar, zorla temizlik yaptırır . Evi düzenli tutmazsam çılgına döner.”

Tae Jun ‘’ Bu çok güzel işte ”dedi sıcak bir gülümsemeyle.

Hae Min şaşırmıştı. Ne kadar içtendi gülümsemesi.

Hae Min ” Nesi güzel deliriyor diyorum sana”

Tae Jun ” Güzel olan birinin sana bakması. Sana dikkat etmesi. Senin için endişelenen birinin olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.”

Hae Min bu ne demekti şimdi diye düşündü.

Tae Jun ” Neyse çok konuşma da işimi yapayım.” dedi

Hae Min sessizce Tae Jun ‘u izledi. Bir profesyonel gibi yemek yapıyordu. Ona hayran hayran bakıyordu. Baya tecrübeli olmalıydı.

Hae Min ” Nasıl oluyor da yemek yapmayı biliyorsun”

Tae Jun ” Yurt dışında okuduğumu söylemiştim . Orada yaşarken kendi yemeklerimi yapıyordum.”

Hae Min afalladı ” Ne yani yemekleri sen mi yapıyordun”

Tae Jun ” Niye bu kadar şaşırdın. Kimin yapmasını bekliyordun”

Hae Min ” Senin çok paran olduğunu malikanede yaşadığını aşçılarının , hizmetçilerinin olduğunu düşünmüştüm.”

Tae Jun gülmeye başladı .” Sen var ya gerçekten çok dizi izliyorsun. Zamanını yararlı şeylere harcasan .Mesela yemek yapmayı öğrensen. Sana kim yemek yapacak.”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı sevmiyorum. Hazır şeyler yerim.” dedi umursuzca

Tae Jun ” Peki evlenince kocana kim yapacak ”

Hae Min ” Kuzenin zengin değil mi. Bir aşçı tutsun.”

Tae Jun ‘un yüzü düştü , bütün keyfi kaçtı. ” Haklısın zengin ama ben olsaydım senin pişirmeni tercih ederdim. Sevdiğinin yaptığı yemeğin tadı bir başka olur.”

Hae Min ” Woww ne kadar romantikmişsin sen .”

Tae Jun ” Dalga geçme . Hazır şeyler de yeme. Ben senin için ne zaman istersen pişiririm.”

Hae Min ‘in yanakları kızarmıştı. Benim dinlenmem lazım deyip mutfaktan kaçmıştı. Tae Jun da yüzünde belli belirsiz bir gülümseme arkasından baktı.

Tae Jun elinde çok güzel bir tepsi ile Hae Min ‘in yanına gitti. Hae Min yemeklere bayıldı. Gülümseme ile hepsini yedi.

Tae Jun ” Yavaş boğulacaksın. Çok iştahlısın maşallah”

Hae Min ” Çok güzel yapmışsın yemesem yazık olur.”

Tae Jun ” Aferin takdir etmeyi de öğrenmişsin.”

Hae Min ” İstediğin kadar konuş bu güzel yemekten sonra hiç bir şey asabımı bozamaz.”

Tae Jun tepsiyi mutfağa bırakıp döndükten sonra Hae Min’i uyurken buldu. Vakit iyice geç olmuştu. Nasıl olmuştu da zamanın farkına varmamıştı.

Hae Min ‘in telefonu çaldı.  Arayan Jon Won ‘du . Hae Min onu bir tanem Jon Won diye kaydetmişti.  Tae jun’un içini kıskançlık sardı. Tae Jun kız uyanmasın diye telefonun sesini kıstı. Sonra rehbere baktı kendi numarasını nasıl kaydetmişti acaba ? Sonra numarasını  gördü. Hae Min onu gulyabani diye kaydetmişti. Tae Jun gülümsedi. Hae Min ‘in yatağının ucuna geldi. Kulağına eğildi ve ” Çok özrü dilerim. Sana bir şey olacak diye çok korktum. Lütfen benim için bir gulyabaniye dönüşme.” dedi

Tae Jun evden çıktı. Kapının kapanmasıyla Hae Min gözlerini açtı . Yatakta doğrulup , oturdu.

