SONBAHAR ESİNTİSİ 15.BÖLÜM ”FİNAL”

” BİR PARÇA MUTLULUK”

Seni öyle sevdim ölürcesine 
Tanrının yazdığı şiircesine 

Cat STEVENS – Lady d’Arbanville

Bir yıl sonra  bir sonbahar günü….

Tae Jun uçaktan inince şimdi anlıyorum toprağı öpmek isteyenleri dedi. Daha önce yıllarca bu ülkeden uzak kalmıştı ama hiç biri bu kadar koymamıştı işte. Hiçbir zaman bu kadar özlememişti. Burnunda tüten içini sızlatan bu ülke miydi yoksa sevdiği kadın mıydı bilemiyordu. Tek emin  olduğu şey şimdi çok mutlu olduğuydu. Her şeyi düzene oturmuştu. Şirkette de çalışmayacaktı artık bu işler ona göre değildi. Hoşlanmıyordu. Şimdi kendisine yapacak bir iş bulana kadar işsiz fakat özgür bir adamdı.

Hae Min telaşla telefonda Hye Jin ‘e pasaportunu unuttuğu masayı  tarif ediyordu masanın  üstünde çabuk ol. Uçak kalkmadan yetiş lütfen.  Nasılda dalgındı. Her şeyi tekrar tekrar kontrol etmişti ama pasaportunu unutmuştu. Şirketi için yurt dışında ki bir firma ile görüşmeye gidiyordu. Hae Min arkadaşının pasaportu yetiştirdiğini öğrenince hızla koştu geliyorum bekle diyerek çıkışa doğru koşarken biriyle çarpıştı. Hye Jin de aynı anda koşturuyordu . Uçağın kakmasına çok az kalmıştı. Hae Min elinden düşenleri toplamak için eğildiğinde Tae  Jun ile yüz yüze geldi. İkisi birden gülümsemeye başladı.  Hye Jin gördüğü bu manzara karşısında afalladı . Pasaportu çantasına koyup artık gerek kalmadı dedi. Uçak havalandı ama Hae Min içersinde değildi. Eve giderken ılık bir sonbahar esintisi sardı etrafını sonra bir mutluluk kokusu …

Hae Min yurt dışına gitmediği ve iş yerine bir açıklama da yapamadığı için kovulmuştu. Madem işsizsim diye geç saatlere kadar uyumayı planlarken Tae Jun kapısına dayanmıştı. Hae Min kapıyı açıp yatağına yattı,  Tae Jun da içeri girip Hae Min in yatağına girdi. Hae Min şaşkınca hey ne oluyor diyecek oldu. Tae Jun onu susturdu. ‘’Baksana bu kadar uyunur mu hiç .’’

Hae Min’’ senin yüzünden işsiz kaldım uyumayıp da ne yapacağım ‘’dedi.

Tae Jun ‘’gel beraber çalışalım .’’

Hae Min ‘’ yönetici asistanlığı  mı kalsın senin kölen olmaya hiç niyetim yok. ‘’

Tae Jun ‘’hayır ‘’dedi ve ona sarıldı ‘’kölem olacaksın ama bu iş yerinde olmayacak inan bana tatlım buna gönüllü olacaksın.’’

Hae Min ‘’çıldırmışsın sen diye bağırdı.’’

Tae Jun ‘’evet ama bu senin suçun’’

Sonra Tae Jun ‘’şşı uykum var’’  dedi, Hae Min elini dudaklarına koyup sessiz işareti yapan Tae’ ye hayran hayran baktı , o parmak gibi dudaklarına dokunmak istedi .

Tae Jun   gözler kapalı  ‘’ağzının kenarındaki suyu sil şimdilik sadece uyuyacağız ‘’dedi  ve  kıza daha sıkı sarıldı .

Hae Min ‘’ gulyabani olmalı ‘’dedi .Aklımı bile okuyor gözleri kapalı hem de.

Tae Jun  kızı kendine çekti.  göğsü sıcacıktı. Hae Min onun Göğsüne kafasını koymuş kolları arasında sıcak.

Tae Jun’’ istifa ettim artık meteliksizin biriyim’’ dedi.’’ Yine de beni istiyor musun’’

Hae Min’’ evet ‘’dedi.

Tae Jun’’  Param yok . Neden ben . Artık züğürdün biriyim .Beni neden isteyesin ki.’’

Hae Min ‘’ çünkü çeyrek asırda ilk defa böyle mutlu oldum. Bir çeyrek asır daha yaşar mıyım bilmiyorum. Bu duyguyu bulur muyum bilmiyorum.’’

Sora hamile kalınca Kadimle geri dönmeye karar vermişlerdi.  Sora , hae min ‘e gitme nedenlerini anlatıyordu ‘’Kadim çocuğumuzu kendi ülkemizde yetiştirmek istiyor.’’

Kadim ‘’  Sano  küçük Kadim ‘i kendi gibi romantik yetiştirir müstakbel damadımın yanında olup onu yetiştirmeliyim değil mi .’’ dedi o güven veren gülüşü ile.

Hae Min kafeyi bana devretsenize dedi. Bu fikir çok hoşuna gitmişti . Kadim ve Sora da bundan hoşlandı sonra hummalı bir hazırlıkla Hae Min kafeyi devraldı. Tae Jun ile birlikte işleteceklerdi.

Tae Jun ” tabelayı değiştirmiyor muyuz ”dedi.

Hae Min ”hayır kalsın Kadim ‘in Yeri çok güzel bir isim ama belki altına Güzin abla diye ekleme yaparız ”dedi. Tae jun bir şey anlamadı Hae Min ise kendi kendine gülüyordu. Garsonlar için değişen hiçbir şey yoktu. Hae Min ile Tae Jun da Sora ve Kadim gibi durmadan didişiyordu.

*************************************

Frank Sinatra – Fly me to the moon

Young Jae sonunda bulmacasını çözmüştü. Neden Hae Min i öpmediği halde o kadar heyecanlandığını çözmüştü. Suçluluk hissinden böyle olmuştu. Bu heyecanın sebebi onun kendisine yasak olmasıydı. Şimdi içi rahatlamıştı. Evet onu seviyorum yanımda olsun istiyorum dostlarını kıskanıyorum ama bu aşk değil ben Hye Jin e aşığım Hae Min ise paylaşmak istemediğim kardeşim gibi. O  çok kıymetli bir dost. Young Jae ‘nin ona sevgisi de bundan ibaretti.

Tae Jun’ a  bir gün şunları söyledi ‘’ bir keresinde nerdeyse onu öpüyordum biliyor musun . hatta ona Aşık olduğumu sandım ama sonra bunun sebebini anladım” dedi.

Tae Jun eğer ona aşık olsaydın seni geberttirdim diyerek güldü.

Young Jae eğer öyle olsaydı onu sana bırakır mıydım diye karşılık verdi Young Jae. ikili şakayla karışık  bir birlerine vurmaya başladığında kafedekiler onlara tuhaf tuhaf bakıyordu.

*****************************************

Young Jae , Hye Jin’ i bir türlü evlenmeye ikna edemiyordu.   Sürpriz nikah hazırlamış kızı nikah salonuna bir bahane ile götürmüştü. Olanları anlayan  Hye Jin şaşkındı .

Young Jae’’ kimlik bilgilerine ulaşamam  mı sandın benim şirketim de çalışıyorsun.’’

Tae Jun ve Hae Min vardı bir tek nikahta .’’ Şahitler yeter  ‘’dedi  Young Jae ‘’sana muhteşem bir düğün yapacağım ama kaçmaman için önce nikah kıyacağız . ‘’‘’Nikahtan sonra balayına gidiyoruz.’’

Hye Jin ‘’hani düğün?  düğün olmadan balayı olmaz ‘’

Young Jae  ‘’tamam dönünce yaparız ‘’.

Tae Jun,  Hae Min ‘e  ‘’ acaba balayına nereye gittiklerini öğrendiğinde nasıl tepki verecek. ‘’

Hae Min  ‘’tabi ki şoka girecek .’’

Tae Jun ‘’ ona üzülmüyor musun’’

Hae Min’’ hayır hem de hiç.’’ Derken sırıtıyordu.

Young  Jae,   Jon Won  iş teklif etti . Tae Jun’ un yerine işlerin başına geçmesini istedi . Dayak yese de işlerde iyiydi Jon Won.   Young Jae bu fırsatı kaçırmak istemiyordu . Tae Jun ‘un yerine geçebilecek güvenilir birine ihtiyacı vardı. Jon Won da zaten uzaklaşmak istiyordu . Tam da zamanında böyle bir iş fırsatı kaçmazdı yalnız Young  Jae ‘nin ona böyle bir iş teklif etmesinin altında bir bit yeniği olduğunu düşünmeden de edemiyordu.

*****************************************

Su Ri , ‘’ duydun mu anne  bizimkiler aşık olmuşlar. Geçen şirkete gittiğimde herkes bu konuyu konuşuyordu. Dedikodular almış başını gitmiş. Galiba yakında düğün var’’ dedi kıkırdayarak.

Yaşlı kadın ‘’ne diyorsun sen. Olur mu öyle şey. Bizim onayımız olmadan kesinlikle olmaz. Hem kimlerdenmiş,  bilmemiz lazım bize denkler mi.’’

Su Ri ‘’ aman , kaldı mı öyle şeyler . artık aşk yetiyor gerisi yalan’’ dedi.

Kadın ise  genç kızının aklı başında hallerinden sıkılmıştı. ‘’Öyle şey olmaz Su Ri aşk yeterli değildir. Kim demiş bunu. Eğer uygun değilse ben izin vermem ‘’dedi.

Yaşlı adam sabahtan beri dinlediği muhabbete artık dayanamadı.’’ Sus bakalım gelin’’ diye köpürdü. ‘’Aşk zaten çok zor bir iş. Gençler yeteri kadar zorlukla uğraşıyorlardır. Eğer mutluluğu bulmuşlarsa onları rahat bırak. Aşka karışmak kimsenin haddine değildir bilesin. ‘’

Dede’’  gençlerin zaten bir sürü sorunu ,onlar daha kendileri bu işin içinden çıkmamışken siz ne karışıyorsunuz . onları yalnız bırakın hayatlarına karışmaktan da vazgeçin. Kimsenin böyle bir hakkı yok. ‘’ diye devam etti.

Kadın bozulmuştu ama söyleyecek sözü de yoktu’’ hep sen böyle yapıyorsun baba bak bu kızı da tek başına yaban ellere gönderiyorsun. Onları hep şımartıyorsun’’ dedi.

Su Ri dedesine sarılıp benim canım dedem sen olmasan ben ne olurdum dedi. Kadın bana inat yapıyorlar diye suratını buruşturup gitti.

Jashn-E-Bahaara – Jodha Akbar 

Su Ri  heyecanla bavulunu toplarken yeni hayatının düşlerini de aynı bavula diziyordu. Çok mutluydu eğer dedesi onun yanında olmasaydı hayatta gitmek için izin alamazdı ama yaşlı adam öyle anlayışlıydı ki torununa kıyamamıştı işte.  Genç kız hava alanında sevdiklerinden vedalaştıktan sonra içine anlamsız bir hüzün düştü . fakat koltuğuna oturunca uçakta her şey yine toz pembe oldu.  Yanında ki adamda pek suratsız duruyordu.

Jon Won, Young Jae  ile yaptığı iş anlaşmasından sonra uçakta oturmuş yapacaklarının düşünüyordu sonra iş meselelerini bırakıp orada bulacağı güzel kızları hayal etmeye başladı yüzünde muzip bir sırıtış vardı. Yanına oturan genç kız eşyalarını yerleştirirken baya patırdı çıkarmış hayallerini ve keyfini kaçırmıştı.  Üstelik hiç susmadan konuşmaya başlamıştı.

Elini uzatıp ‘’merhaba benim adım Su Ri ilk kez  yurt dışına gidiyorum ,çok heyecanlıyım ,sen nereye gidiyorsun?’’

Jon Won nereye mi gidiyorum bu uçak nereye gidiyorsa oraya, ne saçma soru bu diye iç geçirdi.

ama Su Ri aralıksız devam ediyordu ‘’  ha ben on dokuz  yaşındayım sen kaç yaşındasın’’  gayri resmi konuşuyordu. ‘’ yaşlı durmuyorsun, zaten ben resmi konuşmaları hiç sevemem. Okumaya gidiyorum biliyor musun üniversiteyi orada okuyacağım, burada kazanamadım ama olsun orası çok güzel olmalı . ah neler yapacağım neler özgürüm artık . biliyor musun sen rain e çok benziyorsun.’’

Jon Won dır dır konuşmasından boğulacakmış gibi hissediyordu . artık yeter diye bağırmak geçti içinden ‘’ bakın agaşhi ben rain e benzemiyorum o şebeleğe beni nasıl benzetirsiniz’’ dedi.

Su Ri bozulmuştu ‘’ne şabeleği be . hem o senden daha yakışıklı sende ‘’ dedi. Anlaşılan küsmüştü.

oh iyi dedi Jon Won rahatlamıştı .  Yolculuk boyunca Su Ri devamlı yemek yiyordu Jon Won buna hem hayret etti hem de tuhaf buldu. ‘’Baksana çok yemiyor musun ‘’dedi.

Su Ri ‘’boş versene can boğazdan gelir ‘’dedi.

Durmadan Jon Won a da bir şeyler ikram ediyordu. Jon Won da her defasında yüzünde bir küçümseme reddediyordu fakat Su Ri çantasından bir şeyler çıkarmaya devam ediyordu .’’’ Yurt dışına mı çıkıyorsun yoksa savaşa mı gidiyorsun ne bu stok .’’’

‘’’ ya orada bulamayacağım şeyleri aldım sadece . ‘’’

Jon Won oteline geldiğinde çok yorgun hissediyordu. Bu uçak yolculuğu fazlasıyla uzundu üstelik o kız bu yolculuğu iki kat uzun hale getirmişti. Yatağına yatıp güzelce uyumak için hazırlanıyordu ki telefonu çaldı.

Young Jae ‘’ nasılsın ?  yolculuk nasıldı ?’’

Jon Won ‘’ çok yorgunum yolda hiç uyuyamadım eğer söyleyecek önemli bir şeyin yoksa hemen yatacağım dedi.

Young Jae ‘’ neden uyuyamadın ki onca saat ?

Jon Won ‘’ çünkü yanımda hiç susmayan biri vardı üstelik ona cevap vermediğim halde benim yerime de cevap verip yol boyunca kafamı şişirdi. ‘’ bunları anlatırken Su Ri nin en sevdiği film ile ilgili anlattıkları geldi aklına ah kafamdan çıkmıyor sesi diye inledi. Kafasını duvarlara vurmak istiyordu.

Young  Jae ‘’ neyse seni fazla tutmayayım . kuzenim yani Tae Jun ‘un kardeşi yurt dışında okumaya gitti. Seninle aynı otelde kalıyor lütfen ona göz kulak ol .sana güveniyorum dedi ve telefonu kapattı.

Jon Won dur ne diyorsun diye itiraz edecekken telefonun yüzüne kapanmasıyla kala kaldı. O kadar yorgundu ki tekrar arayıp kızıp bağırmaya bile hali yoktu.

Young Jae telefonu kapatıp sırıtırken . Hye Jin ‘’ neden ona önce söylemedin . bu gün Su Ri ‘yi yolcu ederken aynı uçakta olacaklarını biliyordun dedi.

Young Jae ‘’çünkü canım birini itiraz etmesini istemiyorsa ona fırsat vermemelisin emrivaki yaparsan itiraz edemez. ‘’

Hye Jin ‘’çok kötüsün biliyorsun değil mi ‘’ dedi.

Young Jae aynı sırıtışla  ‘’ ne oldu canım ilk aşkını bu ülkeden uzaklaştırdığım için kızgın mısın bana’’

Hye Jin,  Young Jae’ nin kafasına koca bir yumruk indirdi. Pis şey diyerek uzaklaştı. Young Jae de elini acıyan kafasına koymuş ‘’kimseye iyilik etmeye gelmiyor artık hiçbir şeye karışmayacağım’’ dedi.

