SONBAHAR ESİNTİSİ 13. BÖLÜM

” PİŞMANLIK ”

Sana nerden gönül verdim
Ah keşke vermez olaydım
Seni nerden gördüm
Keşke görmez olaydım

BÜLBÜLÜM ALTIN KAFESTE

Hae Min’ in dizleri onu taşımadı . Gözlerini açtığında başında  Hye Jin ve Young Jae vardı .’’ Bana ne oldu ‘’dedi.

Hye Jin  ‘’bir şey yok bayılmışsın’’ dedi. Üzgün olduğunu belli etmemeye çalışıyordu.

Hae Min ise hala yorgun hissederek zar zor konuşuyordu. ‘’Jon Won nasıl’’ dedi.

‘’ Hala ameliyatta’’ dedi Hye Jin . Durumu çok kötü diyorlar .

O kadar üzülüyordu ki Hae Min yıldırım gibi fırladı Tae Jun’ un evine gitti. Tae Jun onu görünce çok mutlu oldu. Hae Min ona gelmişti. Sevdiği işte onun yanına gelmişti. Belki de her şeye yeniden başlayabilirdi. Belki Hae Min onu severdi. Umutla doldu için  ama beklediği tepkiyi alamadı.

Hae Min  ‘’sen yaptın değil mi sen yaptın ‘’ diye Tae Jun’ a saldırdı. Onu yumrukluyordu.

Tae Jun ne olduğunu Anlamadı ‘’ ne yapmışım’’ diye bağırdı.

Hae Min zor duyulur bir sesle konuştu ‘’Jon Won onu sen dövdürdün’’dedi.  Tae Jun ne yani ona bir yumruk attığı için mi bu kadar ağlamıştı . Gözleri böyle kırmızı, yüzü solmuş  ve bana deli gibi saldırdı , hepsi bu yüzden mi?  Öfkesi yine onu eline geçirdi. ‘’ Evet ben yaptım. Ne olmuş dayaktan ölecek değil ya .’’

Hae Min buz kesti demek o yapmıştı. Bu kadar kötü olamazdı değil mi?  hayır olamazdı . İçinde hep bir umut vardı o yapmamış olsun diye.

Tae Jun  ‘’Beni aptal yerine koydunuz dedi. Anladın mı aptal, bunu hak etti. ‘’

Hae Min,  Tae Jun’ dan kaçarak uzaklaştı . Bu Adamı sevmişti bu  Adamı …ve Yıkıldı.

*********************************************************

Dmitri Shostakovich – The second waltz

Young  Jae bu kızın ona karşı ilgisizliğinden nefret ediyordu. Belki böyle buz gibi davranmasa görüp unuttuğu sıradan güzel bir kız olacaktı ama Hye  Jin ‘in davranışları bu işi kazanılması gereken bir mücadeleye dönüştürmüştü.

Sanki bu kız dünyadaki hiç bir kız tipine uymuyordu. Ne denese ne yapsa bu kadının inadını kıramıyordu. Çünkü Hye  Jin temkinli biriydi. Olmayacak duaya amin demezdi. Bu adamla ilgili söylenenleri duyduğu zaman ne hissederse hissetsin ona soğuk davranmaya karar vermişti. Hye  Jin duygularını bastırma konusunda çok iyiydi. Hae Min gibi yelkenleri suya indirmezdi.

Young Jae , Hae Min ‘i merak ediyordu. Son zamanlarda hiç iyi değildi üstelik bu Jon Won meselesi de kızı iyiden yiye yıpratmıştı. Evine gidip kontrol etmese içi rahat etmeyecekti. Young Jae onu beklerken Hye Jin göründü. Yavaş adımlarını sıklaştırıp adamın yanına geldi.’’  Sana daha kaç defa söyleyeceğim benim peşimi bırak’’ dedi.

Young Jae umursamaz bir tavırla sinirlerine hakim olmaya çalıştı ‘’  Senin peşinde falan değilim, sen kendini dünyanın merkezinde falan mı sanıyorsun. Ben Hae Min i bekliyorum .’’ dedi.  Hye Jin sinirle ne dememsi gerektiğini bilmeden arkasına döndü. ‘’Hae Min i bekliyormuş. hıh . ‘’

Young Jae umurunda olmaması gerektiğini söylese de  hala Hye Jin i izliyordu.

***************************************************************************

Young Jae,  Hye Jin  ile birlikte hastaneden çıktığında saat çok geç olmuştu.  Hae Min kalmakta ısrar ediyordu. Jon Won’ u bırakamam demişti.  Young Jae ,  Hye Jin’ i eve bırakacağı sırada bir telefon geldi. Arabada Young Jae ve Hye Jin vardı. Young  Jae gelmem işim var dedi. Hye Jin onu dinliyordu. ‘’Bak cidden gelemem’’ . Karşıdaki ses yolunun üstü dedi.

Hye Jin, Young jae  telefonu kapatınca ‘’ ben kendim giderim’’ dedi.

Young  Jae ‘’ olur mu öyle şey seni ben bırakacağım’’ dedi.

Hye Jin ısrar etti. Young  Jae  ‘’Bana iyilik yapmak  istiyorsan benimle gel. Çok sürmez yarım saat sonra seni eve bırakırım ‘’ dedi. Hye Jin kabul etmek zorunda kaldı .

Young Jae mekana girince arkadaşı hemen kolundan tutup bir masaya oturttu. Hye Jin de onun yanına . Young Jae nin okul arkadaşlarının hepsi buradaydı. Kızlar onu bir kadınla görünce kıskandılar.  Uzun boylu bir tanesi Young Jae’ nin omzuna elini yaslayıp sevgilinle geleceğini bilmiyordum dedi. Üzüldüğünü beli ediyordu. Young Jae açıklama yapacaktı ama çocuklardan biri fırsat vermedi. Oo onu yalnız bulmak ne mümkün ama tebrik ederim bu sefer ki sevgilin çok güzel dedi. Diğerleri de olayı budaklandırınca ne Young Jae ne de Hye Jin bir şey söyleyemedi. Young Jae biz kalkalım diyince ortamda gürültü koptu arkadaşı olmaz bir şarkı söylemden bırakma seni benim hatırım için bu gece çok özel biliyorsun .


Young Jae gerçekten olmaz dediyse de zorla sahneye çıkarılmıştı. O da mecbur şarkısını söylemeye başladı. Şimdi Young  Jae I m your man şarkısını söylüyor Hye Jin de gözlerini ayırmadan onu izliyordu. Sahnede öyle havalıydı ki onun şimdiki karizmasını gören hiçbir kadın etkilenmeden yapamazdı, taş olsa çatlardı. Hye Jin büyülenmiş gibiydi. Bu adam her defasında onu şaşırtıyordu. Tam tanıdığını düşündüğü anda yepyeni biri gibi ortaya çıkıyordu. Young Jae tanımakla bitmiyordu işte. Her defasında yeni bir hüneri çıkıyordu ortaya . Bırak uğraşma ben sonsuz bir dünya gibiyim dercesine ona bakıyor, onun için söylüyordu adeta.

OKUMAYANLAR İÇİN  SIFIRINCI BÖLÜM TIK TIK

Young Jae böyle tutkuyla şarkı söylemeyeli yıllar olmuştu. Bir heves başladığı müzik hayatı bir heves son bulmuştu. Belki buraya da zorla çıkarılmıştı ama Hye Jin e bakıp söyledikçe o tutku yeniden sarıyordu onu,  şimdi isteyerek ve sevdiği kadının gözlerine bakarak , en içten şekilde okuyordu şarkısını. Bir ara o kadar kapıldı ki hislerine Hye Jin e çok yaklaştı . Gözlerine bakıyor bir tek onu görüyordu. Nefesi onun ensesinde son buluyordu. Şarkı bittiğinde  Hye Jin hemen dışarı çıktı. Kendi kendine bir mücadeleye girişmişti. Young  Jae ne olduğunu anlamadan peşinden çıkıp kızın kolundan tuttu ne oldu nereye gidiyorsun dedi.

Hye Jin ben… ben… hemen gitmeliyim diyerek kendini kurtardı . Young Jae’ nin yüzüne bakmaya bile cesareti yoktu. Ona deli gibi aşık olmuştu. Bunu şimdi  anlamasa olmaz mıydı . ah aptal kafa ah . Young  Jae kolundan tuttu tekrar  nereye gidiyorsun seni ben bırakacaktım dedi..  Arabada biliyor musun Hye Jin PGMALİON  onu biliyor musun dedi Young Jae. Sende aynı onun yaptığı heykel gibi taş kalplisin.  Hye Jin bütün  gece düşündü uyku girmedi gözüne .

Sonraki bir kaç gün Young  Jae ona yüz vermedi ve  Hye Jin’ in sinirleri yıprandı.

********************************************************

duydum ki unutmussun

Young  Jae , Hye Jin ile asansörde karşılaştığında yine aynı taktiği uyguluyor ve görmezlikten geliyordu.Hye Jin  yine aynı tepki ile karşılaşınca kızdı  ” zor olduğu için vazgeçtin,  aşkın bu kadar basitti işte.”  Young  Jae asansörü durdurdu ve kızı duvara yapıştırdı,  gözlerini içine bakıp  kızı öpecekmiş gibi yaptı ama  Hye Jin ona yaklaşıp başını kaldırdığında vazgeçip  ” haklısın  kolay olanın hiç bir zevki yokmuş. ” dedi ve yeniden asansörü çalıştırıp gitti.  Hye Jin çok bozuldu ardı sıra Young  Jae nin gidişini izlerken içinden sövüyordu.

Dünyada sevdiğim bir tek sen vardın
Evvelce ben değil hep sen yalvardın
Şimdi neden bana el gibisin
Halbuki sen bana asıl yandın

Sevgi bağıma sen koydun bir diken
Nasıl yaktın sen beni daha gül iken
Niçin sözünden sen böyle caydın
Ne olurdu beni sevmiş olsaydın

******************************************************

İşte çıkarılan güvenlik görevlisi Kim Sang  silahı ile  toplantı salonuna daldı. Çok sinirliydi. Bunca emek verdiği işinden kovulmuştu ama yağma yok . Ben öyle harcanacak adamlardan değilim dedi. Sessiz sedasız çekip gidecek değilim. O toplantı odasına daldığı sırada içerde Young Jae , Hye Jin ve Lee Wong toplantı halindeydi. Adam silahı ile havaya bir el ateş etti. Sizi rehin alıyorum dedi. Üçü de şaşkın bir şekilde ne olduğunu anlamadı. Sonra adam kıpırdamayın sizi vururum diye bağırmaya başladı. Eliyle başını ovup duruyordu. Sanki kafasının içinde bir çekiç vardı. Kendine hakim olamıyordu. Karşısındakiler hiç  hareket etmediği halde Kim Sang için onlar kaçmaya çalışıyordu. O sırada silahını onlara doğrultu. Ateş edecekti. Ve çok geçmeden rehinelerin donmuş yüz ifadelerinden sonra bir silah sesi daha duyuldu.   Lee Wong  ‘ın  canı çok acıdı , yüreğine bir sızı saplandı . vurulmamıştı ama yıkılmıştı. Çünkü  havaya ateş eden güvenlik görevlisi yüzünden Hye Jin kendini Young Jae nin önüne siper etmişti . Kimi sevdiği ortaya çıkmıştı Young Jae şaşkındı. Hye Jin o kadar hızlı olmasa aynı şeyi o yapacaktı. Kim Sang ise yaptığından çok korkmuş az kalsın birini  öldürebileceği gerçeği ile yüzleşmiş silahını yere atıp ağlamaya başlamıştı

*********************************************************************

Young Jae kaçanı oynuyordu bu çok da hoşuna gidiyordu.  ama Tae Jun kızın sıkılabilmeğini söyleyince telaşlandı ya gerçekten kovalamaktan sıkılırsa dedi bunu göze alamazdı. O gece artık bu işe bir son vermesi gerektiğini anlayıp Hye Jin in evine gitti. Bahçeye gizli gizli girmiş onun penceresini arıyordu sonra küçük bir taş bulup cama atmaya başladı . Taşlar etki etmeyince bu ne ya bu çağda pencereye taş mı atılır diye söylenmeye başladı. Bu kız da telefonunu niye kapatıyor ki. Madem açmayacaksın onu taşımanın manası ne. Son taşı da bu düşünceler içinde atarken cam açıldı taş Hye Jin in alnında patladı. Hye Jin aşağı indiğinde eli hala kızaran alnındaydı. Young Jae ne diyeceğini şaşırdı . Hye Jin ile köşede ki masaya oturdular. Young Jae bu saatte rahatsız ettim özür dilerim dedi. Sonra yaptığında utanan küçük çocuklar gibi elini Hye Jin in kızaran alnına koydu çok acıyor mu dedi. Yüzü öyle acınası bir hal almıştı ki Hye Jin gülümsemeden edemedi. Hayır geçti dedi. Sonra buraya gelmene çok sevindim dedi. Sana anlatacaklarım vardı. Young Jae şaşırmıştı. Hye Jin devam etti. Lütfen ben bitirene kadar dinle olur mu. Bu çok zor ama Hae Min eğer söylersem işe yaracağını söyledi. Biliyorum biz denk değiliz. Bu söylediklerim çok saçma ama biri içindekileri söylemekten çekinme her zaman işe yara demişti. Sonu ne olursa olsun artık içimde saklamak istemiyorum. Ben nasıl oldu ne zaman oldu bilmiyorum ama seni seviyorum. Sana aşığım hem de bir budala gibi dedi. Young Jae,  Hye Jin in ondan hoşlandığını biliyordu ama böyle bir şeyi beklemiyordu. Afalladı bir an sonra kızı kendisine doğru çekip ona sarıldı . bunun bir rüya olmadığına ikna olduktan sonra  onu uzun uzun öptü bende sana aşığım budalam benim  Diye fısıldarken bu mutluluk hayatında tatmadığı kadar gerçek görünüyordu. Hye Jin ‘in kızaran alnına bir öpücük kondurduğunda artık kızın yanakları da al al olmuştu.