” Gulyabaniye dönüşme mi ? Ne demek istedi ki şimdi bu ?”

****************************

Jon Won ülkeye döndükten sonraki iki aydır  yaptığı gibi akşam yine arabasını aynı semte sürdü. Yine her zaman olduğu gibi cesareti bir kaç sokak kala onu terk etti.  Sokaklardan birini köşesine park etmiş şekilde  kendini ikna etmeye , cesaret toplamaya çalıştı.

‘’ Belki ‘’ dedi  ‘’ Belki de yalnızdır, belki de beni hiç unutmamıştır. Ona olan sevgim ne kadar zaman geçerse geçsin bitmedi . Belki onun ki de bitmemiştir.’’

Ama sonra Hae Min’ in konuşmasını hatırladı.

Ben burada olmayan birine kendimi bağlamak istemiyorum. Çok üzgünüm ama neler olacağını bilemem. Belki yeniden aşık olurum. Sana bu sözü veremem. Burada bitsin. ‘’

Bunlar onu sözleri değil miydi?  Şimdi gidip Hae Min i başka bir adamla görmek vardı .  Buna cesaret edemem.  Hayır onu başkasıyla görmeye dayanamam.

O boş sokaklara bakarken sanki Hae Min i görüyormuş gibi içini döktü.

Ben seni hiç unutmadım . Hiç bir zaman . Kaç defa elim telefona gitti . Sana kaç defa gönderemedim mailler attım . Kaç tane mektubu yaktım biliyor musun . Ne çok şey yazdım . Neler anlattım yanımda değilken,  yaşadıklarımı ben her gece resmine fısıldadım .

Ben seni hiç unutmadım.  Her kahve içişimde , her yağmur yağdığında , her papatya gördüğümde , sevdiğin yemekleri yediğimde , sevdiğin kokuyu duyduğumda , en sevdiğin şarkıda,  ben seni sensiz de yaşadım . Ben hiç unutmadım. Hayır hiç bir şeyi .  Ne beni sevdiğini söylediğin zamanı , ne ilk buluşmamızı , ne son buluşmamızı,  ben sana dair seninle geçen hiç bir anıyı unutmadım.

Ne ilkleri ne de sonları ben seni hiç unutmadım.

Sonra arabasını yine yaptığı gibi evine doğru sürdü. Belki bir gün cesaret ederde seni görürüm meleğim . Belki bir gün sende benden vazgeçmemişsen bizim yeni anılarımız olur .

Belki bir gün hala …

 

NOTLAR :  BEN HİÇ BİR ŞEYİ UNUTMADIM ADLI ŞARKININ TÜRKÇE SÖZLERİ MEVCUTTU VİDEO DA ŞARKILARI HEP DURUMLARA UYGUN SEÇMEYE ÇALIŞTIM UMARIM KEYİF ALIRSINIZ.

SONBAHAR ESİNTİSİ 7.BÖLÜM

george moustaki

” HOŞ GELDİN ”

Pazar gününden bir kaç gün önceydi. Young  Jae bir restoranda oturmuş eski bir arkadaşıyla yemek yiyordu. Yüksek sesle tartışan bir çift dikkatini çekmişti. Sesin geldiği yöne doğru bakınca Tae Jun ile Hae Min ‘i hararetli bir tartışmanın ortasında gördü. Tae  Jun o kadar dalmıştı ki tartışmaya  Young  Jae ‘yi görmedi bile.

Arkadaşı Young  Jae ‘nin baktığı yöne baktı ” aaa o Tae  Jun değil mi ? diye sordu.

Young  Jae ‘ ‘ Evet o ” dedi  umurunda olmadığını belli eden bir bakışla.

Sonra konu Tae  Jun ‘un üzerinden devam etti.  Arkadaşı Young  Jae ‘ye dönüp ‘’O adam hayranım, çok zeki biri ‘’dedi.