****************************************************

Jon Won uyku sersemi kalkıp Young Jae’ nin ona söylediği odaya gitti. Kapıyı çalarken bir bu eksikti şimdi de bebek bakıcısı olduk diye sövüyordu. Kapıyı açan Su Ri ‘yi görünce iki kez lanet etti kaderine.

Su Ri mutlulukla onu içeri sürükledi ‘ ah bir bilsen ne kadar sıkılmıştım . nerden bildin burada kaldığımı .

Jon Won yeni tanıdığı adamı odasına alıyor bu kızın gerçekten bir abiye ihtiyacı var dedi içinden .  Sonra da Su Ri’ ye durumu anlattı.

Kız dinledikten sonra ‘’ kusura bakma ben burada özgür olmak için bir sürü plan yaptım bakıcıya ihtiyacım yok’’ dedi.

Jon Won ‘’bende hiç meraklı değilim ‘’dedi. Tam gitmek üzereydi ki yatağın üzerindeki gece elbisesini ve topuklu ayakkabıları gördü ‘’ bunlar ne ‘’ dedi.

Su Ri ‘’ diskoya gidiyorum,  alemlere akacağım’’ dedi.

Jon Won bu kızı tek başına bırakırsa ailesine ne derdi. Eğer başı belaya girerse Young Jae sana güveniyorum demişti  sonra Tae Jun ‘a can borcu vardı ah bu adam bunu kesin bilerek yaptı diye düşündü.’’ Bende seninle geliyorum’’ dedi.

Su Ri ‘’olur ‘’ dedi umursamadığını belli ederek. Kız elbisesini giymek için banyoya gittiğinde Jon Won yatakta oturmuş esnemekle meşguldü. Su Ri geri geldiğinde Jon Won’ u uyurken buldu.  Uyandırmaya kıyamadı . uyurken ne kadar yakışıklı duruyordu. Su Ri yatağın üzerine oturdu ve Jon Won u izlemeye başladı nefes alışlarını takip ediyordu üzerine bir örtü örttü çok geçmeden onu izlerken Su Ri de esnemeye başladı sonra başı yavaşça  Jon Won ‘un göğsüne düştü . Jon Won kollarıyla kız bir ahtapot gibi sardı . ikili öyle sarmaş dolaş uyudu…

Bir hikayenin daha sonuna geldik okuyan , yorumlayan destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum . sayenizde bende sıkılmadan yazdım bu süreçte çok eğlendim. şimdilik finale Geldik ama beni biliyorsunuz her an bir ekstra ile gelebilirim , gelmeye de bilirim garantisi yok.  ama nedense karakterlerimin hikayeleri benim için hiç bitmiyor. uzun süre yazmam sanırım sadece  one shotlar olur ondan sonra yarım kalan diğer iki hikayemi yazmak istiyorum Eğer burada olursanız mutlu olurum.  Bu hikaye benim için özeldi ilk yazdığım hikayeydi bazı yerlerine ekleme yaptım ama sahneler genelde ilk yazdığım hali ile yayınlandım . sürçü lisan ettimse affola .

SONBAHAR ESİNTİSİ 14.BÖLÜM

” AYRILIKLAR ”

 Mevsimler değişir ,serin bir sonbahar esintisiyle yapraklar ağaçları terk etmeye zorlar. Peki bu sonbahar kimleri dalından edecek ? Sen sonbaharda dalından düşmemek için çırpınan sarı bir yaprak gibisin.”

Umut Dünyası Unutulmaz Müzik

Jon Won kaçmak istediyse de fırsat bulamadan bu adamın yumruk ve tekmeleriyle yıkıldı,  hala çok güçsüzdü. Karşı koyamayacak kadar güçsüz. Evi de en yakın komşudan bile oldukça uzak inşa edilmişti onun sesini buradan kimse duyamazdı. Gong Chan ‘’’boşuna uğraşma kimse yardıma gelmez uslu uslu dur ‘’dedi.

Jon Won ‘’Ne istiyorsun’’ dedi.

Gong Chan ‘’ Bence ne istediğimi biliyorsun, senin gibi bir ispiyoncunun cezasını çekmesini istiyorum. Neden burnunu sokmak zorundaydın ki lanet olası kendi işine baksaydın ya . O kadın beni aldattı . Onunla birlikte iş yapıyorduk , zengin olacaktım, her şey çok güzel işlerken o salak bunu bozdu. Cezasını da çekti.  Ne var biliyor musun onu öldürmeyi o geceye kadar hiç düşünmemiştim ama sonra onu öldürürken öyle bir his kapladı ki içimi her şey birden anlamsız geldi. Zengin olmak , ünlü olmak , her şeye sahip olmak , kariyer sahibi olmak ne bilim her şey birden anlamsızlaştı . Ben hayatıma daha önce hiç böyle bir zevk yaşamadım. İnanılmaz bir şey . Bir insanın hayatını elerinin içinde tutuyorsun , avuçlarında onun hayatı varken o kadar güçlü hissediyorsun ki daha önce hiç hissetmediğim kadar . Bu dünyada  başka hiç bir şey öyle güçlü hissettiremez. O ölürken ne düşündüm biliyor musun bende ölebilirdim ama ölmüyordum,  o ölüyordu ve bu benim elimdeydi. Benim yerime bir  başkasının ölecek olması ne kadar tuhaf . Sanki onun hayatı bana bağlıydı,  istesem ölecekti işte bu Kadar basit tanrısal bir güç . İstediğin kişi ölüyor istediğin kişi yaşıyor . Artık hiç zayıf değilim . Ben bu kararı veren kişiyim . Şimdi sıra sende , senin için ne karar  verdim biliyor musun . Elbette biliyorsun .’’

Gong Chan bıçağı Jon Won’ a batırdı. Jon Won o soğuk nesneyi hissettiğinde  acı dolu bir ses koptu boğazından.

Tae Jun , bütün yanlış anlaşılmalardan sonra Jon Won ‘a bir özür borçluydu bir de teşekkür bunun için onun evine gitmeye karar verdi. Aslında bu hiç kolay olmayacaktı ama yapması gerekiyordu işte. Yoksa içi rahat etmeyecekti ya da Hae Min  içi. Eve geldiğinde kapıyı açık buldu sonra içerden bir bağırış geldi. Sese doğru yavaş yavaş yürüdü temkinliydi nedeni bilmese de acele hareket etmek istemiyordu sonra Gong Chan ‘i ,  Jon Won ‘un yanında buldu . Jon Won kan içinde adam başına dikilmişti. Tae Jun ne yapması gerektiğini biliyordu önce telefonuyla Young  Jae’ yi aradı ve polisi aramasını istedi sonra eve dönüp Gong Chan in karşısına dikildi.

Gong Chan  ‘’vay partiye davetsiz misafir gelmiş ‘’dedi. Ne güzel eğlence katlanacak.

Tae Jun ‘’ O Hiç belli olmaz ‘’dedi.

Gong Chan ‘’ Senin de işini bitireceğim ‘’ dedi kendine güveniyordu.

Tae Jun ‘’ Sen psikopatın tekisin . Ben de senin işini bitirecek olan kahraman .’’’

Bu sırada bıçağını alan Gong Chan soğuk kanlılığını kaybetti ve zekasını devre dışı bırakarak öfkesine yenildi. Tae Jun  üstüne doğru gelen adamım bıçak darbelerinden kaçmayı başardı sonra güzelce bir tekme ile onu yere düşürdü. Arkasından elinden düşen bıçağı alamasın diye bıçağı uzaklaştırıp Gong Chan e hayatının dayağını attı. Gong Chan yüzü gözü kan içinde  bayıldığında  Tae  Jun hasta bir adamı dövmeye hiç benzemiyor değil mi dedi.  İşte Jon Won un intikamını almıştı.  Sonra Jon Won un yanına  geldi zar zor nefes alıyordu. ‘’İyi misin’’ dedi.

Jon Won ‘’ merak etme hala yaşıyorum ‘’dedi.

Tae Jun ‘’ ölmesen iyi olur yoksa dünyanın en romantik erkeği olarak  kalplere kazınacaksın böyle bir rekabet adil olmaz.’’

Jon Won ‘’sanırım öyle’’ dedi. İkisi de gülmeye çalışıyordu ama Jon Won canı acıdığı için pek de başarılı olamıyordu. Ambulansın sesi duyuldu önce, ardından polisler ve Young Jae telaşlı bir şeklide görüldü. Tae Jun ‘un iyi olduğunu görünce rahatladı Young  Jae ama Jon Won yine fena halde benzetilmişti. Onu ambulansa koyarlarken’’ bu adam da devamlı dayak yiyor şuna bir ara savunma dersi mi versem’’ diye takıldı .

Tae Jun’’  haklısın ‘’ dedi.  ikisi Jon Won ile dalga geçerken Gong Chan polisler tarafından götürülüyordu. Young Jae ‘’ polislerden rica etsem şu adamı dövmeme izin vermezler mi ‘’dedi.  Kendilerini filmlerde olacak bir olayın içinde bulduklarından hala şaşkın olan kuzenler durumlarına gülüyordu.

**********************************************************************

Bir hafta sonra Jon Won taburcu oldu. Tae Jun ile Hae Min hastaneye gitmişti.

Tae Jun ‘’ bundan sonra  başını belaya sokma kurtarmaya gelmem bilesin’’ dedi.

Jon Won,  Hae Min ‘e dönüp ‘’  bu sevgilin nasıl bir adam baksana her defasında başıma kakıyor hayatımı kurtardığını .’’ dedi.

Tae Jun  ‘’ ee bu senden üstün olduğum tek yan bırak da gönül rahatlığıyla kullanayım’’  dedi. Hem gülüyordu hem de bak hayatını kurtardım artık Hae Min ‘e kardeşten öte davranamazsın ona göre diye tehdit ediyordu.

***********************************************************************

adieu mon pays TURKCE ALT YAZI

Ha emin günlerini boş geçiriyordu ve birden nasıl olduysa uzun zamandır konuşmadığı bir arkadaşı arayıp . bir pozisyon olduğunu aklına Hae Min geldiğini söyledi. Hae Min hiç beklemiyordu ama şans ona gülmüştü , hemen şirkete gitti. tam da istediği gibi bir işi olmuştu  ve  yapmak istediği iş ama nasıl oldu da bu kadar çabuk istediği bu işi bulmuştu işte bunu anlamıyordu.

Hae Min , sevgilisiyle buluştuğunda içi içine sığmıyordu . Öyle mutluydu ki . İşte tam hayatı istediği gibi düzene girmişti. İstediği işe ve sevdiği adama sahipti isteyeceği başka hiçbir şey yoktu.

Tae Jun buluşmaya gitmeden önce Hae Min ‘in şirkette ki ilk günlerinde söylediklerini hatırladı. Genç kız yurt dışında asla yaşayamam demişti. Bazıları bunu çok ister ama ben öyle insanlardan değilim. Asla yapamam başka bir ülkede. Tae Jun ya sevdiğin biri onunla gitmeni isterse dediğinde  Hae Min hiç tereddüt etmeden yanıtlamıştı . Kabul etmem demişti . Yani bu bana göre değil. Her şeyini bırakıp bir insanın peşinden gitmek . Genç adam şimdi nasıl olur da kıza ben gitmek zorundayım bütün hayatım , emmelim bu iş diyecekti. Benimle gel demek istiyordu ama alacağı cevabı da biliyordu işte.

Hae Min ile buluştuğunda Tae Jun işlerin başında olması gerektiğini , gideceğini onun da gelmesini istediğini söyledi. Hae Min ise yeni işinden bahsetmişti yapmak istediklerinden ikisi de gelecek planlarını anlattı ama ikisinin de gelecek planları aynı yerde kesişmiyordu.

Hae Min , Tae Jun’ un yurt dışına gitmesini istemiyordu,  tarih tekerrürden ibaretti, bu sefer sevdiğini kendi  elleriyle göndermeyecekti ama Tae Jun kararlıydı hayalini kurduğu şeyden vazgeçmek istemiyordu, sonra ailesini zor durumda bırakmak istemiyordu .

Tae Jun beni yeteri kadar sevmiyorsun yoksa benimle gelirdin dedi.

Hae Min sen beni sevsen bırakıp gitmezdin dedi.

Tae Jun beni bekle dedi.

Hae Min olmaz dedi . Beklemenin nasıl bir şey olduğundan haberin var mı senin,  olmaz seni beklemeyeceğim . Bu yüzden gitme … gitme

İkisinin de inadı kırılmadı en büyük kavgalarını yapıp ayrıldılar.

Sen gidince ruhumu bir alev sardı

Ağlayan gözlerimde hatıran kaldı

Bir zamanlar seninle mesut yaşardık

Şimdi o mutlu günler mazide kaldı

Uzanan ellerimi bomboş bıraktın

Gözlerimde yaş olup sel gibi aktın

Son ümidim sendin sana inandım

Ummadığım bir anda beni bıraktın

Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim

                                                                Sen mevsimler gibisin değişirsin sevgilim

Tae Jun bunca zaman geleceği düşündüğü için Hae Min den uzak kalmıştı ama işte artık çok geçti , aşık bir adamın yapacağı iki şey vardı biri hayatının aşkı diğeri sorumluluklarıydı . Bu çelişkili durumda çok  Düşündükten sonra istifa etmeye karar verdi. Gitmeyecekti. Young Jae ‘ye durumu anlattığında hiç beklemediği bir tepki ile karşılaştı. Kuzeni ona gidemezsin dedi. Beni burada Tek başıma bırakamazsın. Ben senin yardımına geldim ama şimdi sen şirketi bırakmaktan bahsediyorsun olmaz. Bunu bana yapamazsın en azında şimdilik tek kalamam. Bu yüzden bir süre de olsa işinin başına geçeceksin. Hae Min konusuna gelince seni desteklemeli, biraz fedakarlık yapmalı. Eğer bu kadar ayrılık bile size zor geliyorsa o kadar da sağlam bir aşkınız yoktur. Şimdi çocukluk etmeyi bırak. Young Jae artık bir iş adamı gibi konuşuyordu. Kendinden emin ve her şeyi hesaba katan , çıkarlarını düşünen bir iş adamı . Tae  Jun ise sadece aşık bir adam gibi düşünüyordu. Nerden nereye geldik diye iç geçirdi. İşlerin başına geçmemek için direnen bu adam şimdi şirket menfaatini düşünüyordu. Roller nasılda değişmişti.

”Dargın ayrılmayalım diye koştum sana dün” 

Hae Min , Tae  Jun onu bırakıp gitmez diye umut ediyordu , onu o kadar seviyordu ki Jon Won da olduğu gibi gitmesi için destekleyemezdi.  Kendi de onunla gidemezdi. Orada ne yapacaktı yine Tae Jun’ a bağlı olarak mı yaşayacaktı . Bunu kabul edemiyordu. Young  Jae arayıp uçağın bu gün kalkacağını söylediğinde Hae Min sevdiği adamı son kez görmek için koştu ama yetişemedi. Tae Jun ‘u görüp bağırdığı halde sesini duyuramamıştı. O ağlarken Young  Jae gelip kızı teselli etti. Ona sarılmış ağlayan kıza üzülme diyordu . Tae  Jun ise Hae Min ‘in sesini duymuş onu son kez görmek istemişti ama arkasını dönerse o uçağa binemeyeceğini biliyordu bu yüzden yoluna devam etti…İçi sızlarken Hae Min arkasından göz yaşı döküyordu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 13. BÖLÜM

” PİŞMANLIK ”

Sana nerden gönül verdim
Ah keşke vermez olaydım
Seni nerden gördüm
Keşke görmez olaydım

BÜLBÜLÜM ALTIN KAFESTE

Hae Min’ in dizleri onu taşımadı . Gözlerini açtığında başında  Hye Jin ve Young Jae vardı .’’ Bana ne oldu ‘’dedi.

Hye Jin  ‘’bir şey yok bayılmışsın’’ dedi. Üzgün olduğunu belli etmemeye çalışıyordu.

Hae Min ise hala yorgun hissederek zar zor konuşuyordu. ‘’Jon Won nasıl’’ dedi.