Ey büt-i nev-edâ.olmuşum müptelâ,
aşıkım ben sana,iltifat et bana

(ey yeni bir heykel kadar güzel edalı kız.müptelan olmuşum,
aşığım ben sana,iltifat et bana)

****************************************************************

Aradan geçen iki haftada Jon Won kendine gelmişti ve Hae Min e her şeyi anlattı.  polis Gong Chan ‘i yakalayamadı  ama evinde yapılan aramlar ve Kim Mun ‘un garanti diye sakladı itiraf name olanları ortaya çıkarmıştı. Jon Won ölürken bunları anlatmak için Tae Jun un ismini sayıklamıştı Hae Min ne kadar büyük bir hata yapmıştı. Nasıl Tae Jun u suçlamıştı. Katilsin sen katil diye bağırmıştı.

Hae Min,  Jon Won ‘u dinliyordu. Ona seninle evleneceğimizi söyledim sadece canı yansın istedim intikam istedim özür dilerim . Kendi mutluluğum için bencilce davrandım ama insan başkasının mutluluğu için iyi olamıyor. Mutlu olmak istediğim için beni suçlama lütfen.

Hae min ‘’ Ona kızma’’  dedi.  İçinden ‘’  O mutlu olmak için çabalıyor .   Hepimiz mutlu olmak için çabalarız . O da bunun için uğraştı kimseden başkasının  mutluluğu için bir melek olmasını bekleme,  öyle biri yok.’’

**************************************************************

makaram sarı bağlar (yeşilçam versiyon)

Özür dilemek için Tae Jun a gittiğinde utancından yüzünü kaldıramıyordu.

Tae Jun  ‘’ oo niye geldin tekrar katil olduğumu haykırmak için mi.’’

Hae Min  ‘’ Özür dilerim’’  dedi.’’  Çok özür dilerim,  tamam mı ? Ben bilmiyordum .’’

Tae Jun ‘’ Dileme boşuna,  bana bu kadar güvendiğin için sağ ol yani beni bu kadar mı tanıyordun ? Bunu yapacağıma gerçekten inanmıştın . O gün bana saldırırken bir katil olduğumdan hiç tereddüt etmedin.’’

Hae Min’’  ben…’’ dedi ama tamamlayamadı .

Tae Jun ‘’ Lütfen git söyleyeceğin hiç bir şey bana o halini unutturamaz .’’

Hae Min mecburen Tae Jun’ un dediğini yaptı. Akşam evde ona hala kızgın, öfkesi geçmemiş ama diğer taraftan kendini suçlar bir halde düşünürken telefonu çaldı. Hatta ki garson  ‘’ hızlı aramada siz vardınız’’ dedi.

Tae Jun ‘un numarası olduğu için Hae Min hemen açmıştı, demek bunca zaman sonra bile hala hızlı aramada o vardı.

Garson ’’  Bakın hanım efendi bu bey içkiyi fazla kaçırdı devamlı olarak Hae Min diye birini sayıklıyor . Gelip onu alabilir misiniz yada Hae Min’ i bulur musunuz’’ dedi.

Hae Min ‘’ Benim numaram orada ne diye kayıtlı ‘’dedi.

Garson’’ şey efendim gulyabani yazıyor .’’

Hae Min gülümsedi. ‘’Tamam geliyorum ‘’dedi.

Garson telefonu kapattıktan sonra Tae Jun uyanıp  yine onun yakasına yapıştı ‘’ Beni dinle’’ dedi .

Garson ‘’artık içmeseniz çok sarhoşsunuzu’’ dedi.

Tae  Jun ‘’ Ben sarhoş değilim. O kadın için ben her şeyi bırakmaya razıydım ama o ne yaptı beni aldattı . O kadın beni aldattı.  Benim bir hayatım vardı her şeyi planlamıştım ama sonra o çıktı her şeyi alt üst etti. Yurt dışında yaşamak için gidecektim biliyor musun?  O belki benimle gelmez diye duygularımı bile açamadım ona . Belki beni o kadar sevmez diye. Ama sonra onunla her şeyi göze alırım dedim. Hayallerimi de onu da aynı dünya ya yerleştirebilirim . Ben çok mutluydum . Onunla bir hayat kuruyordum . O gelip bütün dünyamı yıktı. Ondan nefret ediyorum .’’

Hae Min ,  Tae Jun’ u alıp evine getirdi. Sarhoş olan adam Hae Min’ i görünce konuşmaya devam etti. ‘’Haksızsın  Hae Min çok haksızsın .’’  Konuşurken dili dolaşıyordu, bu ona ayrı bir tatlılık katıyordu. Ellerini sallayıp ayakta durmaya çalışarak ‘’ Sana o sözleri söylediğim için çok pişman oldum ‘’  ama ayakta duramadı ve yere düşmek üzereyken Hae Min onu tuttu . Kıza yaslanmış bir şekilde takside hep aynı cümleyi söylüyordu. ‘’Ben başkaları olmadığını biliyorum, çok üzgünüm,  kıskanmıştım ‘’dedi.

Hae Min onu kanepe yatırdı gitmek üzereydi ki Tae Jun’ un eli onu yakaladı.  Tae  Jun gözleri kapalı ‘’ben seni seviyorum Hae Min hem de aklının alamayacağı kadar çok seviyorum’’ dedi.

Hae Min kanepenin yanına diz çöktü . Sabah Tae Jun uyandığında Hae Min’ i diz çökmüş kafası kanepede onun başının yanında uyuya kalmış gördü. Gözlerini açıp da kızı görünce yüzünü bir tebessüm sardı. Hae Min,  onun Hae Min ‘i yanındaydı işte. Tae  Jun,  hae min uyurken seyretti ve  ‘’ Seni bırakamam başkasıyla mutlu olsan bile olmaz. Benden başkasıyla mutlu olmana dayanamam benimle ol,  mutsuz olsan bile yanımda ol.’’  dedikten sonra kalktı enfes bir kahvaltı hazırladı.

Hae min bu leziz kokuların dürtmesiyle uyandı. Enfes kokuyordu. Gözlerini açtığında Tae Jun’ u hararetli bir şekilde çalışırken gördü. Öyle mutlu öyle kendinden geçmiş bir şekilde yemek yapıyordu ki bu manzarayı izlemenin verdiği zevk başka bir  şey ile karşılaştırılamazdı.  Tae Jun onu görünce’’ hadi yüzü yıkayıp gel harika şeyler hazırladım’’ dedi.

Hae min olmaz diyecek oldu ama sonra vazgeçti bu yemekler bırakılmazdı ki. Şu sofraya bak krallara layık bir sofra olmuştu.  Üstelik Hae Min bu adamın ne kadar lezzetli yemek yaptığını biliyordu . Obur tarafı onu ele geçirdi sofraya oturdu.  Kahvaltı faslı bitince birlikte sofrayı toplayı bulaşıkları yıkadılar. Hae Min gitmek için davrandığında Tae Jun sana bir şey göstereceğim diyip onu bahçeye götürdü. Bahçede bir bisiklet vardı. Hae Min şaşkın şaşkın Tae Jun a bakıyordu.

Tae Jun ‘’ o akşam bana anlattıklarını hatırlıyor musun işte o zaman aldım bunu . Şimdi sana bisiklet kullanmasını öğreteceğim. Dünya küçük değil Hae Min ama sende küçük değilsin’’ dedi. Hae Min çok mutluydu birlikte çalışmaya başlayana kadar.

Tae Jun  ‘’çok beceriksizsin öyle olmaz.’’

‘’ Hayır ayağına bakma önüne bak’’

‘’’ olmuyor. ‘’

‘’Denge dur’’ gibi sayısız emir veriyordu.

Hae Min sonunda bağırdı. ‘’Sen sanki ananın karnında öğrendin bu işi. ‘’

Böylece bu ikili bisiklet öğrenme sürecini de kavga ederek geçirdiler.

********************************************************************************

Jon Won hala bitkin olmasına rağmen hastaneden çıkmıştı artık daha fazla bu hastanede kalmaya dayanmayacaktı. Evine giderken aklında bin bir düşünce vardı ama bunların hiç birisinde evinde onu bekleyen davetsiz misafir yoktu.  Sessiz evine girip de ışıkları açınca karşısında gördüğü kişi Jon Won ‘u hayatında hissetmediği kadar  şaşkına çevirdi.  Gong Chan elinde sivri , parlak bir cisimle onu bekliyordu. Jon Won bırak kaçmayı yürümeye takati yoktu. Sesini duyurabilecek kimsesi olmaması gibi.  Gong Chan öyle pis sırıtıyordu ki olacakları anlamak için medyum olmaya gerek yoktu.

SONBAHAR ESİNTİSİ 8. BÖLÜM

”AŞK DENKLEMİ ”

Aşk bir denklemdir. Doğru yer, doğru zaman, doğru insan. Biri olmadığında denklem içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki sen bu denklemi çözebilir misin ?

Enrico Macias La Femme De Mon Ami- ( Arkadamışın aşkısın ) 

Jon Won , Hae Min’ i iş çıkışı yemeğe götürmüştü. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki nereden başlasın bilemiyordu. Gece yarısına kadar sohbet ettiler. Hae min külkedisi gibi gece yarısı eve geldi. Ertesi gün hiç vakit kaybetmeden Hye Jin ‘e , Jon Won ile olan karşılaşmasını anlattı.  Bulutların üzerinde gibi hissediyordu. Çok mutluydu. Hye Jin onun böyle mutlu olmasına sevindi.

Ne zaman Jon Won ‘u hatırlasa iyi şeyler hissederdi. Jon Won bu dünyada Hae Min ‘i gözü kapalı teslim edeceği tek kişiydi. Bu yüzden Hae Min neşe dolu yanına gelip Jon Won ile çıktığını söylediğinde Hye Jin , Jon Won’ a karşı hissettiği aşkı kalbine gömmüştü. Çok bekledin Hye Jin belki çok önce söylemeliydin, Hae Min,  Jon Won ile karşılaşıp ona aşık olmadan çok önce söylemeliydin ama şimdi buna hakkın yok. Artık bu mutlu çifte bakıp pişmanlıkla kavrulacaksın. Seni seviyorum… seni çok uzun zamandır seviyorum Jon Won …

Hye Jin en yakın arkadaşının gülümseyen yüzünde mutluluğu inceledi,  göz bebeklerindeyse kendisini gördü yıkılmış , umutlarını bir deli rüzgara  bırakmış mutsuz Hye Jin’ i .İşte böyle vazgeçmişti ilk aşkından, sessiz başlayan aşkı yine sessiz sedasız, kimselerin haberi olmadan içine gömdüğü bir sırdı. Onların sevgili olduklarını duyduğundaki gibi bir acı hissetmemişti hiç. Hiç yanmamıştı böyle şimdi yeniden eski hatıralar canlandı gözünde. Çocukluğunun verdiği bir deli durumdu işte. Lise çağının avare kalbi şimdi böylesine yıkılmazdı hiçbir şey karşısında. Oysa o zaman ne kadar üzülmüştü. Hiçbir  zaman eskiye dönemem sanıyordu. Jon Won ‘u düşündü. İçi akıl almaz bir neşe ile doldu. Hae min için sevindi. Biliyordu bu kız ayrılırken ne çok üzülmüştü. Yine de kendini Jon Won’ u görmeye hazır hissetmiyordu. Bu yüzden Hae Min ‘in birlikte dışarı çıkma teklifini bir bahane bularak reddetti.