Young  Jae ”  Hımm zeki, çok zeki , o kadar zeki ki daha aşık olduğunun bile farkına varamayacak bir kalas dedi ” alay edercesine bir sırıtışla.

Arkadaş, Young Jae ‘nin söylediklerinden sonra  ikna olmamıştı ” Aşık mı?  Ne aşkı?  Tae Jun ‘dan bahsediyoruz . O öyle biri değil ” dedi.

Young Jae haklı olduğunu ispat etmek istedi. ‘’ İnan bana o fena halde aşık ama anlaması için biraz yardıma ihtiyacı var  ve ben ona yardım edeceğim ‘’  diyen Young  Jae filmlerdeki kötü kahkahaların sahibi meşhur cadılar gibi görünüyordu.

Pazartesi sabahı Hae Min ‘e bir demet kırmızı gül gelmişti. Masadaki güller hemen dikkat çekiyordu. Üzerinde Young  Jae ‘den gelen bir not vardı.  Geçen gece söylediğim şeyi unutmadın değil mi ?  Tae  Jun notu okurken Hae Min içeri girdi.

Hae Min ‘i görmezlikten gelen Tae  Jun notu masaya fırlatıp odasına geçti. Ne söylemiş olabilir ki diye düşünmeden edemedi. Tae Jun ‘un dalgınlığı yüzünden toplantıları kötü geçmişti.

Çok geçmeden işler değişmeye başlamıştı. Hae Min artık daha çok sorumluluk alan  biri haline geldi. Tae  Jun onun için her şeyi daha kolay hale getiriyor, her detay ile ilgileniyor, o fark etmeden her şeyi düzeltiyordu.  Hae Min artık  iş yerinde çok daha iyi vakit geçirmeye başlamıştı. İşe başladığından beri geçirdiği en iyi hafta buydu. Hae Min , Tae  Jun ‘un onun için yaptıklarının farkında değildi belki ama onun son zamanlarda çok dalgın olduğunu gözden kaçırmamıştı.

Young  Jae de şirkete sık sık uğrar olmuştu. Her defasında Hae Min ‘in yanına gitmeyi de ihmal etmiyordu. O gün Young Jae , Hae Min  i öğle yemeğine çıkarmıştı.

Hae Min bu ani ilginin nedenini merak ediyordu. Bu adamın neden bu kadar sık ona uğradığını merak etmemek elde değildi. Sonunda dayanmayıp sordu.

” Benden ne istiyorsun ”

Young  Jae ” Ne mi istiyorum?’’

Hae Min ‘’ Evet ne istiyorsun yani neden devamlı benim etrafımdasın? ‘’

Young Jae  ‘’Bilmem sadece iyi bir arkadaşsın, seninle iyi vakit geçiriyorum, iyi bir dostsun işte.’’

Hae Min  pek ikna olmamıştı  ‘’ Hepsi bu mu ? ”

Young  Jae ” Tam olarak değil galiba. Bir de senden bir iyilik isteyeceğim .”

Hae Min’’  aha!!!  Tamam işte biliyordum’’ dedi içinden . Yoksa Tae Jun’ a karşı casusluk yapmasını falan mı isteyecekti. Belki şirketi ele geçirmek gibi hain planları vardı.

Young  Jae   kızın beynindeki sorulardan habersiz anlatmaya devam etti. ” Belki birinin burnunu sürtmeme  yardım edersin. Bende sana yardım ederim. Sonra sen bana bir yardım da daha  bulunursun ve güzel bir kız arkadaşınla tanıştırırsın. Ne dersin ?’’ dedi alay eden bir sırıtışla.

Hae Min ” Nasıl bir yardım’’ dedi  cingöz bir tavırla.

Young  Jae ”  Belki patronunu elde etmene yardım ederim ” dediğinde   Hae Min yine mi diye düşündü. Neden bunlar hep beni başıma geliyor ki?

Hae Min ” Saçmalama o benden hoşlanmaz. Hem sana anlattım seni ayartmamı söylediğinde bunun bir mucize olacağını söyledi.’’ Bunları söylerken Tae Jun aklına geldi yüzü ekşidi, bütün neşesi kayboldu.