‘’ Hala ameliyatta’’ dedi Hye Jin . Durumu çok kötü diyorlar .

O kadar üzülüyordu ki Hae Min yıldırım gibi fırladı Tae Jun’ un evine gitti. Tae Jun onu görünce çok mutlu oldu. Hae Min ona gelmişti. Sevdiği işte onun yanına gelmişti. Belki de her şeye yeniden başlayabilirdi. Belki Hae Min onu severdi. Umutla doldu için  ama beklediği tepkiyi alamadı.

Hae Min  ‘’sen yaptın değil mi sen yaptın ‘’ diye Tae Jun’ a saldırdı. Onu yumrukluyordu.

Tae Jun ne olduğunu Anlamadı ‘’ ne yapmışım’’ diye bağırdı.

Hae Min zor duyulur bir sesle konuştu ‘’Jon Won onu sen dövdürdün’’dedi.  Tae Jun ne yani ona bir yumruk attığı için mi bu kadar ağlamıştı . Gözleri böyle kırmızı, yüzü solmuş  ve bana deli gibi saldırdı , hepsi bu yüzden mi?  Öfkesi yine onu eline geçirdi. ‘’ Evet ben yaptım. Ne olmuş dayaktan ölecek değil ya .’’

Hae Min buz kesti demek o yapmıştı. Bu kadar kötü olamazdı değil mi?  hayır olamazdı . İçinde hep bir umut vardı o yapmamış olsun diye.

Tae Jun  ‘’Beni aptal yerine koydunuz dedi. Anladın mı aptal, bunu hak etti. ‘’

Hae Min,  Tae Jun’ dan kaçarak uzaklaştı . Bu Adamı sevmişti bu  Adamı …ve Yıkıldı.

*********************************************************

Dmitri Shostakovich – The second waltz

Young  Jae bu kızın ona karşı ilgisizliğinden nefret ediyordu. Belki böyle buz gibi davranmasa görüp unuttuğu sıradan güzel bir kız olacaktı ama Hye  Jin ‘in davranışları bu işi kazanılması gereken bir mücadeleye dönüştürmüştü.

Sanki bu kız dünyadaki hiç bir kız tipine uymuyordu. Ne denese ne yapsa bu kadının inadını kıramıyordu. Çünkü Hye  Jin temkinli biriydi. Olmayacak duaya amin demezdi. Bu adamla ilgili söylenenleri duyduğu zaman ne hissederse hissetsin ona soğuk davranmaya karar vermişti. Hye  Jin duygularını bastırma konusunda çok iyiydi. Hae Min gibi yelkenleri suya indirmezdi.

Young Jae , Hae Min ‘i merak ediyordu. Son zamanlarda hiç iyi değildi üstelik bu Jon Won meselesi de kızı iyiden yiye yıpratmıştı. Evine gidip kontrol etmese içi rahat etmeyecekti. Young Jae onu beklerken Hye Jin göründü. Yavaş adımlarını sıklaştırıp adamın yanına geldi.’’  Sana daha kaç defa söyleyeceğim benim peşimi bırak’’ dedi.

Young Jae umursamaz bir tavırla sinirlerine hakim olmaya çalıştı ‘’  Senin peşinde falan değilim, sen kendini dünyanın merkezinde falan mı sanıyorsun. Ben Hae Min i bekliyorum .’’ dedi.  Hye Jin sinirle ne dememsi gerektiğini bilmeden arkasına döndü. ‘’Hae Min i bekliyormuş. hıh . ‘’

Young Jae umurunda olmaması gerektiğini söylese de  hala Hye Jin i izliyordu.

***************************************************************************

Young Jae,  Hye Jin  ile birlikte hastaneden çıktığında saat çok geç olmuştu.  Hae Min kalmakta ısrar ediyordu. Jon Won’ u bırakamam demişti.  Young Jae ,  Hye Jin’ i eve bırakacağı sırada bir telefon geldi. Arabada Young Jae ve Hye Jin vardı. Young  Jae gelmem işim var dedi. Hye Jin onu dinliyordu. ‘’Bak cidden gelemem’’ . Karşıdaki ses yolunun üstü dedi.

Hye Jin, Young jae  telefonu kapatınca ‘’ ben kendim giderim’’ dedi.

Young  Jae ‘’ olur mu öyle şey seni ben bırakacağım’’ dedi.

Hye Jin ısrar etti. Young  Jae  ‘’Bana iyilik yapmak  istiyorsan benimle gel. Çok sürmez yarım saat sonra seni eve bırakırım ‘’ dedi. Hye Jin kabul etmek zorunda kaldı .

Young Jae mekana girince arkadaşı hemen kolundan tutup bir masaya oturttu. Hye Jin de onun yanına . Young Jae nin okul arkadaşlarının hepsi buradaydı. Kızlar onu bir kadınla görünce kıskandılar.  Uzun boylu bir tanesi Young Jae’ nin omzuna elini yaslayıp sevgilinle geleceğini bilmiyordum dedi. Üzüldüğünü beli ediyordu. Young Jae açıklama yapacaktı ama çocuklardan biri fırsat vermedi. Oo onu yalnız bulmak ne mümkün ama tebrik ederim bu sefer ki sevgilin çok güzel dedi. Diğerleri de olayı budaklandırınca ne Young Jae ne de Hye Jin bir şey söyleyemedi. Young Jae biz kalkalım diyince ortamda gürültü koptu arkadaşı olmaz bir şarkı söylemden bırakma seni benim hatırım için bu gece çok özel biliyorsun .


Young Jae gerçekten olmaz dediyse de zorla sahneye çıkarılmıştı. O da mecbur şarkısını söylemeye başladı. Şimdi Young  Jae I m your man şarkısını söylüyor Hye Jin de gözlerini ayırmadan onu izliyordu. Sahnede öyle havalıydı ki onun şimdiki karizmasını gören hiçbir kadın etkilenmeden yapamazdı, taş olsa çatlardı. Hye Jin büyülenmiş gibiydi. Bu adam her defasında onu şaşırtıyordu. Tam tanıdığını düşündüğü anda yepyeni biri gibi ortaya çıkıyordu. Young Jae tanımakla bitmiyordu işte. Her defasında yeni bir hüneri çıkıyordu ortaya . Bırak uğraşma ben sonsuz bir dünya gibiyim dercesine ona bakıyor, onun için söylüyordu adeta.

OKUMAYANLAR İÇİN  SIFIRINCI BÖLÜM TIK TIK

Young Jae böyle tutkuyla şarkı söylemeyeli yıllar olmuştu. Bir heves başladığı müzik hayatı bir heves son bulmuştu. Belki buraya da zorla çıkarılmıştı ama Hye Jin e bakıp söyledikçe o tutku yeniden sarıyordu onu,  şimdi isteyerek ve sevdiği kadının gözlerine bakarak , en içten şekilde okuyordu şarkısını. Bir ara o kadar kapıldı ki hislerine Hye Jin e çok yaklaştı . Gözlerine bakıyor bir tek onu görüyordu. Nefesi onun ensesinde son buluyordu. Şarkı bittiğinde  Hye Jin hemen dışarı çıktı. Kendi kendine bir mücadeleye girişmişti. Young  Jae ne olduğunu anlamadan peşinden çıkıp kızın kolundan tuttu ne oldu nereye gidiyorsun dedi.

Hye Jin ben… ben… hemen gitmeliyim diyerek kendini kurtardı . Young Jae’ nin yüzüne bakmaya bile cesareti yoktu. Ona deli gibi aşık olmuştu. Bunu şimdi  anlamasa olmaz mıydı . ah aptal kafa ah . Young  Jae kolundan tuttu tekrar  nereye gidiyorsun seni ben bırakacaktım dedi..  Arabada biliyor musun Hye Jin PGMALİON  onu biliyor musun dedi Young Jae. Sende aynı onun yaptığı heykel gibi taş kalplisin.  Hye Jin bütün  gece düşündü uyku girmedi gözüne .

Sonraki bir kaç gün Young  Jae ona yüz vermedi ve  Hye Jin’ in sinirleri yıprandı.

********************************************************

duydum ki unutmussun

Young  Jae , Hye Jin ile asansörde karşılaştığında yine aynı taktiği uyguluyor ve görmezlikten geliyordu.Hye Jin  yine aynı tepki ile karşılaşınca kızdı  ” zor olduğu için vazgeçtin,  aşkın bu kadar basitti işte.”  Young  Jae asansörü durdurdu ve kızı duvara yapıştırdı,  gözlerini içine bakıp  kızı öpecekmiş gibi yaptı ama  Hye Jin ona yaklaşıp başını kaldırdığında vazgeçip  ” haklısın  kolay olanın hiç bir zevki yokmuş. ” dedi ve yeniden asansörü çalıştırıp gitti.  Hye Jin çok bozuldu ardı sıra Young  Jae nin gidişini izlerken içinden sövüyordu.

Dünyada sevdiğim bir tek sen vardın
Evvelce ben değil hep sen yalvardın
Şimdi neden bana el gibisin
Halbuki sen bana asıl yandın

Sevgi bağıma sen koydun bir diken
Nasıl yaktın sen beni daha gül iken
Niçin sözünden sen böyle caydın
Ne olurdu beni sevmiş olsaydın

******************************************************

İşte çıkarılan güvenlik görevlisi Kim Sang  silahı ile  toplantı salonuna daldı. Çok sinirliydi. Bunca emek verdiği işinden kovulmuştu ama yağma yok . Ben öyle harcanacak adamlardan değilim dedi. Sessiz sedasız çekip gidecek değilim. O toplantı odasına daldığı sırada içerde Young Jae , Hye Jin ve Lee Wong toplantı halindeydi. Adam silahı ile havaya bir el ateş etti. Sizi rehin alıyorum dedi. Üçü de şaşkın bir şekilde ne olduğunu anlamadı. Sonra adam kıpırdamayın sizi vururum diye bağırmaya başladı. Eliyle başını ovup duruyordu. Sanki kafasının içinde bir çekiç vardı. Kendine hakim olamıyordu. Karşısındakiler hiç  hareket etmediği halde Kim Sang için onlar kaçmaya çalışıyordu. O sırada silahını onlara doğrultu. Ateş edecekti. Ve çok geçmeden rehinelerin donmuş yüz ifadelerinden sonra bir silah sesi daha duyuldu.   Lee Wong  ‘ın  canı çok acıdı , yüreğine bir sızı saplandı . vurulmamıştı ama yıkılmıştı. Çünkü  havaya ateş eden güvenlik görevlisi yüzünden Hye Jin kendini Young Jae nin önüne siper etmişti . Kimi sevdiği ortaya çıkmıştı Young Jae şaşkındı. Hye Jin o kadar hızlı olmasa aynı şeyi o yapacaktı. Kim Sang ise yaptığından çok korkmuş az kalsın birini  öldürebileceği gerçeği ile yüzleşmiş silahını yere atıp ağlamaya başlamıştı

*********************************************************************

Young Jae kaçanı oynuyordu bu çok da hoşuna gidiyordu.  ama Tae Jun kızın sıkılabilmeğini söyleyince telaşlandı ya gerçekten kovalamaktan sıkılırsa dedi bunu göze alamazdı. O gece artık bu işe bir son vermesi gerektiğini anlayıp Hye Jin in evine gitti. Bahçeye gizli gizli girmiş onun penceresini arıyordu sonra küçük bir taş bulup cama atmaya başladı . Taşlar etki etmeyince bu ne ya bu çağda pencereye taş mı atılır diye söylenmeye başladı. Bu kız da telefonunu niye kapatıyor ki. Madem açmayacaksın onu taşımanın manası ne. Son taşı da bu düşünceler içinde atarken cam açıldı taş Hye Jin in alnında patladı. Hye Jin aşağı indiğinde eli hala kızaran alnındaydı. Young Jae ne diyeceğini şaşırdı . Hye Jin ile köşede ki masaya oturdular. Young Jae bu saatte rahatsız ettim özür dilerim dedi. Sonra yaptığında utanan küçük çocuklar gibi elini Hye Jin in kızaran alnına koydu çok acıyor mu dedi. Yüzü öyle acınası bir hal almıştı ki Hye Jin gülümsemeden edemedi. Hayır geçti dedi. Sonra buraya gelmene çok sevindim dedi. Sana anlatacaklarım vardı. Young Jae şaşırmıştı. Hye Jin devam etti. Lütfen ben bitirene kadar dinle olur mu. Bu çok zor ama Hae Min eğer söylersem işe yaracağını söyledi. Biliyorum biz denk değiliz. Bu söylediklerim çok saçma ama biri içindekileri söylemekten çekinme her zaman işe yara demişti. Sonu ne olursa olsun artık içimde saklamak istemiyorum. Ben nasıl oldu ne zaman oldu bilmiyorum ama seni seviyorum. Sana aşığım hem de bir budala gibi dedi. Young Jae,  Hye Jin in ondan hoşlandığını biliyordu ama böyle bir şeyi beklemiyordu. Afalladı bir an sonra kızı kendisine doğru çekip ona sarıldı . bunun bir rüya olmadığına ikna olduktan sonra  onu uzun uzun öptü bende sana aşığım budalam benim  Diye fısıldarken bu mutluluk hayatında tatmadığı kadar gerçek görünüyordu. Hye Jin ‘in kızaran alnına bir öpücük kondurduğunda artık kızın yanakları da al al olmuştu.

Ey büt-i nev-edâ.olmuşum müptelâ,
aşıkım ben sana,iltifat et bana

(ey yeni bir heykel kadar güzel edalı kız.müptelan olmuşum,
aşığım ben sana,iltifat et bana)

****************************************************************

Aradan geçen iki haftada Jon Won kendine gelmişti ve Hae Min e her şeyi anlattı.  polis Gong Chan ‘i yakalayamadı  ama evinde yapılan aramlar ve Kim Mun ‘un garanti diye sakladı itiraf name olanları ortaya çıkarmıştı. Jon Won ölürken bunları anlatmak için Tae Jun un ismini sayıklamıştı Hae Min ne kadar büyük bir hata yapmıştı. Nasıl Tae Jun u suçlamıştı. Katilsin sen katil diye bağırmıştı.

Hae Min,  Jon Won ‘u dinliyordu. Ona seninle evleneceğimizi söyledim sadece canı yansın istedim intikam istedim özür dilerim . Kendi mutluluğum için bencilce davrandım ama insan başkasının mutluluğu için iyi olamıyor. Mutlu olmak istediğim için beni suçlama lütfen.

Hae min ‘’ Ona kızma’’  dedi.  İçinden ‘’  O mutlu olmak için çabalıyor .   Hepimiz mutlu olmak için çabalarız . O da bunun için uğraştı kimseden başkasının  mutluluğu için bir melek olmasını bekleme,  öyle biri yok.’’

**************************************************************

makaram sarı bağlar (yeşilçam versiyon)

Özür dilemek için Tae Jun a gittiğinde utancından yüzünü kaldıramıyordu.

Tae Jun  ‘’ oo niye geldin tekrar katil olduğumu haykırmak için mi.’’

Hae Min  ‘’ Özür dilerim’’  dedi.’’  Çok özür dilerim,  tamam mı ? Ben bilmiyordum .’’

Tae Jun ‘’ Dileme boşuna,  bana bu kadar güvendiğin için sağ ol yani beni bu kadar mı tanıyordun ? Bunu yapacağıma gerçekten inanmıştın . O gün bana saldırırken bir katil olduğumdan hiç tereddüt etmedin.’’

Hae Min’’  ben…’’ dedi ama tamamlayamadı .

Tae Jun ‘’ Lütfen git söyleyeceğin hiç bir şey bana o halini unutturamaz .’’

Hae Min mecburen Tae Jun’ un dediğini yaptı. Akşam evde ona hala kızgın, öfkesi geçmemiş ama diğer taraftan kendini suçlar bir halde düşünürken telefonu çaldı. Hatta ki garson  ‘’ hızlı aramada siz vardınız’’ dedi.

Tae Jun ‘un numarası olduğu için Hae Min hemen açmıştı, demek bunca zaman sonra bile hala hızlı aramada o vardı.