****************************************

Hye Jin o sabah hissettiklerini  daha önce yaşadığı hiç bir acıyla kıyaslayamazdı. En yakın arkadaşı karşısında hiç bir şey bilmeden mutlulukla gülümseyerek  Jon Won ile çıkıyorum demişti. Hye Jin  hem çok şaşırmıştı hem de çok üzülmüştü fakat bu masum kızın gözlerindeki mutluluğu görünce aynı zamanda onun için nasıl da içi rahatlamıştı. Ne kadar  saçmaydı aynı anda bu kadar duygu , bu kadar çelişki düz mantık Hye Jin için çok fazlaydı, kaldıramayacağı kadar fazla . Eğer biraz  daha durursa ağlamaya başlayacaktı. Bebekler gibi ağlayacaktı. Ama olmazdı o buna müsaade edemezdi. Hemen kaçmalıydı ama nasıl?  Oturup Hae Min’i dinledi. Hiç bir zaman tam olarak inanmadığı bu aşkı dinledi. Evet Hae Min bu çocuktan hoşlanıyordu ama Hye Jin,   Jon Won’ un da ondan hoşlandığına hiç bir zaman inanamamıştı. Yani onca zaman hep izlemişti . Asla öyle belli eden bir yanı yoktu.        Hae Min’ e özel davranıyordu ama bir türlü de onunla sevgili olmaya çalışmamıştı . Hye Jin sadece arkadaşlık duygusuna kendini ikna etmişti,  belki seven kalbinin ona oynadığı bir oyundu bu . Bir yalanın içinde yaşamıştı. Gerçi haksızlığa falan uğramamıştı. Kimse ona ümitte vermemişti ama yine de bunları bilmek içini rahatlatmıyordu. Canının böyle acımasına engel olmuyordu. Hae Min olması acısını iki kat artırıyordu. Nefes alamayacak gibi hissettiği halde koca bir gülümsemeyle Hae Min e destek oldu. Ama o gidince yapayalnız kaldığında gücünün tükendiğini hissetti. Artık takati kalmamıştı.  Yere çöktü,  hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Bağıra bağıra daha önce hiç yapmadığı şekilde , kendine hakim olmayı bırakarak,  çılgıncasına ağlıyordu. Annesi kızının haykırışları ile bahçeye çıktı onu ilk defa böyle görmüştü . Kendini bildi bileli güçlü olan kızı,  bebekken bile nadiren ağlayan,  canı acıdığında bile gülümseyerek iyi olduğunu söyleyen kızı, şimdi hıçkırıklara boğulmuştu . Çok korktu kadın,  dehşete kapıldı . Onu böylesine acıtan şey neydi ki?  Gidip kızına sarıldı. Sanki onun yaralarını sarmak istiyormuş gibi. Sanki acısını ondan alıp kendi içine hapsetmek istiyormuş gibi daha sıkı sarıldı. Hye Jin annesini fark ettiğin de birden gülmeye başladı katıla katıla gülüyordu. Annesi onun bu sinir harbinin sebebini hiç bir zaman anlamadı . Kızı da zaten ertesi gün yine o buz dağları gibi dimdik ayaktaydı. Sanki hiç bir şey olmamış gibi. Öylesine güçlü duruşu,  boynu hep dik…

*****************************************************

Julio Iglesias – Ne T’en Va Pas Je T’aime- ( Gitme Seni Seviyorum )

Hae Min liseye başladığı yıl Jon Won üst  sınıftaydı. Hae min ‘in yaşam dolu hali, neşesi kendine bağlamıştı Jon Won’ u  sonra üniversitede ayrılmışlardı. Jon Won okulu bitirdiğinde yurt dışına gitmek zorunda kalmıştı. Ayrılmadan önce hüzünlü bir konuşma yapmışlardı. Jon won ilişkilerini bitmesini istemiyordu. Oysa Hae Min geleceğin belirsiz olduğunu söylüyordu. Belki kader bizi tekrar bir araya getir ne dersin demişti. Henüz bir yıldır sevgililerdi ama ayrılmak zorunda kalmışlardı. Jon Won gitmek istemiyordu bırak kalayım demişti ama bu inatçı kıza söz geçmiyordu. Gitmelisin demişti. Ve zorla göndermişti işte onu.

Jon won ‘’ Az uğraşmadım sana duygularımı açana kadar şimdi nasıl giderim demişti.’’

Hae Min gülmeye başlamıştı. ‘’ Sen mi açtın.  Yıllarca senin söylemeni bekledim ama sen bir türlü cesaret edemeyince ben sana çıkma teklif ettim hatırlasana.’’

Gerçekten de öyle olmuştu. Jon Won’ u beklemekten sıkılan Hae Min yanına gidip, çocuğu dumura uğratacak şekilde  seni seviyorum.  sevgilim olur musun demişti. Öyle çocukçaydı ki Jon Won hem çok şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu.

sonra o yolcu etmeye geldiği gün Hae Min vardı.  Jon Won onun o içine işleyen halini hiç bir zaman silemediği aklından.  Belki sözleri çok mutluyum gitmen umurumda bile değil diyordu ama gözleri o neredeyse ağlayacak gözleri . Jon Won biliyordu ki o gözlerin içinde gururdan sıkı sıkıya tutulmuş damlalar vardı , düşmemek için direnen azimli damlalar . Jon Won  arkasını döner dönmez Hae Min ‘in ağlayacağını biliyordu, bu kız asla çok güçlü olmamıştı salya sümük ağlayacaktı işte ama Hae Min ‘in bilmediği ise kendisine hep dokunan ayrılıkların, ona hep yalnızlığını hatırlatan terk etmelerin, onda bıraktığı bu derim elem kadar Jon Won ‘u da etkilediği onun da biraz sonra ağlayacak olmasıydı.   Hae Min eve dönerken en yakın arkadaşına döndü ve ben artık kimseyi kaybetmek istemiyorum artık hiç kimseyi ve onun omuzlarında hıçkırıklara boğuldu . Hye Jin arkadaşını teselli ederken korkma ben hep yanındayım dedi bu kızı teselli etmeye daldığından kendi üzüntüsünü de unutuverdi.

*************************************

AMERICA POP (VUELA MARIPOSA)(ESTE ES EL)

Hae Min ile Tae Jun toplantıya gidiyordu. Tae Jun  kızı yanından ayırmaz olmuştu , toplantılara bile yanında sürüklüyordu. Şimdi de geç kalmamak için biraz hızlı sürüyordu. Hae Min ise ona yavaşlaması gerektiğini söylemekle meşguldü. Tartıştıklarından Tae Jun karşıdan gelen arabayı fark etmedi. Neredeyse çarpışıyorlardı. Tae Jun refleksle Hae Min ‘i korumak için onun üzerine kapaklandı.

Hae Min gözlerini bir hastane odasında açtığında dumur olmuştu. Kolu sargıdaydı. Kolunun acısı ile irkildi. Olanları hatırlayınca telaşlandı hemen Tae Jun’u sordu. Tae Jun nerde, o nasıl , ona bir şey mi oldu diye yaygara koparıyor hemşirelerin vereceği cevaplar için zaman vermeden bir diğer soruya geçiyordu. İyice paniklemişti. Tae Jun’ a kötü bir şey olduğunu düşünüyordu. Çünkü hatırladığı son şey onu korumak için üzerine kapaklanan Tae Jun’du. Onun için kendini riske atmıştı. Hemşireler onu rahatlatmak için Tae Jun ‘u çağırdıklarında Hae Min adamın bir şeyi olmadığını gördü. Burnu bile kanamamıştı. Tae Jun ‘un arabasına yaklaşmadan diğer araba durmuştu. Fakat o panikle Tae Jun kızın kolunu incitmişti.

Bunu öğrenen Hae Min çılgına döndü.” Ne yani senin bir şeyin yok. benim ise kolum ne halde ”

Tae Jun ” Böyle olmasını istemezdim . Hem seni korumaya çalışıyordum . Biraz takdir etsen.”

Hae Min ” Takdir etmek mi ? Aman Allah aşkına beni bir daha kurtarma bu sefer de öldürürsün falan.”

Tae Jun ” Amma yaygaracısın. Duyanda önemli bir şey oldu sanır. Alt tarafı bir incinme.”

Hae Min ” Bir incinmeymiş. Bu benim sağ kolum. Kolum böyleyken işlerimi nasıl yapacağım”

Tae Jun ” Ne tatlı canın varmış. Merak etme sakat falan kalmadın. İyileşene kadar sana bakarım . Oldu mu ? Mutlu musun ?

Hae Min ”Evet mutluyum. İyileşene kadar etrafımda olacaksın. Kölem gibi ne istersem yapacaksın. Yoksa seni affetmem. Seni dava ederim. Hem vicdan azabında da kavrulursun.’’

Tae Jun ”O zaman vicdanımı rahatlatmak hiç kolay olmayacak desene” dedi gülümseyerek.

Hae Min endişelenmesin diye Hye Jin ‘e haber vermedi. Hastane çıkışı Tae Jun onu eve getirdi. Yorgun olduğunu söyleyen kızı yatağına yatıran Tae Jun gitmek için kapıya yöneldi.

Hae Min ” Hey sen nereye gidiyorsun ? Bana verdiğin sözü unuttun mu ? Yoksa cayıyor musun ?”

Tae Jun ” Ben sözümden dönmem  ama sen buraya ilk geldiğimde ne demiştin. Bir genç kız yalnızken evine yabancı bir erkeği almamalıdır. Ne oldu fikrin mi değişti?

Hae Min ” Hayır değişmedi . Ama sen yabancı sayılmazsın bu kural sana işlemez.”

Tae Jun pis bir sırıtışla ”Hımm yabancı değil miyim ? Kimim o zaman ?”

Hae Min ” Müstakbel kocamın kuzenisin . Unuttun mu planımız işe yarayınca akraba olacağız.’’

Tae Jun üzgün bir ifade ve kırgın bir ses tonuyla ”Haklısın akraba olacağız dedi. Ardından sahte bir gülücükle dile benden ne dilersen sahip dedi.’’

Hae Min  bu soruyu bekliyormuş gibi ” Yemek istiyorum ‘dedi. Çok acıktım hem o hastane yemekleri berbattı. Güzel bir yemek istiyorum.”

Tae Jun ” Ne sipariş etmemi istersin ”

Hae Min ” Ne siparişi . Yemeği sen yapacaksın. Ben hastaneden yeni çıktım ev yemeği yemem lazım. Bana yemek yap.”

Tae Jun ” Hiç bir şeyi kolaylaştırmaya niyetin yok değil mi ? Peki dediğin gibi olsun” diyerek mutfağa gitti. Hae Min de peşinden gitti.

Tae Jun arkasında Hae Min ‘i görünce ” Senin yatıp dinlenmen gerekmiyor mu ?”

Hae Min ” Seni izleyeceğim. Beni zehirlemeyeceğin ne malum. Hem hemen kabul ettin belki intikam olsun diye içine bir avuç tuz koyacaksın”

Tae Jun ” Hemen komplo teorileri kurdun fazla film izliyorsun değil mi ?” Madem izle ve gör ama izlerken hayran kalırsan karışmam.

Hae Min ” Ne kadar kendini beğenmişsin. Sanki hayatında yemek yaptın da ”

Tae Jun ”Tencereler nerde ”

Hae Min dolapları açar bir türlü bulamaz.