Young  Jae ” Ben yardım edersem olur” dedi. ‘’Hem unutma ava giden avlanır. O eni avlamaya çalıştı. Şimdi  sıra  onda. Ne yani ona söylediği sözleri yedirmek istemez misin? ‘’

Hae Min ” Hayır istemiyorum diye parladı. Neden hep beni kullanmak istiyorsunuz. İkiniz de küçük çocuklar gibisiniz. Ben sizin oyuncağınız değilim. Tamam mı.  Benimde bir insan olduğumu unutuyorsunuz. Benim duygularım yok mu? Derken hem sinirli hem de üzgündü.

Anlaşılan Hae Min çok kızmıştı. Young   Jae  konunun üstüne fazla gitmek istemedi. Hae Min ‘in gönlünü aldı. O tatlı dili ile verdiği sözler ve özür kelimeleri Hae Min’in gönlünü almaya yetmişti. İkisi fazla iyi anlaşıyordu. Hae Min artık Tae  Jun ‘a  ikisinin buluşmaları ile ilgili bilgi vermeyi kesmişti. Tae  Jun için bu durumun tek bir nedeni olabilirdi o da işin ciddiye binmesiydi.  Belli ki bu yüzden anlatmayı kesti diye düşünüyordu.

“Puerto Montt” – Los Iracundos

Hae Min ‘in işi başından aşkındı. Küçük bir mola için bir kahve alıp terasa çıktı. Şirketten diğer insanlarda burada şirket dedikodusu yapıyordu. Hae Min için bu konuşmalar ilginçti. Bilmediği ve çoğunun uydurma olduğu bir sürü tuhaf bilgi ediniyordu. Şimdi de yanına gittiği grup patronu hakkında konuşuyordu. Geçen gün onu ziyarete gelen kadının eski sevgilisi olduğundan, ona deli gibi aşık olduğundan, ne kadar şık ve zarif olduğunda bahsedip durdular. Hae Min patronu ile ilgili hiçbir şeyi merak etmiyordu. Dedikoduları dinlemeye dayanamayıp  içinde neden böyle garip bir his duyduğunu anlamadan orayı terk etti.

Rakip şirket yurt dışında güçlü olmak için ortaklık teklif etmişti. Birlikte çalışacakları bir proje için görevlendirdikleri bir temsilciyi Tae Jun’ a yollamışlardı. Joo won  takım elbisesinin içinde çok saygın ve yakışıklı görünüyordu. Evrak çantasını almış, son derece ciddi bir şekilde asansörlere doğru yürürken aklında projenin detayları vardı. Tae jun ‘u ikna etmesi çok önemliydi.

Tae Jun , Hae Min ‘in masasına bir kaç evrak bıraktı. Hae Min ‘e emir yağdırmakla meşguldü. Jon Won asansörden indiğinde hemen karşısında Hae Min ‘in masasını gördü ama kızın önünde bir adam dikilmiş , aralıksız konuşuyordu. Tae Jun , Jon Won ‘u fark etmedi bile. Hae Min ise Tae Jun ‘un yüzünden sıkılmış bir şekilde kafasını çevirdiğinde karşısında Jon Won ‘u buldu.  Kızın yüzünü koca bir gülümseme kapladı hemen atılıp Jon Won ‘a sarıldı. İkili uzun süre ayrılmayınca Tae Jun öksürük krizi geçirmek zorunda kaldı.

Hae Min hala Tae Jun ‘un varlığını reddediyordu. Gözlerini yakışıklı adamdan ayırmadan heyecanlı ve sevinçle konuşmaya başladı.  ‘’ İnanamıyorum sen karşımdasın. Ne zaman döndün ? Ne kadar kalacaksın. Burada ne işin var. Dur beni nasıl bulun?’’

Jon won ile konuşurken nasıl şen şakrak bana gelince suratsızın teki dedi Tae Jun içinden.