Garson ’’  Bakın hanım efendi bu bey içkiyi fazla kaçırdı devamlı olarak Hae Min diye birini sayıklıyor . Gelip onu alabilir misiniz yada Hae Min’ i bulur musunuz’’ dedi.

Hae Min ‘’ Benim numaram orada ne diye kayıtlı ‘’dedi.

Garson’’ şey efendim gulyabani yazıyor .’’

Hae Min gülümsedi. ‘’Tamam geliyorum ‘’dedi.

Garson telefonu kapattıktan sonra Tae Jun uyanıp  yine onun yakasına yapıştı ‘’ Beni dinle’’ dedi .

Garson ‘’artık içmeseniz çok sarhoşsunuzu’’ dedi.

Tae  Jun ‘’ Ben sarhoş değilim. O kadın için ben her şeyi bırakmaya razıydım ama o ne yaptı beni aldattı . O kadın beni aldattı.  Benim bir hayatım vardı her şeyi planlamıştım ama sonra o çıktı her şeyi alt üst etti. Yurt dışında yaşamak için gidecektim biliyor musun?  O belki benimle gelmez diye duygularımı bile açamadım ona . Belki beni o kadar sevmez diye. Ama sonra onunla her şeyi göze alırım dedim. Hayallerimi de onu da aynı dünya ya yerleştirebilirim . Ben çok mutluydum . Onunla bir hayat kuruyordum . O gelip bütün dünyamı yıktı. Ondan nefret ediyorum .’’

Hae Min ,  Tae Jun’ u alıp evine getirdi. Sarhoş olan adam Hae Min’ i görünce konuşmaya devam etti. ‘’Haksızsın  Hae Min çok haksızsın .’’  Konuşurken dili dolaşıyordu, bu ona ayrı bir tatlılık katıyordu. Ellerini sallayıp ayakta durmaya çalışarak ‘’ Sana o sözleri söylediğim için çok pişman oldum ‘’  ama ayakta duramadı ve yere düşmek üzereyken Hae Min onu tuttu . Kıza yaslanmış bir şekilde takside hep aynı cümleyi söylüyordu. ‘’Ben başkaları olmadığını biliyorum, çok üzgünüm,  kıskanmıştım ‘’dedi.

Hae Min onu kanepe yatırdı gitmek üzereydi ki Tae Jun’ un eli onu yakaladı.  Tae  Jun gözleri kapalı ‘’ben seni seviyorum Hae Min hem de aklının alamayacağı kadar çok seviyorum’’ dedi.

Hae Min kanepenin yanına diz çöktü . Sabah Tae Jun uyandığında Hae Min’ i diz çökmüş kafası kanepede onun başının yanında uyuya kalmış gördü. Gözlerini açıp da kızı görünce yüzünü bir tebessüm sardı. Hae Min,  onun Hae Min ‘i yanındaydı işte. Tae  Jun,  hae min uyurken seyretti ve  ‘’ Seni bırakamam başkasıyla mutlu olsan bile olmaz. Benden başkasıyla mutlu olmana dayanamam benimle ol,  mutsuz olsan bile yanımda ol.’’  dedikten sonra kalktı enfes bir kahvaltı hazırladı.

Hae min bu leziz kokuların dürtmesiyle uyandı. Enfes kokuyordu. Gözlerini açtığında Tae Jun’ u hararetli bir şekilde çalışırken gördü. Öyle mutlu öyle kendinden geçmiş bir şekilde yemek yapıyordu ki bu manzarayı izlemenin verdiği zevk başka bir  şey ile karşılaştırılamazdı.  Tae Jun onu görünce’’ hadi yüzü yıkayıp gel harika şeyler hazırladım’’ dedi.

Hae min olmaz diyecek oldu ama sonra vazgeçti bu yemekler bırakılmazdı ki. Şu sofraya bak krallara layık bir sofra olmuştu.  Üstelik Hae Min bu adamın ne kadar lezzetli yemek yaptığını biliyordu . Obur tarafı onu ele geçirdi sofraya oturdu.  Kahvaltı faslı bitince birlikte sofrayı toplayı bulaşıkları yıkadılar. Hae Min gitmek için davrandığında Tae Jun sana bir şey göstereceğim diyip onu bahçeye götürdü. Bahçede bir bisiklet vardı. Hae Min şaşkın şaşkın Tae Jun a bakıyordu.

Tae Jun ‘’ o akşam bana anlattıklarını hatırlıyor musun işte o zaman aldım bunu . Şimdi sana bisiklet kullanmasını öğreteceğim. Dünya küçük değil Hae Min ama sende küçük değilsin’’ dedi. Hae Min çok mutluydu birlikte çalışmaya başlayana kadar.

Tae Jun  ‘’çok beceriksizsin öyle olmaz.’’

‘’ Hayır ayağına bakma önüne bak’’

‘’’ olmuyor. ‘’

‘’Denge dur’’ gibi sayısız emir veriyordu.

Hae Min sonunda bağırdı. ‘’Sen sanki ananın karnında öğrendin bu işi. ‘’

Böylece bu ikili bisiklet öğrenme sürecini de kavga ederek geçirdiler.

********************************************************************************

Jon Won hala bitkin olmasına rağmen hastaneden çıkmıştı artık daha fazla bu hastanede kalmaya dayanmayacaktı. Evine giderken aklında bin bir düşünce vardı ama bunların hiç birisinde evinde onu bekleyen davetsiz misafir yoktu.  Sessiz evine girip de ışıkları açınca karşısında gördüğü kişi Jon Won ‘u hayatında hissetmediği kadar  şaşkına çevirdi.  Gong Chan elinde sivri , parlak bir cisimle onu bekliyordu. Jon Won bırak kaçmayı yürümeye takati yoktu. Sesini duyurabilecek kimsesi olmaması gibi.  Gong Chan öyle pis sırıtıyordu ki olacakları anlamak için medyum olmaya gerek yoktu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 12. BÖLÜM

” YANLIŞLAR ”

Beni sevmiyordun, bilirdim 
Bir sevdiğin vardı, duyardım 
Çöp gibi bir oğlan, ipince 
Hayırsızın biriydi fikrimce 

Mere Haath Mein 

Hae Min ertesi sabah ilk iş Jon Won ‘un yanına gitti. Tae Jun da Jon Won ile konuşacaktı . Sabah sabah onun ofisine giderken bu işi bir an önce sonuçlandırmak istiyordu . Böylece aklında hiç bir soru işareti kalmadan yoluna devam edebilirdi. Sekteri Jon Won un yanında biri var buyurun bekleyin diyerek Tae Jun u bekleme odasına aldı ama Tae Jun fazla sabırsızdı yerinde duramadı , Bekleme odasından çıkınca Jon Won un açık olan kapısından içeriyi daha doğrusu Hae Min i gördü . Merakına yenik düşüp yaklaştı Hae Min  , Jon Won u öpüyordu . Bu bir yalan olmalıydı yada onun gibi bir şey bir hata evet bir yerlerde bir hata vardı . Belki Jon Won onu öpmüştü şimdi Hae Min onu itip tokat atacaktı değil mi Tae Jun bunu bekledi . İçeri girip bu adam bir yumruk atmamak için zor duruyor içinden bir ses bekle Hae Min i bekle diyordu ama öyle olmadı Hae Min ona tokat atmadı Tae Jun kapının eşiğinde iyice yaklaşmış şekilde beklerken Hae Min teşekkür ederim dedi. Teşekkür mü .  Ona teşekkür etti. Tae Jun yıkıldı olduğu yere çökmemek için tüm gücüyle kendini dışarı attı. Dünya etrafında döndü. Beyninden vurulmuş gibiydi ya da kalbinden . Dizlerdeki  gibi olmadı işte Hae Min ona tokat atıp ben başkasını seviyorum demedi işte.  Demek böyle aldanmıştı ne kadar saftı . O  kadın onu sevmiyordu İşte. Nasılda inandırdın kendini bu yalana . Kim bilir ne kadar eğlenmişti onunla dün gece . Ah aptal kafam benden sonra çok gülmüştür herhalde,  saf patronu ona deli gibi aşık olmuştu ama onun umurunda değildi. Daha kısa zaman öncesine kadar başkasını tavlayamayacağını iddia ettiği bu kız onu tavlamıştı , ava giderken avlanmıştı . Üstelik ona hiç değer vermiyordu .Bir başkasıyla birlikte ve benimle alay etti. Bu acı , bu öfke , bu kırgınlık geçmiyordu.

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, 
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın, 
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; 
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

**********************************************************************************

Hae Min , Jon Won ‘un yanında ayrılırken biraz üzgün, kendisine kızıyordu . Haksızlıktı yaptığı ama elinden bir şey gelmezdi. Ama ofisi gelince içi mutluluk doldu. Daha fazla bekleyemeyerek Tae Jun un odasına gitti. İçeri girince ona sarılacak bir Tae Jun hayal ederken kızgın bir Tae Jun buldu. Bakışları , yüzü öfkeden deliye dönmüştü. Hae Min ağzını açamadan Tae Jun onu yakalayıp öptü ama bu sefer çok farklıydı dünkü gibi değildi sevecen şefkatli değil hayır şefkati bırak sevgi bile yoktu içinde , onu canını yakmak ister gibiydi. Öyle sert öyle kızgın , öfke dolu acımasız ve zalimce öpüyordu. Dün gece suya susamış dudakları gibi ona susamış kana kana içen o dudaklar şimdi sadece acı veriyordu.  Hae Min daha fazla dayanmayarak Tae Jun u itti.

Tae Jun yüzünde alaycı bir sırıtış , elini çenesine koyup ‘’  Ne oldu . Hoşuna gitmedi mi?  Bana da teşekkür etmeyecek misin ‘’dedi.

Hae Min ‘’ Teşekkür mü’’  dedi şaşırmıştır. Sonra anladı Tae Jun demek ki onu görmüştü . Tae Jun kıskançlıktan bir canavara dönmüştü. Jon Won o iyilik dolu adamı bu yüzden mi bırakmıştı. İçi acıdı sonra Tae Jun,  Hae Min i parça parça edecek sözler sarf etti.’’ Ne yani ben o kadar iyi değil miyim . ama aferin sana çok iyi iş başardın . Ne güzel idare ettin hepimizi söylesene daha başka kaç kişi var ‘’ Bu zehir dolu cümle Hae Min in tüm sabrını tüketti. Tae Jun a bir tokat attı . Kapıyı çarpıp çıkarken kalbi sızlıyordu. Bir kaç dakika önce dünyanın en mutlu insanıydı şimdi ise en mutsuzu . Başından aşağı kaynar sular döküldü.  Tae Jun un o son cümlesi aklından çıkmadı bir türlü. Ağlayarak asansöre bindi. Tae Jun geride yıkılmış kendinden, Hae Min den herkesten nefret eden bir adam olarak olduğu yere çöktü. Dün geceden bu sabaha bütün mutluğu akıp gitmişti işte bir gecede her şey tuzla buz olmuştu. Aptallığına kızarak eli yanağında kala kaldı. Ve aklında tokattı attıktan sonra Hae Min ‘in sarf ettiği son cümle  ‘’ senden nefret ediyorum Tae Jun .’’

Hani bendim yedi renk hani tende can idim
Hani gunduz hayalin geceler ruyan idim
Demek ki senin icin ask degil yalan idim

Hae Min olanlardan sonra bir daha o şirkte gitmek istemedi. İşi bıraktı Young Jae’ yi ikna etmek zor olsa da oraya gitmeyeceğini çok sert bir dille anlatmıştı. Artık asistanlık yoktu , köle olmak yoktu narsist,  bencil Tae Jun da yoktu artık Hae Min vardı. Bir tek Hae Min .

********************************************************

Hae Min , Jon Won ile hala arkadaş olarak görüşüyordu. O sabah onunla  duygusal bir konuşma yapmıştı . Ona , ilk aşkına veda etmişti. Onu da kendisini de özgür bırakmıştı . başlarda  Jon Won’ u bırakmak istemiyordu ama şimdi başkasını sevdiğini fark ettikten sonra bu yaptığının haksızlık olduğunu anladı . Jon Won ona tekrar sevgilisi olmasını istediğini söylediği zaman yapması gerekeni yapmıştı. O kadar iyi birisin ki demişti  ve ben seni gerçekten çok seviyorum ama artık sana aşık değilim, bu sevgi değişti . Aynı bizim gibi,  biz de eğiştik. Sana aşıktım ama artık bir başkasını seviyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama durum bu . Jon Won hüzünlüydü,  zorla gülmeye çalışarak bunun geleceğini biliyordum dedi. Aşk hiç değişmezmiş ama kalbimizde ki kişi değişirmiş bu yüzden aşık olduğun zaman kişi değişse de hissettiklerin hep aynıymış dedi. Seni birinin gelip benden alacağını biliyordum  ama hangisi olacağına emin değildim.  Söylesene  Tae Jun değil mi ?  diğer zıpırın hiç şansı yoktu. Hae Min biliyor muydun dedi. Tae Jun’ u yani .

Evet tabi ki biliyordum,  o adam sana deli gibi aşıktı ve bunu saklama gereği bile duymuyordu ama sanırım bunu bilmeyen tek kişi sendin.  Ayrıca şimdi anlıyorum sende ondan hoşlanıyordun bir zamanlar bana bakar gibi bakıyordun ona, Fakat ben  bir türlü bunu kabul etmek istemedim sanırım. Evet şimdi düşününce Hae Min her zaman Tae Jun ‘a bakarken bir başkaydı. Jon Won şansına küstü kaderine sövdü ve sonunda sevdiğini gidişini izledi. Hae Min son bir şey istiyorum senden dedi. Jon Won ne olduğunu merak etti. Hae Min bir şeyi test etmeliyim diyerek Jon Won’ u öptü ve sonra teşekkür etti. Jon Won ne olduğunun anlamadı . Hae Min emin olmalıydım dedi. Ben hala emin değildim ama şimdi biliyorum sana  çok teşekkür ederim her şey için. Asla unutmayacağım benim için yatıklarını . Jon Won unutabilirsin dedi. Hatta şimdi bu kapıdan çıktığında unut dedi. Bedelini de bu öpücükle ödedin sana veda ediyorum meleğim .

Jon Won sevdiğinin gidişini izlerken aklına o meşhur şiir düştü .

Beklide bir rüyaydım
Senin için..
Uyandın ve ben bittim
Beni güzel hatırla
Çünkü sevdim seni ben her şeyini
Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın

Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım
Beni güzel hatırla
Sayfalarca mektup bıraktım sana
Şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım

Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye

Beni güzel hatırla
Dizlerimde uyuduğunu düşün
Saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Anlından öptüğüm dakikaları
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğini düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun
Bu da sana son sürprizim olsun
Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla
GİDİYORUM …

*************************************************************

A.Vivaldi – Four Seasons -Winter 

Kim Mun , Gong Chan’ in davetini kabul etmeden önce dediğim her şeyi yapacaksın yoksa bildiğim her şeyi anlatırım duydun mu beni dedi. Kim Mun şantaj yapmanın kolay bir şey olduğunu düşünüyordu. Kendisini yakmak uğruna Gong Chan’ i ihbar edemezdi ama onu parmağında oynatabilirdi. Bilmediği tek şey ise Gong Chan’ i şantaja asla prim vermemesiydi. Bu kadının öterse kendisini de yakacağını blöf yaptığını biliyordu. Asla konuşmaya cesaret edemezdi. Yine de Gong Chan’ in kibri kendisini böyle küçük gören birinin yaşamasına müsaade edemezdi. Bu ne cüretti.