Tae Jun ”Sen burada yaşamıyor musun ? Nasıl olurda yerini bilmezsin”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı hiç sevmiyorum”

Tae Jun dolaplara bakar her şey vardır. Üstelik yerli yerinde bir düzen içinde.

Tae Jun ” Peki bunlar ne . Hem nasıl oluyor da bu mutfak böyle düzenli”

Hae Min ” Ha o mu Hye Jin benim için alış veriş yapar, zorla temizlik yaptırır . Evi düzenli tutmazsam çılgına döner.”

Tae Jun ‘’ Bu çok güzel işte ”dedi sıcak bir gülümsemeyle.

Hae Min şaşırmıştı. Ne kadar içtendi gülümsemesi.

Hae Min ” Nesi güzel deliriyor diyorum sana”

Tae Jun ” Güzel olan birinin sana bakması. Sana dikkat etmesi. Senin için endişelenen birinin olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor.”

Hae Min bu ne demekti şimdi diye düşündü.

Tae Jun ” Neyse çok konuşma da işimi yapayım.” dedi

Hae Min sessizce Tae Jun ‘u izledi. Bir profesyonel gibi yemek yapıyordu. Ona hayran hayran bakıyordu. Baya tecrübeli olmalıydı.

Hae Min ” Nasıl oluyor da yemek yapmayı biliyorsun”

Tae Jun ” Yurt dışında okuduğumu söylemiştim . Orada yaşarken kendi yemeklerimi yapıyordum.”

Hae Min afalladı ” Ne yani yemekleri sen mi yapıyordun”

Tae Jun ” Niye bu kadar şaşırdın. Kimin yapmasını bekliyordun”

Hae Min ” Senin çok paran olduğunu malikanede yaşadığını aşçılarının , hizmetçilerinin olduğunu düşünmüştüm.”

Tae Jun gülmeye başladı .” Sen var ya gerçekten çok dizi izliyorsun. Zamanını yararlı şeylere harcasan .Mesela yemek yapmayı öğrensen. Sana kim yemek yapacak.”

Hae Min ” Ben yemek yapmayı sevmiyorum. Hazır şeyler yerim.” dedi umursuzca

Tae Jun ” Peki evlenince kocana kim yapacak ”

Hae Min ” Kuzenin zengin değil mi. Bir aşçı tutsun.”

Tae Jun ‘un yüzü düştü , bütün keyfi kaçtı. ” Haklısın zengin ama ben olsaydım senin pişirmeni tercih ederdim. Sevdiğinin yaptığı yemeğin tadı bir başka olur.”

Hae Min ” Woww ne kadar romantikmişsin sen .”

Tae Jun ” Dalga geçme . Hazır şeyler de yeme. Ben senin için ne zaman istersen pişiririm.”

Hae Min ‘in yanakları kızarmıştı. Benim dinlenmem lazım deyip mutfaktan kaçmıştı. Tae Jun da yüzünde belli belirsiz bir gülümseme arkasından baktı.

Tae Jun elinde çok güzel bir tepsi ile Hae Min ‘in yanına gitti. Hae Min yemeklere bayıldı. Gülümseme ile hepsini yedi.

Tae Jun ” Yavaş boğulacaksın. Çok iştahlısın maşallah”

Hae Min ” Çok güzel yapmışsın yemesem yazık olur.”

Tae Jun ” Aferin takdir etmeyi de öğrenmişsin.”

Hae Min ” İstediğin kadar konuş bu güzel yemekten sonra hiç bir şey asabımı bozamaz.”

Tae Jun tepsiyi mutfağa bırakıp döndükten sonra Hae Min’i uyurken buldu. Vakit iyice geç olmuştu. Nasıl olmuştu da zamanın farkına varmamıştı.

Hae Min ‘in telefonu çaldı.  Arayan Jon Won ‘du . Hae Min onu bir tanem Jon Won diye kaydetmişti.  Tae jun’un içini kıskançlık sardı. Tae Jun kız uyanmasın diye telefonun sesini kıstı. Sonra rehbere baktı kendi numarasını nasıl kaydetmişti acaba ? Sonra numarasını  gördü. Hae Min onu gulyabani diye kaydetmişti. Tae Jun gülümsedi. Hae Min ‘in yatağının ucuna geldi. Kulağına eğildi ve ” Çok özrü dilerim. Sana bir şey olacak diye çok korktum. Lütfen benim için bir gulyabaniye dönüşme.” dedi

Tae Jun evden çıktı. Kapının kapanmasıyla Hae Min gözlerini açtı . Yatakta doğrulup , oturdu.

” Gulyabaniye dönüşme mi ? Ne demek istedi ki şimdi bu ?”

****************************

Jon Won ülkeye döndükten sonraki iki aydır  yaptığı gibi akşam yine arabasını aynı semte sürdü. Yine her zaman olduğu gibi cesareti bir kaç sokak kala onu terk etti.  Sokaklardan birini köşesine park etmiş şekilde  kendini ikna etmeye , cesaret toplamaya çalıştı.

‘’ Belki ‘’ dedi  ‘’ Belki de yalnızdır, belki de beni hiç unutmamıştır. Ona olan sevgim ne kadar zaman geçerse geçsin bitmedi . Belki onun ki de bitmemiştir.’’

Ama sonra Hae Min’ in konuşmasını hatırladı.

Ben burada olmayan birine kendimi bağlamak istemiyorum. Çok üzgünüm ama neler olacağını bilemem. Belki yeniden aşık olurum. Sana bu sözü veremem. Burada bitsin. ‘’

Bunlar onu sözleri değil miydi?  Şimdi gidip Hae Min i başka bir adamla görmek vardı .  Buna cesaret edemem.  Hayır onu başkasıyla görmeye dayanamam.

O boş sokaklara bakarken sanki Hae Min i görüyormuş gibi içini döktü.

Ben seni hiç unutmadım . Hiç bir zaman . Kaç defa elim telefona gitti . Sana kaç defa gönderemedim mailler attım . Kaç tane mektubu yaktım biliyor musun . Ne çok şey yazdım . Neler anlattım yanımda değilken,  yaşadıklarımı ben her gece resmine fısıldadım .

Ben seni hiç unutmadım.  Her kahve içişimde , her yağmur yağdığında , her papatya gördüğümde , sevdiğin yemekleri yediğimde , sevdiğin kokuyu duyduğumda , en sevdiğin şarkıda,  ben seni sensiz de yaşadım . Ben hiç unutmadım. Hayır hiç bir şeyi .  Ne beni sevdiğini söylediğin zamanı , ne ilk buluşmamızı , ne son buluşmamızı,  ben sana dair seninle geçen hiç bir anıyı unutmadım.

Ne ilkleri ne de sonları ben seni hiç unutmadım.

Sonra arabasını yine yaptığı gibi evine doğru sürdü. Belki bir gün cesaret ederde seni görürüm meleğim . Belki bir gün sende benden vazgeçmemişsen bizim yeni anılarımız olur .

Belki bir gün hala …

 

NOTLAR :  BEN HİÇ BİR ŞEYİ UNUTMADIM ADLI ŞARKININ TÜRKÇE SÖZLERİ MEVCUTTU VİDEO DA ŞARKILARI HEP DURUMLARA UYGUN SEÇMEYE ÇALIŞTIM UMARIM KEYİF ALIRSINIZ.

SONBAHAR ESİNTİSİ 6.BÖLÜM

GULYABANİ KİM ?

A Man Without Love – Engelbert Humperdinck

Hae Min Arka tarafa doğru yürüyordu. Üç adam tarafından sarılmış Lee Young Jae ‘yi gördü. Adamlarla kavga ediyordu. Hae Min’ in şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Lee Young Jae onlarla dövüşüyordu ve adamlar sayıca üstün olmasına rağmen dayak yiyorlardı.

Lee Young Jae’ nin bu kadar iyi dövüşmesini sebebi çocukluğundan beri merak sardığı savunma sanatıydı. Fakat Hae Min’ in sesini duyunca dikkatini ona verdi,  arkasını döner dönmezde darbe almaya başladı. Diğer adamlar da bağıran kızı fark ettiler ve Lee Young Jae’nin tek bir çaresi kalmıştı o da hemen kaçmak.

Kızı tanıdığını anlayan adamlar Hae Min’in peşine düşünce Lee Young Jae de hemen Hae Min’in koluna yapıştı ve onu sürükleyerek arabaya bindirdi. Hızla oradan kaçmayı başarmışlardı. Hae Min nefes alışlarının normale dönmesinden sonra ‘’Kimdi o adamlar ? Neden sana saldırdılar ?’’ diye sordu.

Young Jae :  Boş ver onları. Sen benim evimde ne yapıyordun ?

Hae Min : Sana evrak getirdim değerli bay mükemmelimiz Tae Ju’ a göre bunları imzalaman gerekiyormuş ama bence sırf bana eziyet olsun diye verdi bu işi.

Young Jae elinde olmadan gülümsedi .

‘’Sırf sana eziyet olsun diye böyle şeyler mi uyduruyor?  İşte bu çok güzel.’’

Hae Min : Nesi güzel bana işkence etmesi hoşuna mı gidiyor?

Young  Jae : Haksız sayılmaz bana davranışlarını unutmadım.

Hae Min pişman olmuştu . Ses tonu az önceki gibi kızgın değildi artık üzgündü.

‘’Ben özrü dilerim . Öyle olsun istemedim ‘’ dedi kısık bir sesle.

Young  Jae : Tamam neyse seni affederim ama bir şartla. Bir gününü bana ayıracaksın.

Hae Min : Bir gün mü ? diyerek tekrarlarken şart kelimesini duyduğunda yaşadığı şoktan pörtlemiş gözleri yuvalarına geri döndü.

Young  Jae : Evet , yarın… yarın cumartesi . Cumartesi çalışmıyorsun değil mi ?

Hae Min : Hayır çalışmıyorum .

Young  Jae : İyi o zaman anlaştık . Şimdi in .  İşim var. Yarın görüşürüz.

Hae Min ne olduğunu anlamadan arabadan kapı dışarı edilmişti.

*************************************

Cumartesi sabahı Hae Min ‘in telefonu çaldı.

Hae Min : Alooooo!!!!

Young Jae : Hadisene dışarda bekliyorum geç kalma. Bekletilmeyi hiç sevmem.

Hae Min : Dışarda mı ? Sen kimsin be ? Hem neden bekliyorsun ?

Young  Jae : Cama çık ve gör .

Hae Min uyku sersemi ağzına geleni sayarken camdan dışarı baktı.  Unuttukları bir bir aklına gelirken o hazırlanmaya başlamıştı bile. Yolda Lee Tae Jun ‘a mesaj çekmeyi de unutmamıştı. ‘’Young  Jae ile buluştum.’’ Sadece bu kadar yazmıştı. Mesajı alır almaz Tae  Jun sabırsızlanmaya başladı. Bütün günü merak içinde geçirdi. Televizyon izleyemedi, gazete okuyamadı, hiç bir şeye konsantre olamadan , hiç bir şeye aklını veremeden volta atıp durdu.

Hae Min’ in günü ise oldukça eğlenceli geçti. Önce enfes bir kahvaltı yaptılar. Hae Min bu adamın yanında duyduğu rahatlığa hayret etti. Bowling oynadılar, sinemaya gittiler, akşam yemeğinden sonra dansa bile gittiler. Hae Min normalde bunu bir buluşma olarak adlandırırdı ama bu sefer yapamıyordu sanki bir şeyler farklı  gibiydi. Kötü vakit geçirmemişti aksine çok eğlenmişti ama sorsalar sebebini bilmediği, adını koyamadığı bir his vardı işte.  Young  Jae için ise bu gün harikaydı. Hem birlikte zaman geçirebileceği birini bulmuş yalnız kalmamıştı hem de diğerleri gibi onu sıkmayan biriydi Hae Min .

Christophe Rippert – La vie sans toi

Gece yarısı eve döndüğünde Hae Min kapıda Tae Jun ‘u gördü.

Tae Jun : ‘’ Neredesin sen ?  Bu saatte eve dönülür mü ?’’  diye sinirle konuşurken hiç bir şey anlamayan Hae Min : ‘’Ne var saatte hem külkedisi bile gece yarısı dönüyor ‘’dedi. ‘’Hem neden buradasın. Çok mu bekledin? ‘’

Tae Jun : ‘’ Hayır beklemedim.  Plan işe yarıyor mu diye merak ettim durum değerlendirmesi için geldim.’’ Dedi.