Jon won ise baktı soruların ardı arkası kesilmiyor. Parmağını Hae Min’in dudaklarının üzerine koydu. ‘’ Sakin ol meleğim , yine nefes almayı unuttun ‘’ dedi gülümsemesiyle.

Hae Min hala heyecanlı bir şekilde elini Jon Won ‘un omzuna vurup ‘’ Aman sende’’  dedi .

Jon won da çok şaşkındı karşısından görmeyi en çok istediği ama aynı zamanda görmeyi en son umduğu kişiyi görmüştü. Kalbi bir kuş gibi çırpınıyordu. Yine o okullu çocuk oldu. Sanki yıllar hiç geçmemişti. Sanki bütün bir zaman, dünya her şey, onunla son görüştüğü anda durmuştu. Orada takılı kalmıştı işte. Şimdi yeniden devam ediyordu.  Zamanın bütün izlerini şu güzel kız silmişti yine. Beni çocuklaştıran sendin dedi içinden.

Tae Jun ikisinin burnunun dibine gelip bir adama bir kıza baktı. ‘’ Çay kahve de ister misiniz ‘’ diye sordu sinirli bir şekilde.

Jon Won bir açıklama yapması gerektiğini düşündü. Aslında Tae Jun ‘un delici bakışları yüzünden buna mecbur hissetti.  Elini uzatıp ‘’ Merhaba ben Jon Won, Song şirketi adına buradayım, Song şirketi için pazarlama bölümü yöneticisi olarak çalışıyorum. Sizinle bir randevumuz vardı.’’ Dedi gayet ağırbaşlı bir tavırla konuşuyordu.

Tae Jun adamın  elini sıkıp ‘’ Öyleyse toplantıya geçelim, zaten yeteri kadar bekledim’’ dedi.

Hae Min dudaklarını bükmüştü. Sormak istediği bir sürü şey vardı.

Jon Won ‘’ Kusura bakmayın’’  dedi. Hae Min’i görünce çok şaşırdım,  hiç beklemiyordum.’’  Sonra Hae Min’ in yanağına bir öpücük kondurarak  ‘’ Çıkışta görüşürüz meleğim ‘’ dedi.

Hae min yine de somurtmaya devam etti. Bu sefer Jon Won kızın kulağına doğru eğilerek ‘’ Korkma seninle geçirecek daha çok zamanımız var’’  diyerek Tae Jun’ un peşinden gitti.

Evrakları masaya dökmeye başlayınca Jon Won çok ciddi bir hal aldı. Bu işi ne olursa olsun almalıydı. Uzun ve zorlu bir toplantıdan sonra Jon Won çantasını alıp çıkmak üzereydi. Tae Jun onu durdurarak.’’ Kusura bakmasanız özel bir şey sorabilir miyim ‘’ dedi. Çok merak ediyordu ama bunu belli etmek de istemiyordu.

Jon won ‘’Tabi’’ dedi.

Tae Jun :’’  Hae Min onunla nereden tanışıyorsunuz?  Yani asistanımın rakip şirketle ne işi olabilir ki ?’’

Jon Won bunun iş kaygısıyla sorulan bir soru olduğuna inanıp ‘’ Biz okul arkadaşıydık ‘’ dedi içiniz rahat olsun  Der gibi ‘’ Bir sürede sevgiliydik’’ dedi.

Jon Won gittikten sonra Tae Jun kendini sinirle koltuğuna bıraktı Sevgili mi ? Artık daha çok uyuz olmuştu. Eski sevgililer bu kadar samimi olur mu ya?  Birbirlerini gördüklerinden nasıl sevindiler. Ben benimkilerden hep kanlı bıçaklı ayrıldım. Eski sevgili adı üstünde eski. Yürümemiş ayrılmışsın. Nedir bu samimiyet diye geçirdi içinden. Sonra hem Young Jae ne olacak dedi. Bu kız hiç de düşündüğüm gibi çıkmadı. Baksana kaç kişiyi idare ediyorsun Hae Min dedi. Bizim  bir anlaşmamız vardı, sözünde dursan olmaz mıydı. Tae Jun kendini sadece Young Jae meselesi yüzünden kötü hissettiğine inandırmak için çok çaba harcadı.