Gong Chan ihaneti affedemiyordu. Kim Mun’ u son bir veda buluşması için dağ evine çağırdı . Onu tek istediğinin dostça ayrılmak olduğuna ikna etmesi hiç kolay olmamıştı bu kadın sandığından dişliydi. Bunca zaman nasıl olmuştu da bunu fark edememişti. Kim Mun keyfi yerinde kırmızı şarabını içerken biraz sonra başına geleceklerden habersiz bu dertten de kurtulduğuna seviniyordu. Birden başı dönmeye başladı. Gözleri karardı etrafında her şey yok oluyor yerini karanlığa bırakıyordu. Vücudu onu kontrol edemiyordu. Gong Chan’ in sesi kesilmişti duyamıyordu ara sıra aralayabildiği gözlerinden onun bir şeyler söylediğini görüyordu, dudakları kıpırdıyor ve son bir güçle açtığı gözleri onun sırıtan dudaklarını hafızasının en kuytu köşesine kazdı. Kim Mun’ un kadehi elinden düştüğünde beyaz halı kırmızıya boyandı. Saatler sonra Kim Mun başında büyük bir ağrıyla uyandı. Bir sandalyede oturuyordu, elleri ve ayakları bağlanmıştı . Kıpırdamak için çabalaması boşunaydı hala güçsüzdü. Zar zor konuşuyordu. Karşısında ki Gong Chan’ i ve o zalim gülümsemesini görünce kanı dondu , Birden bire vücudundaki bütün kan çekildi. Ne oluyor neden buradayım diye inleyerek kısık bir sesle konuşuyordu. Gong Chan normal bir sesle konuşuyordu ama Kim Mun için bu ses çığlıktan farksızdı. Sanki bağırıyordu, baş ağrısı gittikçe arttı. Çünkü canım bana ihanet ettin, her ihanetin bir bedeli olmalı. Kim Mun ölüm fikrini düşündükçe korkudan yüzü bembeyaz kesildi kireç gibi oldu. Dur bak dinle ben blöf yapıyordum seni asla ele vermeyecektim dedi. Gong Chan blöf yaptığını zaten biliyordum dedi. Seni bu yüzden burada tutmuyorum, beni ele veremezdin sen de yanardın. Ben seni buraya öldürmeye getirdim çünkü beni aldatabileceğini düşündün . O küçük beynin bana numara çekebileceğini nasıl düşündü. Buna nasıl cesaret ettin. Beni tehdit ettin üstelik bu blöfü yiyecek kadar aptal olduğumu düşündün . Bu aşağılanmayı kaldıramam anladın mı beni . Ben bunu ödeteceğim . Kim Mun korkuyla onu izlerken elinde parlayan bir şey gördü. Gözleri fal taşı gibi açıldı bu parlak şeye bakıyordu. Gong Chan ah o mu bıçak.  Bence bu iş için en uygun şey dedi. Nasıl da soğuk anlatamam ya da neden anlatıyorum ki dedi ve elinde ki büyük bıçağı Kim Mun’ un göğsüne batırdı.  Kim Mun acı dolu bir çığlık attı. Ne olduğunu anlamadan bir daha aynı acıyı hissetti. Gong Chan bundan zevk alıyordu gülerek aynı işlemi daha yavaş bir şekilde tekrar etti. Merak etme hemen ölmeyeceksin ödevimi iyi yaptım. Bu darbeler seni öldürmek için değil sadece acı vermek için . Gerçekten de Gong Chan her darbeyi iyi hesaplıyor, ölümcül olmaması için çabalıyordu. Bu zevkten hemen vazgeçemezdi. Eğer Kim Mun hemen ölürse bu eğlence de son bulurdu. Bir süre ara verdikten sonra kan kaybeden kadına döndü. Bunun böyle haz verebileceğine inanmazdım dedi. Kim Mun boş gözlerle Gong Chan’ e bakarken artık sonunun geldiğini biliyordu.

Kim Mun acı içersinde inlerken gözlerini tekrar aralamayı başardı. Gong Chan onu izliyordu nihayet tekrar uyandın dedi. Acıdan bayılan kadın son bir çaba ile ellerini kurtarmayı denedi ama yarasızdı. Gong Chan ise gülümsemeye devam ediyordu. Boşuna yorulma dedi. Zaten çok sıkıldım . Seni öldürürken bütün acıyı hissetmeni istiyorum . Yavaş yavaş,  kıvrana kıvrana ölmeni istiyorum bu yüzden tekrar bayılma. Seni beklemek çok sıkıcı biliyor musun. Kim Mun feryat içindeydi çığlık çığlığa bağırıp son şansını da tükettikten sonra nafile olduğunu anladı . Bu sefer yalvarmaya başladı. Ben konuşmayacaktım. İnan bana söz veriyorum kimseye bir şey söylemem ne olur çöz beni çöz . Lütfen yalvarırım çöz.  Gong Chan nefesini boşa tüketme dedi. Bu ormanda seni duyacak kimse yok. Konuşma meselesine gelirsek bunu zaten yapamayacaksın çünkü seni öldüreceğim. Hayatının hatasını yaptığın için öldüreceğim beni nasıl hafife alırsın.  Ve elindeki sivri uçlu bıçağı kadının karın boşluğuna sapladı. Yüzünde inanılmaz bir haz vardı. Kim Mun acı içinde bağırırken o zevkle gülümsüyordu. Gong Chan eserine bakarken  bunu mecburiyetten yapmadığını anladı. Birinin öldürmenin verdiği o hazzı duyunca o muhteşem duygu işte o an fark etti bu dünyada onun için bundan daha güzel hiçbir şey yoktu. Şirket başarı , para , ün , hepsi boşmuş. Her şey boş…

İki gün sonra ormanda koşuya çıkmış iki genç Kim Mun’ un kanlar içindeki cesedini buldu. Tae Jun işi gelmeyen ve hiç bir aramaya cevap vermeyen Kim Mun’ un ölüm haberini gazeteden duydu. Neden Kim Mun u öldürmek iste sinlerdi ki. Polis bunun bir sapık tarafından işlenen bir cinayet olduğuna kanaat getirmişti. Kimseler şüphelenecek bir durum bulamamıştı. Katilde hiç bir iz bırakama konusunda büyük gayret göstermişti. Ta ki Jon Won , Gong Chan e gazetedeki ölü kadınınla onu gördüğünü söyleyene kadar Gong Chan’in de kimsenin gerçeği öğrenmeyeceğinden kuşkusu yoktu. Jon Won aynı şirkette çalışmaya başladıklarından beri Gong Chan e ısınamamıştı üstelik ondan uzun süredir şüpheleniyordu. Bu adamın gizli kapaklı işler çevirdiğini bilmek için medyum olmaya gerek yoktu.

*************************************************************

Jon Won,  Gong Chan ile Kim Mun’ un görüştüklerini görmüştü. Kadının haberlerini gazetede gördükten sonra Gong Chan’ e sevgilisi olup olmadığını sorduğunda verdiği tuhaf tepkiyi hatırladı . Bu işte kesinlikle bir iş vardı ama ne . Bunu öğrenmek için blöf yapmaya karar verdi. Eğer Gong Chan blöfünü yerse Jon Won bir şeyler öğrenebilirdi. Jon Won , Gong Chan ‘ın odasına girdiğinde adam onu hiç beklemiyordu. Hal hatır sorduktan sonra Jon Won baksana seninle aynı şirketteyiz ama ne kadar zamandır hiç konuşmadık belki bir içki falan içeriz . Erkek erkeğe dertleşiriz dedi. Hem bana Kim Mun ile ilgili olayı da anlatırsın . Gong Chan ne olayı dedi anlatacak bir şey yok. O kadını ömrümde bir kaç kez görüm o kadar onu tanımıyordum bile. Jon Won bana yalan söyleme her şeyi biliyorum onu çok iyi tanıyordun hatta onunla çevirdiğiniz işleri de biliyorum . Bu söyledikleri ya geri tepecekti ya da işe yaracaktı. Gong Chan sen saçmalıyorsun dedi. Nereden çıktı bu paranoya,  şimdi beni yalnız bırak işlerim var diyerek onu kovdu. Jon Won kafası Karışık acaba doğru mu söylüyor diye düşünürken Gong Chan telefona sarılmıştı. Evet işini bitirin dediğim gibi yapın . Nasıl mı ?  Döverek olsun hırsızlık için dövülen çok insan var değil mi . Hem dayak cennetten çıkmadır birilerini de cennete yollasa bir şey olmaz.

*********************************************************************

(알리 – 상처) Ali – Hurt (ROOFTOP PRINCE OST)

Jon Won , Hae Min’in  işten ayrıldığını öğrendiğinde Tae Jun’ a duyduğu öfke daha da kabardı . Hae Min ‘i böyle bir adama mı bırakmıştı . Böyle bencil birine,  sırf mutlu olsun diye ama o ne yapmıştı sadece onu daha üzmüştü. Hae Min eski neşesini kaybetmişti hep dalgındı. Bu yüzden Jon Won , Tae Jun ile karşılaştığında kavgaya hazırdı. Tae Jun yalnız mı geziyorsun dedi. Otoparkta Arabasına doğru yürürken görmüştü Jon Won’ u içi hala soğumamıştı onu bir güzel benzetmek istedi. Jon Won seni ilgilendirmez dedi. Sonra Tae Jun ‘un canını acıtmak istedi . Ama çok merak ediyorsan yakında evleniyoruz dedi. Tae Jun mahvoldu. Ama belli etmemeye çalışarak merak etmiyorum . onunla sen tam da birbirinize göresiniz . iki zavallı . Jon Won ağzını topla dedi. Tae Jun toplamazsam ne yapacaksın diyerek onun üzerine yürüdü ikisi de bir kıvılcım bekliyordu. Sadece son bir kıvılcım. İlk yumruğu Jon Won attı. Tae Jun yere yıkıldı, beklemediği kadar sert bir yumruktu . Jon Won adamın çenesinden akan kanı görünce içine su serpildi . Tae Jun Ayağa kaktı ve Jon Won a hayatının darbesini attı . O yumruk bu Sefer   Jon Won’ un burnunu kan içinde bırakmıştı . Tae  Jun elini silip arabasına doğru yürümeye başladı . Jon Won geri dön korkak dedi. Tae Jun değmezsin diyerek arabasına bindi.

Jon won,  Tae Jun un gidişini izledikten sonra etrafının sarıldığını fark etti.Jon Won dört adam tarafından köşe sıkıştırılmıştı. Ellerinde soplar onu dövmeye başladılar. Öldürürcesine vuruyorlardı. Sonunda Adamın biri ölmeden sana son Bir tavsiye dedi bilmediğin işlere burnunu sokma hele şantaj çok kötü bir şey sonra Gong Chan’ ın selamı var diyerek başladığı işe devam etti. Öldü mü Galiba işi bitti dedi adam . Jon Won’ u bırakıp giderlerken Jon Won’ dan geriye kanlar için nefesini vermek üzere olan bir beden kalmıştı. Hastanede gözlerini açar gibi olunca Hae Min’ i gördü söylemesi gerekiyordu belki bir daha fırsatı olmazdı Hae Min gözleri yaş içinde ne oldu dedi.  Bunu sana kim yaptı ama Jon Won onu duymuyor sadece dudaklarından sürekli Tae  Jun… Tae  Jun ona söyle diyordu. Doktor artık ameliyata almalıyız dedi. Hae Min kurtulacak mı durumu  ne lütfen söyleyin diye yalvarırken doktor üzgün bir şekilde  size umut vermek istemem durumu çok kötü dedi. Belki kurtulamaz. Hatta kurtulması çok güç dedi.

********************************************************

SONBAHAR ESİNTİSİ 10.BÖLÜM

”VAZGEÇİŞLER”

KINALI YAPINCAK FİLM MÜZİĞİ

Sabah işe gelen Hae Min ,  Tae Jun ile Young Jae’  yi karşısında buldu.

Young  Jae ‘’ Toplan bakalım artık benimle çalışıyorsun’’  dedi.

Hae Min önce afalladı sonra  ‘’Ne dedin’’  diye tekrar etmesini istedi .

Tae Jun ‘’ Artık Young Jae ile çalışacaksın . Kendisi bunu talep etti . Bende bir sorun oluşturmayacağına  kanaat getirdim ‘’ dedi.

Hae Min ‘’  Demek öyle ve kimse bana sorma gereği bile duymadı ‘’ dedi.

Young Jae şaşkınca’’  Hadi ama benimle çalışmayı bununla çalışmaya tercih edersin değil mi ?’’

Hae Min ‘’  Kusura bakmayın efendim ama seçme hakkım varsa  ben burada kalmayı tercih ederim  ‘’ dedi.

Tae Jun da Young Jae de çok şaşırmıştı. İkisi de bunu beklemiyordu.

Hae Min ‘’ Şimdi izin verirseniz işimin başına dönmek istiyorum’’  dedi.  Oradan bir an önce uzaklaşmak istiyordu neden kalmak istediğini açıklayamıyordu .  Hae Min biliyordu Young Jae ile karşılaşacak ve bir açıklama yapmasını isteyecekti belki bunu sonra cevaplaya-bilirdi bir şeyler bulurdu ama şimdi değil. Şimdi olmaz. Bunu yarın düşünürüm ne de olsa yarın başka bir gündür derler.

Tae  Jun kalmak istediğini söyledi dedi içinden kalmak istiyor bir an olsun onun için kalmak istediğine inandırdı kendini , içinden küçük bir mutluluk kümesi geldi geçti. Sonra saçmalama dedi aşk ne kadar kötü bir şey en ufak şeyde ümitleniyor insan ,Umuda kapılıyor, ne kadar tuhaf . Peki ama neden kalmak istediği ki ?

Tae  Jun odasına çekildiğinde Young  Jae ile yaptığı uzun toplantıyı düşündü. Artık şirkette değişiklik yapmasının zamanı gelmişti. Yıllardır planlandığı projelerini hayata geçirecekti. Yurt dışında daha güçlü ve bilinen bir marka olmanın zamanı gelmişti. Bunun içinde planları hazırdı. Zorlu bir çalışma döneminden sonra başarılı olacağı da kesindi ama işte vazgeçmesi gereken şeyler de vardı. Toplantıda şirketin yönetimini Young Jae’  ye bırakmıştı artık sadece bu yurt dışına açılma projesiyle ilgilenecek , işlerin bu ayağını takip edecekti. Yurt içindeki yatırımlar ve diğer işlerle de Young Jae ilgilenecekti.  Bu demek oluyordu ki Hae Min ile çalışmayı bırakmalıydı.  Ve bırakması gereken tek şey de bu değildi. İçinde tuhaf bir his vardı . Şimdiye kadar bütün hayatını planlamıştı . Uzun zamandır yapmak istediği işi yapacaktı . Her şey istediği gibi gidiyordu ama işte buruk bir his vardı . Nedenini bilmediği ya da bilmek istemediği . Bu derin düşüncelerden onu Kim Mun kurtardı .  Tae Jun çalan kapıyla kendine gelip ‘’ içeri gir’’  dedi.  Kim Mun yine her zaman ki gibi çok şık ve gösterişli gözüküyordu.  ‘’Efendim beni çağırtmışsınız ‘’ dedi.

Tae Jun evet  diyerek onu toplantı masasına götürdü. Kim Mun yatırım departmanının en başarılı çalışanıydı. Onun ünü herkesçe bilinirdi . Üstelik yabancı pazarlar konusunda oldukça deneyimliydi. Bundan sonra birlikte çalışacağı Tae Jun olunca kadın çok mutlu bir şekilde ayrıldı odadan . Hae Min onun neden böyle otuz iki dişini gösterir bir şekilde sırıttığını anlamadı. Kim Mun ise artık gününün tamamını bu adamla geçirmek ve kariyerinde dönüm noktası yaşamaktan son derece keyifli olarak ayrıldı şirketten.

******************************************************************

Hae min ile Jon Won öğle  yemeğine  çıkmışlardı. Yine eskisi gibi onun yanında olmak ne kadar güzel hissettiriyordu. Hae Min çok mutluydu ve en çok korktuğu şey bu mutluluğa bir şey olmasıydı.

Jon Won ‘’ sen çok değişmişsin dedi. Benim tanıdığım Hae Min asla böyle bir işi kabul etmezdi. Narsist bir patron ve bu iş hiç sana göre değil. Bak ne diyeceğim eğer kabul edersen şirkette sana göre bir pozisyon ayarlayabilirim.

Hae Min ilk defa Jon Won a bakarken bu kadar sinirliydi , ilk defa Jon Won onun gözlerinden bu kadar korktu , bakışları delip geçiciydi.