Hae Min :’’ O zaman iyi gidiyor bunu bil yeter ‘’ dedi.

Tae Jun : ‘’Hey böyle kesemezsin bütün detayları istiyorum’’ diye arkasında bağırırken Hae Min merdivenleri çıkmaya çalışıyordu. Hae Min kurtulamayacağını anlayınca merdivene oturdu.

Hae Min : ‘’Tamam tamam’’ dedi ve bütün detayları anlattı. O anlatırken yüzü ışıldıyordu. Belli ki çok eğlenmişti. O anlattıkça Tae  Jun sinirlendi.

Tae  Jun : ‘’Çok çocukça . Ne yani bunları yaparak mı kızları tavlıyormuş. Desene kızlar çok saf . Bu kadar şeye tav oluyorlar.’’ Dedi gıcık olmuştu.

Hae Min sinirlenmişti. ‘’ Sen ne anlarsın . O çok romantik biri işte kızlar buna tav oluyor.  Hadi git şimdi, uyumak istiyorum. Çok yoruldum.’’ Dedi ve sinirle evine girdi.

Tae  Jun evine vardığında neden sinirli olduğunu bile bilmiyordu. Kendini odasına attığında  Young  Jae içeri girdi.

Young Jae :’’ Neden geç kaldın seni bekliyordum.’’ Dedi.

Tae  Jun :’’ Neden kendi evinde değilsin ve beni bekliyorsun ?’’

Young  Jae o alaycı gülüşünü takınarak .’’ Oraya gidemem ‘’dedi. ‘’Orayı beğenen bazı adamlar var. Hem sana teşekkür etmek istedim . O güzel asistanınla birlikteydim bu gün. Çok eğlendim. O kız çok özel biri.’’

Tae Jun :’’  Ne güzel yeni bir oyuncak bulmuşsun bunu söylemeye mi geldin? ‘’

Young   Jae : ‘’Hayır o bir oyuncak değil. Onun için düşündüklerim bundan çok farklı . Neyse zamanı gelince anlatırım.’’  Dedi umursamaz bir tavırla.

Tae Jun : ‘’Ne anlatacaksan şimdi anlat.’’ Dedi sabırsızca.

Young   Jae :’’ Olmaz . Şimdi zamanı değil. Ben yatıyorum . Sana iyi geceler.’’ Diyerek çıktı.

Tae  Jun sabah kadar uyuyamadı.  Young  Jae ise derin bir uyku çekti.

Sabah Tae  Jun bir mesaj daha aldı. ‘’Bu akşam Young  Jae ile yemeğe çıkıyorum.’’

Akşam Tae  Jun yine  Hae Min ‘i bekliyordu. Young  Jae ile Hae Min köşeyi döndü. Onları yürürken gördüğünde Tae Jun bir tek Hae Min’e bakıyordu. Onun yüzünden, ifadesinden bir ipucu yakalamak ister gibiydi. Belki de bu yüzden Young Jae’nin onu gördüğünü anlamadı. Younga Jae,  Hae Min’ in elini tuttu sonra yanağına bir öpücük kondurdu.’’ Tekrar görüşelim’’ dedi ve kulağına bir şey fısıldayıp gitti. Young   Jae’ nin kıza fısıldadığı şey Hae Min ‘i şaşkına çevirdi.

Tae  Jun arabasının içinde Hae Min’e bakarken konuşmaya başladı.

‘’ Şimdi de sen bir gulyabani oldun.’’  Tae Jun elini kalbine götürüp durmasını diledi.

Cahit Berkay -Selvi Boylum Al Yazmalım

Young  Jae , Hae Min ‘i bıraktıktan sonra yürüyerek arabasını park ettiği sokağa döndü. Köşeyi dönüp arabasına binecekken, elinde torbalar hızlı hızlı yürüyen  Hye  Jin ‘i  gördü. Hye  Jin bir taraftan bu ağır torbaları tutmaya çalışıyor diğer taraftan nerdeyse kopacak olan tokası düşmesin diye uğraşıyordu. Çabası boşuna gitti toka sesiz sokakta yankılanarak yere düştü.  Saçları rüzgarda uçuşmaya başladı. Soğuk bir gece değildi belki ama rüzgarlıydı. Lee Young  Jae de  rüzgar gibi fırlayıp tokayı yerden aldı ve ani çeviklikle Hye  Jin ‘e uzattı. Tokasını almak isteyen kız uğraştıysa da ellerinin çok dolu olması yüzünden başarılı olamadı. Young  Jae torbaları kızın elinden alıp tokayı vermeyi düşündü ama hızlı bir karasızlıktan sonra vazgeçti. ‘’Pardon ‘’ diyerek tokayı Hye  Jin ‘in saçına taktı. Hye Jin bir yabancının saçlarına dokunmasından dolayı sersemlemişti. Hemen uzaklaşmak için ellerindekilere yüklendi. Young  Jae , Hye  Jin ‘in önüne geçerek torbaları işaret ettiği gözlerini kızın yüzüne sabitleyip’’ Nereye gidecek bunlar’’ diye sordu.

Hye  Jin burnunu havaya kaldırıp’’ Hiç gerek yok ‘’ dedi sert bir ses tonuyla. Young  Jae ‘’Lütfen ısrar ediyorum ‘’ diye diretti ise de kızın bakışlarından gitmesi gerektiğini anladı.

Young Jae Arabasına binerken film sahnesi gibi Hye  Jin ‘in uçuşan saçlarını hayal etti. Sonra Hae Min ‘i düşündü. Bu sokağa daha sık gelmeliyim diye geçirdi içinden.

Kim Hae Min yatağında uzanmış Young  Jae ‘nin söylediğini düşünüyordu. O son fısıltı kulağında, beyninde bir hükümdarlık inşa etmiş. Tüm gücüyle hükmeden bir kralın sesi gibi yankılanıp duruyordu.

Hye Jin aldığı eşyaları yerleştirirken gördüğü tuhaf adamı nereden hatırladığını anımsamaya çalışıyordu.

Young  Jae  arabasında eve doğru yol alırken beynini fetheden absürt düşüncenin etkisiyle devamlı gülümsüyordu. Kendisini bile duyamadığı kadar kısık bir sesle acaba bu kıza çarpıldım mı ? dedi.

Tae  Jun ise sokağın köşesinde arabasının içinde kıpırdamadan oturmaya devam ediyordu. O artık bir gulyabani mi oldu ? Hayır hayır bu saçma düşünceyi tereddüt bile etmeden attı kafasından son hız yol almaya başladı.

Sonbahar Esintisi 5.BÖLÜM

” KALP KARIŞIKLIĞI ”

David Cassidy (Partridge Family) – I think I love you

Tae Jun ”  Kahvaltıya , açlıktan ölüyorum. Çabuk ol. ” dedi.

Hae Min de açlıktan ölüyordu. Yolda onu ikna ederim diye düşündü ve hazırlanmaya başladı. Arabaya bindiklerinde Hae Min ilk defa Tae Jun’ un arabasına binmişti. Ne kadar konforlu diye düşünmeden edemedi. Yol boyunca aklında aslında bu adamı tavlamak hiç de fena fikir olmazdı diye düşündü. Tae Jun ‘dan öğrendiğine göre çok da parası vardı. Aynı Jane Austen romanlarındaki gibi zengin ve yakışıklı hem bu bir suç sayılmazdı. Elizabeth bile Mr. Darcy’ e Pemperley ‘i gördükten sonra vurulmamışmıydı. Bu derin düşüncelerden kendine hayal denizi oluşturmuştu ki  ” ah ne diyorum ben ” diye irkildi yüzü buruştu.

Tae Jun ”  Ne oldu bir şey mi var ?” dedi. Hae Min acele ile ” Yoo yok bir şey  ” diye kekeledi.

Hae Min açık büfeyi görünce ” işte bu be ” dedi. Tabağını ağzına kadar doldurmuştu.

Tae Jun ” Delirdin mi nasıl yiyeceksin o kadar şeyi”  dedi.

Hae Min ” Yerim ben , sen hiç merak etme , hem açık büfe yemezsem yazık olur.”

Tae Jun gülse mi ağlasa mı kestiremedi sonra aklına gelen soruyu sordu. ” Nasıl oluyorda böyle yiyip böyle kalabiliyorsun ” dedi eliyle kızın vucudunu işaret ederek .

Hae Min ”  Bilmem çok hareketliyim yakıyorum herhalde ” dedi.

Tae Jun ‘ dan kocaman bir kahkaha koyup salonda yankılandı. Herkes bir an dönüp onlara baktı ama Tae Jun kendine hakim olamıyordu. ” Hareketli mi ne hareketlisi uyuşuğun tekisin sen .”

Hae Min buna çok alındı  ” Sensin uyuşuk.  Sen yemene bak ” dedikten sonra sinirle tabağındakilere saldırdı. Tae Jun bakmıyor ve konuşmuyordu. Yemek bittikten sonra Hae  Min ”  hadi beni eve bırak”  dedi.

Tae Jun ”  Sen beni dinlemiyorsun değil mi ” dedi.

Hae Min ” işte bundan kesinlikle emin olabilirsin ” dedi .

Tae Jun ” Alışverişe gidiyoruz.”

Hae Min ”  Ne alışverişi ” diye itiraz etti.

Tae Jun ”  Seni kadına benzetmeliyiz , inan tatlım bu pijamalı halinle çok zor dedi. Az önce yanımızdan geçen kızlar seni benim asker arkadaşım bile sanmış olabilirler”   dedi.

Hae Min ” Duyanda erkeğe benziyorum sanır.”

Tae Jun  ” Duymalarına gerek yok seni görmeleri yeterli.”

Hae Min sinirden deliye dönmüştü . Neden durmadan beni aşağılıyor ki ?

Mağazaya girmişlerdi Tae Jun durmadan elbise seçiyor. Hae Min de hepsini deniyordu. Üstelik elbise denemekten nefret ederdi.

Hae Min denediği elbise ile kabinden çıkınca.

Tae Jun ” Babaanneme benzemişsin. Ne o yaşlılar gününe mi gidiyorsun ” dedi.

Hae Min bir başkasını denedi.

Tae Jun ” Liseye mi başlıyorsun?  Bu ne kılık”  dedi.

Bir başka elbise ile karşısına çıktığında Tae Jun acımayla dolu bir ifade ile ” Sana az maaş ödüyorum değil mi ?” dedi.

Hae Min şaşırmıştı ” Neden böyle söyledin”  dedi. Tae Jun ‘ un gerçekten onu düşüneceğine  ihtimal dahi vermiyordu.

Tae Jun ” Baksana otoyolda ek iş yapmak için kıyafet alıyorsun”  dedi.

Buraya kadardı artık Hae Min daha fazla dayanamayacaktı. Bu son söyledikleri çok ağırdı. Bu adamın dili zehirliydi. Aslında Tae Jun da söylediklerinden sonra pişma olmuştu fakat ne yapsın ki dilin kemiği yoktu üstelik söylediklerini geri almak gibi bir şansı da yoktu . Bu yüzden Hae Min’ in sinir patlamsasına katlanması gerekti

Hae Min  ” Ne saçmalıyorsun sen be , Bu çok açık bir kıyafet bile değil ”. ” Sıkıldım artık hiç bir şeyi beğenmiyorsun yoruldum bırakıyorum”  dedi. Tae Jun neden onun güzel görünmesini istemediğini bilmiyordu. kızlar aslında çok güzel olan elbiseleri beğenmemekte direten adamın tavrına anlam verememişti.

Bırakıyorum kelimesi Tae Jun’ un bir an nefesini kesecek kadar ürküttü.

Tae Jun  hızla ” Bırakamazsın olmaz , ben bırakıyorum diyene kadar olmaz ” dedi ve özür dileyerek alışveriş kısmını bırakıp Hae Min ‘i ikna etmeye çalıştı. Hae Min evine gidip yatmak istiyordu.  Oysa Tae Jun’ unun onu bırakmaya hiç niyeti yoktu.

Hae Min ”  Hadi beni eve bırak .”