SONBAHAR ESİNTİSİ 6.BÖLÜM

GULYABANİ KİM ?

A Man Without Love – Engelbert Humperdinck

Hae Min Arka tarafa doğru yürüyordu. Üç adam tarafından sarılmış Lee Young Jae ‘yi gördü. Adamlarla kavga ediyordu. Hae Min’ in şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Lee Young Jae onlarla dövüşüyordu ve adamlar sayıca üstün olmasına rağmen dayak yiyorlardı.

Lee Young Jae’ nin bu kadar iyi dövüşmesini sebebi çocukluğundan beri merak sardığı savunma sanatıydı. Fakat Hae Min’ in sesini duyunca dikkatini ona verdi,  arkasını döner dönmezde darbe almaya başladı. Diğer adamlar da bağıran kızı fark ettiler ve Lee Young Jae’nin tek bir çaresi kalmıştı o da hemen kaçmak.

Kızı tanıdığını anlayan adamlar Hae Min’in peşine düşünce Lee Young Jae de hemen Hae Min’in koluna yapıştı ve onu sürükleyerek arabaya bindirdi. Hızla oradan kaçmayı başarmışlardı. Hae Min nefes alışlarının normale dönmesinden sonra ‘’Kimdi o adamlar ? Neden sana saldırdılar ?’’ diye sordu.

Young Jae :  Boş ver onları. Sen benim evimde ne yapıyordun ?

Hae Min : Sana evrak getirdim değerli bay mükemmelimiz Tae Ju’ a göre bunları imzalaman gerekiyormuş ama bence sırf bana eziyet olsun diye verdi bu işi.

Young Jae elinde olmadan gülümsedi .

‘’Sırf sana eziyet olsun diye böyle şeyler mi uyduruyor?  İşte bu çok güzel.’’

Hae Min : Nesi güzel bana işkence etmesi hoşuna mı gidiyor?

Young  Jae : Haksız sayılmaz bana davranışlarını unutmadım.

Hae Min pişman olmuştu . Ses tonu az önceki gibi kızgın değildi artık üzgündü.

‘’Ben özrü dilerim . Öyle olsun istemedim ‘’ dedi kısık bir sesle.

Young  Jae : Tamam neyse seni affederim ama bir şartla. Bir gününü bana ayıracaksın.

Hae Min : Bir gün mü ? diyerek tekrarlarken şart kelimesini duyduğunda yaşadığı şoktan pörtlemiş gözleri yuvalarına geri döndü.

Young  Jae : Evet , yarın… yarın cumartesi . Cumartesi çalışmıyorsun değil mi ?

Hae Min : Hayır çalışmıyorum .

Young  Jae : İyi o zaman anlaştık . Şimdi in .  İşim var. Yarın görüşürüz.

Hae Min ne olduğunu anlamadan arabadan kapı dışarı edilmişti.

*************************************

Cumartesi sabahı Hae Min ‘in telefonu çaldı.

Hae Min : Alooooo!!!!

Young Jae : Hadisene dışarda bekliyorum geç kalma. Bekletilmeyi hiç sevmem.

Hae Min : Dışarda mı ? Sen kimsin be ? Hem neden bekliyorsun ?

Young  Jae : Cama çık ve gör .

Hae Min uyku sersemi ağzına geleni sayarken camdan dışarı baktı.  Unuttukları bir bir aklına gelirken o hazırlanmaya başlamıştı bile. Yolda Lee Tae Jun ‘a mesaj çekmeyi de unutmamıştı. ‘’Young  Jae ile buluştum.’’ Sadece bu kadar yazmıştı. Mesajı alır almaz Tae  Jun sabırsızlanmaya başladı. Bütün günü merak içinde geçirdi. Televizyon izleyemedi, gazete okuyamadı, hiç bir şeye konsantre olamadan , hiç bir şeye aklını veremeden volta atıp durdu.