Kız konuşmaya başladığında susup onu dinledi.  Çok teşekkür ederim ama ben işimden memnunum, işimi bırakmak gibi bir düşüncem yok üstelik teklifin benim için çok daha aşağılayıcı . Nasıl olurda bunu kabul edeceğime ikna oldun. Beni bu kadar mı tanıyorsun. Haklısın ikimizde çok değiştik. Ben bu işi tercih ederim. Eskiden olsa kabul etmezdim ama şimdi farklı düşünüyorum. O yüzden lütfen bir daha bu konuyu açma . Jon Won ama diyecek oldu sonra Hae Min in gözlerinde o kızgın bakışı görünce sustu . Karşılaşmalarından sonra ilk kavgalarını Tae Jun yüzünden yapmışlardı . Jon Won o adamama yakın olmana dayanamıyorum deseydi acaba daha farklı olur muydu?  Belki de daha dürüst davranmadığı için böyle olmuştu . Aslında seni düşündüğümü söyledim fakat kendimi düşünüyorum Hae Min senin o adamla aynı yerde çalışmana dayanamıyorum,  anlasana kıskançlıktan kavruluyorum . O adama sana aşıkken ben bunu izlemeye dayanamıyorum . Jon Won içinden bunları geçirirken  Hae Min sakinleşmeye çalışıyordu. Tae Jun un yanında çalışmak belki dünyanın en harika işi değildi ama kendi ayakları üzerinde duruyordu kimsenin lütfuna ihtiyacı yoktu. Zor da olsa Tae Jun ona asla minnet etmesine yol açacak gibi davranmazdı . Asla onu kayırmazdı . Bunu bilmek bile Hae Min in içini rahatlattı . Ama bunları düşünürken bu iki adamı kıyasladığının farkında bile değildi.  Jon Won ise Tae Jun’un  Hae Min’ e bakışlarını gördüğünden beri emindi , bu adam artık hislerini gizleme gereği bile duymuyordu. Belki Hae Min anlamıyordu ama aşık bir adamın bunu görmememsi imkansızdı işte.  Olur da bir gün Tae Jun aşkını itiraf etmeye kalkarsa diye düşünmekten deliye dönüyordu. Çünkü biliyordu ki artık ne Hae Min eski Hae Min’ di ne de aşkları eskide olduğu gibiydi . Şimdi tercih yapması gerekse kesinlikle Jon Won u seçeceğinden emin olamıyordu. Bu güvensizliğinden hala Hae Min ‘e sevgili olmak istediğini söyleyememişti. Eskiye dönmek için can attığından bahsedememişti. Bir de Young Jae vardı o da en az diğeri kadar tehlikeliydi. Bu sefer işin çok zor Jon Won bu sefer savaş çok çetin.

********************************************************************

Kim Mun ancak akşam evde sevgilisini görünce yıkıldı. Rakip şirketten biriyle görüşmesi yeteri kadar sıkıntılı değilmiş gibi bir de  bu adama casusluk yapıyordu. Şimdi ya Tae Jun ile yükselecek yada Gong Chan ile dibe vuracaktı. Bu işi bu gece bitirmesi gerekiyordu.  Kim Mun yemekten sonra Gong Chan’ e artık onun için iş yapmayacağını söyledi. Gong Chan şaşırmış bir şekilde unut bunu dedi. Kadının ağzından büyük proje lafını duyunca da bu projeyi ele geçirip nasıl kar edeceğini planlamaya başladı. Kim Mun buna sert bir biçimde karşı çıktı . Tae Jun u elde etme fırsatını kaybetmeyecekti. Gong Chan ise ısrarlıydı. Sonunda Kim Mun ya beni rahat bırakırsın ya da yaptıklarını anlatırım dedi. Gong Chan yapamazsın o zaman sen de yanarsın dedi. Kim Mun onlara bana rüşvet teklif ettiğini ama benim kabul etmediğimi söyleyeceğim,  hiç bir şeyi ispat edemezsin,  ben bütün izlerimi ustalıkla kapattım dedi.  Gong Chan ile şiddetli bir kavga yaşadıktan sonra adamın sinirle kapıyı kapatıp  gidişini izledi.

**************************************************************

BİR DEMET MENEKŞE FİLM MÜZİĞİ

Aynı akşam Tae Jun , Hae Min’ i odasına çağırdı . Mesai bitmiş herkes evlerine gitmişti. Şirket  Şimdi terk edilmiş bir kasaba gibi sessizdi.  Hae Min, patronunun yüzünde kötü bir şey olduğunu sezmişti ama ne olduğunu bilemiyordu.  Tae Jun konuşmaya başlayacaktı ama daha bugün  Hae Min’ in kalmak istediğini söylediğinde gururunun nasıl okşandığını hatırladı hiç kolay olmayacaktı.  Hem de hiç.

Hae Min : Bir şey mi oldu dedi. Telaşlanmıştı bu yüzden resmiyeti de unutmuştu.

Tae Jun  : Evet ama nasıl söylesem bilemiyorum . Aslında sarhoş olmaya ihtiyacım var dedi.

Hae Min : O zaman bir dakika bekleyin dedi ve hızla kapıdan çıktı.  Geri geldiğinde elinde iki tane gazoz şişesi vardı.

Tae Jun ona şaşkın şaşkın bakıyordu.  Bunlar ne diye sordu .

Hae Min  : Sarhoş olmak istiyordunuz ya dedi.

Tae  Jun  : Galiba sen benden önce kafayı buldun gazozla sarhoş olunduğu nerede görülmüş dedi. Bir yandan gülümsüyordu bir yandan bu kızı izlerken ruhunun nasıl yorgun olduğunu anlıyordu.

Hae Min  :  Sarhoş olmak için alkole gerek yok ki yeter ki isteyin . Size ispatlayacağım dedi ve Tae Jun ‘ u kolundan tuttuğu gibi masanın önüne oturttu . Kendine masaya yaslanıp bağdaş kurdu . Sonra gazozları açtı birini Tae Jun’ a uzatıp şimdi iç dedi.

Tae Jun ne olduğunu anlamamış şaşkın çocuklar gibi merakla izliyordu. Bir sihirbazı izler gibiydi. Hae Min ‘in dediğini yapıp gazoz u içti. Sonra kendi de oyuna dahil oldu.

‘’Ama bu böyle olmaz ki içerken muhabbet etmek lazım’’ dedi.

Hae Min ‘’ Tamam ben bir hikaye anlatacağım olur mu .’’

Tae Jun onun konuşmasını istiyordu ne anlattığını ne söylediğinin hiç önemi olmadığını düşündü.  O yeter ki cıvıl cıvıl şakısın . Öyle güzel konuşsun . Belki biraz da Tae Jun’ u anlatsın . Onunla konuşsun .  Kendisinden bahsetsin . neleri seviyordu , neleri sevmezdi , hayatı nasıl geçmişti . Böyle şeyler,  ona ait , ona dair ne varsa bilsin istiyordu.

Hae Min yanında ki adamın ne düşüncelerinden ne de kalbinden habersiz anlatmaya başladı.

‘’ Biliyor musun ben bisiklet kullanmayı bilmiyorum . En büyük korkuma yenildiğim için öğrenmedim.  Küçükken çok istemiştim . Yaşadığım evin orada uzun bir yol vardı daha doğrusu o yaşta bana uzun gelirdi.  Bana uçsuz bucaksız görünürdü,  o zamanlar dünyanın sonu  gibi , bisikletle yol alıp gitmek isterdim.  O yolun sonunu görmeyi hayal ederdim. Dünyanın sonunu görmeyi.  Sonra büyüdüm ama asla o yolun sonuna gitmedim .’’

Tae Jun merakla’’  Neden’’ dedi.

Hae Min ‘’  Korktum ya dünyanın sonu  sandığım o yol  bitiyorsa . Ya  benim küçük dünyam aslında o kadar küçük değil ise . Ya  dünyanın sonu sadece bir yoldan ibaret değil ise.  Dünyanın hayallerimde ki kadar küçük olmadığını öğrenmeye korktum o yüzden o bisiklete asla binmedim o yola asla gitmedim .  Benim için dünyanın sonu hala o küçük yol. Söylesene Tae Jun sen neden korkuyorsun ? Söyleyeceklerin benim küçük  dünyamın  alt üst edecek kadar kokutucu mu yoksa  o küçük dünyayı yıkacak mısın ? ‘’

Tae Jun yutkundu . Nefes alamadığını sandı sonra gazozdan bir yudum daha aldı . ‘’ Haklısın bu insanı gerçekten sarhoş ediyor ‘’ dedi. Geri kalanları da içinden sessiz sedasız söyledi. ‘’ Sarhoşum, senin kokun başımı döndürüyor .’’  Sonra Hae Min başını Tae Jun ‘un omzuna koydu . Gazozlar yarılanmıştı. Tae Jun içinden konuşmaya devam etti . ‘’ Olmaz güzel kız olmaz. ‘’

Sonra Hae Min’ e bakmamaya çalışarak ‘’  artık Young Jae ile çalışacaksın dedi. Ben uzun zamandır bir proje için çalışıyorum şimdi onu gerçekleştirme fırsatı buldum . Bu yüzden şirkette ki iş dağılımı değişti . Senin Young  Jae’ ye yardımcı olman lazım.’’  Bunları söylerken yavaş yavaş söylüyordu ara da duruyor kızın anlaması için zaman tanıyordu.

Hae Min ‘’ Peki ben yeni işinde sana yardımcı olmaz mıyım’’ dedi.

Tae Jun o zaman iş  bahane demek istedi ama sözcükler boğazında düğümledi. ‘’ En iyisi bu’’ dedi.

Hae Min anladığını belli eder gibi baktı  ama aslında hiç anlamıyordu. Tam da buraya alışmışken istemiyordu böyle bir değişikliği. Haksızlık bu dedi içinden.

Tae Jun ‘’  Seni eve bırakayım’’ dedi.

Hae Min itiraz etti ama Tae Jun a laf geçmiyordu. . Tae Jun kızı eve bıraktıktan sonra uzun süre  o sokaktan ayrılamadı , kendi kendine bir söz verdi sabah her şeyi unutmuş olacaksın . Senin tek yapman gereken işin . Başka bir şey değil.

Young Jae yeni iş arkadaşından oldukça memnundu. Bir de şu ani parlamaları olmasa.

***************************************************************************

Young Jae  ilk gördüğü günden beri Hye Jin ‘in peşindedir. Onunla tanışmış , onu tavlamak için çeşitli taktikler denenmişti ama hiç biri işe yaramamıştı. . Ne aldığı pahalı hediyeler ne yemek teklifi hiç biri . Hediyeler hep geri gönderiliyordu. Çiçeklerin sonu ise çöp kutusu oluyordu. Balonlar ise teker teker patlatılmıştı. Tüm taktikler işe yaramaz olmuştu. Kadınları tavlama sanatı adlı saçma kitaptaki taktikler bile fos çıkmıştı. Young Jae’ nin Hye Jin etkilemesi için yapacağı hiç bir şey yok gibiydi. Ama bu durum Young Jae’ yi daha da hırslandırıyordu. Sanki kazanması gereken bir yarıştı bu .  Acaba Young  Jae,  Hye Jin’ in bu inadını kırabilecek miydi.

Young  Jae  sonunda Hye Jin’ i dışarı çıkarmanın yolunu bulmuştu. Onu Hae Min ile ilgili çok önemli bir konudan konuşacağını söyleyerek kahve içmeye götürdü . Hye Jin telaşlanmıştı. Ama sakin kalmaya özen gösteriyordu.

Young  Jae :  Artık Hae Min ile ilgileniyorum belki bilmek istersin diye düşündüm dedi. Hae Min ile çok iyi anlaşıyoruz her gün görüşmeden yapamıyoruz.  Hye Jin kahkaha attı.

Young Jae,   Hye Jin’ in kafasındaki boşlukları istediği gibi dolduracaktı ama işe yaramamıştı . Hye Jin ona gülüyordu. Neden ?

Hye Jin : Sana inanmıyorum dedi.

Younga Jae : Neden Hae Min bir şey mi söyledi.

Hye Jin :  Hayır o bir şey söylemedi. Açıkçası ilk defa benden bir şey saklıyor fakat söylemesine gerek yok . Ben onu senelerdir tanırım. Sana değer veriyor bu çok belli ama aşık değil. Aşık olduğu insana nasıl davranır nasıl bakar çok iyi bilirim . İnan bana sen onun aşık olduğu insan değilsin.

Young  Jae : Çok emin konuşuyorsun dedi. Hiç bir şey belli olmaz. Hem onu bu kadar iyi tanıyor olamazsın.

Hye Jin .: Nerdeyse kendim gibi tanırım onu. O benim kardeşim gibidir. Onun her halini her hareketini bilirim. Ailesi öldükten sonra bizimle yaşamaya başladı biz onunla kardeşten öteyiz.

Young  Jae : Demek bu yüzden kendimi ona yakın hissediyorum dedi. Bizim kaderimiz aynı .  Beni de başkaları yetiştirdi. Üzgündü bir an daldı.

Hye Jin:  Özür dilerim bilmiyordum dedi.

Young Jae : Özür dilemene gerek yok dedi. Küçük numaramı anladığına göre ne yapacaksın.

Hye Jin : Hiç bir şey . Açıkçası canım senin kimi sevip sevmediğin umurumda bile değil.

Younga Jae : Ama sen  benim umurumdasın dedi. Kabul et bunu bilmek seni mutlu ediyor. Her şeyi olan biriyim ben . Sana her şeyi verebilecek biri. Senden hoşlanan biri.

Hye Jin : Hayır sen herkesten hoşlanan birisin . Ben herkes gibi olmayı hiç sevmem . Üzgünüm koleksiyonun için bir başkasını bul.

Young Jae : Koleksiyonum için en ideal kişi sen  olacaksın dediğinde Hye Jin çoktan çekip gitmişti.

Young Jae bakalım patronuna da böyle davranabilecek misin dedi ve kararını verdi bu kadın için şirkette çalışmaya razı oldu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 8. BÖLÜM

”AŞK DENKLEMİ ”

Aşk bir denklemdir. Doğru yer, doğru zaman, doğru insan. Biri olmadığında denklem içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki sen bu denklemi çözebilir misin ?

Enrico Macias La Femme De Mon Ami- ( Arkadamışın aşkısın ) 

Jon Won , Hae Min’ i iş çıkışı yemeğe götürmüştü. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki nereden başlasın bilemiyordu. Gece yarısına kadar sohbet ettiler. Hae min külkedisi gibi gece yarısı eve geldi. Ertesi gün hiç vakit kaybetmeden Hye Jin ‘e , Jon Won ile olan karşılaşmasını anlattı.  Bulutların üzerinde gibi hissediyordu. Çok mutluydu. Hye Jin onun böyle mutlu olmasına sevindi.

Ne zaman Jon Won ‘u hatırlasa iyi şeyler hissederdi. Jon Won bu dünyada Hae Min ‘i gözü kapalı teslim edeceği tek kişiydi. Bu yüzden Hae Min neşe dolu yanına gelip Jon Won ile çıktığını söylediğinde Hye Jin , Jon Won’ a karşı hissettiği aşkı kalbine gömmüştü. Çok bekledin Hye Jin belki çok önce söylemeliydin, Hae Min,  Jon Won ile karşılaşıp ona aşık olmadan çok önce söylemeliydin ama şimdi buna hakkın yok. Artık bu mutlu çifte bakıp pişmanlıkla kavrulacaksın. Seni seviyorum… seni çok uzun zamandır seviyorum Jon Won …

Hye Jin en yakın arkadaşının gülümseyen yüzünde mutluluğu inceledi,  göz bebeklerindeyse kendisini gördü yıkılmış , umutlarını bir deli rüzgara  bırakmış mutsuz Hye Jin’ i .İşte böyle vazgeçmişti ilk aşkından, sessiz başlayan aşkı yine sessiz sedasız, kimselerin haberi olmadan içine gömdüğü bir sırdı. Onların sevgili olduklarını duyduğundaki gibi bir acı hissetmemişti hiç. Hiç yanmamıştı böyle şimdi yeniden eski hatıralar canlandı gözünde. Çocukluğunun verdiği bir deli durumdu işte. Lise çağının avare kalbi şimdi böylesine yıkılmazdı hiçbir şey karşısında. Oysa o zaman ne kadar üzülmüştü. Hiçbir  zaman eskiye dönemem sanıyordu. Jon Won ‘u düşündü. İçi akıl almaz bir neşe ile doldu. Hae min için sevindi. Biliyordu bu kız ayrılırken ne çok üzülmüştü. Yine de kendini Jon Won’ u görmeye hazır hissetmiyordu. Bu yüzden Hae Min ‘in birlikte dışarı çıkma teklifini bir bahane bularak reddetti.