Tae Jun ” Olmaz açıktım yemek yemeliyim”

Hae Min ”  Sen ye ben gidiyorum.”  dedi.

Tae Jun Hae Min ‘in yüzüne yaklaşıp fısıldar gibi kulağına ” Ben bitti demeden bitmez , unutun mu ?” dedi.

Hae Min normalde çekip giderdi ama bir kaç saniye onu donmuş bir heykele çevirdi.  Kendine geldiğinde arabada oturmuş . Yanında Tae Jun’ la yemek için restauranta giderken buldu kendini.

Enrico Macias-On S’embrasse Et On Oublie

Hae Min sakin bir yemek geçirmeyi planlıyordu ama olmadı tae jun devamlı ona ders veriyordu. Sonuçta kavga etmeye devam ettiler. Hae Min bırakta yemek yiyeyim dediyse de olmadı. Hae Min eve girdiğinde torbaları elinde atıp kendini yatağa attı. Gözlerini tavana dikip düşünmeye başladı. Şimdiden pişman olmuştu. Ne kadar düşünürse düşünsün bir çıkar yol bulamadı.Hye Jin’ e anlatsa kendisine çok kızar ve hemen işi bırakmasını isterdi. Hae Min ise işi bırakmak istemiyordu. Uykuya dalmadan önce her şey oluruna varır dedi. Ne olursa olsun artık umurumda değil.

Pazar sabahı Hye Jin sinirli bir şekilde Hae Min ‘in yatağının ucuna oturdu.

Hye Jin  ” Nerdesin sen?  Dün bütün gün sana ulaşmaya çalıştım. Beni deli etmek zorunda mısın? ”

Hae Min ” Yeter artık , Neden her sabah biri beni böyle uyandırıyor”  diyerek banyoya koştu.  Hye Jin ‘in yüzüne bakmak istemiyordu. Ne anlatacağını bilmiyordu. Tae Jun’ la gittiğini telefonunu evde unututğunu mu . Hye Jin,   Tae Jun’ dan hiç hoşlanmazdı . Planlarını öğrense daha beter nefret edeceği de garantiydi.

Hye Jin banyonun kapısına dayanıp  ” Böyle kaçamazsın ” dedi. ” Bana neler oluyor anlat. Dün temizlik yapmamışsın . Buz dolabı boş , alışverişe gitmemişsin ama elbise dolabın ağzına kadar  dolu. Neler dönüyor çabuk anlat.”

Hae Min kaçınılmaz sondan kaçış yok dedi. Her şeyi Hye Jin ‘e anlattı.  Hye Jin önce Tae Jun ‘a bir sürü küfür sıraladıktan sonra. Hae Min’ e endişelerini anlattı. İşi bırakmasını ona para verebileceğini ailesin de verebileceğini,  isterse yine onlarla yaşayabileceğini söyledi. O kadar telaşlıydı ki Hae Min ‘in onu tehlikede olmadığına inadırması çok zor oldu.

Hae Min ” Tehlikeli bir şey değil inan. Zaten Young  Jae’ nin  bana aşık olacağı falan yok. Bu durumu kullanıp Tae Jun’ a bana yaptıklarından dolayı eziyet etsem fena mı . Hem dün bir sürü para ve zaman harcadı,  onun böyle çabalayıp başarısız olduğunu görmek beni çok mutlu eder. Olur da Young Jae bana aşık olursa zengin bir kadın olur ona,  bana yaptıklarını ödetirim.  Her iki durumda da ben kazançlı çıkarım ” dedi.

Hye Jin  ” Sen yine de dikkatli ol ” dedi.  Tae Jun’ un bir kaçık olduğuna emin olmuştu. Yardıma ihtiyacın olursa bana söyle. Bir süre daha Young  Jae  ile evlenirse  zegin biri olarak Hae Min  yapacaklarından bahsedip dalga geçerek gülüştüler. Hye Jin hadi temizliğe diyene kadar Hae Min’ in keyfi yerindeydi.

Young  Jae bir kaç gün önce bir kadınla tanışmış,  gününü gün ediyordu ama bilmediği şey kadının kocasının  çapkınlardan hiç hoşlanmamasıydı. Young  Jae peşindeki adamlardan  ve onu bulunca kendisinin bile tanıyamayacağı bir hale getireceklerinden habersizdi.

Tae Jun , Hae Min ‘ in tekrar Young  Jae ile karşılşaması için bir bahane bulmuş eline tutuşturdğu evraklarla onu Young  Jae’  nin dairesine yollamıştı. Hae Min otoparkta hangi daireye neden evrak teslim etmesi gerektiğini anlamayarak Tae Jun ‘a sövmekle meşguldü ta ki arkadan gelen seslerle irkilene kadar.

SONBAHAR ESİNTİSİ 4. BÖLÜM

” AVA GİDEN AVLANIR ”

Elvis presley – Pretty woman

Tae Jun , Hae Min ‘i odasına çağırdı. Hae Min  dalgındı henüz Young Jae ile olanları düzeltemediği için kendini huzursuz hissediyordu.  Tae Jun ‘un karşısında oturmuş yine ne var acaba diye bekliyordu.

Tae Jun  konuşmaya başladı. ‘’  Young Jae ‘ den hoşlanıyorsun’’  dedi

Hae Min Bu da nerden çıktı şimdi  diye geçirdin içinden .  ‘’ Bundan sana ne ‘’

Tae Jun iş başında olduğu kadar ciddi bir havaya büründü Hae Min onun bu tavırlarını biliyordu. Samimi tavırlarından arınıp bu hale bürünüyorsa kesin ciddi bir durum vardı.

Tae Jun ‘’  Tamam Tamam Young Jae’  nin sana aşık olması için yardım edeceğim’’  dedi. Lütfeder gibi konuşmasından Hae Min hiç hoşlanmadı hem ben ne zaman böyle bir şey istedim ki diye düşündü.

Hae Min ‘’ Yardım mı ? Neden ?  Ben böyle bir şey istemedim ‘’dedi.

Tae Jun aslında açıklamayı düşünmediği şeyler söyledi ‘’ Çünkü bu adamı yola getirmenin tek yolu düzenli bir hayat yani sıkıcı bir evlilik hayatı diyebiliriz ve bunun olmasını sağlamak benim görevim sayılır.’’

Hae Min ‘’  İyi de bundan bana ne’’  dedi. Hiç umursamıyormuş gibi görünüyordu ve bu hali Tae Jun ‘un canını çok sıkıyordu.  ‘’ Açıkçası canım hiç umurumda değil ayrıca  Gidip bir sürü kız bulacağına eminim ‘’ dedi.

Tae Jun öyle öfkelenmişti ki bu kız nasıl olurda onun bu teklifini red edebilirdi ki. Bu öfkeyle düşündüğü her şeyi sıralamaya başladı.  ‘’Çünkü aynı zamanda bu adama hayatının kazığını atmak istiyorum ve ancak seninle evlenirse böyle bir şey olabilir. Hem ayrıca evleneceği kız iyi aile kızı olmalı yoksa büyükler kabul etmez ve şu tipine bakınca erkelerin tercih edeceği biri olmadığın anlaşılıyor ‘’ dedi.

Hae Min bu küstahlık karşısında ne diyeceğini şaşırdı. Az önce bu adam onu küçümsemiş miydi. ‘’ Ben istersem onu aşık ederim ‘’ dedi alnında bir damar çoktan atmaya başlamıştı bile. ‘’ Sana hiç ihtiyacım yok.’’

Tae Jun kızın yumuşak karnını bulmuştu hemen karşı saldırıya geçti ‘’  Hadi canım gerçekçi ol. Senin gibi sıradan hatta ortalamanın altında bir kızın onunla hiç şansı yok  ama sana yardım edersem bunu yapabilirsin. Bende bir mucize gerçekleştirmiş olurum.’’ Derken öyle sırıtıyordu ki Hae Min onu elleriyle parçalamak istedi.

Hae Min ‘’  Mucize mi?’’  diye haykırdı.

Tae Jun  ‘’ evet’’  dedi gayet sakin bir şekilde . ‘’ Biliyorsun o hep güzel kızlarla çıkar yani seni beğenmesini sağlamak ancak olsa olsa mucize olur.’’

Hae Min ‘’  Sen aklını kaçırmışsın benim mucizeye ihtiyacım yok’’  diye parladı.

Tae Jun fırsatı hiç kaçırmadı ‘’ ahhh yani kendine güveniyorsun. Tabi anlıyorum bende senin gibi olsaydım bende  korkardım. Başarı oranı çok az ne de olsa.’’

Hae Min artık köpürüyordu.  ‘’ Ne diyorsun sen be…  ben istesem onu parmağımda oynatırım’’  dedi içinde tutamadığı öfkesi volkan gibi püskürürken.

Tae Jun  fırsatı hiç kaçırmadı anında atağa geçti ‘’ Var mısın iddiasına’’  dedi. Tabi korkmuyorsan ‘’

Hae Min ‘’  Tabi varım ,  ne korkması ‘’ Oyuna gelmişti. Çabuk gaza gelen yapısı yüzünden ağzından çıkanların farkında değildi.

Tae Jun ‘’ Yani kabul ediyorsun ‘’ dedi.

Hae Min ‘’ Dur’’  neyi kabul ettim ben  diye düşünüyordu.

Tae Jun ‘’ Sözünden dönemezsin’’  dedi. ‘’ Yoksa korkak ve dönek misin ?’’

Hae Min –‘’  ama ben onu refleks olarak söyledim ‘’ dedi.

Tae Jun dinlemeye niyetli değildi.’’  Söz ağızdan bir kere çıkar  bu iş bitmiştir.’’

Hae Min akşam eve yürüyerek gitmeye karar verdi. Bol boyunca bu gün koca dilini tutamadığı için kendine kızmakla meşguldü.

Can`t take my eyes off you 

Hae Min gece güzel bir uyku çekmişti. Akşam olanların sadece bir şaka olduğuna inancı sonunda uykuya dalmasına neden olmuştu.Zaten böyle bir Saçmalığın gerçek olması beklenemezdi. Hae Min sabahları uyandıktan sonra yatakta vakit geçirmekten çok hoşlanıyordu. Hye Jin sabahın köründe kalkarken Hae Min asla kalkamazdı. Bu yüzden ona devamlı uykucu derlerdi. Öyle ağır bir uykusu vardı ki. Saatini hep 5 dk ileri ertelemeyi alışkanlık haline getirmişti.Hye Jin hep sabahın köründe başına dikilir Hae Min’ i okula götürürdü. Eğer onunla birlikte yaşamasaydı Hae Min asla sabah ki derslere yetişemezdi. İkisinin de aynı okula gitmesi bir şanstı ama Hye Jin iki yıl önce mezun  olunca Hae Min kendi kendine kalkamaya alışmıştı. Yeni evinde tek başına yaşarken de saati sayesinde geç kalmadan uyanıyordu. Hae Min cumartesi planını yapmıştı. Geç kalkıp güzel bir kahvaltı yapıp alışverişe çıkmak. Temizlik yapacaktı ama evde hiç temizlik malzemesi kalmamıştı. Bunlarla hey Hye Jin ilgilenirdi. Şimdi kendi almak zorundaydı. Evinde çok fazla eşya yoktu. Eşya yığını evleri sevmiyordu. Ona kalsa bir yatak bir koltuk yeterdi. Oysa Hye Jin’ e göre evi ev yapan kişilik katan eşyalardı.  Bu yüzden evinde seni anlatan ayrıntılar olmalı demişti. En sevdiği filmin afişi, müzik cd leri ,kitapları ,yatak odasında bir dolapta duruyordu. Hazinelerim derdi bunlar için. Yatağın karşısında bir televizyon . Onun yanında bir çalışma masası ile bilgisayar vardı. Odada bir halı bile yoktu. Odanın bir kısmını elbiseleri için küçük bir bölme olarak ayırmıştı. Elbiseleri hep dağınıktı asla düzenli olmamıştı. Hye Jin dolabını öyle tertiplerdi ki her şeyin yeri belli ve ütülü ve katlıydı ama bunlar Hae Min 2e göre değildi. Hye Jin dağınıklığa kızmasın diye elbiselerin bölmesini kapattığı tahta kapılarla ayırmıştı. Böylece oda daha düzenli görünüyordu.