Hae Min’ in günü ise oldukça eğlenceli geçti. Önce enfes bir kahvaltı yaptılar. Hae Min bu adamın yanında duyduğu rahatlığa hayret etti. Bowling oynadılar, sinemaya gittiler, akşam yemeğinden sonra dansa bile gittiler. Hae Min normalde bunu bir buluşma olarak adlandırırdı ama bu sefer yapamıyordu sanki bir şeyler farklı  gibiydi. Kötü vakit geçirmemişti aksine çok eğlenmişti ama sorsalar sebebini bilmediği, adını koyamadığı bir his vardı işte.  Young  Jae için ise bu gün harikaydı. Hem birlikte zaman geçirebileceği birini bulmuş yalnız kalmamıştı hem de diğerleri gibi onu sıkmayan biriydi Hae Min .

Christophe Rippert – La vie sans toi

Gece yarısı eve döndüğünde Hae Min kapıda Tae Jun ‘u gördü.

Tae Jun : ‘’ Neredesin sen ?  Bu saatte eve dönülür mü ?’’  diye sinirle konuşurken hiç bir şey anlamayan Hae Min : ‘’Ne var saatte hem külkedisi bile gece yarısı dönüyor ‘’dedi. ‘’Hem neden buradasın. Çok mu bekledin? ‘’

Tae Jun : ‘’ Hayır beklemedim.  Plan işe yarıyor mu diye merak ettim durum değerlendirmesi için geldim.’’ Dedi.

Hae Min :’’ O zaman iyi gidiyor bunu bil yeter ‘’ dedi.

Tae Jun : ‘’Hey böyle kesemezsin bütün detayları istiyorum’’ diye arkasında bağırırken Hae Min merdivenleri çıkmaya çalışıyordu. Hae Min kurtulamayacağını anlayınca merdivene oturdu.

Hae Min : ‘’Tamam tamam’’ dedi ve bütün detayları anlattı. O anlatırken yüzü ışıldıyordu. Belli ki çok eğlenmişti. O anlattıkça Tae  Jun sinirlendi.

Tae  Jun : ‘’Çok çocukça . Ne yani bunları yaparak mı kızları tavlıyormuş. Desene kızlar çok saf . Bu kadar şeye tav oluyorlar.’’ Dedi gıcık olmuştu.

Hae Min sinirlenmişti. ‘’ Sen ne anlarsın . O çok romantik biri işte kızlar buna tav oluyor.  Hadi git şimdi, uyumak istiyorum. Çok yoruldum.’’ Dedi ve sinirle evine girdi.

Tae  Jun evine vardığında neden sinirli olduğunu bile bilmiyordu. Kendini odasına attığında  Young  Jae içeri girdi.

Young Jae :’’ Neden geç kaldın seni bekliyordum.’’ Dedi.

Tae  Jun :’’ Neden kendi evinde değilsin ve beni bekliyorsun ?’’

Young  Jae o alaycı gülüşünü takınarak .’’ Oraya gidemem ‘’dedi. ‘’Orayı beğenen bazı adamlar var. Hem sana teşekkür etmek istedim . O güzel asistanınla birlikteydim bu gün. Çok eğlendim. O kız çok özel biri.’’

Tae Jun :’’  Ne güzel yeni bir oyuncak bulmuşsun bunu söylemeye mi geldin? ‘’

Young   Jae : ‘’Hayır o bir oyuncak değil. Onun için düşündüklerim bundan çok farklı . Neyse zamanı gelince anlatırım.’’  Dedi umursamaz bir tavırla.

Tae Jun : ‘’Ne anlatacaksan şimdi anlat.’’ Dedi sabırsızca.

Young   Jae :’’ Olmaz . Şimdi zamanı değil. Ben yatıyorum . Sana iyi geceler.’’ Diyerek çıktı.

Tae  Jun sabah kadar uyuyamadı.  Young  Jae ise derin bir uyku çekti.

Sabah Tae  Jun bir mesaj daha aldı. ‘’Bu akşam Young  Jae ile yemeğe çıkıyorum.’’