****************************************

Hye Jin o sabah hissettiklerini  daha önce yaşadığı hiç bir acıyla kıyaslayamazdı. En yakın arkadaşı karşısında hiç bir şey bilmeden mutlulukla gülümseyerek  Jon Won ile çıkıyorum demişti. Hye Jin  hem çok şaşırmıştı hem de çok üzülmüştü fakat bu masum kızın gözlerindeki mutluluğu görünce aynı zamanda onun için nasıl da içi rahatlamıştı. Ne kadar  saçmaydı aynı anda bu kadar duygu , bu kadar çelişki düz mantık Hye Jin için çok fazlaydı, kaldıramayacağı kadar fazla . Eğer biraz  daha durursa ağlamaya başlayacaktı. Bebekler gibi ağlayacaktı. Ama olmazdı o buna müsaade edemezdi. Hemen kaçmalıydı ama nasıl?  Oturup Hae Min’i dinledi. Hiç bir zaman tam olarak inanmadığı bu aşkı dinledi. Evet Hae Min bu çocuktan hoşlanıyordu ama Hye Jin,   Jon Won’ un da ondan hoşlandığına hiç bir zaman inanamamıştı. Yani onca zaman hep izlemişti . Asla öyle belli eden bir yanı yoktu.        Hae Min’ e özel davranıyordu ama bir türlü de onunla sevgili olmaya çalışmamıştı . Hye Jin sadece arkadaşlık duygusuna kendini ikna etmişti,  belki seven kalbinin ona oynadığı bir oyundu bu . Bir yalanın içinde yaşamıştı. Gerçi haksızlığa falan uğramamıştı. Kimse ona ümitte vermemişti ama yine de bunları bilmek içini rahatlatmıyordu. Canının böyle acımasına engel olmuyordu. Hae Min olması acısını iki kat artırıyordu. Nefes alamayacak gibi hissettiği halde koca bir gülümsemeyle Hae Min e destek oldu. Ama o gidince yapayalnız kaldığında gücünün tükendiğini hissetti. Artık takati kalmamıştı.  Yere çöktü,  hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Bağıra bağıra daha önce hiç yapmadığı şekilde , kendine hakim olmayı bırakarak,  çılgıncasına ağlıyordu. Annesi kızının haykırışları ile bahçeye çıktı onu ilk defa böyle görmüştü . Kendini bildi bileli güçlü olan kızı,  bebekken bile nadiren ağlayan,  canı acıdığında bile gülümseyerek iyi olduğunu söyleyen kızı, şimdi hıçkırıklara boğulmuştu . Çok korktu kadın,  dehşete kapıldı . Onu böylesine acıtan şey neydi ki?  Gidip kızına sarıldı. Sanki onun yaralarını sarmak istiyormuş gibi. Sanki acısını ondan alıp kendi içine hapsetmek istiyormuş gibi daha sıkı sarıldı. Hye Jin annesini fark ettiğin de birden gülmeye başladı katıla katıla gülüyordu. Annesi onun bu sinir harbinin sebebini hiç bir zaman anlamadı . Kızı da zaten ertesi gün yine o buz dağları gibi dimdik ayaktaydı. Sanki hiç bir şey olmamış gibi. Öylesine güçlü duruşu,  boynu hep dik…

*****************************************************

Julio Iglesias – Ne T’en Va Pas Je T’aime- ( Gitme Seni Seviyorum )

Hae Min liseye başladığı yıl Jon Won üst  sınıftaydı. Hae min ‘in yaşam dolu hali, neşesi kendine bağlamıştı Jon Won’ u  sonra üniversitede ayrılmışlardı. Jon Won okulu bitirdiğinde yurt dışına gitmek zorunda kalmıştı. Ayrılmadan önce hüzünlü bir konuşma yapmışlardı. Jon won ilişkilerini bitmesini istemiyordu. Oysa Hae Min geleceğin belirsiz olduğunu söylüyordu. Belki kader bizi tekrar bir araya getir ne dersin demişti. Henüz bir yıldır sevgililerdi ama ayrılmak zorunda kalmışlardı. Jon Won gitmek istemiyordu bırak kalayım demişti ama bu inatçı kıza söz geçmiyordu. Gitmelisin demişti. Ve zorla göndermişti işte onu.

Jon won ‘’ Az uğraşmadım sana duygularımı açana kadar şimdi nasıl giderim demişti.’’

Hae Min gülmeye başlamıştı. ‘’ Sen mi açtın.  Yıllarca senin söylemeni bekledim ama sen bir türlü cesaret edemeyince ben sana çıkma teklif ettim hatırlasana.’’

Gerçekten de öyle olmuştu. Jon Won’ u beklemekten sıkılan Hae Min yanına gidip, çocuğu dumura uğratacak şekilde  seni seviyorum.  sevgilim olur musun demişti. Öyle çocukçaydı ki Jon Won hem çok şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu.

sonra o yolcu etmeye geldiği gün Hae Min vardı.  Jon Won onun o içine işleyen halini hiç bir zaman silemediği aklından.  Belki sözleri çok mutluyum gitmen umurumda bile değil diyordu ama gözleri o neredeyse ağlayacak gözleri . Jon Won biliyordu ki o gözlerin içinde gururdan sıkı sıkıya tutulmuş damlalar vardı , düşmemek için direnen azimli damlalar . Jon Won  arkasını döner dönmez Hae Min ‘in ağlayacağını biliyordu, bu kız asla çok güçlü olmamıştı salya sümük ağlayacaktı işte ama Hae Min ‘in bilmediği ise kendisine hep dokunan ayrılıkların, ona hep yalnızlığını hatırlatan terk etmelerin, onda bıraktığı bu derim elem kadar Jon Won ‘u da etkilediği onun da biraz sonra ağlayacak olmasıydı.   Hae Min eve dönerken en yakın arkadaşına döndü ve ben artık kimseyi kaybetmek istemiyorum artık hiç kimseyi ve onun omuzlarında hıçkırıklara boğuldu . Hye Jin arkadaşını teselli ederken korkma ben hep yanındayım dedi bu kızı teselli etmeye daldığından kendi üzüntüsünü de unutuverdi.

*************************************

AMERICA POP (VUELA MARIPOSA)(ESTE ES EL)

Hae Min ile Tae Jun toplantıya gidiyordu. Tae Jun  kızı yanından ayırmaz olmuştu , toplantılara bile yanında sürüklüyordu. Şimdi de geç kalmamak için biraz hızlı sürüyordu. Hae Min ise ona yavaşlaması gerektiğini söylemekle meşguldü. Tartıştıklarından Tae Jun karşıdan gelen arabayı fark etmedi. Neredeyse çarpışıyorlardı. Tae Jun refleksle Hae Min ‘i korumak için onun üzerine kapaklandı.

Hae Min gözlerini bir hastane odasında açtığında dumur olmuştu. Kolu sargıdaydı. Kolunun acısı ile irkildi. Olanları hatırlayınca telaşlandı hemen Tae Jun’u sordu. Tae Jun nerde, o nasıl , ona bir şey mi oldu diye yaygara koparıyor hemşirelerin vereceği cevaplar için zaman vermeden bir diğer soruya geçiyordu. İyice paniklemişti. Tae Jun’ a kötü bir şey olduğunu düşünüyordu. Çünkü hatırladığı son şey onu korumak için üzerine kapaklanan Tae Jun’du. Onun için kendini riske atmıştı. Hemşireler onu rahatlatmak için Tae Jun ‘u çağırdıklarında Hae Min adamın bir şeyi olmadığını gördü. Burnu bile kanamamıştı. Tae Jun ‘un arabasına yaklaşmadan diğer araba durmuştu. Fakat o panikle Tae Jun kızın kolunu incitmişti.

Bunu öğrenen Hae Min çılgına döndü.” Ne yani senin bir şeyin yok. benim ise kolum ne halde ”

Tae Jun ” Böyle olmasını istemezdim . Hem seni korumaya çalışıyordum . Biraz takdir etsen.”

Hae Min ” Takdir etmek mi ? Aman Allah aşkına beni bir daha kurtarma bu sefer de öldürürsün falan.”

Tae Jun ” Amma yaygaracısın. Duyanda önemli bir şey oldu sanır. Alt tarafı bir incinme.”

Hae Min ” Bir incinmeymiş. Bu benim sağ kolum. Kolum böyleyken işlerimi nasıl yapacağım”

Tae Jun ” Ne tatlı canın varmış. Merak etme sakat falan kalmadın. İyileşene kadar sana bakarım . Oldu mu ? Mutlu musun ?

Hae Min ”Evet mutluyum. İyileşene kadar etrafımda olacaksın. Kölem gibi ne istersem yapacaksın. Yoksa seni affetmem. Seni dava ederim. Hem vicdan azabında da kavrulursun.’’

Tae Jun ”O zaman vicdanımı rahatlatmak hiç kolay olmayacak desene” dedi gülümseyerek.

Hae Min endişelenmesin diye Hye Jin ‘e haber vermedi. Hastane çıkışı Tae Jun onu eve getirdi. Yorgun olduğunu söyleyen kızı yatağına yatıran Tae Jun gitmek için kapıya yöneldi.

Hae Min ” Hey sen nereye gidiyorsun ? Bana verdiğin sözü unuttun mu ? Yoksa cayıyor musun ?”

Tae Jun ” Ben sözümden dönmem  ama sen buraya ilk geldiğimde ne demiştin. Bir genç kız yalnızken evine yabancı bir erkeği almamalıdır. Ne oldu fikrin mi değişti?

Hae Min ” Hayır değişmedi . Ama sen yabancı sayılmazsın bu kural sana işlemez.”

Tae Jun pis bir sırıtışla ”Hımm yabancı değil miyim ? Kimim o zaman ?”

Hae Min ” Müstakbel kocamın kuzenisin . Unuttun mu planımız işe yarayınca akraba olacağız.’’

Tae Jun üzgün bir ifade ve kırgın bir ses tonuyla ”Haklısın akraba olacağız dedi. Ardından sahte bir gülücükle dile benden ne dilersen sahip dedi.’’

Hae Min  bu soruyu bekliyormuş gibi ” Yemek istiyorum ‘dedi. Çok acıktım hem o hastane yemekleri berbattı. Güzel bir yemek istiyorum.”

Tae Jun ” Ne sipariş etmemi istersin ”

Hae Min ” Ne siparişi . Yemeği sen yapacaksın. Ben hastaneden yeni çıktım ev yemeği yemem lazım. Bana yemek yap.”

Tae Jun ” Hiç bir şeyi kolaylaştırmaya niyetin yok değil mi ? Peki dediğin gibi olsun” diyerek mutfağa gitti. Hae Min de peşinden gitti.

Tae Jun arkasında Hae Min ‘i görünce ” Senin yatıp dinlenmen gerekmiyor mu ?”

Hae Min ” Seni izleyeceğim. Beni zehirlemeyeceğin ne malum. Hem hemen kabul ettin belki intikam olsun diye içine bir avuç tuz koyacaksın”

Tae Jun ” Hemen komplo teorileri kurdun fazla film izliyorsun değil mi ?” Madem izle ve gör ama izlerken hayran kalırsan karışmam.

Hae Min ” Ne kadar kendini beğenmişsin. Sanki hayatında yemek yaptın da ”

Tae Jun ”Tencereler nerde ”

Hae Min dolapları açar bir türlü bulamaz.

Tae Jun ”Sen burada yaşamıyor musun ? Nasıl olurda yerini bilmezsin”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı hiç sevmiyorum”

Tae Jun dolaplara bakar her şey vardır. Üstelik yerli yerinde bir düzen içinde.

Tae Jun ” Peki bunlar ne . Hem nasıl oluyor da bu mutfak böyle düzenli”

Hae Min ” Ha o mu Hye Jin benim için alış veriş yapar, zorla temizlik yaptırır . Evi düzenli tutmazsam çılgına döner.”

Tae Jun ‘’ Bu çok güzel işte ”dedi sıcak bir gülümsemeyle.

Hae Min şaşırmıştı. Ne kadar içtendi gülümsemesi.

Hae Min ” Nesi güzel deliriyor diyorum sana”

Tae Jun ” Güzel olan birinin sana bakması. Sana dikkat etmesi. Senin için endişelenen birinin olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.”

Hae Min bu ne demekti şimdi diye düşündü.

Tae Jun ” Neyse çok konuşma da işimi yapayım.” dedi

Hae Min sessizce Tae Jun ‘u izledi. Bir profesyonel gibi yemek yapıyordu. Ona hayran hayran bakıyordu. Baya tecrübeli olmalıydı.

Hae Min ” Nasıl oluyor da yemek yapmayı biliyorsun”

Tae Jun ” Yurt dışında okuduğumu söylemiştim . Orada yaşarken kendi yemeklerimi yapıyordum.”

Hae Min afalladı ” Ne yani yemekleri sen mi yapıyordun”

Tae Jun ” Niye bu kadar şaşırdın. Kimin yapmasını bekliyordun”

Hae Min ” Senin çok paran olduğunu malikanede yaşadığını aşçılarının , hizmetçilerinin olduğunu düşünmüştüm.”

Tae Jun gülmeye başladı .” Sen var ya gerçekten çok dizi izliyorsun. Zamanını yararlı şeylere harcasan .Mesela yemek yapmayı öğrensen. Sana kim yemek yapacak.”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı sevmiyorum. Hazır şeyler yerim.” dedi umursuzca

Tae Jun ” Peki evlenince kocana kim yapacak ”

Hae Min ” Kuzenin zengin değil mi. Bir aşçı tutsun.”

Tae Jun ‘un yüzü düştü , bütün keyfi kaçtı. ” Haklısın zengin ama ben olsaydım senin pişirmeni tercih ederdim. Sevdiğinin yaptığı yemeğin tadı bir başka olur.”

Hae Min ” Woww ne kadar romantikmişsin sen .”

Tae Jun ” Dalga geçme . Hazır şeyler de yeme. Ben senin için ne zaman istersen pişiririm.”

Hae Min ‘in yanakları kızarmıştı. Benim dinlenmem lazım deyip mutfaktan kaçmıştı. Tae Jun da yüzünde belli belirsiz bir gülümseme arkasından baktı.

Tae Jun elinde çok güzel bir tepsi ile Hae Min ‘in yanına gitti. Hae Min yemeklere bayıldı. Gülümseme ile hepsini yedi.

Tae Jun ” Yavaş boğulacaksın. Çok iştahlısın maşallah”

Hae Min ” Çok güzel yapmışsın yemesem yazık olur.”

Tae Jun ” Aferin takdir etmeyi de öğrenmişsin.”

Hae Min ” İstediğin kadar konuş bu güzel yemekten sonra hiç bir şey asabımı bozamaz.”

Tae Jun tepsiyi mutfağa bırakıp döndükten sonra Hae Min’i uyurken buldu. Vakit iyice geç olmuştu. Nasıl olmuştu da zamanın farkına varmamıştı.