Hae Min yatakta sağa sola döndü . Zil çalıyordu. Hiç susmuyordu. Rüya mı görüyorum dedi. Yok rüya değildi. Hae Min ‘’ Off kim bu sabahın köründe , hafta sonunda olacak iş mi ,  çek şu lanet elini zilden ‘’ diye bağırarak kapıya doğru yürümeye başladı.  Hae Min gözlerini açmadı bile kapıyı açıp yine aynı şekilde yatağına geri döndü yorganını kafasına kadar çekip kaldığı yerden uyuklamaya devam etti. Uyku sersemiydi. Kimin geldiğine bakmadı bile ne de olsa onu ziyaret edecek bir   Hye Jin vardı. Kesin temizlik yapmayı atlamasın diye kontrole gelmişti. Aklına başka ihtimal gelmedi. Hae Min bir iki dakika böyle uyumaya çabaladı. Yorganı çekiştirdi ama bir saniye  yorgan yerinden oynamıyordu. Üzerinde biri oturmuştu. Çekiştirdi yine olmadı bırak şunu diye bağırdı. Yine olmadı sonunda dayanamayıp yerinde doğruldu. Gözlerini açmaya çabaladı önce bir görüntü gördü inanamadı.  Gözlerini yavaşça tekrar açtı ve şokla birlikte artık gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Tae Jun tam karşısında o sinsi sırıtışıyla duruyordu. Tae Jun çok normal bir halde’’  uykucu kalk artık öğlen oldu ‘’dedi.

Hae Min ise uyandığına inanamayarak ‘’ Ne işin var burada?  Gerçekten gulyabani misin ,  rüyama da mı geliyorsun artık?’’  dedi. O şaşkın ifadesinden taviz vermeyerek.

Tae Jun gülümsemesi bütün yüzüne dağılmış bir halde ‘’  İnan canım rüyana gelsem beyaz atlı prens olurdum,  ayrıca burada böyle de durmazdım.’’

Hae Min üzerinde ki yorganı fırlattı. Tae Jun’ un yüzüne geldi.En iyisi hep yüzü böyle kalsın dedi içinden. Elini yüzünü yıkamak için banyoya gitti. Sinirliydi ne işi var bunun burada. Nerden buldu evimi.

Tae Jun evi inceliyordu. Filmlere , kitaplara,  Müzik cd lerine baktı aslında o kadar da boş değilmiş diye düşündü. Gördüklerinden memnun olmuştu. Bir tek şu toz ne kadar pasaklı olduğuna artık inanabiliyordu.

Hae Min odaya girdiğinde ‘’ Adresi nerden buldun’’ dedi.

Tae Jun bazen bu kızın beynine oksijen gitmiyor herhalde diye düşündü. ‘’ Ne saçma soru bu yoksa hala uykuda mısın?  Tabi ki cv inde yazıyordu.’’

Hae Min biraz  utanmıştı  ‘’ hııım’’  diyebildi sonra aklına üstünlük taslayan çocuklara has bir tavırla söylediği ‘’  Peki burada ne arıyorsun’’  sorusu geldi.

Tae Jun  ‘’ Planımızı uygulamaya geldim ‘’ dedi.  Unutun mu?’’

Hae Min  ‘’ Ne planı ne diyorsun sen ‘’ diye şaşkınlıktan yüzü kırışmış düşünceli halini sergilerken Tae Jun neden her şeye bu kadar şaşırıyor diye merak ediyordu.

Tae Jun ‘’ Gerçekten dün akşam konuştuklarımız bile hatırlamayacak kadar aptal mısın’’ dedi.

Hae Min korkunç gerçekle yüzleşmenin verdiği  sızıyla birlikte anlamıyormuş gibi takınarak vurdun duymaz bir şekilde ‘’  Saçmalama o bir şaka değil miydi ‘’ derken bu işten kurtulacağını ümit etmekten geri durmuyordu. Kalbindeki bir kaç damla kurtuluş kırıntısı da Tae Jun ‘un konuşmasıyla sonsuza kadar uçup giderken. Boş boğaz ve salak olmasından derin bir pişmanlık duyuyordu.

Tae Jun ‘’ değildi,  şimdi hazırlan da çıkalım.’’ Dedi.

Hae Min kurtuluşu olmadığını anlayarak mutsuz bir ifade ile  bıkkınca ‘’ nereye’’  dedi .

Sonbahar Esintisi 3. Bölüm

”KUSURSUZ PLAN”

Bookends – Simon and Garfunkel 

Sadece kazananlar değil kaybedenlerde yalnızdı. Hae Min’ in tek ve sadık dostu Hye Jin’di. Çocukluk arkadaşıydılar. Hae Min nerdeyse tüm hayatını Hye Jin ‘in ailesinin yanında geçirmişti. Ailesi ölünce onu bu sevgi dolu aile yetiştirmişti. Hye Jin’ in ailesi Hae Min’ e her zaman kendi çocuklukları gibi davranmışlardı. Hae Min de bu durumdan gayet mutluydu fakat üniversite bitince kendi evi olsun istemişti. Artık tek başına yaşamayı öğrenmesi gerekiyordu. Yalnız yaşamayı , kendi evi olmasını seviyordu. Hye Jin ise ailesiyle olmanın çok daha iyi olduğunu düşünüyordu. O tam bir ev kuşuydu. Hae Min bir gün yalnız kalabileceğinin farkında olduğu için kendini buna alıştırmaya çalışıyordu. Hye Jin’ in bilmediği ama Hae Min’in uzun yıllardır farkında olduğu bir gerçek vardı. Ebeveynler asla sonsuza kadar yanında olamaz. Acı ama gerçekti.

Hae Min’ in işe neden alındığını anlaması uzun sürmedi. Hiç sorumluluk almasına izin verilmiyordu. Nedense patronu da devamlı onu uğraştıracak saçma sapan işler veriyordu. Üstelik bunu yaparken zevk aldığını belli etmekten de geri durmuyordu . Yaptıklarının tadını çıkarmaktan kaçınmıyordu. İlk iki hafta böyle geçmişti. Tae Jun  keyfi yerinde halinden oldukça memnun Hae Min ile uğraşıyordu. Bazen abartıp gece yarısı arayıp saçma sapan bir bahane buluyordu. Yarın bana toplantıyı unutturma demişti bir keresinde sanki Hae Min unutsa Tae Jun unutabilirmiş gibi.

Hae Min buna anlam veremiyordu. Tae Jun aslında çok zekiydi ama bu yaptıklarını anlamlandıramıyordu. Hiç bir şey mantıklı gelmiyordu. İki haftada anladığı bir tek şey vardı o da bu adamın zekasına hayran kaldığıydı. Peki neden konu kendisi olunca aptallaşıyor berbat bahaneler buluyordu. Bunu Tae Jun bile anlamamıştı ki Hae Min nerden anlasın.

Mei-chan no Shitsuji OST 

Yine bir pazartesi günü Hae Min angarya işleriyle uğraşıp evrakla gömülmüşken bir adam geldi. Hae Min başını bile kaldırmadı. Adamın kıyafetlerini görebiliyordu. Bir şirket için fazla spordu.

Adam ‘’Tae Jun ile görüşmek istiyorum, yerinde mi ‘’dedi.

Hae Min ‘’ Tae Jun mu ?’’  dedi.  Bu ne laubalilik sanki asker arkadaşı Tae Jun ‘muş .

Hae Min  ‘’  Her isteyen onunla görüşebilir mi sanıyorsunuz . Randevunuz var mı .’’   Karşısındaki gencin onula kafa bulduğuna emindi. Tae Jun ‘ un bununla ne işi olabilirdi ki. Hala kafasını kaldırmamıştı.

Young Jae  ne ters kız diye düşündü. ‘’Ben her isteyen değilim’’ dedi. ‘’Hem siz neden bu kadar kabasınız. Tae böyle kaba birine neden iş vermiş hiç anlamadım.’’

Hae Min kafası attı kaba mı ?  ‘’Hem işi veren o bundan size ne ‘’ dedi sinirle.

YoungJjae sorun istemiyordu sanki durmaya çalışarak ‘’  Haklısın beni ilgilendirmez şimdi içeri girebilir miyim,  Ben onun kardeşiyim ‘’ dedi.

Hae Min patronunun bir kardeşi olmadığından emin olarak ‘’  Ha öyle mi bende büyük babasıyım ‘’ dedi gülerek . Hay Allahım başka yalan bulamadın mı ?’’

Young Jae ‘ nin kafası iyice attı . –‘’ Siz hiç iyi bir asistan değilsiniz’’  dedi. Yöneticinin kardeşini bile tanımıyorsunuz. İşinizle ilginiz olsaydı bütün bilgileri öğrenmek için can atardınız.’’

Hae Min artık tahammül edemeyecekti .  ‘’Hey bana işimi öğretmeye kalkma diye çıkıştı. Bu lanet işi bir başkasından öğrenemeye  niyeti yoktu. Hem bu adam kim oluyordu. Sinirle başını kaldırdı  ve gördüğüne inanamadı içinden neden böyle şeyler hep beni bulmak zorunda diye geçirdi. Asansörde gördüğü yakışıklı adam ona kızgın bir ifade ile bakmaktaydı.   O cumartesi sabahı asansörde gördüğü uzun boylu yunan heykeli misali adam işte burada tam karşısındaydı . Olabilecek en kötü karşılaşmayı yaşamışlardı. Hae Min’ i düşüncelerinden Tae Jun’ un sesi kurtardı .

Tae Jun ,  Young Jae ‘ye seslenip ‘’ Orada ne yapıyorsun içeri gelsene ‘’dedi. Young Jae ‘’ Bende ona uğraşıyordum ama duvarları geçmem gerekti ‘’ dedi Hae Min ‘e gördün mü der gibi bakarak.

Young Jae ofise girer girmez bir koltuğa oturdu.  Ofise girmeden önce Hae Min’ e son  bir bakış atıp sana demiştim değil mi dedi. Hemen ardından ‘’  Buraya daha sık gelmeliyim patronunu tanımayan çalışanlar var. ‘’ dedi.  Buranın sahibi olup da tanınmamak onu fena halde kızdırmıştı.

Tae Jun ise Hae Min’ in neden hayran hayran Young Jae’ i süzdüğünü merak ediyordu.

Hae Min ‘in böyle kaba davranmasının bir sebebi vardı. Kovulmak istiyordu. İşin aslını anladığında beri böyle davranıyordu. Hye Jin yüzünden işi kendi bırakamazdı  ama eğer kovulursa hem tazminat alır hem de arkadaşına zarar vermemiş olurdu. nedense bu kaba davranışlar patronunu hiç etkilememişti. bu yüzden Hae Min davranışlarına hiç özen göstermemişti ta ki bugün utancından yerin dibine girene kadar. Tae Jun onu bir kaç kez uyarmıştı ama Hae Min hemen kozunu oynamış ne yaparsın beni kovar mısın demişti. Hae Min’ in bilmediği bir şey vardı . Kimse Tae Jun’ un inatçılığını geçemezdi. Tae Jun kendinden emin bir şekilde ‘’ Hayır seni kovmayacağım dedi ama kovulmak için yalvarmanı sağlayacağımdan emin olabilirsin.’’

Hae Min’ in Young Jae ye kötü davranmasının sebebi Tae Jun ‘du ama işler ters tepmişti. Nerden bilebilirdi ki?  Şimdi pişmanlıkla kıvranıyordu. Ne yapmalı da kendini affettirmeliydi.

Young Jae hal hatır sorma faslından sonra ‘’ Bu kızı hemen kovmalısın ‘. Böyle biri ile nasıl çalışırsın.’’ Dedi.

Tae Jun neşeyle  ‘’ Onu kovamam  ama beni o kadar düşünüyorsan neden sen çalışmıyorsun eğer şirkete gelip çalışırsan onu senin asistanın yaparım ne dersin .’’

Young Jae heyecanla atıldı  ‘’  Aman Allah korusun. Ben tatlı ve hoş bayanlardan hoşlanıyorum onun gibi şirret olanlardan değil.’’

Tae Jun  ‘’ Ne demek istiyorsun ona dönüp bakmaz mısın’’ dedi.

Young Jae ‘’ Evet aynen öyle ‘’ dedi. Gayet emin bir şekilde.