Akşam Tae  Jun yine  Hae Min ‘i bekliyordu. Young  Jae ile Hae Min köşeyi döndü. Onları yürürken gördüğünde Tae Jun bir tek Hae Min’e bakıyordu. Onun yüzünden, ifadesinden bir ipucu yakalamak ister gibiydi. Belki de bu yüzden Young Jae’nin onu gördüğünü anlamadı. Younga Jae,  Hae Min’ in elini tuttu sonra yanağına bir öpücük kondurdu.’’ Tekrar görüşelim’’ dedi ve kulağına bir şey fısıldayıp gitti. Young   Jae’ nin kıza fısıldadığı şey Hae Min ‘i şaşkına çevirdi.

Tae  Jun arabasının içinde Hae Min’e bakarken konuşmaya başladı.

‘’ Şimdi de sen bir gulyabani oldun.’’  Tae Jun elini kalbine götürüp durmasını diledi.

Cahit Berkay -Selvi Boylum Al Yazmalım

Young  Jae , Hae Min ‘i bıraktıktan sonra yürüyerek arabasını park ettiği sokağa döndü. Köşeyi dönüp arabasına binecekken, elinde torbalar hızlı hızlı yürüyen  Hye  Jin ‘i  gördü. Hye  Jin bir taraftan bu ağır torbaları tutmaya çalışıyor diğer taraftan nerdeyse kopacak olan tokası düşmesin diye uğraşıyordu. Çabası boşuna gitti toka sesiz sokakta yankılanarak yere düştü.  Saçları rüzgarda uçuşmaya başladı. Soğuk bir gece değildi belki ama rüzgarlıydı. Lee Young  Jae de  rüzgar gibi fırlayıp tokayı yerden aldı ve ani çeviklikle Hye  Jin ‘e uzattı. Tokasını almak isteyen kız uğraştıysa da ellerinin çok dolu olması yüzünden başarılı olamadı. Young  Jae torbaları kızın elinden alıp tokayı vermeyi düşündü ama hızlı bir karasızlıktan sonra vazgeçti. ‘’Pardon ‘’ diyerek tokayı Hye  Jin ‘in saçına taktı. Hye Jin bir yabancının saçlarına dokunmasından dolayı sersemlemişti. Hemen uzaklaşmak için ellerindekilere yüklendi. Young  Jae , Hye  Jin ‘in önüne geçerek torbaları işaret ettiği gözlerini kızın yüzüne sabitleyip’’ Nereye gidecek bunlar’’ diye sordu.

Hye  Jin burnunu havaya kaldırıp’’ Hiç gerek yok ‘’ dedi sert bir ses tonuyla. Young  Jae ‘’Lütfen ısrar ediyorum ‘’ diye diretti ise de kızın bakışlarından gitmesi gerektiğini anladı.

Young Jae Arabasına binerken film sahnesi gibi Hye  Jin ‘in uçuşan saçlarını hayal etti. Sonra Hae Min ‘i düşündü. Bu sokağa daha sık gelmeliyim diye geçirdi içinden.

Kim Hae Min yatağında uzanmış Young  Jae ‘nin söylediğini düşünüyordu. O son fısıltı kulağında, beyninde bir hükümdarlık inşa etmiş. Tüm gücüyle hükmeden bir kralın sesi gibi yankılanıp duruyordu.

Hye Jin aldığı eşyaları yerleştirirken gördüğü tuhaf adamı nereden hatırladığını anımsamaya çalışıyordu.

Young  Jae  arabasında eve doğru yol alırken beynini fetheden absürt düşüncenin etkisiyle devamlı gülümsüyordu. Kendisini bile duyamadığı kadar kısık bir sesle acaba bu kıza çarpıldım mı ? dedi.

Tae  Jun ise sokağın köşesinde arabasının içinde kıpırdamadan oturmaya devam ediyordu. O artık bir gulyabani mi oldu ? Hayır hayır bu saçma düşünceyi tereddüt bile etmeden attı kafasından son hız yol almaya başladı.