Hae Min ‘in telefonu çaldı.  Arayan Jon Won ‘du . Hae Min onu bir tanem Jon Won diye kaydetmişti.  Tae jun’un içini kıskançlık sardı. Tae Jun kız uyanmasın diye telefonun sesini kıstı. Sonra rehbere baktı kendi numarasını nasıl kaydetmişti acaba ? Sonra numarasını  gördü. Hae Min onu gulyabani diye kaydetmişti. Tae Jun gülümsedi. Hae Min ‘in yatağının ucuna geldi. Kulağına eğildi ve ” Çok özrü dilerim. Sana bir şey olacak diye çok korktum. Lütfen benim için bir gulyabaniye dönüşme.” dedi

Tae Jun evden çıktı. Kapının kapanmasıyla Hae Min gözlerini açtı . Yatakta doğrulup , oturdu.

” Gulyabaniye dönüşme mi ? Ne demek istedi ki şimdi bu ?”

****************************

Jon Won ülkeye döndükten sonraki iki aydır  yaptığı gibi akşam yine arabasını aynı semte sürdü. Yine her zaman olduğu gibi cesareti bir kaç sokak kala onu terk etti.  Sokaklardan birini köşesine park etmiş şekilde  kendini ikna etmeye , cesaret toplamaya çalıştı.

‘’ Belki ‘’ dedi  ‘’ Belki de yalnızdır, belki de beni hiç unutmamıştır. Ona olan sevgim ne kadar zaman geçerse geçsin bitmedi . Belki onun ki de bitmemiştir.’’

Ama sonra Hae Min’ in konuşmasını hatırladı.

Ben burada olmayan birine kendimi bağlamak istemiyorum. Çok üzgünüm ama neler olacağını bilemem. Belki yeniden aşık olurum. Sana bu sözü veremem. Burada bitsin. ‘’

Bunlar onu sözleri değil miydi?  Şimdi gidip Hae Min i başka bir adamla görmek vardı .  Buna cesaret edemem.  Hayır onu başkasıyla görmeye dayanamam.

O boş sokaklara bakarken sanki Hae Min i görüyormuş gibi içini döktü.

Ben seni hiç unutmadım . Hiç bir zaman . Kaç defa elim telefona gitti . Sana kaç defa gönderemedim mailler attım . Kaç tane mektubu yaktım biliyor musun . Ne çok şey yazdım . Neler anlattım yanımda değilken,  yaşadıklarımı ben her gece resmine fısıldadım .

Ben seni hiç unutmadım.  Her kahve içişimde , her yağmur yağdığında , her papatya gördüğümde , sevdiğin yemekleri yediğimde , sevdiğin kokuyu duyduğumda , en sevdiğin şarkıda,  ben seni sensiz de yaşadım . Ben hiç unutmadım. Hayır hiç bir şeyi .  Ne beni sevdiğini söylediğin zamanı , ne ilk buluşmamızı , ne son buluşmamızı,  ben sana dair seninle geçen hiç bir anıyı unutmadım.

Ne ilkleri ne de sonları ben seni hiç unutmadım.

Sonra arabasını yine yaptığı gibi evine doğru sürdü. Belki bir gün cesaret ederde seni görürüm meleğim . Belki bir gün sende benden vazgeçmemişsen bizim yeni anılarımız olur .

Belki bir gün hala …

 

NOTLAR :  BEN HİÇ BİR ŞEYİ UNUTMADIM ADLI ŞARKININ TÜRKÇE SÖZLERİ MEVCUTTU VİDEO DA ŞARKILARI HEP DURUMLARA UYGUN SEÇMEYE ÇALIŞTIM UMARIM KEYİF ALIRSINIZ.

SONBAHAR ESİNTİSİ 7.BÖLÜM

george moustaki

” HOŞ GELDİN ”

Pazar gününden bir kaç gün önceydi. Young  Jae bir restoranda oturmuş eski bir arkadaşıyla yemek yiyordu. Yüksek sesle tartışan bir çift dikkatini çekmişti. Sesin geldiği yöne doğru bakınca Tae Jun ile Hae Min ‘i hararetli bir tartışmanın ortasında gördü. Tae  Jun o kadar dalmıştı ki tartışmaya  Young  Jae ‘yi görmedi bile.

Arkadaşı Young  Jae ‘nin baktığı yöne baktı ” aaa o Tae  Jun değil mi ? diye sordu.

Young  Jae ‘ ‘ Evet o ” dedi  umurunda olmadığını belli eden bir bakışla.

Sonra konu Tae  Jun ‘un üzerinden devam etti.  Arkadaşı Young  Jae ‘ye dönüp ‘’O adam hayranım, çok zeki biri ‘’dedi.

Young  Jae ”  Hımm zeki, çok zeki , o kadar zeki ki daha aşık olduğunun bile farkına varamayacak bir kalas dedi ” alay edercesine bir sırıtışla.

Arkadaş, Young Jae ‘nin söylediklerinden sonra  ikna olmamıştı ” Aşık mı?  Ne aşkı?  Tae Jun ‘dan bahsediyoruz . O öyle biri değil ” dedi.

Young Jae haklı olduğunu ispat etmek istedi. ‘’ İnan bana o fena halde aşık ama anlaması için biraz yardıma ihtiyacı var  ve ben ona yardım edeceğim ‘’  diyen Young  Jae filmlerdeki kötü kahkahaların sahibi meşhur cadılar gibi görünüyordu.

Pazartesi sabahı Hae Min ‘e bir demet kırmızı gül gelmişti. Masadaki güller hemen dikkat çekiyordu. Üzerinde Young  Jae ‘den gelen bir not vardı.  Geçen gece söylediğim şeyi unutmadın değil mi ?  Tae  Jun notu okurken Hae Min içeri girdi.

Hae Min ‘i görmezlikten gelen Tae  Jun notu masaya fırlatıp odasına geçti. Ne söylemiş olabilir ki diye düşünmeden edemedi. Tae Jun ‘un dalgınlığı yüzünden toplantıları kötü geçmişti.

Çok geçmeden işler değişmeye başlamıştı. Hae Min artık daha çok sorumluluk alan  biri haline geldi. Tae  Jun onun için her şeyi daha kolay hale getiriyor, her detay ile ilgileniyor, o fark etmeden her şeyi düzeltiyordu.  Hae Min artık  iş yerinde çok daha iyi vakit geçirmeye başlamıştı. İşe başladığından beri geçirdiği en iyi hafta buydu. Hae Min , Tae  Jun ‘un onun için yaptıklarının farkında değildi belki ama onun son zamanlarda çok dalgın olduğunu gözden kaçırmamıştı.

Young  Jae de şirkete sık sık uğrar olmuştu. Her defasında Hae Min ‘in yanına gitmeyi de ihmal etmiyordu. O gün Young Jae , Hae Min  i öğle yemeğine çıkarmıştı.

Hae Min bu ani ilginin nedenini merak ediyordu. Bu adamın neden bu kadar sık ona uğradığını merak etmemek elde değildi. Sonunda dayanmayıp sordu.

” Benden ne istiyorsun ”

Young  Jae ” Ne mi istiyorum?’’

Hae Min ‘’ Evet ne istiyorsun yani neden devamlı benim etrafımdasın? ‘’

Young Jae  ‘’Bilmem sadece iyi bir arkadaşsın, seninle iyi vakit geçiriyorum, iyi bir dostsun işte.’’

Hae Min  pek ikna olmamıştı  ‘’ Hepsi bu mu ? ”

Young  Jae ” Tam olarak değil galiba. Bir de senden bir iyilik isteyeceğim .”

Hae Min’’  aha!!!  Tamam işte biliyordum’’ dedi içinden . Yoksa Tae Jun’ a karşı casusluk yapmasını falan mı isteyecekti. Belki şirketi ele geçirmek gibi hain planları vardı.

Young  Jae   kızın beynindeki sorulardan habersiz anlatmaya devam etti. ” Belki birinin burnunu sürtmeme  yardım edersin. Bende sana yardım ederim. Sonra sen bana bir yardım da daha  bulunursun ve güzel bir kız arkadaşınla tanıştırırsın. Ne dersin ?’’ dedi alay eden bir sırıtışla.

Hae Min ” Nasıl bir yardım’’ dedi  cingöz bir tavırla.

Young  Jae ”  Belki patronunu elde etmene yardım ederim ” dediğinde   Hae Min yine mi diye düşündü. Neden bunlar hep beni başıma geliyor ki?

Hae Min ” Saçmalama o benden hoşlanmaz. Hem sana anlattım seni ayartmamı söylediğinde bunun bir mucize olacağını söyledi.’’ Bunları söylerken Tae Jun aklına geldi yüzü ekşidi, bütün neşesi kayboldu.

Young  Jae ” Ben yardım edersem olur” dedi. ‘’Hem unutma ava giden avlanır. O eni avlamaya çalıştı. Şimdi  sıra  onda. Ne yani ona söylediği sözleri yedirmek istemez misin? ‘’

Hae Min ” Hayır istemiyorum diye parladı. Neden hep beni kullanmak istiyorsunuz. İkiniz de küçük çocuklar gibisiniz. Ben sizin oyuncağınız değilim. Tamam mı.  Benimde bir insan olduğumu unutuyorsunuz. Benim duygularım yok mu? Derken hem sinirli hem de üzgündü.

Anlaşılan Hae Min çok kızmıştı. Young   Jae  konunun üstüne fazla gitmek istemedi. Hae Min ‘in gönlünü aldı. O tatlı dili ile verdiği sözler ve özür kelimeleri Hae Min’in gönlünü almaya yetmişti. İkisi fazla iyi anlaşıyordu. Hae Min artık Tae  Jun ‘a  ikisinin buluşmaları ile ilgili bilgi vermeyi kesmişti. Tae  Jun için bu durumun tek bir nedeni olabilirdi o da işin ciddiye binmesiydi.  Belli ki bu yüzden anlatmayı kesti diye düşünüyordu.

“Puerto Montt” – Los Iracundos

Hae Min ‘in işi başından aşkındı. Küçük bir mola için bir kahve alıp terasa çıktı. Şirketten diğer insanlarda burada şirket dedikodusu yapıyordu. Hae Min için bu konuşmalar ilginçti. Bilmediği ve çoğunun uydurma olduğu bir sürü tuhaf bilgi ediniyordu. Şimdi de yanına gittiği grup patronu hakkında konuşuyordu. Geçen gün onu ziyarete gelen kadının eski sevgilisi olduğundan, ona deli gibi aşık olduğundan, ne kadar şık ve zarif olduğunda bahsedip durdular. Hae Min patronu ile ilgili hiçbir şeyi merak etmiyordu. Dedikoduları dinlemeye dayanamayıp  içinde neden böyle garip bir his duyduğunu anlamadan orayı terk etti.

Rakip şirket yurt dışında güçlü olmak için ortaklık teklif etmişti. Birlikte çalışacakları bir proje için görevlendirdikleri bir temsilciyi Tae Jun’ a yollamışlardı. Joo won  takım elbisesinin içinde çok saygın ve yakışıklı görünüyordu. Evrak çantasını almış, son derece ciddi bir şekilde asansörlere doğru yürürken aklında projenin detayları vardı. Tae jun ‘u ikna etmesi çok önemliydi.

Tae Jun , Hae Min ‘in masasına bir kaç evrak bıraktı. Hae Min ‘e emir yağdırmakla meşguldü. Jon Won asansörden indiğinde hemen karşısında Hae Min ‘in masasını gördü ama kızın önünde bir adam dikilmiş , aralıksız konuşuyordu. Tae Jun , Jon Won ‘u fark etmedi bile. Hae Min ise Tae Jun ‘un yüzünden sıkılmış bir şekilde kafasını çevirdiğinde karşısında Jon Won ‘u buldu.  Kızın yüzünü koca bir gülümseme kapladı hemen atılıp Jon Won ‘a sarıldı. İkili uzun süre ayrılmayınca Tae Jun öksürük krizi geçirmek zorunda kaldı.

Hae Min hala Tae Jun ‘un varlığını reddediyordu. Gözlerini yakışıklı adamdan ayırmadan heyecanlı ve sevinçle konuşmaya başladı.  ‘’ İnanamıyorum sen karşımdasın. Ne zaman döndün ? Ne kadar kalacaksın. Burada ne işin var. Dur beni nasıl bulun?’’

Jon won ile konuşurken nasıl şen şakrak bana gelince suratsızın teki dedi Tae Jun içinden.

Jon won ise baktı soruların ardı arkası kesilmiyor. Parmağını Hae Min’in dudaklarının üzerine koydu. ‘’ Sakin ol meleğim , yine nefes almayı unuttun ‘’ dedi gülümsemesiyle.

Hae Min hala heyecanlı bir şekilde elini Jon Won ‘un omzuna vurup ‘’ Aman sende’’  dedi .

Jon won da çok şaşkındı karşısından görmeyi en çok istediği ama aynı zamanda görmeyi en son umduğu kişiyi görmüştü. Kalbi bir kuş gibi çırpınıyordu. Yine o okullu çocuk oldu. Sanki yıllar hiç geçmemişti. Sanki bütün bir zaman, dünya her şey, onunla son görüştüğü anda durmuştu. Orada takılı kalmıştı işte. Şimdi yeniden devam ediyordu.  Zamanın bütün izlerini şu güzel kız silmişti yine. Beni çocuklaştıran sendin dedi içinden.

Tae Jun ikisinin burnunun dibine gelip bir adama bir kıza baktı. ‘’ Çay kahve de ister misiniz ‘’ diye sordu sinirli bir şekilde.

Jon Won bir açıklama yapması gerektiğini düşündü. Aslında Tae Jun ‘un delici bakışları yüzünden buna mecbur hissetti.  Elini uzatıp ‘’ Merhaba ben Jon Won, Song şirketi adına buradayım, Song şirketi için pazarlama bölümü yöneticisi olarak çalışıyorum. Sizinle bir randevumuz vardı.’’ Dedi gayet ağırbaşlı bir tavırla konuşuyordu.

Tae Jun adamın  elini sıkıp ‘’ Öyleyse toplantıya geçelim, zaten yeteri kadar bekledim’’ dedi.

Hae Min dudaklarını bükmüştü. Sormak istediği bir sürü şey vardı.

Jon Won ‘’ Kusura bakmayın’’  dedi. Hae Min’i görünce çok şaşırdım,  hiç beklemiyordum.’’  Sonra Hae Min’ in yanağına bir öpücük kondurarak  ‘’ Çıkışta görüşürüz meleğim ‘’ dedi.

Hae min yine de somurtmaya devam etti. Bu sefer Jon Won kızın kulağına doğru eğilerek ‘’ Korkma seninle geçirecek daha çok zamanımız var’’  diyerek Tae Jun’ un peşinden gitti.

Evrakları masaya dökmeye başlayınca Jon Won çok ciddi bir hal aldı. Bu işi ne olursa olsun almalıydı. Uzun ve zorlu bir toplantıdan sonra Jon Won çantasını alıp çıkmak üzereydi. Tae Jun onu durdurarak.’’ Kusura bakmasanız özel bir şey sorabilir miyim ‘’ dedi. Çok merak ediyordu ama bunu belli etmek de istemiyordu.

Jon won ‘’Tabi’’ dedi.

Tae Jun :’’  Hae Min onunla nereden tanışıyorsunuz?  Yani asistanımın rakip şirketle ne işi olabilir ki ?’’

Jon Won bunun iş kaygısıyla sorulan bir soru olduğuna inanıp ‘’ Biz okul arkadaşıydık ‘’ dedi içiniz rahat olsun  Der gibi ‘’ Bir sürede sevgiliydik’’ dedi.

Jon Won gittikten sonra Tae Jun kendini sinirle koltuğuna bıraktı Sevgili mi ? Artık daha çok uyuz olmuştu. Eski sevgililer bu kadar samimi olur mu ya?  Birbirlerini gördüklerinden nasıl sevindiler. Ben benimkilerden hep kanlı bıçaklı ayrıldım. Eski sevgili adı üstünde eski. Yürümemiş ayrılmışsın. Nedir bu samimiyet diye geçirdi içinden. Sonra hem Young Jae ne olacak dedi. Bu kız hiç de düşündüğüm gibi çıkmadı. Baksana kaç kişiyi idare ediyorsun Hae Min dedi. Bizim  bir anlaşmamız vardı, sözünde dursan olmaz mıydı. Tae Jun kendini sadece Young Jae meselesi yüzünden kötü hissettiğine inandırmak için çok çaba harcadı.