Tae Jun ‘’ Senin yerinde olsam büyük konuşmazdım ‘’  dedi .’’ Ne de olsa kız hoş sayılır .’’

Young Jae  ‘’ Şaşkınlıkla onu beğeniyor olamazsın’’ dedi. Yoksa sen ?

Tae Jun ‘’ Tabi ki hayır,  Ben sadece aslında güzel olduğunu söylüyorum. Bunu inkar  edemezsin. Hem ondan hoşlanmaman çok daha iyi,  işlere yoğunlaşmış olurdun .’’

Young Jae  ‘’ İşle ilgim olmadığını biliyorsun , en azından bu işle. Ben sadece seni görmeye geldim eğer yine aynı konuyu açacaksan ben gitsem iyi olur.’’

Tae Jun ‘’  Tamam dur dur ‘’ dedi. Anlaşılan Young Jae ‘yi  ikna etmek hala imkansız görünüyordu.

Young Jae ayrıldıktan sonra Tae Jun derin düşüncelere daldı. Young Jae ‘yi adam etmek ve ondan iyi bir intikam alıp hayatının dersini vermek. Tamam dedi,  bir taşla üç kuş . Hem Young Jae’ ye laflarını yutturacağım hem de onu adam edeceğim. Bunca işi başıma yıkmasının bedelini ödeyecek . gününü gün ederken ben burada çalışıyorum. Hem Hae Min ‘ in Young Jae’  ye bağlarsa onun da bir ömür eziyet çekeceğine kesin gözüyle baktığından ona da iyi bir ders vereceğine emindi. Tae Jun’ un yüzünden şeytanca bir sırıtış vardı. Kendi kendine gülüyordu. Hae Min onun odasına girdiğinde Tae Jun ‘u bu kadar mutlu göreceğine asla ihtimal vermezdi.

Hae Min evini tam istediği gibi döşemişti. Çok küçük bir evdi ama onun için yeterliydi. Akşam eve gittiğinde ev sahibini görünce aklı başına geldi. Evin kirası için bu işe sıkıca sarılması gerektiğine inandı. Ne olursa olsun bu işi bırakmayacağım tıpkı evimi bırakmayacağım gibi.

SONBAHAR ESİNTİSİ 2.BÖLÜM

”KALP ÇARPINTISI ”

Marlon Roudette – New Age

Çarşamba sabahı saat 11 ‘de personel müdürünü bekleyen Kim Hae Min karşısında Lee Tae Jun ‘u buldu. Hae Min şaşkınlıkla ‘’ ama’’ dedi.  Fakat  Tae Jun sözünü tamamlamasına izin vermedi.

Tae Jun –  ‘’vaktim yok.  Kısa keseceğim , yönetici asistanı pozisyonunu almanı istiyorum.’’

Hae Min –  ‘’ne’’  dedi şok ifadesiyle.  Yönetici asistanı mı ? Bu iş ile ilgili bir terslik olduğunu anlamalıydım diye düşündü. Sonra konuşmasına daha sakin bir tonda devam etmeye çalıştı.

Ben yatırım bölümü  için geldim .Nasıl böyle bir teklif yaparsınız?  Bu iş benim niteliklerime göre değil.’’  sinirden çok hızlı konuşuyordu. Alnında bir damarın attığından emindi. En nefret ettiği işti bu.

Tae Jun – ‘’Başka şansın yok.  Beğen yada beğenme .Eski iş yerinden kavga ederek ayrılmışsın.Referansın yok üstelik nerdeyse deneyimsiz sayılırsın .Eğer kabul edersen arkadaşında işine dönebilir. Sen bilirsin . Yalnız çabuk karar ver. Seni bekleyecek zamanım yok.’’

Hae Min , ah şu dilim …Neden kavga ettim ki diye düşünüyordu. Bir taraftan dudaklarını ısırırken diğer taraftan hızlıca düşünemeye çalışıyordu. Anlaşılan karşısında sabırsızca duran adamın fazla beklemeye niyeti yoktu. Hae Min ,  Hye Jin’ i düşündü , en yakın arkadaşını . Onun için her şeyi yapardı ama bu iş olmazdı. Berbat bir iş,  en nefret ettiği şeydi. Off ne yapacaktı . Kesin benimle uğraşacak yoksa neden onun asistanı olmamı istesin ki . Kısa bir sessizlikten sonra Hae Min’ in dudaklarından tamam sözcüğü bezgince düştü.

Hae Min tamam dedikten sonra Tae Jun ‘un dudaklarında oyunu kazanmış bir çocuğun şeytanca sırıtışını gördüğüne yemin edebilirdi. Bu adam kanımı donduruyor. Bana baktığında donup kalıyorum. Nasıl onunla çalışacağım diye düşünürken Tae Jun yeni oyuncağını süzmekle meşguldü.

Tae Jun – ‘’Yarın işe başlıyorsun . Bana telefonunu ver. Her daim sana ulaşmak isterim. Sakın kapalı olmasın .’’  Emirlerini ışık hızından bile süratli sıralıyordu. Sonunda’’ anladın mı’’ dedi.

Hae Min  anladın mıymış  , anlatabildim mi olacaktı diye düşünürken sıktığı dudaklarından zor çıkan bir sesle ,duyulacağına bile ihtimal vermeden’’ Evet efendim’’ dedi.

Tae Jun ‘un keyfi yerine geldi .’’ Vay bu sözü duymak ne kadar güzel tekrar et bakalım , efendim,  hah aha ha . Hae Min ‘in  kendi kendine şeytani kahkahalar atarken hayal ettiği Tae Jun aslında sözlerini bitirmiş Hae Min ‘in somurtan yüzüne bakıyordu.

Hae Min telefonuna yeni patronunun numarasını kaydetti ve umarım hiç bir zaman aramaz dedi. İçinde  yenik düşmenin verdiği kızgınlık vardı.

Hae Min ,  arkadaşı  Hye Jin ‘i işine döndürmek için çok yalvarmıştı. Hye Jin çok prensipli biriydi ve bu duruma kesinlikle karşıydı. Yine de sevgili arkadaşının çırpınışlarına gönlü razı olmadı ve geri döndü.

Hae Min ‘in işi kişisel asistanlık gibiydi. Korktuğu gibi patronun kölesi olmuştu. Şirketin işleriyle ilgilenen yaşlı  bir sekreter vardı. Bu sekreter deneyimli ve işinde oldukça iyiydi. Bu yüzden Hae Min çok yorulması ya da işleri birbirine karıştırması gibi bir sorun söz konusu değildi. Çünkü Tae Jun için işler çok önemliydi. Sırf eğlencesi için yeni oyuncağının işleri mahvetmesine müsaade edemezdi.

Stress atacağı bir top gibiydi onun için fazla sorumluluk vermesine gerek yoktu. Tae Jun kızın bunu anlayınca yüzünün alacağı hali düşünürken keyfi yerine geliyordu. Acaba yine kızgınlıktan kaşlarını mı çatar yoksa aynı bir balık gibi donuk donuk bakar mı . Ortada kesin olan bir şey varsa o da Tae Jun için Hae Min i düşünmek her zaman tebessüm etmesine neden oluyordu.

Hae Min işe başladığı  ilk günlerden birinde geç kalmıştı. Masasına telefonunu  ve çantasını bırakıp hemen lavaboya koştu . Felakaet görünüyordu. Biran önce makyajını yapmak ve saçlarını toplamak zorundaydı. Asansörden inen Tae Jun devamlı Hae Min ‘in telefonunu çaldırıyordu. Ofise girerken masanın üstünde çalan telefonu gördü.

-‘’ Deli kız ben ona bunu yanından ayırma demedim mi ?’’

Telefonu eline aldı Hae Min , Tae Jun ‘u kalp çarpıntısı diye kaydetmişti. Tae Jun bunu görünce kahkahayı bastı kalp çarpıntısı mı ? O sırada patronunun telefonunu karıştırdığını gören Hae Min kendini kaybetti.

Hae Min –‘’Hey sen telefonumu kurcalama’’ diye bağırdı.

Tae Jun – ‘’ Ne’’  dedi yine otoriter sesi devreye girmişti.

Hae Min –‘’ Pardon telefonumu geri alabilir miyim efendim ‘’ dedi gayet sakin bir ses tonuyla .Hae Min neden bu adamla samimi konuşmaktan kendini alamıyordu. Daha önce hiç böyle terbiyesizlikler yapmamıştı  ama onu görünce sinirlerine hakim olamıyordu işte.

Tae Jun da aynı onun gibi samimi davranıyordu işte  sanki az önce ki otoriter ses ona ait değilmiş gibi bu sefer çok sıcak , cana yakın bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

‘’ Neden telefonuna kalp çarpıntısı yazdın ?  Yoksa bana aşık mı oldun ?’’  Bu soruyu sorarken kafasını aşağı doğru eğip haddinden fazla Hae Min ‘e doğru yaklaşmıştı. Gözlerini gözlerine sabitlediğinde Hae Min onun ne kadar güzel gözleri olduğunu yeni fark edebilmişti. Daha önce neden fark etmedim ki. Aslında dikkat etmeyince belli olmuyor. Bir süre bu düşünceler arasında kaybolabilirdi ama şimdi patronun dediklerini algılamıştı ve onun güzel gözlerini düşünmekten çok daha önemli işleri vardı.

Hae Min aynı sakin ses tonuyla cevap vermeyi denedi ama başarılı olamadı sesi kızgın çıkıyordu.

‘’Ne delirmişsin sen . Ne dar kafalısın. İnsanlar bir tek aşık olunca mı heyecanlanır. Kalbi çarpar sanıyorsun. Hayır insanlar korkunca da kalbi atar hem de deli gibi atar. Hem sen hiç korku filmi izlemdin mi . Sen benim içim öcü gibisin kalbimi attıran bir gulyabani işte bu yüzden böyle kaydettim.’’ Son kelimeleri söylerken yavaşlamış ve sakinlemeye başlamıştı ,  hatta kelimeler arasında durup nefes bile aldı. Konuşmanın sonu böyle olsa da öncesinde gösterdiği kızgınlık da neydi öyle . Neden böyle davrandığını anlamıyordu. Ona  çok yakın durduğu için kızmış olmalıydı. kesinlikle bu yüzden kendimi kaybettim dedi. Derin derin nefes alıyordu.

Tae Jun kapıyı çarparak ofisine girdi.

‘’Ne öcü mü ? Gulyabani mi ? Deli bu kız … Deli .’’   Etrafta sinirle dolanıp bağırıyordu.

Ben çok yakışıklıyım bir kere . Nasıl gulyabani olabilirim ki ?  bu yüz,  bu endam ….  hhıh böyle bir görüntü öcüymüş . Hem deli hem kör. Sana gulyabani nasıl olur gösterirdim’’  dedi sinirden koltuğa çökerken .  Hae Min ‘in söyledikleri , onu beğenmemesi bu fikri aklına bile getirmemesi gururuna dokunmuştu.

********************

Hae Min’ in çalıştığı şirket öyle ülkenin en büyüklerinden bir grup değildi  ama uzun yıllardı var olan , sağlam geçmişi olan bir markaydı. Tae Jun şirketin başına geleli henüz bir yıl olmuştu. Çok gençti ve her şeyle ilgilenip sorumluluk almak istemiyordu. Bu yüzden bölünmüş bir idareyi tercih ediyordu. Şirket iki ortak aileden oluşuyordu. Diğer ortak ile babası kardeşti. Bu yüzden çocukları da nerdeyse kardeş gibi büyümüştü. Tae Jun ile Lee Young Jae arasında kardeşten öte bir bağ vardı. Tae Jun daha büyük olduğu için her zaman büyük abi olmuş Young Jae’ i korumuştu. Fakat bu durum Young Jae’ nin başına buyruk sorumsuz bir serseri olmasına imkan vermişti. Bu yüzden herkes onun bu hallerini sorumlusu olarak Tae Jun u görmeyi  haklı bulmuştu. Tae Jun şirketi ve geleceğini düşünürken Young Jae’ yi yanına çekmenin bir yolunu bulmalıydı. Madem onun bu halini sorumlusu oydu düzeltmesi gerekende oydu ,artık her istediğini yapan, her zora düştüğünde onu kurtaran bir Tae Jun  olmayacaktı.  Onu adam etmeliydi ama nasıl ? Bu soru beynini kurcalıyordu.